Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Küreselleşme üzerine kurulmuş bir cümleyi denetlemenin yedi yolu.
- Yeni olan bağların varlığı değil, yoğunluğu ve aşılma bedelinin düşmesidir.
- Mesafe ortadan kalkmadı; ucuzladı ve her akış türü için aynı ölçüde ucuzlamadı.
- Bir kez sınır geçmek ile sürekli bağ taşımak ayrı şeylerdir; ikincisi kuşaklar boyu sürebilir.
- Akışlar iki eksende eşitsiz: türe göre ve hareket edenin taşıdığı belgeye göre.
- Bir ülkenin ne ürettiği, kendi özelliklerinden çok iş bölümündeki yerinden anlaşılır.
- Benzeşme yüzeyde gerçek, derinde sınırlı; aynı biçim farklı yerlerde farklı işlere yarar.
- Yön tek değildir; sınırlar yeniden sıkılaşabilir ve bu sürecin bitmesi anlamına gelmez.
Açılış sahnesi
Bir ilçe çarşısında telefon tamir eden küçük bir dükkân var. Sahibi kırk beş yaşında ve ilçeden hiç ayrılmamış.
Sabah bir müşteri kırık ekranlı telefon getiriyor. Dükkân sahibi parçayı sipariş ediyor; parça birkaç gün içinde başka bir kıtadan geliyor. Modelin sökülüşünü bilmediği için bir video izliyor; videoyu çeken kişinin dilini bilmiyor, altyazıyı okuyor.
Öğleden sonra bir ödeme alıyor. Para, kartın çekildiği andan hesabına geçtiği ana kadar üç ayrı ülkedeki sistemlerden geçiyor.
Akşam yeğeniyle konuşuyor. Yeğeni başka bir ülkede aynı işi yapıyor. Hangi parçanın hangi tedarikçiden alınacağını, fiyatların nereye gittiğini ve yeni modellerin ne zaman geleceğini konuşuyorlar. Bu görüşme haftada üç kez tekrarlanıyor ve on yıldır sürüyor.
Geçen yıl dükkân sahibi bir fuar için vize başvurusu yaptı. Başvuru reddedildi.
Ekran dört günde sınırı geçti. Dükkân sahibi geçemedi.
Bu derste ne olacak
Dükkân, müşteri ve yeğen kurgu. Sahne, bir kişinin hiçbir yere gitmeden kaç ayrı ülkeyle ilişki içinde olabildiğini ve bu ilişkilerin hepsinin aynı serbestlikte olmadığını tek bir günde toplamak için yazıldı.
Bir önceki ders, yönetim biçimleri sona erse de kurulan bağların yerinde kaldığını gösterdi. Bugün bütün bu bağlar tek bir başlık altında toplanıyor.
O başlık kullanılırken çoğu kez yepyeni bir dönem ima ediliyor ve bu ders tam olarak o imayı sınıyor.
Beş iş var. Bağların ne olduğunu tanımlayacağız. Bir kez geçmek ile sürekli bağ kurmak arasındaki farkı göstereceğiz. Toplumları ayrı kaplar sayan alışkanlığın niçin bu konuda işe yaramadığını konuşacağız. Sonra en çok atlanan noktaya geleceğiz: akışların hiçbiri herkes için aynı serbestlikte değil. Son olarak sürecin ne tek yöne aktığını ne de geri alınamaz olduğunu göreceğiz.
Sıfır noktası — yeni olan ne
Sınırlar ötesi bağlar yeni değil. Uzun mesafeli ticaret, göç, salgın, din ve dil yayılması yüzyıllardır var ve önceki ders bu bağların bir bölümünün nasıl kurulduğunu gösterdi.
Yeni olan bağların varlığı değil, yoğunluğu ve maliyeti.
Bağın sürekli hâli
Küreselleşme bir hareket ölçüsü. Ayrı bir olgu daha var: hareketin arkasında kalan sürekli bağ.
