İçeriğe geç

TUR-702-02·Türkiye'de Sosyolojik Düşüncenin Tarihi

Ziya Gökalp ve dayanışmacı toplum tasarımı

temel2.208 kelime≈ 15 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Gökalp, sosyolojiyi darülfünunda kürsü sahibi olarak öğreten ve Durkheim'ı sistemli biçimde uyarlayan ilk büyük düşünürdü.
  2. Hars ile medeniyet ayrımı, uygarlığı başka uluslardan almayı, kültürü ise korumayı öneriyordu.
  3. Üçlü sentez, ulusal kültür, İslam ve çağdaş uygarlığın uyumlu birleşimini savunuyordu.
  4. Mefkûre, bunalım dönemlerinde toplumu ortak bir amaç etrafında birleştiren kolektif idealdi.
  5. Tesanütçülük ve meslekî korporatizm, sınıf çatışması yerine meslek grupları arasında dayanışmayı öneriyordu.
  6. Gökalp'in düşüncesi, erken Cumhuriyet'in resmî ideolojisini derinden etkiledi.
  7. Tek bir ulusal kültür tasarımı, toplumun iç çeşitliliğini görmezden gelme eğilimi taşıyordu.

Açılış sahnesi

Okuma grubunun ikinci toplantısında masada ince bir kitap var: Ziya Gökalp'in kısa yazılarından oluşan bir derleme. Grubun en genç üyesi, kitabın ilk sayfalarını okuduktan sonra bir itiraf yapıyor. Gökalp'in adını lise kitaplarından ve bir iki caddenin tabelasından biliyormuş, onu bir şair ve milliyetçi bir düşünür olarak tanıyormuş. Bir sosyolog olduğunu, hatta Türkiye'de ilk sosyoloji kürsüsünün başına geçen kişi olduğunu bilmiyormuş.

Öğrenci kitabı karıştırırken Gökalp'in sorusunun, önceki haftada okudukları metinlerin sorusuyla aynı olduğunu fark ediyor: bu toplum neden dağılıyor ve nasıl bir arada tutulabilir? Ama Gökalp cevabı ne eski kanunlara dönmekte ne de Avrupa'dan hazır bir reçete almakta arıyor. Bir Fransız sosyologun toplumu bir arada tutan bağlar üzerine kurduğu kuramı alıyor ve onu çözülen bir imparatorluktan doğmakta olan bir ulusun sorularına uyarlıyor. Öğrenci merak ediyor: bu uyarlama nasıl bir toplum tasarımı üretti ve bu tasarım, yeni kurulan devletin kurumlarında nasıl bir iz bıraktı?

Bu derste ne olacak

Okuma grubunun ikinci toplantısı ve genç üyenin itirafı kurgu. Ziya Gökalp'in Durkheim sosyolojisini Türkiye'nin koşullarına uyarlayarak kurduğu toplum kuramı ve bu kuramın erken Cumhuriyet'in ideolojisi ve kurumları üzerindeki etkisi ise Türkiye sosyolojisinin tarihindeki gerçek ve belirleyici bir dönemdir.

Önceki ders, Osmanlı'da toplum düşüncesinin kaynaklarını ve Avrupa sosyolojisinin dağınık ilk alımlanmasını ele aldı. Bu ders, bu dağınıklığı sistemli bir kurama dönüştüren düşünüre odaklanıyor. Gökalp'in Durkheim'dan neyi aldığı, kültür ile uygarlık arasında nasıl bir ayrım kurduğu, insanları birbirine neyin bağlayacağını düşündüğü, nasıl bir ekonomik ve siyasal düzen tasarladığı ve bu tasarımın ne ölçüde gerçekleştiği dersin konuları. Dersin sonunda Gökalp'e yöneltilen eleştiriler tartışılıyor.

Sıfır noktası — Bir kürsü, bir dergi, bir soru

Ziya Gökalp, Birinci Dünya Savaşı yıllarında İstanbul'daki darülfünunda kurulan sosyoloji kürsüsünün başına getirildi. Aynı dönemde bir sosyoloji dergisi çıkardı, öğrenciler yetiştirdi ve bu yeni bilime akademide kalıcı bir yer açtı. Aynı zamanda imparatorluğu yöneten İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin önde gelen düşünürlerinden biriydi. Bu çifte konum, onun sosyolojisini belirledi: Gökalp için sosyoloji, hem toplumu anlamanın hem de onu yeniden kurmanın aracıydı.

