İçeriğe geç

TUR-702-04·Türkiye'de Sosyolojik Düşüncenin Tarihi

Mehmet İzzet, İsmail Hakkı Baltacıoğlu ve erken kürsüler

temel2.034 kelime≈ 14 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Bir bilim dalının kurumsallaşması, hocalara, derslere, dergilere ve kurumlara ihtiyaç duyar.
  2. Kürsü sisteminde bir disiplinin yönü büyük ölçüde kürsü başkanının kişisel yaklaşımına bağlıdır.
  3. Mehmet İzzet, Gökalp'in kolektivizmine karşı bireyin iradesini ve yaratıcılığını öne çıkardı.
  4. Baltacıoğlu, toplum bilgisini sınıfa, atölyeye ve sanata taşımaya çalıştı.
  5. İçtimai mektep anlayışı, okulu toplumun küçük bir modeli olarak görür.
  6. Üniversite reformu, yerli hocaların uzaklaştırılmasına ve göçmen bilim insanlarının gelişine yol açtı.
  7. Türkiye'de sosyolojinin erken kurumsallaşması, devlete yakınlığıyla birlikte gerçekleşti.

Açılış sahnesi

Okuma grubunun dördüncü toplantısı üniversitenin eski binasında, bir zamanlar darülfünunun derslerinin yapıldığı koridorların yakınında yapılıyor. Grubu yöneten öğretim üyesi, masaya bu kez bir kitap değil, eski bir ders programının fotokopisini koyuyor. Programda sosyoloji dersinin yanında hocanın adı yazılı, birkaç yıl sonraki programda ise aynı dersin karşısında başka bir ad var. Aradaki yıllarda kürsü el değiştirmiş, dersin içeriği ve dili de değişmişti.

Öğrenci iki programı karşılaştırırken bir şey fark ediyor. Gökalp'ten sonra sosyoloji ortadan kaybolmamıştı, ama tek bir sesle de konuşmuyordu. Kimi hocalar Gökalp'in yolunu sürdürüyor, kimileri ondan uzaklaşıp bireyin iç dünyasına, yaratıcılığına ve eğitime yöneliyordu. Birkaç yıl sonra ise darülfünunun kendisi kapatılacak, yerine yeni bir üniversite kurulacak ve hocaların bir kısmı kürsülerini kaybedecekti. Öğrenci merak ediyor: bir disiplin, hocaları ve kurumları bu kadar hızlı değişirken nasıl ayakta kalır?

Bu derste ne olacak

Eski ders programları ve el değiştiren kürsü kurgu. Gökalp'ten sonra sosyolojinin darülfünunda ve ardından kurulan üniversitede nasıl sürdüğü, bu dönemde öne çıkan düşünürlerin Gökalp'in mirasına nasıl yaklaştığı ve üniversite reformunun disiplini nasıl etkilediği ise Türkiye sosyolojisinin kurumsallaşma tarihinin gerçek konularıdır.

Önceki iki ders, disiplinin kuruluş yıllarındaki iki karşıt ismi, Gökalp ile Sabahaddin'i ele aldı. Bu ders, Gökalp sonrası kuşağa ve sosyolojinin bir kurum olarak nasıl yerleştiğine bakıyor. Darülfünunun ve kürsü düzeninin nasıl işlediği, Mehmet İzzet'in Gökalp'in kolektivizmine yönelttiği eleştiri, İsmail Hakkı Baltacıoğlu'nun sosyolojiyi eğitimle ve gündelik hayatla birleştirme çabası ve üniversite reformunun sosyolojiye etkisi dersin konuları.

Sıfır noktası — Bir disiplinin evi

Bir bilim dalı yalnız fikirlerden ibaret değildir. Onu öğreten hocalara, okutulan derslere, yayımlanan dergilere ve bunların yapıldığı kurumlara ihtiyaç duyar. Tematik kurslarda kurumsallaşma, bir uygulamanın düzenli, beklenen ve meşru bir kalıba dönüşmesi süreci olarak tanıtılmıştı. Sosyolojinin Türkiye'de kurumsallaşması da belirli kurumlar içinde gerçekleşti.

