Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Bir merakı araştırma sorusuna çevirirken izlenecek yedi adım.
- Soru kanıtla yanıtlanabilir mi? Bir değer yargısı veriyle çözülmez ve başka türden bir tartışma ister.
- Kimler, nerede, hangi dönem? Kapsamı yazılmayan soru hiçbir bulguyla sınanamaz.
- Hangi bulguyu görsen vazgeçersin? Bu sorunun cevabı yoksa elinde soru değil kanaat vardır.
- Betimleyici mi açıklayıcı mı? Sebep aramadan önce farkın var olduğunu göstermek gerekir.
- Analiz birimi ne? Aynı konu farklı birimlerde farklı sonuç verir ve birim yöntemden önce seçilir.
- Sorunun içinde hüküm taşıyan kelimeler var mı? Yüklü kelimeler veri toplanmadan sonucu belirler.
- Soru nereden geldi: kuramdan mı, karşılaşılan bir tuhaflıktan mı, bir ihtiyaçtan mı? Kaynağı, neyi kaçıracağını da söyler.
Açılış sahnesi
Bir ilçedeki gençlik merkezinde aylık toplantı yapılıyor. Masada beş kişi var.
Bir görevli konuşuyor: "Buranın gençleri okumuyor."
Masadaki herkes başını sallıyor. Müdür bir araştırma yapılmasını öneriyor ve herkes kabul ediyor.
Sonra bir stajyer soruyor: "Neyi ölçeceğiz?"
Oda sessizleşiyor ve cümle dağılmaya başlıyor.
Kim genç sayılıyor? Merkeze gelenler mi, ilçede yaşayan herkes mi? Okumamak ne demek; kitap mı, herhangi bir metin mi, ne sıklıkta? "Okumuyor" bir karşılaştırma cümlesi ve karşılaştırma nereyle yapılıyor; on yıl öncesiyle mi, komşu ilçeyle mi, aynı yaştaki başka gruplarla mı?
Stajyer bir soru daha soruyor ve bu soruya kimse cevap veremiyor: "Hangi sonucu görsek, bu cümlenin yanlış olduğunu kabul ederiz?"
Toplantı yine de bir anket hazırlanmasına karar veriyor. Anket üç hafta sonra uygulanıyor ve sonuçlar geldiğinde masadaki herkes kendi baştaki görüşünü doğrulanmış buluyor.
Araştırma yapıldı. Ortada bir soru yoktu.
Bu derste ne olacak
Merkez, toplantı ve stajyer kurgu. Sahne şunun için var: tek bir cümlenin altından kaç ayrı soru çıkabildiğini saydırmak.
Bu akademide sorular şimdiye kadar hazır geldi. Başlıkta yazıyorlardı ve iş cevabı takip etmekti.
Bu kurs o kolaylığı kaldırıyor.
Soruyu kurmak, cevaplamaktan daha zahmetlidir ve sonuç üzerinde daha belirleyicidir. Yanlış kurulmuş bir soruya en titiz yöntemle çalışılsa bile eline kullanılamayacak bir sonuç geçer. Düzgün kurulmuş bir soru ise kendisini hangi yöntemin karşılayacağını büyük ölçüde belli eder.
Bu derste beş iş yapacağız. Bir sorunun araştırılabilir olması için ne gerektiğini belirleyeceğiz. Cevabın neye benzeyeceğini baştan yazmanın niçin zorunlu olduğunu göreceğiz. İki temel soru türünü ayıracağız. Kimin hakkında konuştuğumuzu netleştireceğiz. Son olarak, sorunun kendi içinde taşıdığı tuzakları tanıyacağız.
Sıfır noktası — her soru araştırılamaz
Merak etmek serbesttir ve her merak bir araştırmaya dönüşmez. Bazı sorular veriyle yanıtlanamaz, bazıları ise yanıtlanabilir görünür ve hiçbir cevabı kabul etmez.
Mekanizma — cevap ölçütünü baştan koymak
Açılış sahnesindeki stajyerin son sorusu, bu dersin taşıyıcı fikri.
İki soru türü
Sorular yaptıkları işe göre ikiye ayrılıyor ve ikisi farklı yöntem, farklı veri ve farklı kanıt istiyor.
Kim hakkında konuşuyoruz
Bir soru kurulurken en sessiz biçimde kayan şey, iddianın kim hakkında olduğu.
Kuramsal mercekler
Bir araştırma sorusunun nereden gelmesi gerektiği, yöntem tartışmalarının en eski başlıklarından biri ve üç ayrı cevabı var.
Bir görüşe göre soru kuramdan doğar. Buradaki iddiaya göre araştırmacı önce bir kuramsal beklenti kurar, sonra o beklentinin doğru olup olmadığını sınayacak soruyu yazar; kuramsız bir soru neye bakacağını bilemez. Bu görüşün gücü, bulgunun neye katkı yaptığının baştan belli olmasıdır. Zorlandığı yer, kuramın işaret etmediği olguların hiç görülmemesi ve alanın kendi kör noktalarını sürdürmesidir.
