İçeriğe geç

TEM-111-04·Toplumsal Değişme, Modernlik ve Küreselleşme

Sömürgecilik, imparatorluk ve dekolonizasyon

temel2.670 kelime≈ 18 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Bu konuyu tartışırken yön veren yedi saptama.

  1. İmparatorluk eşitsiz üyelikle yönetmektir; sömürgecilik buna açık bir yararlanma amacı ve yurttaş sayılmamayı ekler.
  2. Uzaktan yönetmenin ilk koşulu görebilmektir; bu yüzden en kalıcı araç kayıttır.
  3. Kayıt kategoriyi takip etmez, kategoriyi kurar; kutu zamanla gerçek bir grup hâline gelir.
  4. Altyapı bir amaca göre yapılır ve amaç bittiğinde yerinde kalır; kıyıya inen hatlar iç ticareti pahalı bırakır.
  5. Dekolonizasyonun dar anlamı bir olaydır ve tarihi vardır; geniş anlamı bir süreçtir ve her alanda ayrı hızda ilerler.
  6. Devralınan kurumlar tarafsız araç değildir; bir yönetme amacının izini taşır ve değiştirilmemelerinin sebebi çoğu zaman maliyettir.
  7. Mirası yok saymak da her sonucu ona bağlamak da yerel failliği hesabın dışına atar.

Açılış sahnesi

Yönetim altındaki bir bölgede tapu kaydı çıkarılıyor. Masada matbu bir defter var ve defterin sütunlarından biri "topluluk" başlığını taşıyor. Sütunun karşılığı serbest yazılmıyor; kâğıdın kenarında yönetimin belirlediği bir liste var ve kayıt o listeden seçilerek yapılıyor.

Sıradaki kişi toprağını tarif ediyor. Ailesi iki ayrı alanda otlatma ve ekim yapıyor; kışın bir vadide, yazın yukarıda. Kendisini bir soy adıyla tanımlıyor ve o ad listede yok.

Kâtip listeye bakıyor ve en yakın olduğunu düşündüğü seçeneği işaretliyor. İşlem bir dakika sürüyor. Adam itiraz etmiyor, çünkü sütunun ne işe yarayacağını bilmiyor.

Altmış yıl sonra o defter hâlâ kullanılıyor.

Toprak anlaşmazlıklarında hangi tarafın hak sahibi olduğu bu kayıtlardan bakılarak belirleniyor. Defterdeki "topluluk" adı bugün gerçek bir siyasi grubun adı; sözcüleri var, rakipleri var, seçimlerde hesaba katılıyor. Adı taşıyanlar kendilerini o adla anlatıyor.

Kâtip bir topluluk kurmak istememişti. Bir sütunu doldurdu.

Bu derste ne olacak

Bölge, defter ve kâtip kurgu. Sahne belirli bir ülkeye ya da döneme ait değil; bir yönetimin kayıt tutarken ne yaptığını tek bir masada göstermek üzere kuruldu.

Önceki dersin sonunda bir şey söylenmişti: modernleşme programları ölçütlerini başka bir toplumdan alır, ama pek çok yerde bu ilişkiye taraf olanlara seçme imkânı tanınmadı.

Şimdi o ilişkiyi açıyoruz.

Konu ağır ve tartışmalı. Ders bir hesaplaşma metni değil; amacı bu düzenin nasıl işlediğini, geride ne bıraktığını ve niçin bir tarihle kapanmadığını göstermek.

Dört iş yapacağız. Önce sık karıştırılan iki kavramı ayıracağız. Sonra yönetimin en kalıcı aracını göstereceğiz. Ardından bağımsızlığın neyi bitirip neyi bitirmediğini konuşacağız. Son olarak bu mirasın bugünü açıklamakta nereye kadar götürdüğünü ve nerede fazla uzatıldığını tartışacağız.

Sıfır noktası — iki kavram, iki ayrı şey

Gündelik dilde imparatorluk ile sömürgecilik çoğu zaman birbirinin yerine kullanılıyor. İkisi akraba ve aynı şey değil.

