İçeriğe geç

TEM-111-06·Toplumsal Değişme, Modernlik ve Küreselleşme

Toplumsal hareketler, devrimler ve reformlar

temel2.627 kelime≈ 18 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Bir itiraz hareketini incelerken sırayla bakılacak yedi nokta.

  1. Dört koşul birlikte var mı: ortak talep, belirli muhatap, süreklilik ve kurumsal kanal dışı eylem?
  2. Şikâyet her zaman vardır; açıklanması gereken şikâyetin varlığı değil, eyleme dönüştüğü andır.
  3. Katılım eşiklidir; kimin katılacağı, kaç kişinin çoktan katılmış olduğuna bağlıdır.
  4. İlk katılanlar en büyük riski taşır ve bir hareketin çıkıp çıkmaması çoğu zaman onların varlığına bakar.
  5. Eylem biçimi serbestçe seçilmez; repertuvar, yasal çerçeve ve karşı tarafın neyi itiraz saydığı seçeneği daraltır.
  6. Reform kuralı, devrim kuralı koyan makamı hedefler; aradaki fark hız ya da şiddet değildir.
  7. Başarıyı yalnız talebin kabulüyle ölçmek, gündem, repertuvar ve sonraki hareketler üzerindeki etkiyi görünmez kılar.

Açılış sahnesi

Bir apartmanda asansör yedi aydır çalışmıyor. Yönetim her toplantıda konuyu erteliyor.

Beşinci kattaki bir kişi bir dilekçe yazıyor ve kapı kapı dolaşmaya başlıyor.

İlk altı kapı aynı tepkiyi veriyor. Herkes haklı olduğunu söylüyor, kimse imzalamıyor. Söylenen cümle neredeyse birebir aynı: "Sen topla, ben en sonda imzalarım."

Yedinci kapı açılıyor. Açan kişi apartmanda uzun süredir oturuyor ve sözü dinleniyor. Dilekçeyi okuyor ve imzalıyor.

İki gün içinde yirmi sekiz imza toplanıyor. İmzalayanların çoğu ilk altı kapıdaki kişilerle aynı görüşteydi ve o gün imzalamamıştı.

Kimse fikrini değiştirmedi. Değişen şey, kaç kişinin çoktan imzalamış olduğuydu.

Aynı hafta, apartmandaki başka bir grup farklı bir şey konuşuyor. Onların derdi asansör değil; yönetimin nasıl seçildiği. Dilekçe yerine olağanüstü toplantı çağrısı hazırlıyorlar.

İki grup da aynı binada ve aynı sorundan yola çıktı. İstedikleri şey aynı türden değil.

Bu derste ne olacak

Apartman, dilekçe ve iki grup kurgu. Sahne, insanların ne zaman katıldığını ve neyi hedeflediklerini tek bir binada toplamak üzere kuruldu.

Kurs boyunca insanların içinde bulunduğu düzenleri anlattık. Anlatının eksik bıraktığı taraf, o düzenlerin kabullenilmemesiydi.

Bu ders itirazı ele alıyor.

Baştan bir sınır çizmek gerekiyor. Ders hiçbir talebin haklı olup olmadığına karar vermiyor ve gerçek bir hareketi değerlendirmiyor. Sorduğu sorular yapısal: insanlar ne zaman bir araya geliyor, hangi biçimlerde itiraz ediyor, hedefledikleri şey neyi değiştiriyor ve bunun sonucu nasıl ölçülüyor.

Dört ayrım kuracağız. Her kalabalık bir hareket değil. Katılım kişisel bir ikna meselesi değil. İtirazın biçimi serbestçe seçilmiyor. Ve kuralı değiştirmekle düzeni değiştirmek aynı şeyin iki hızı değil.

Sıfır noktası — her kalabalık hareket değil

Bir meydanda toplanan kalabalık, bir maç çıkışındaki taşkınlık, sosyal medyada bir gün süren tepki ve on yıl süren bir mücadele gündelik dilde aynı kelimeyle anılabiliyor. Sosyolojide bunlar ayrı olgular.

