Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Nasihatnameler, Osmanlı yönetici seçkinlerinin kendi toplumlarını gözlemleyip yorumladığı öğüt metinleridir.
- Kanun-ı kadim ideali, toplum eleştirisini geçmişin düzenine dönüş üzerinden kurar.
- Osmanlı düşünürleri İbn Haldun'un devlet evreleri kuramını kendi devletlerinin durumunu açıklamak için uyarladı.
- Avrupa sosyolojisi Osmanlı'ya ilk önce Fransızca aracılığıyla, çeviriler ve özetler yoluyla ulaştı.
- İlm-i içtimai ve içtimaiyat gibi farklı adlar, sosyolojinin farklı geleneklerden farklı amaçlarla girdiğini gösterir.
- Seçici alımlama, Osmanlı aydınlarının Avrupa sosyolojisinden kendi sorularına uyan parçaları almasını anlatır.
- Türkiye'de sosyoloji, büyük ölçüde imparatorluğu kurtarma kaygısıyla benimsendi.
Açılış sahnesi
Öğrenci yeni dönemde bir okuma grubuna katılıyor. Grubun ilk toplantısında masada iki kitap var. Biri, on yedinci yüzyılda bir Osmanlı bürokratının padişaha sunduğu kısa bir risalenin çevriyazısı. Yazar, devletin neden bozulduğunu soruyor ve cevabı kanunların eski düzeninden sapılmasında, rüşvette, liyakatsiz atamalarda buluyor. Öteki kitap, iki yüzyıldan fazla sonra bir Jön Türk hekiminin Fransızcadan çevirdiği bir eser. Çevirmen önsözünde, milletlerin ruhunu ve gelişme yasalarını bilimsel olarak anlamanın imparatorluğu kurtarmanın yolu olduğunu yazıyor.
Grup iki metni yan yana okurken, aralarındaki farkın yanında bir süreklilik de fark ediyor. İki yazar da aynı soruyu soruyor: bu devlet neden zayıflıyor ve nasıl kurtarılabilir? Ama biri cevabı geçmişin düzenine dönmekte, öteki Batı'da doğmuş taze bir bilimde arıyor. Öğrenci merak ediyor: Osmanlı düşünürleri toplumu hangi kavramlarla anlattı ve Avrupa'da doğan sosyoloji onlara ulaştığında, hangi soruya cevap olarak karşılandı?
Bu derste ne olacak
Okuma grubu, masadaki iki kitap ve grubun fark ettiği süreklilik kurgu. Osmanlı'da toplum ve devlet üzerine yazılmış öğüt metinleri, İbn Haldun'un Osmanlı düşünürleri tarafından okunması ve on dokuzuncu yüzyılın sonunda Avrupa sosyolojisinin ilk çevirilerle Osmanlı aydınlarına ulaşması ise Türkiye'de sosyolojik düşüncenin gerçek başlangıç noktalarıdır.
Yeni kurs burada başlıyor. Bir önceki kurs Osmanlı'yı araştırmacıların dışarıdan bakışıyla ele almıştı. Bu kurs, Türkiye'deki düşünürlerin kendi toplumlarını nasıl anlattığına bakıyor. Osmanlı'daki öğüt literatürünün toplumu nasıl düşündüğü, İbn Haldun'un Osmanlı'da nasıl okunduğu, Avrupa'dan gelen sosyolojinin ilk adlarının ve çevirilerinin neler olduğu ve bu yeni bilimin hangi siyasal kaygılarla benimsendiği dersin konuları.
Sıfır noktası — Devletin bozulması üzerine yazmak
Klasik dönemin sonlarından itibaren Osmanlı bürokratları ve aydınları, devletin işleyişindeki sorunları anlatan ve çözüm öneren metinler yazdı. Bu metinler, bugünkü anlamda sosyoloji değildi, ama toplumsal düzenin nasıl işlediğini ve nasıl bozulduğunu anlamaya çalışan bir düşünce geleneğinin ürünüydü.