Gökalp'in sosyolojiye açılan kapısı Durkheim oldu. Durkheim'ın toplumun bireylerin toplamından fazlası olduğu, toplumsal olguların kendine özgü bir gerçekliği bulunduğu ve toplumu bir arada tutan şeyin ortak inançlar, değerler ve dayanışma bağları olduğu yönündeki görüşleri, Gökalp'in düşüncesinin temelini oluşturdu.

Mekanizma — Kültür, uygarlık ve dayanışma

Gökalp'in toplum kuramının merkezinde, kültür ile uygarlık arasında kurduğu ayrım durur. Tematik kurslarda kültür, bir topluluğun paylaştığı değerler, normlar, semboller ve pratikler bütünü olarak tanıtılmıştı. Gökalp bu kavramı, uygarlıktan ayırarak ulusal kimliğin temeli hâline getirdi.

Bu ayrım, Gökalp'in Osmanlı'nın son dönemindeki kimlik tartışmalarına verdiği cevabın da temelini oluşturdu. Önceki kursta Osmanlıcılık fikrinin çok dinli bir imparatorluğu bir arada tutmakta zorlandığı görülmüştü. Gökalp, bu fikrin yerine başka bir sentez önerdi.

Gökalp'in Durkheim'dan aldığı en önemli fikirlerden biri, toplumu bir arada tutan bağın ortak bir ideal etrafında oluşan dayanışma olduğuydu. Gökalp bu ortak ideale kendi adını verdi.

Gökalp, dayanışmayı yalnız kültürel bir bağ olarak değil, toplumun ekonomik ve siyasal örgütlenmesinin temeli olarak da düşündü.

Kuramsal mercekler

Gökalp'in düşüncesi, farklı açılardan farklı biçimlerde değerlendirilir. Bir değerlendirme, onu Türkiye'de sosyolojiyi bilimsel bir disiplin olarak kuran ve ulusal kimliğin kuramsal temellerini atan kurucu bir düşünür olarak görür. Bu bakışa göre Gökalp, Durkheim'ın kavramlarını yaratıcı biçimde uyarlamış ve çözülen bir imparatorluktan bir ulus devlete geçişin toplumsal koşullarını düşünmüştür.

Eleştirel bir değerlendirme ise Gökalp'in sosyolojisinin bilimsel bir inceleme olmaktan çok bir ideoloji olduğunu vurgular. Bu bakışa göre Gökalp toplumu olduğu gibi incelemekten çok, olması gerektiği gibi tasarlamış, sosyolojiyi siyasal bir projenin hizmetine koşmuştur. Ayrıca kültürü ulusun özünü taşıyan değişmez bir bütün olarak görmesi, toplumun iç çeşitliliğini ve farklı kimlikleri görmezden gelen bir anlayışa kapı açmıştır.

Ölçek

Gökalp'in düşüncesi, farklı ölçeklerde farklı biçimlerde iz bıraktı. Ulus ölçeğinde, yeni devletin milliyetçilik ve halkçılık ilkelerinin kuramsal zeminini hazırladı. Kurum ölçeğinde, eğitim, dil ve hukuk reformlarına yön veren tartışmaları etkiledi. Gündelik hayat ölçeğinde ise köy öğretmenlerinin, halk evlerinin ve derleme çalışmalarının halkın kültürünü toplama ve yayma çabalarında izlenebilir.

Türkiye bağlamı ve karşılaştırma

Gökalp'in düşüncesi, Türkiye'nin ulus inşası sürecini anlamak için vazgeçilmezdir. Erken Cumhuriyet'in resmî ideolojisinin önemli bir kısmı, özellikle toplumun sınıflardan değil meslek gruplarından oluştuğu ve ortak bir kültür etrafında kaynaştığı fikri, Gökalp'in düşüncesinden beslenmiştir. Bu etki, disiplinin uzun yıllar ulus inşasıyla aynı yolda yürümesine de neden olmuştur.