Mekanizma — Gökalp sonrası iki yol

Gökalp'in etkisinin güçlü olduğu bir ortamda yetişen Mehmet İzzet, zamanla hocasının kolektivist sosyolojisine eleştirel bir mesafe aldı. Gökalp toplumu bireylerin üstünde ve onlardan bağımsız bir gerçeklik olarak görürken, Mehmet İzzet bireyin iç dünyasının ve yaratıcılığının toplumu anlamada vazgeçilmez olduğunu savundu. Bu yönelişte, Fransız filozof Henri Bergson'un sezgiye, yaşamın yaratıcı akışına ve bireyin iç zamanına önem veren felsefesinin etkisi belirgindi.

İkinci yol, sosyolojiyi eğitimle ve gündelik hayatla buluşturmaya çalışan İsmail Hakkı Baltacıoğlu'nun yoluydu. Baltacıoğlu, bir pedagog, bir sosyolog ve aynı zamanda bir hattattı. Onun için sosyoloji, okulda, atölyede, sanatta ve günlük yaşamda somut karşılığı olan bir bilimdi.

Kuramsal mercekler

Gökalp sonrası kuşağın yönelişleri, sosyolojinin temel ikilemlerinden biri üzerinden okunabilir: toplum mu bireyi, birey mi toplumu belirler? Gökalp, Durkheim'ı izleyerek toplumu belirleyici gören bir çizgide duruyordu. Mehmet İzzet ve Baltacıoğlu ise farklı yollardan bireyin yaratıcılığına ve iradesine yer açmaya çalıştılar.

Bu yöneliş, Avrupa'da aynı dönemde Durkheim sosyolojisine yöneltilen eleştirilerle de paraleldir. Bergson'un felsefesi ve Alman düşüncesindeki anlama geleneği, toplumsal hayatı yalnız dışarıdan gözlenen olgular olarak değil, bireylerin iç deneyimleri ve yaratıcı eylemleri üzerinden de kavramaya çalışıyordu. Türkiye'deki Gökalp sonrası kuşak, bu eleştirileri kendi bağlamına taşıdı.

Ölçek

Sosyolojinin kurumsallaşması farklı ölçeklerde gerçekleşti. Kurum ölçeğinde, darülfünunun ve ardından kurulan üniversitenin kürsüleri disiplinin evini oluşturdu. Kişi ölçeğinde, tek tek hocaların ilgileri ve tercihleri disiplinin yönünü belirledi. Toplum ölçeğinde ise sosyoloji, okul programlarına, öğretmen yetiştirmeye ve kamusal tartışmalara girerek üniversitenin dışına taştı.

Cumhuriyet'in ilk on yılının sonunda gerçekleştirilen üniversite reformu, bu ölçeklerin hepsini birden etkiledi.

Türkiye bağlamı ve karşılaştırma

Türkiye'de sosyolojinin erken kurumsallaşması, devletin üniversite üzerindeki güçlü denetimiyle birlikte gerçekleşti. Kürsülerin kaderi, çoğu zaman siyasal değişimlerle ve rejimin tercihleriyle doğrudan bağlantılıydı. Bu durum, sosyolojinin uzun süre bağımsız bir araştırma geleneği geliştirmekte zorlanmasına yol açtı. Buna karşın, farklı hocaların farklı yönelişleri, disiplinin içinde çoğulcu bir düşünce ortamının da oluşmasını sağladı.

Uluslararası karşılaştırmada, sosyolojinin üniversitelerde kurumsallaşması her ülkede kendi temposuyla ve kendi kurumsal biçimiyle ilerledi. Fransa'da Durkheim, sosyolojiyi bir üniversite disiplini olarak kabul ettirmek için uzun bir mücadele verdi. Almanya'da sosyoloji, felsefe, tarih ve iktisat arasında uzun süre kendi yerini aradı. Türkiye'de ise sosyoloji, bu ülkelerle karşılaştırıldığında erken sayılabilecek bir dönemde bir kürsüye kavuştu, ama bu kürsü devletin ulus inşası projesiyle yakından bağlantılıydı.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Bu dönem hakkındaki bilgimiz, darülfünunun ve üniversitenin ders programlarına, hocaların yazdığı kitaplara ve makalelere, dönemin dergilerine, hocaların anılarına ve üniversite reformuna ilişkin resmî belgelere dayanır. Sosyoloji tarihini yazmak için yalnız düşünürlerin fikirlerine değil, onların hangi kurumlarda, hangi koşullarda ve kimlerle çalıştığına da bakmak gerekir. Bir disiplinin tarihi, onun kurumlarının tarihinden ayrı düşünülemez.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışGökalp'ten sonra Türkiye'de sosyolojinin Gökalp'in görüşlerini değiştirmeden sürdürdüğü sanılabilir.
Doğrusu