Mekanizma — İbn Haldun'dan çeviri sosyolojisine
Kuram kursunda İbn Haldun'un toplumların yükselişini ve düşüşünü asabiyet kavramıyla açıkladığı görülmüştü. İbn Haldun'un düşüncesi, on yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda Osmanlı düşünürleri arasında yoğun ilgi gördü. Devletin zayıfladığı hissinin yayıldığı bir dönemde, devletlerin doğup büyüdüğünü, olgunlaştığını ve çöktüğünü anlatan bir kuram, Osmanlı aydınlarına kendi durumlarını anlamak için güçlü bir çerçeve sundu.
On dokuzuncu yüzyılın sonlarında ise Osmanlı aydınları, Avrupa'da yeni doğmuş bir bilimle tanıştı. Bu bilim Osmanlı'ya ilk önce Fransızca aracılığıyla, çeviriler ve özetler yoluyla ulaştı ve ona Türkçede farklı adlar verildi.
Osmanlı aydınları Avrupa sosyolojisini bütünüyle değil, kendi sorularına cevap verdiğini düşündükleri parçalarıyla aldılar. Bu seçicilik, sosyolojinin Osmanlı'daki ilk biçimini belirledi.
Kuramsal mercekler
Osmanlı'da toplum düşüncesinin tarihine iki farklı açıdan bakılabilir. Birinci bakış, sosyolojinin Türkiye'ye ancak on dokuzuncu yüzyılın sonunda Avrupa'dan geldiğini ve daha önceki toplum düşüncesinin sosyoloji öncesi bir dönem olduğunu vurgular. Bu bakışa göre nasihatnameler ve İbn Haldun okumaları, bilimsel bir sosyolojinin habercileri olsa da ondan temelden farklıdır.
İkinci bakış, Osmanlı toplum düşüncesinin kendi içinde bir süreklilik taşıdığını ve Avrupa sosyolojisinin bu sürekliliğe eklemlendiğini vurgular. Bu bakışa göre devletin bozulmasını anlama ve onu kurtarma kaygısı, nasihatname yazarlarından Jön Türklere ve erken Cumhuriyet sosyologlarına kadar uzanan ortak bir soruydu. Avrupa sosyolojisi, bu eski soruya yeni bir dille cevap vermenin aracı olarak benimsendi.
Ölçek
Osmanlı toplum düşüncesi, büyük ölçüde devletin ölçeğinde düşünüyordu. Nasihatnameler devletin kurumlarını, ordunun durumunu ve maliyenin sorunlarını ele alır, köylünün ya da kentlinin gündelik hayatına ancak devletin düzenini etkilediği ölçüde değinir. İbn Haldun okumaları da devletlerin ve hanedanların yükseliş ve düşüşüne odaklanır. Toplumun kendisini, devletten bağımsız bir inceleme nesnesi olarak ele alma fikri, Avrupa sosyolojisinin alımlanmasıyla birlikte, yavaş yavaş gelişti.
Türkiye bağlamı ve karşılaştırma
Türkiye'de sosyolojinin ilk dönemi, sosyolojinin Avrupa'da doğduğu koşullardan farklı koşullarda yaşandı. Avrupa'da sosyoloji, sanayileşmenin, kentleşmenin ve devrimlerin yarattığı toplumsal dönüşümleri anlamaya çalışan bir bilim olarak doğmuştu. Osmanlı'da ise sosyoloji, dağılmakta olan bir imparatorluğu kurtarmanın yolunu arayan aydınların elinde bir kurtuluş reçetesi olarak benimsendi. Bu fark, Türkiye'de sosyolojinin uzun süre devletin gölgesinde ve onunla iç içe büyümesine yol açtı.