Kabı bırakmak
Şimdiye kadar tek tek bağlara baktık. Bir de bütüne bakmanın yolu var ve bu, alışılmış bir araştırma alışkanlığını bozmayı gerektiriyor.
Bu akademide, toplumu sınırları çizilmiş bir hazne gibi düşünme alışkanlığını ve araştırmayı sorgulamadan ülke sınırları içinde kurma eğilimini daha önce adlandırmıştık. Bu derste o iki alışkanlık doğrudan engel hâline geliyor.
Mekanizma — akışlar eşit serbest değil
Küreselleşmeyi anlatan cümlelerin çoğu tek bir kelimeyle kurulur: dünya küçüldü. Bu cümlenin sınandığı yer açılış sahnesindeki vize başvurusu.
Tek yönlü değil
Küreselleşme uzun süre durdurulamaz bir yönelim olarak anlatıldı. Bu anlatı da sınandı ve eksik çıktı.
Kuramsal mercekler
Bu bağların kültürel ve toplumsal sonucunun ne olduğu konusunda üç ayrı beklenti tartışılıyor ve üçü de kısmen doğrulanmış durumda.
Bir beklenti yakınsama yönünde. Buna göre aynı ürünler, aynı diziler, aynı markalar ve aynı yönetim biçimleri yayıldıkça toplumlar birbirine benzeyecek ve yerel farklar aşınacak. Beklentinin dayandığı gözlem gerçek: gündelik hayatın çok sayıda ayrıntısı gerçekten benzeşti. Zorlandığı yer, aynı ürünün farklı yerlerde farklı anlamlar kazanması ve benzeşmenin çoğu zaman yüzeyde kalmasıdır.
İkinci beklenti ayrışma yönünde. Bu okumada dışarıdan gelen her biçim yerel malzemeyle karşılaşıp başka bir şeye dönüşür; sonuç tek biçimlilik değil, daha önce görülmemiş bir çeşitlilik olur. Bu akademide iki kaynağın birleşmesinden hiçbirine indirgenemeyen yeni bir biçim doğmasını daha önce adlandırmıştık ve bu okuma tam olarak ona dayanır. Açıkta bıraktığı nokta, çeşitliliğin hangi sınırlar içinde üretildiğidir; malzeme her yerde aynı yerlerden geliyorsa, ortaya çıkan çeşitlilik de sınırsız değildir.
Üçüncüsü kültüre değil iş bölümüne bakar. Buradaki iddiaya göre asıl mesele kimin neyi izlediği değil, kimin neyi ürettiğidir; bir ülkenin hangi işi yaptığı ve o işin zincirin hangi halkasında durduğu, kültürel benzeşmeden çok daha belirleyicidir. Bu duruşun gücü, benzeşen bir dünyada eşitsizliğin niçin sürdüğünü açıklamasıdır. Zayıf tarafı, insanların bu düzen içinde kendi anlamlarını kurma kapasitesini hafife almasıdır.
Yaygın yanlışBu üç beklentiden birinin doğrulanıp ötekilerin çürütüldüğü sanılır.
Yüzeydeki benzeşme gerçekten oldu ve bunu görmeden gündelik hayatın niçin bu kadar tanıdıklaştığı anlaşılmıyor. Aynı biçimlerin yerel karşılığında başkalaşması da gerçek ve bunu görmeden benzeşmenin niçin yüzeyde kaldığı açıklanamıyor. İş bölümündeki konumu hesaba katmadan ise benzeşen bir dünyada eşitsizliğin niçin yerinde durduğu görünmez kalıyor.
Ölçek
Aynı bağ ağı, bakılan yere göre bambaşka görünüyor.
Tek bir kişinin gününde ağ bir alışkanlık olarak görünmez hâle gelir. Kullanılan uygulamanın, izlenen içeriğin ve satın alınan parçanın nereden geldiği sorulmaz; işlediği sürece kaynağı görünmez kalır. Ağ ancak kesildiğinde fark edilir: bir teslimat gecikince, bir hizmet kapanınca, bir başvuru reddedilince.