Oysa Gökalp sonrası kuşağın bir kısmı, onun kolektivizmine eleştirel bir mesafe alarak bireyin yaratıcılığını ve iradesini öne çıkardı.

Yaygın yanlışSosyolojinin tarihinin yalnız düşünürlerin fikirlerinden oluştuğu düşünülebilir.
Doğrusu

Oysa kürsüler, üniversiteler, dergiler ve reformlar gibi kurumlar, bir disiplinin yönünü en az fikirler kadar belirler.

Yaygın yanlışÜniversite reformunun yalnız olumlu ya da yalnız olumsuz sonuçları olduğu sanılabilir.
Doğrusu

Oysa reform, bir yandan yerli hocaların kenara itilmesine, öbür yandan göçmen bilim insanlarının katkısıyla yeni bilim dallarının gelişmesine yol açtı.

Yaygın yanlışBaltacıoğlu'nun yalnız bir eğitimci olduğu düşünülebilir.
Doğrusu

Oysa Baltacıoğlu, okulu, atölyeyi ve hat sanatını toplum bilgisinin konusu sayan çok yönlü bir düşünürdü.

Yaygın yanlışTürkiye'de sosyolojinin erken kurumsallaşmasının yalnız bir başarı olduğu sanılabilir.
Doğrusu

Oysa bu kurumsallaşma, sosyolojinin devlete yakınlığıyla birlikte gerçekleşti ve disiplinin bağımsız bir araştırma geleneği geliştirmesini zorlaştırdı.

Aklında kalsın

  1. Bir bilim dalının kurumsallaşması, hocalara, derslere, dergilere ve kurumlara ihtiyaç duyar.
  2. Kürsü sisteminde bir disiplinin yönü büyük ölçüde kürsü başkanının kişisel yaklaşımına bağlıdır.
  3. Mehmet İzzet, Gökalp'in kolektivizmine karşı bireyin iradesini ve yaratıcılığını öne çıkardı.
  4. Baltacıoğlu, toplum bilgisini sınıfa, atölyeye ve sanata taşımaya çalıştı.
  5. İçtimai mektep anlayışı, okulu toplumun küçük bir modeli olarak görür.
  6. Üniversite reformu, yerli hocaların uzaklaştırılmasına ve göçmen bilim insanlarının gelişine yol açtı.
  7. Türkiye'de sosyolojinin erken kurumsallaşması, devlete yakınlığıyla birlikte gerçekleşti.

Sonraki derse köprü

Üniversite reformunun ardından sosyoloji yeni bir kuşakla yoluna devam etti. Bu kuşağın iki önemli ismi, sosyolojiyi felsefeyle ve düşünce tarihiyle birlikte ele alan Hilmi Ziya Ülken ile Türkiye'nin modernleşmesini ve laikleşmesini tarihsel sosyolojinin araçlarıyla inceleyen Niyazi Berkes oldu. Ülken, Türk düşüncesinin tarihini sistemli biçimde yazmaya ve sosyolojiyi daha geniş bir felsefi çerçeveye oturtmaya çalıştı. Berkes ise sosyolojinin ampirik ve eleştirel yönlerini öne çıkardı ve sonunda siyasal baskılar nedeniyle ülkeden ayrılmak zorunda kaldı. Hilmi Ziya Ülken ve Niyazi Berkes, Türkiye sosyolojisinin olgunlaşma döneminin iki farklı yüzünü temsil ediyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.