Mekanizma — kimin ne zaman katıldığı

Açılış sahnesindeki dilekçe, hareket araştırmasının en sağlam bulgularından birini gösteriyor.

Buradan iki sonuç çıkıyor ve ikisi de sezgiye aykırı.

Birincisi, hareketlerin aniden ortaya çıkmış gibi görünmesi çoğu zaman bir yanılsama. Görüşler uzun süredir oradaydı; eksik olan eşik zinciriydi.

İkincisi, ilk katılanların taşıdığı risk ötekilerden çok daha büyük. Yirminci imzayı atan kişi neredeyse hiçbir bedel ödemiyor; birinci imzayı atan kişi tek başına görünüyor.

İtiraz nasıl yapılır

Bir talebin dile getirilme biçimi serbestçe seçilmiyor. Her dönemde ve her yerde, tanınan ve anlaşılan sınırlı sayıda biçim bulunuyor.

İki ayrı hedef

Şimdi açılış sahnesindeki ikinci gruba dönelim. Onların derdi asansör değil, yönetimin nasıl seçildiğiydi. Bu fark, dersin en çok karıştırılan ayrımı.

Kuramsal mercekler

Hareketler niçin bazı anlarda çıkıp bazılarında çıkmıyor? Sosyolojide bu sorunun üç ayrı adresi var ve her adres kendi kanıtını getiriyor.

İlk yanıt hoşnutsuzluğa bakar. Buradaki iddia sade: koşullar kötüleştiğinde ve haksızlık duygusu yaygınlaştığında insanlar harekete geçer. Yanıtın gücü, hiçbir hareketin şikâyetsiz doğmamasıdır. Zorlandığı yer, hoşnutsuzluğun neredeyse her zaman ve her yerde bulunmasıdır; sürekli var olan bir şey, ara ara olan bir şeyi tek başına açıklayamaz.

İkinci yanıt kapasiteye bakar. Bu okumada belirleyici olan şikâyetin varlığı değil, onu taşıyacak örgütün, paranın, mekânın ve zamanın bulunup bulunmadığıdır; aynı şikâyeti taşıyan iki topluluktan örgütlü olanı harekete geçer. Bu okumanın verdiği şey, hareketlerin niçin belirli çevrelerden çıktığının cevabıdır. Açıkta bıraktığı nokta, hiçbir örgütü olmayan toplulukların bazen aniden ve geniş biçimde harekete geçmesidir.

Üçüncü yanıt karşı tarafa bakar. Bu duruşa göre hareketi başlatan şey içeride değil dışarıda değişir: baskının gevşemesi, yönetim içinde bir bölünme, seçim takvimi ya da beklenmedik bir olay, o güne kadar riskli olan eylemi mümkün kılar. Bu okuma, hiçbir şeyin değişmediği görünen anlarda niçin birden hareket başladığını açıklar. Zayıf tarafı, en sert koşullarda ortaya çıkan hareketleri açıklamakta zorlanmasıdır. Bu üç yanıtın her biri toplumsal hareketler kursunda kendi kavram takımıyla ayrıca geliştirilecek.

Yaygın yanlışBu üç yanıttan birinin gerçek sebep olduğu düşünülür.
Doğrusu

Şikâyeti hesaba katmadan insanların niçin bu talebi taşıdığı anlaşılmıyor. Örgütlü kapasiteye bakmadan aynı şikâyetteki iki topluluktan birinin niçin harekete geçtiği görülmüyor. Karşı tarafın durumunu izlemeden ise hareketin niçin tam o ay başladığı açıklanamıyor. Üçü aynı olayın üç ayrı koşuluna işaret ediyor.

Ölçek

Bir hareketi nereden izlediğine göre onu neyin başlattığına dair verdiğin cevap da değişiyor.