Bir kurumun işleyişinde ağ bir bağımlılık olarak belirir. Bir hastanenin ilacı, bir fabrikanın parçası, bir üniversitenin yayın erişimi ve bir belediyenin yazılımı belirli tedarikçilere bağlıdır. Bu bağlar sözleşmelerde yazılıdır ve kurumun karar alanını sessizce daraltır.
Bir ülkenin bütününde ağ bir konum olarak okunur. Hangi işleri yaptığı, hangi ürünleri ithal ettiği, hangi ülkelerden yatırım aldığı ve vatandaşlarının hangi sınırları kolay geçtiği bu yerde görülür. Burada tek tek bağlantılar kaybolur ve geriye, ülkenin iş bölümü içindeki yeri kalır.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Bağların varlığı sezgiyle değil, hareketin bıraktığı izlerin sayılmasıyla biliniyor.
Türkiye bağlamı ve karşılaştırma
Türkiye bu konunun ders kitabı örneklerinden biri, çünkü göç akışının üç biçimini aynı anda taşıyor.
Ülke uzun süredir hem yurt dışına işgücü gönderen hem yoğun biçimde göç alan hem de başka ülkelere gitmek isteyenlerin geçiş güzergâhında bulunan bir yer. Bu üçünün aynı ülkede birleşmesi yaygın değil ve karşılaştırmalı çalışmalar için elverişli bir durum üretiyor.
İkinci belirleyici, yurt dışındaki toplulukların bağlarının kuşaklar boyunca sürmesi. Bu bağların zamanla çözülmesi beklenmişti; çözülmedi, biçim değiştirdi. Mülk, evlilik, yaz ziyaretleri, iki ülkenin siyasetine ilgi ve karşılıklı bakım yükümlülükleri sürüyor. Ulusötesiliğin geçici bir aşama değil kalıcı bir biçim olduğu, bu örnekte açıkça görülüyor.
Üçüncüsü üretimin zincirdeki yeri. Ülkedeki üretimin önemli bir bölümü, tasarımın ve markanın başka yerde durduğu zincirlerin ara halkalarında yapılıyor. Bu, üretim hacmi ile elde kalan pay arasındaki farkı doğrudan üretiyor ve zincirdeki yerin niçin hacimden daha belirleyici olduğunu gösteriyor.
Karşılaştırma akış eşitsizliğinin ne kadar keskin olabildiğini ortaya koyuyor. Kimi ülkelerin vatandaşları çok sayıda sınırı önceden izin almadan geçebiliyor; kimi ülkelerin vatandaşları için aynı sınırlar uzun bir başvuru sürecinin ardında duruyor. Aynı kişi, aynı meslek ve aynı amaçla yola çıktığında bile taşıdığı belgeye göre farklı bir dünyayla karşılaşıyor. Sermayenin ve verinin aynı sınırlarda böyle bir ayrımla karşılaşmaması, eşitsizliğin tür ekseninin en açık göstergesi.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışKüreselleşmenin yeni bir olgu olduğu sanılır.
Sınır ötesi ticaret, göç ve kültürel yayılma yüzyıllardır sürüyor ve bugünkü hatların bir bölümü çok daha eski düzenlerde çizildi. Yeni olan bağların varlığı değil, yoğunluğu ve aşılma bedelinin düşmesi. Bu ayrım yapılmadığında, süreklilik taşıyan bir düzen yeni bir çağ gibi anlatılır.
Yaygın yanlışDünyanın herkes için küçüldüğü varsayılır.
Sermaye ve veri neredeyse engelsiz hareket ederken insanın hareketi izne ve belgeye bağlı, üstelik bu bağlılık taşınan belgeye göre çok farklı derecelerde. "Dünya küçüldü" cümlesi kimin için küçüldüğü sorulmadan kurulduğunda, bir gözlem değil bir konum beyanı hâline gelir.