Bir düzenin hangisi olduğu her zaman kolay ayrılmıyor ve bazı örnekler ikisinin özelliklerini birlikte taşıyor. Bu yüzden belirli bir tarihsel örneğin hangi başlığa gireceği, o örneği inceleyen uzmanlık kurslarının işi.

Mekanizma — yönetmek için sınıflandırmak

Uzaktan yönetmenin ilk koşulu görebilmek. Bir yönetim, saymadığı ve adlandırmadığı bir şeyi vergilendiremez, askere alamaz ve hukuka bağlayamaz.

Ekonominin yönü

Sınıflandırma yönetmeyi mümkün kılıyor. Düzenin ikinci ayağı, üretimin hangi yöne akacak biçimde kurulduğu.

Sömürge düzenlerinde üretim çoğu zaman yerel ihtiyaca göre değil, merkezin talebine göre örgütlendi. Bir bölge tek bir ürüne yönlendirildiğinde, o bölgenin yolları, limanları, depoları ve demiryolları da o ürünü dışarı çıkaracak biçimde yapıldı. Bu altyapı bir dönem sona erdiğinde ortadan kalkmadı.

Çıkış: bayrak inince ne bitiyor

Yönetim biçimlerinin sona ermesi bir tarihe bağlanabiliyor. Düzenin bıraktıkları aynı tarihe bağlanamıyor.

Kuramsal mercekler

Sömürge döneminin bugüne ne bıraktığı sorusuna verilen cevaplar üç ayrı yere bakıyor ve üçü farklı türde kanıt istiyor.

Bir okuma kurumlara bakar. Buradaki iddia, bırakılan düzenlemelerin sonraki yüzyılı biçimlendirdiğidir: mülkiyet hukuku, idari bölünme, sınırlar ve eğitim düzeni. Aynı bölgenin farklı yönetimler altında kalmış parçaları karşılaştırıldığında sonuçların ayrışması bu okumayı destekler. Zorlandığı yer, kurumların her yerde aynı sonucu vermemesi ve yerel yönetimlerin sonradan yaptıklarının paylarının ayrıştırılmasının güçlüğüdür.

İkincisi kaynağın akışına bakar. Bu değerlendirmede belirleyici olan, uzun bir dönem boyunca üretimin ve zenginliğin hangi yöne aktığı ve bu akışın bir tarafta neyi mümkün kıldığıdır. Okumanın gücü, iki tarafın niçin bu kadar farklı başlangıç noktalarından yola çıktığını göstermesidir. Açıkta bıraktığı nokta, benzer akışa maruz kalan bölgelerin sonradan birbirinden çok farklı yollara sapmış olmasıdır.

Üçüncüsü bilgiye ve kategorilere bakar. Bu duruşa göre en kalıcı miras ne yol ne hukuk; insanların hangi kutularla anlaşıldığı ve kendilerini hangi kutularla anlattığıdır. Nüfusu kayda geçiren kategoriler, yönetim gittikten sonra siyasetin dili hâline gelir. Bu okuma açılış sahnesindeki defteri doğrudan açıklar. Zayıf tarafı, elle tutulur sonuçlara bağlanmasının güç olması ve fazla ileri götürüldüğünde her şeyi bir söylem meselesine indirgemesidir.

Yaygın yanlışÜç okumadan biri seçilip kalanlar onun bir alt başlığı sayılmak istenir.
Doğrusu

Kurumlara bakmadan aynı bölgenin iki parçasının niçin ayrıştığı görülemiyor. Kaynak akışını hesaba katmadan başlangıç noktaları arasındaki mesafe açıklanamıyor. Kategorilerin nasıl kurulduğu sorulmadan ise bugünkü siyasetin niçin o adlarla yapıldığı anlaşılmıyor. Üçünü birlikte kullanmak, mirasın nerede güçlü nerede zayıf olduğunu ayırmayı da mümkün kılıyor.

Ölçek

Sömürge düzeni üç ayrı yerde iz bıraktı ve izler aynı biçimde okunmuyor.