Tekil bir katılımcının deneyiminde hareket bir karar anı olarak görünür. Kişi gitmeye ne zaman karar verdiğini, kimin çağırdığını ve neyi göze aldığını anlatır. Bu yerde eşik mekanizması görünmez kalır, çünkü kimse kendi kararını "yeterince kişi katıldığı için" diye anlatmaz.

Bir örgütün işleyişinde hareket bir kaynak ve takvim sorunu olur. Kimin nerede toplanacağı, masrafın nasıl karşılanacağı, kararın nasıl alınacağı ve kimin sözcü olacağı bu yerde belirlenir. Hareketlerin çoğu bu yerde bölünür ve bölünmelerin çoğu talep hakkında değil yöntem hakkındadır.

Bir toplumun tarihinde hareket bir dalga olarak okunur. Birbirinden habersiz görünen çok sayıda eylem aynı yıllara toplanır, benzer biçimler kullanır ve birbirinden öğrenir. Bu yerde tek tek kararlar kaybolur; geriye repertuvarın nasıl değiştiği ve hangi taleplerin dönem boyunca gündemde kaldığı kalır.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Hareket araştırmasının en büyük tuzağı, yalnız gerçekleşmiş ve görünür olmuş eylemlere bakmak.

Türkiye bağlamı ve karşılaştırma

Türkiye'de kolektif örgütlenmenin biçimleri, hukuki çerçevenin ve yerleşik dayanışma ağlarının birlikte belirlediği bir yapı gösteriyor.

Birinci belirleyici, dernek ve toplanma düzenlemelerinin repertuvarı doğrudan şekillendirmesi. Hangi biçimin izne bağlı, hangisinin serbest, hangisinin fiilen zor olduğu, grupların hangi yöntemi seçeceğini büyük ölçüde önceden belirliyor. Bir repertuvarın dar olması itirazı yok etmiyor; itirazın hangi kanaldan çıkacağını değiştiriyor.

İkincisi hemşehri dernekleri, meslek odaları ve mahalle temelli yapıların taşıdığı örgütsel kapasite. Bu yapılar çoğu zaman bir hareket olarak kurulmadı ve gerektiğinde hazır bir iletişim ağı, mekân ve güven ilişkisi sağladı. Kapasite okumasının işaret ettiği şeyin somut karşılığı burada görülüyor: örgüt önce vardı, talep sonra geldi.

Üçüncüsü emek alanındaki uzun örgütlenme geçmişi ve bu geçmişin bıraktığı biçimler. İş bırakma, toplu görüşme ve dava yolu, başka alanlardaki gruplar tarafından da kullanılan tanınmış biçimler hâline geldi.

Karşılaştırma, hukuki çerçevenin sonucu ne kadar belirlediğini gösteriyor. Kurumsal kanalların açık olduğu düzenlerde hareketler zamanla derneğe, partiye ya da meslek örgütüne dönüşme eğilimi taşıyor; talep kurumsallaşıyor ve hareket biçimi olarak sönüyor. Kanalların kapalı olduğu düzenlerde ise repertuvar dolaylı biçimlere kayıyor: yavaşlatma, çekilme, mizah ve gündelik direniş biçimleri öne çıkıyor. İki durumda da itiraz var; kaydı tutulan itiraz miktarı çok farklı ve bu, ölçmeyi doğrudan etkiliyor.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışBir araya gelmiş her kalabalık hareket sayılır.
Doğrusu

Hareket olabilmesi için paylaşılan bir talebin, belirli bir muhatabın, zaman içinde sürekliliğin ve kurumsal kanal dışı bir eylem biçiminin birlikte bulunması gerekir. Bunlardan biri eksikse ortada başka bir olgu vardır ve başka sorularla incelenir.

Yaygın yanlışHoşnutsuzluğun tek başına harekete yol açtığı düşünülür.
Doğrusu

Şikâyet neredeyse her zaman ve her yerde bulunur; ara ara ortaya çıkan bir şeyi sürekli var olan bir şeyle açıklamak mümkün değildir. Sorulacak soru "insanlar niçin memnuniyetsiz" değil, "bu memnuniyetsizlik niçin tam bu ay eyleme dönüştü" sorusudur.