Yaygın yanlışBağların artmasının tek bir dünya kültürü üreteceği beklenir.
Aynı ürün ve biçimler yayıldı ve her yerde aynı anlamı kazanmadı; benzeşme çoğu zaman yüzeyde kaldı ve altında yeni çeşitlilikler üretti. Benzeşmeyi ölçerken görünen biçime değil, o biçimin ne işe yaradığına bakmak gerekir.
Yaygın yanlışSürecin geri alınamayacağı düşünülür.
Sınırlar yeniden sıkılaşabiliyor, zincirler yakına çekilebiliyor ve veri ülke içinde tutulabiliyor. Açılmanın kalıcı bir yönelim olduğunu varsaymak, bu kursta gördüğümüz merdiven okumasının yeni bir kılığıdır ve aynı hatayı üretir.
Yaygın yanlışÜlkeler birbirinden bağımsız kaplar gibi incelenir.
Bir ülkedeki üretim, işsizlik ya da fiyat hareketi, yalnız o ülkenin içine bakılarak açıklanmaya çalışıldığında açıklama sürekli eksik kalır. Bu akademide araştırmayı sorgulamadan ülke sınırları içinde kurma alışkanlığını daha önce adlandırmıştık; bu konuda o alışkanlık doğrudan yanlış sonuç üretir.
Aklında kalsın
Küreselleşme üzerine kurulmuş bir cümleyi denetlemenin yedi yolu.
- Yeni olan bağların varlığı değil, yoğunluğu ve aşılma bedelinin düşmesidir.
- Mesafe ortadan kalkmadı; ucuzladı ve her akış türü için aynı ölçüde ucuzlamadı.
- Bir kez sınır geçmek ile sürekli bağ taşımak ayrı şeylerdir; ikincisi kuşaklar boyu sürebilir.
- Akışlar iki eksende eşitsiz: türe göre ve hareket edenin taşıdığı belgeye göre.
- Bir ülkenin ne ürettiği, kendi özelliklerinden çok iş bölümündeki yerinden anlaşılır.
- Benzeşme yüzeyde gerçek, derinde sınırlı; aynı biçim farklı yerlerde farklı işlere yarar.
- Yön tek değildir; sınırlar yeniden sıkılaşabilir ve bu sürecin bitmesi anlamına gelmez.
Sonraki derse köprü
Bu derste insanların içinde bulunduğu bir düzeni anlattık: bağlar, akışlar, konumlar ve bunların eşitsizliği.
Anlatının eksik bıraktığı bir şey var. Bu düzen insanların başına gelen bir şey değil yalnızca; içinde yaşayanlar onu kabullenmiyor.
Açılış sahnesindeki dükkân sahibinin vizesi reddedildi. Aynı ret binlerce kişiye verildiğinde, o kişilerden bir kısmı bir araya geliyor, dilekçe yazıyor, dava açıyor, örgütleniyor.
Fabrikası taşınan işçiler bir sabah işsiz kalmıyor yalnızca; sendikaya gidiyor, kapı önünde bekliyor, kamuoyuna sesleniyor. Zincirin ucundaki üretim koşulları, başka bir ülkedeki tüketicilerin başlattığı bir kampanyayla gündeme gelebiliyor.
Bu ders boyunca konuştuğumuz her düzenleme, bir noktada birilerinin itirazıyla karşılaştı. Bazı itirazlar hiçbir iz bırakmadan söndü, bazıları kuralları değiştirdi, birkaçı düzenin kendisini devirdi.
Sıradaki ders o itirazları ele alıyor. İnsanların ne zaman ve nasıl bir araya geldiğini, hangi itirazın kural değişikliğiyle sonuçlanıp hangisinin daha fazlasını istediğini ve bir hareketin başarısının nasıl ölçüleceğini konuşacağız.