İkinci görüşe göre soru olgudan doğar. Bu okumada başlangıç noktası bir tuhaflıktır: beklenmeyen bir dağılım, tutmayan bir tablo, alanda karşılaşılan şaşırtıcı bir durum. Araştırmacı bunu açıklamaya çalışırken soru kendiliğinden şekillenir. Bu yolun verdiği şey, kuramın öngörmediği yeni konuların alana girmesidir. Açıkta bıraktığı nokta, her tuhaflığın araştırmaya değmemesi ve neyin şaşırtıcı sayılacağının da bir birikime bağlı olmasıdır.
Üçüncü görüşe göre soru kullanımdan doğar. Bu duruşa göre bir sorunun değeri, bir kararı iyileştirip iyileştirmediğiyle ölçülür; soru, bir kurumun ya da topluluğun ihtiyacından çıkar. Bu yaklaşımın pratik değeri açıktır ve bulgunun bir karşılığı olmasını sağlar. Zayıf tarafı, sorunun soruyu ısmarlayanın çıkarına göre daralabilmesidir; bu akademide, bir araştırmanın kim tarafından ısmarlandığının sonucu nasıl etkileyebileceğini daha önce işaretlemiştik.
Yaygın yanlışBu üç kaynaktan birinin gerçek araştırmayı ürettiği düşünülür.
Kuramdan çıkan soru olmadan bulgunun neye eklendiği belirsiz kalıyor. Olgudan çıkan soru olmadan alan kendi beklentilerinin dışına hiç çıkamıyor. Kullanımdan çıkan soru olmadan ise bulgular yalnız kendi alanı içinde dolaşıyor. Bir sorunun nereden geldiğini bilmek, onun neyi göreceğini ve neyi kaçıracağını da baştan söyler.
Ölçek
Aynı merak, üç ayrı büyüklükte üç ayrı soruya dönüşüyor ve üçü ayrı veri istiyor.
Tek bir kişide soru bir deneyim sorusudur: bu kişi ne yapıyor, nasıl karar veriyor, kendi durumunu nasıl anlatıyor. Bu büyüklükte derinlik kazanılır ve genelleme yapılamaz; bir kişinin anlattığı, kaç kişinin öyle olduğunu söylemez.
Bir kurumda soru bir işleyiş sorusuna dönüşür: bu kural kime uygulanıyor, kayıtlar ne gösteriyor, karar nerede veriliyor. Bu büyüklükte kayıt bulunur ve kaydın kendi eğilimi de birlikte gelir; kurum neyi kaydetmeye karar verdiyse araştırmacı da onu görür.
Bir toplumun bütününde soru bir dağılım sorusudur: bu olgu ne kadar yaygın, nasıl dağılmış, zaman içinde nasıl değişmiş. Bu büyüklükte karşılaştırma mümkün olur ve tek tek nedenler görünmez; tablo neyin birlikte gittiğini söyler, niçin gittiğini söylemez.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Bir sorunun iyi kurulup kurulmadığı, araştırma bitince değil başlamadan önce anlaşılabilir ve bunun yerleşik yolları var.
Türkiye bağlamı ve karşılaştırma
Türkiye'de araştırma sorusu kurarken iki yapısal güçlük öne çıkıyor.
Birincisi, soruların bir bölümünün başka bağlamlarda kurulmuş hâliyle alınması. Bir kavram ve onunla birlikte gelen soru, üretildiği yerin koşullarını da taşır; o koşullar yazılmadan aktarıldığında soru burada karşılığı olmayan bir ayrımı arar hâle gelir. Bu akademide bir bulgunun hangi koşullar altında geçerli olduğunu adlandırmıştık; ödünç alınan sorularda en sık düşen şey o koşul satırıdır.
İkincisi, hangi soruların sorulabileceğini veri erişiminin belirlemesi. Ayrıntılı verinin araştırmacıya açık olduğu alanlarda soru çeşitleniyor; açık olmadığı alanlarda ise herkes aynı birkaç yayımlanmış göstergenin etrafında dönüyor. Bu, konunun önemsiz olduğunu değil, sorulabilir hâle gelmediğini gösteriyor.
Üçüncü bir nokta da ölçek tercihinde görünüyor. Ülke düzeyinde kurulan sorular, bölgeler arasındaki büyük farkları tek bir ortalamada eritebiliyor; aynı soru bölge düzeyinde kurulduğunda bambaşka bir tablo çıkabiliyor.
Karşılaştırma, erişim düzenlemesinin soruyu nasıl belirlediğini gösteriyor. Kimi ülkelerde kimliksizleştirilmiş ayrıntılı veriler denetimli biçimde araştırmacılara açılıyor ve aynı veri üzerinde birbirinden bağımsız sorular sorulabiliyor; orada bir bulgu başkalarınca yeniden sınanabiliyor. Kimi ülkelerde ise veriye yalnız üreten kurum erişiyor ve hangi sorunun sorulacağına fiilen o kurum karar veriyor. Aynı istatistik, iki düzenlemede iki ayrı bilgi üretiyor.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışCevabını içinde taşıyan sorular sorulur.