Yaygın yanlışKatılımın tamamen kişisel bir ikna meselesi olduğu varsayılır.
Doğrusu

Aynı görüşteki bir topluluk, ilk adımı atacak birkaç kişi bulunmadığı için yıllarca hiçbir şey yapmayabilir. Bir eylemin çıkmaması, o topluluğun razı olduğunu göstermez; eşiklerin dağılımı hakkında bir şey gösterir.

Yaygın yanlışBaşarı yalnız talebin kabul edilip edilmediğiyle ölçülür.
Doğrusu

Bir hareket talebini alamadan da repertuvarı genişletebilir, konuyu gündeme yerleştirebilir, sonraki bir hareketin kadrosunu yetiştirebilir ve yıllar sonra kabul edilen bir düzenlemenin zeminini kurabilir. Yalnız o günkü sonuca bakan bir değerlendirme, etkinin çoğunu ölçüm dışında bırakır.

Yaygın yanlışDevrim ile reform arasındaki farkın bir hız ya da şiddet farkı olduğu sanılır.
Doğrusu

Ayrım hedeftedir: biri kuralın içeriğini, öteki kuralı koyan yetki düzenini değiştirmeyi amaçlar. Bu yüzden hızlı ve sert bir değişiklik reform, yavaş ve sessiz bir dönüşüm ise sonuçta düzen değişikliği olabilir.

Aklında kalsın

Bir itiraz hareketini incelerken sırayla bakılacak yedi nokta.

  1. Dört koşul birlikte var mı: ortak talep, belirli muhatap, süreklilik ve kurumsal kanal dışı eylem?
  2. Şikâyet her zaman vardır; açıklanması gereken şikâyetin varlığı değil, eyleme dönüştüğü andır.
  3. Katılım eşiklidir; kimin katılacağı, kaç kişinin çoktan katılmış olduğuna bağlıdır.
  4. İlk katılanlar en büyük riski taşır ve bir hareketin çıkıp çıkmaması çoğu zaman onların varlığına bakar.
  5. Eylem biçimi serbestçe seçilmez; repertuvar, yasal çerçeve ve karşı tarafın neyi itiraz saydığı seçeneği daraltır.
  6. Reform kuralı, devrim kuralı koyan makamı hedefler; aradaki fark hız ya da şiddet değildir.
  7. Başarıyı yalnız talebin kabulüyle ölçmek, gündem, repertuvar ve sonraki hareketler üzerindeki etkiyi görünmez kılar.

Sonraki derse köprü

Bu kurs boyunca değişimi hep geriye bakarak inceledik. Sanayileşmeyi, kurulan ve dağılan düzenleri, açılan ve kapanan sınırları, çıkan ve sönen hareketleri anlattık. Hepsi olmuş bitmiş şeylerdi ve kaydı vardı.

Kursun son dersi bunu yapamıyor.

Şu anda süren iki dönüşüm var ve ikisinin de sonucu henüz yazılmadı. Birincisi, gündelik hayatın giderek daha büyük bir bölümünün ölçülebilir kayda dönüşmesi ve kararların bu kayıtlar üzerinden verilmeye başlanması. İkincisi, insan toplumlarının içinde yaşadığı fiziksel koşulların kendisinin değişmesi ve bu değişimin eşitsiz biçimde dağılması.

İkisi de bu kursta öğrendiğimiz araçlarla incelenebilir: hangi hızda ilerliyorlar, hangi kapsamda iş görüyorlar, kimin için hangi akış serbest, kim itiraz edebiliyor.

Fark şu: bu kez sonucu bilmiyoruz ve bilmemek incelemeyi durdurmuyor.

Sıradaki ders kursu kapatıyor. Süren iki dönüşümü ele alacak, geleceğe dair bir iddianın nasıl kurulacağını ve sosyolojinin henüz olmamış bir şey hakkında ne söyleyebileceğini konuşacağız.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.