Uluslararası karşılaştırmada, Avrupa dışındaki başka toplumlarda da sosyolojinin benzer bir alımlanma süreci yaşandığı görülür. Japonya'da, Çin'de ve Latin Amerika'da da sosyoloji, modernleşme ve ulus inşası sorunlarıyla boğuşan aydınlar tarafından benimsenmiş ve çoğu zaman siyasal bir programın parçası hâline gelmiştir.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Osmanlı toplum düşüncesi hakkındaki bilgimiz, nasihatnamelere, tarih kitaplarına, İbn Haldun çevirilerine ve yorumlarına, on dokuzuncu yüzyılın sonundan itibaren yayımlanan dergilere, çevirilere ve aydınların yazışmalarına dayanır. Bu metinlerin çoğu Osmanlı Türkçesiyle yazılmıştır ve bugün çevriyazılarla ya da sadeleştirilmiş baskılarla okunur. Hangi eserlerin çevrildiği, kimler tarafından ve hangi önsözlerle sunulduğu, sosyolojinin Osmanlı'da nasıl alımlandığını anlamak için önemli ipuçları verir.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışOsmanlı'da sosyolojiden önce toplum üzerine hiçbir düşünce olmadığı sanılabilir.
Oysa nasihatnameler ve İbn Haldun okumaları, toplumsal düzeni anlamaya çalışan zengin bir düşünce geleneği oluşturuyordu.
Yaygın yanlışAvrupa sosyolojisinin Osmanlı'ya bütünüyle ve olduğu gibi aktarıldığı düşünülebilir.
Oysa Osmanlı aydınları, kendi sorularına cevap verdiğini düşündükleri parçaları seçerek aldılar.
Yaygın yanlışOsmanlı'da sosyolojinin tarafsız bir bilimsel merakla benimsendiği sanılabilir.
Oysa sosyoloji, büyük ölçüde imparatorluğu kurtarma kaygısıyla, siyasal bir programın parçası olarak benimsendi.
Yaygın yanlışNasihatname yazarlarının yalnız geçmişe özlem duyan tutucu düşünürler olduğu düşünülebilir.
Oysa bu yazarlar, kendi dönemlerinin toplumsal sorunlarını dikkatle gözlemlemiş ve çözüm önerileri geliştirmişlerdir.
Yaygın yanlışTürkiye'deki sosyolojinin Avrupa'daki sosyolojiyle aynı koşullarda ve aynı sorularla doğduğu sanılabilir.
Oysa Türkiye'de sosyoloji, sanayileşmenin değil, imparatorluğun dağılmasının yarattığı sorunlara cevap arayan aydınlar tarafından benimsendi.
Aklında kalsın
- Nasihatnameler, Osmanlı yönetici seçkinlerinin kendi toplumlarını gözlemleyip yorumladığı öğüt metinleridir.
- Kanun-ı kadim ideali, toplum eleştirisini geçmişin düzenine dönüş üzerinden kurar.
- Osmanlı düşünürleri İbn Haldun'un devlet evreleri kuramını kendi devletlerinin durumunu açıklamak için uyarladı.
- Avrupa sosyolojisi Osmanlı'ya ilk önce Fransızca aracılığıyla, çeviriler ve özetler yoluyla ulaştı.
- İlm-i içtimai ve içtimaiyat gibi farklı adlar, sosyolojinin farklı geleneklerden farklı amaçlarla girdiğini gösterir.
- Seçici alımlama, Osmanlı aydınlarının Avrupa sosyolojisinden kendi sorularına uyan parçaları almasını anlatır.
- Türkiye'de sosyoloji, büyük ölçüde imparatorluğu kurtarma kaygısıyla benimsendi.
Sonraki derse köprü
Avrupa sosyolojisinin Osmanlı'daki ilk alımlanması dağınıktı: farklı aydınlar farklı kaynaklardan farklı parçalar alıyordu. Bu dağınıklığı sistemli bir düşünceye dönüştüren ve sosyolojiyi Türkiye'de bir üniversite disiplini olarak kuran isim Ziya Gökalp oldu. Gökalp, Fransız sosyolog Émile Durkheim'ın toplumsal dayanışma ve kolektif bilinç kavramlarını benimsedi, ama onları imparatorluğun dağıldığı ve yeni bir ulusun kurulduğu bir dönemin sorularına uyarladı. Kültür ile uygarlığı nasıl ayırdı, toplumu bir arada tutacak bağı nerede aradı ve bu düşünce yeni devletin kurumlarını nasıl etkiledi? Ziya Gökalp ve dayanışmacı toplum tasarımı, Türkiye'de sosyolojinin ilk büyük kuramsal çerçevesini oluşturuyor.