"Gençlerdeki yozlaşmanın sebepleri nelerdir" biçimindeki bir soru, yozlaşma olduğunu baştan kabul eder ve araştırmaya yalnız sebep aramak kalır. Bu akademide bir kelimenin taşıdığı örtük değeri daha önce işaretlemiştik; sorunun içindeki yüklü kelimeler, henüz hiçbir veri toplanmadan sonucu belirler. Bir soruyu kurarken önce içindeki hükümler ayıklanır.
Yaygın yanlışCevap ölçütü yazılmadan işe başlanır.
Ölçüt yazılmadığında hangi sonuç gelirse gelsin yorumlanabilir hâle gelir ve herkes kendi baştaki görüşünü doğrulanmış bulur. Sorulacak tek soru şudur: hangi bulguyu görsem bu iddiadan vazgeçerim? Bu sorunun cevabı yoksa ortada bir araştırma sorusu değil bir kanaat vardır.
Yaygın yanlışBetimleme atlanıp doğrudan sebep aranır.
Henüz var olup olmadığı gösterilmemiş bir farkın sebebini aramak, en iyi ihtimalle boşa emek olur. Bir açıklama çalışmasına girişmeden önce sorulacak soru şudur: bu fark gerçekten var mı ve ne kadar? Betimlemenin küçümsenmesi, alanda en pahalı yanlışlardan biridir.
Yaygın yanlışAnaliz birimi belirtilmeden iddia kurulur.
Aynı konu okul düzeyinde ve öğrenci düzeyinde farklı sonuçlar verebilir; birim yazılmadığında bulgunun kim hakkında olduğu belirsiz kalır ve topluluk düzeyindeki bir örüntü tek tek kişilere yanlışlıkla uygulanır. Birim, yöntem seçilmeden önce yazılır.
Yaygın yanlışSorunun kapsamı açıkta bırakılır.
Kimler, nerede ve hangi dönem hakkında sorulduğu yazılmayan bir soru, her bulguyla uyumlu ve hiçbir bulguyla sınanabilir olmaz. Kapsamı yazmak bir sınırlama değil, bulgunun nerede kullanılabileceğini bildiren bir bilgidir.
Aklında kalsın
Bir merakı araştırma sorusuna çevirirken izlenecek yedi adım.
- Soru kanıtla yanıtlanabilir mi? Bir değer yargısı veriyle çözülmez ve başka türden bir tartışma ister.
- Kimler, nerede, hangi dönem? Kapsamı yazılmayan soru hiçbir bulguyla sınanamaz.
- Hangi bulguyu görsen vazgeçersin? Bu sorunun cevabı yoksa elinde soru değil kanaat vardır.
- Betimleyici mi açıklayıcı mı? Sebep aramadan önce farkın var olduğunu göstermek gerekir.
- Analiz birimi ne? Aynı konu farklı birimlerde farklı sonuç verir ve birim yöntemden önce seçilir.
- Sorunun içinde hüküm taşıyan kelimeler var mı? Yüklü kelimeler veri toplanmadan sonucu belirler.
- Soru nereden geldi: kuramdan mı, karşılaşılan bir tuhaflıktan mı, bir ihtiyaçtan mı? Kaynağı, neyi kaçıracağını da söyler.
Sonraki derse köprü
Bu derste sorunun kendisini kurduk. Kapsamını yazdık, birimini seçtik ve hangi bulgunun onu çürüteceğini belirledik.
Bir sonraki adım kaçınılmaz olarak şu: bu soruyu kimler hakkında ve neye bakarak yanıtlayacağız?
Açılış sahnesindeki toplantıya dönelim. Diyelim ki soru düzgün kuruldu ve şöyle yazıldı: bu ilçede on beş ile yirmi dört yaş arasındaki kişilerin son bir ayda kaçı en az bir kitap bitirdi ve bu oran komşu iki ilçeden farklı mı?
Soru artık sınanabilir. Yanıtlanabilir olması için üç şey daha gerekiyor.
Kimler hakkında konuştuğumuz tam olarak belirlenmeli. Herkese ulaşmak mümkün olmadığına göre kimlerle konuşulacağı ve bunların bütünü temsil edip etmediği çözülmeli. Ve "kitap bitirmek" gibi bir ifadenin, herkesin aynı biçimde cevaplayabileceği bir soruya nasıl çevrileceği kararlaştırılmalı.
Sıradaki ders bu üçünü ele alıyor. Hakkında konuştuğumuz topluluğun nasıl tanımlandığını, ondan nasıl bir alt küme seçildiğini, neyin ölçüleceğini ve soyut bir kavramın sayılabilir bir işarete nasıl çevrildiğini konuşacağız.