Uluslararası karşılaştırmada, Gökalp'in kültür ile uygarlık ayrımı, Avrupa dışındaki başka ulusal hareketlerin benzer ayrımlarıyla karşılaştırılabilir. Japonya'da ve Hindistan'da da aydınlar, Batı'dan teknik almayı savunurken ulusal ruhu ya da manevi özü koruma gereğini vurgulamışlardır. Bu karşılaştırma, Gökalp'in derdinin Avrupa'nın gölgesinde modernleşen birçok ülkenin ortak derdi olduğunu gösterir.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Gökalp'in düşüncesi hakkındaki bilgimiz, onun yazdığı makalelere, kitaplara, şiirlere ve çıkardığı dergilere dayanır. Yazıların büyük kısmı eski harflerle basılmıştır, bugün çoğunlukla sadeleştirilmiş baskılardan okunur. Gökalp'in etkisini anlamak için ise erken Cumhuriyet'in anayasa metinlerine, parti programlarına, eğitim politikalarına ve dönemin aydınlarının yazılarına bakmak gerekir. Bir düşünürün etkisini, onun kendi yazdıklarından değil, başkalarının onu nasıl okuduğundan ve kullandığından da izlemek gerekir.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışGökalp'in yalnız bir şair ya da bir milliyetçi ideolog olduğu sanılabilir.
Doğrusu

Oysa Gökalp aynı zamanda darülfünunda sosyoloji öğreten, dergi çıkaran ve Durkheim sosyolojisini sistemli biçimde uyarlayan bir sosyologdu.

Yaygın yanlışGökalp'in Batı'yı bütünüyle reddettiği düşünülebilir.
Doğrusu

Oysa Gökalp, Batı'nın uygarlığını, yani bilimini, tekniğini ve kurumlarını almayı savunuyor, yalnız ulusal kültürün korunması gerektiğini vurguluyordu.

Yaygın yanlışGökalp'in Durkheim'ı olduğu gibi aktardığı sanılabilir.
Doğrusu

Oysa Gökalp, Durkheim'ın kavramlarını çözülen bir imparatorluktan bir ulus devlete geçişin sorularına göre seçerek ve dönüştürerek kullandı.

Yaygın yanlışGökalp'in dayanışmacı toplum tasarımının yalnız kuramsal kaldığı düşünülebilir.
Doğrusu

Oysa bu tasarım, erken Cumhuriyet'in resmî ideolojisini ve toplumun sınıfsız bir bütün olarak görülmesini derinden etkiledi.

Yaygın yanlışGökalp'in kültür kavramının Türkiye'nin toplumsal çeşitliliğini tam olarak yansıttığı sanılabilir.
Doğrusu

Oysa tek bir ulusal kültür tasarımı, toplumun farklı dil, gelenek ve kimliklerini tek bir kalıba sokma eğilimi taşıyordu.

Aklında kalsın

  1. Gökalp, sosyolojiyi darülfünunda kürsü sahibi olarak öğreten ve Durkheim'ı sistemli biçimde uyarlayan ilk büyük düşünürdü.
  2. Hars ile medeniyet ayrımı, uygarlığı başka uluslardan almayı, kültürü ise korumayı öneriyordu.
  3. Üçlü sentez, ulusal kültür, İslam ve çağdaş uygarlığın uyumlu birleşimini savunuyordu.
  4. Mefkûre, bunalım dönemlerinde toplumu ortak bir amaç etrafında birleştiren kolektif idealdi.
  5. Tesanütçülük ve meslekî korporatizm, sınıf çatışması yerine meslek grupları arasında dayanışmayı öneriyordu.
  6. Gökalp'in düşüncesi, erken Cumhuriyet'in resmî ideolojisini derinden etkiledi.
  7. Tek bir ulusal kültür tasarımı, toplumun iç çeşitliliğini görmezden gelme eğilimi taşıyordu.

Sonraki derse köprü

Gökalp'in sosyolojisi tek sesli değildi. Aynı yıllarda Osmanlı aydınları arasında onunla temelden farklı bir sosyoloji anlayışını savunan bir başka düşünür vardı: Prens Sabahaddin. Sabahaddin, Durkheim yerine Fransa'daki bir başka sosyoloji okulunu, aileyi ve toplumun temel birimlerini ayrıntılı gözlemlerle inceleyen geleneği izliyordu. Ona göre imparatorluğun sorunu dayanışmanın eksikliği değil, bireysel girişimin ve yerel özerkliğin zayıflığıydı. Toplumları ailenin yapısına göre nasıl sınıflandırdı, bireysel girişimi neden bu kadar önemsedi ve merkezî bir devlet yerine nasıl bir yönetim önerdi? Prens Sabahaddin ve onun izlediği sosyoloji çizgisi, Gökalp ile girilen ilk büyük tartışmanın karşı kıyısında duruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.