Tek bir ailenin kaydında iz bir satır olarak duruyor. Hangi kutuya yazıldığı, toprağının kimin adına göründüğü ve hangi mahkemeye başvurabildiği o satırdan çıkıyor. Bu yerde iz kişiseldir ve çoğu zaman bir haksızlık hikâyesi olarak anlatılır.

Bir yönetim biriminde iz bir usul olarak sürüyor. Hangi belgenin istendiği, kararı kimin verdiği, itirazın nereye yapıldığı ve kayıtların hangi dilde tutulduğu, kurumun kuruluş mantığını taşımaya devam ediyor. Bu yerde iz kişisel değil yapısaldır ve kimse onu sürdürmeyi seçmemiştir.

Bir kıtanın haritasında iz bir çizgi olarak görünüyor. Sınırların nereden geçtiği, hangi halkların bölündüğü ve hangi ülkelerin denize çıkışı olmadığı bu yerde okunuyor. Burada tek tek kararlar kaybolur ve geriye, hiçbir yerel gerekçeyle açıklanamayan bir düzen kalır.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Bu dönemin bilgisi büyük ölçüde yönetimin kendi kayıtlarından geliyor ve bu, yöntemin hem imkânı hem sorunu.

Türkiye bağlamı ve karşılaştırma

Türkiye'nin bu konuyla ilişkisi, çoğu ülkeninkinden farklı bir yerde duruyor ve iki ayrı başlıkta ele alınması gerekiyor.

Birincisi imparatorluk mirası. Bu topraklarda yüzyıllarca, farklı dilleri ve inançları eşit olmayan statülerle yöneten bir düzen işledi. Bu düzenin sömürgecilik kavramıyla ilişkisi uzun süredir tartışılıyor ve tek bir cevabı yok; kara imparatorluğu olması, yönetilen toprakların uzak değil bitişik olması ve merkeze katılım yollarının açık olması, denizaşırı örneklerden ayrılan yanları. Bu tartışma, Türkiye tarihine ayrılmış kursların konusu ve orada kaynaklarıyla ele alınacak.

İkincisi sömürgeleştirilmemiş olmakla birlikte dışarıdan gelen bir mali ve hukuki baskıya konu olmak. Bir devletin toprağı yönetilmeden de dış borç düzenlemeleri ve yabancılara tanınan hukuki ayrıcalıklar yoluyla karar alanı daraltılabilir. Bu, sömürgeleştirilme ile tam bağımsızlık arasında duran ayrı bir ilişki biçimi ve dünyanın çeşitli bölgelerinde görüldü.

Bu ikisi bir arada, Türkiye'yi karşılaştırma açısından öğretici kılıyor: hem yöneten tarafın hem baskı altındaki tarafın deneyimini aynı tarihte taşıyor.

Karşılaştırma üç ayrı ilişki biçimi olduğunu gösteriyor. Kimi bölgelerde yönetim doğrudan kuruldu ve nüfusun yerine yerleşildi; oradaki miras toprak ve nüfus yapısının kendisinde. Kimi bölgelerde yönetim yerel aracılar üzerinden yürütüldü; oradaki miras idari kategorilerde ve hukuk metinlerinde yoğunlaştı. Kimi ülkeler ise resmen bağımsız kaldı ve mali denetim altına girdi; oradaki miras borç ve ticaret düzenlemelerinde göründü. Üç ilişki üç ayrı kalıntı bıraktı ve üçünü aynı kelimeyle konuşmak, aralarındaki farkı silmek anlamına geliyor.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışİmparatorluk ile sömürgecilik aynı sayılır.
Doğrusu

İmparatorluk çok daha eski ve yaygın bir siyasi biçim; sömürgecilik ise belirli bir yararlanma ilişkisiyle ve yönetilenleri eşit üyeliğin dışında tutmasıyla tanımlanır. Her imparatorluk sömürgeci değildir ve her sömürge düzeni bir imparatorluğun parçası olarak kurulmamıştır.

Yaygın yanlışSömürgeciliğin asker ve bayraktan ibaret olduğu düşünülür.
Doğrusu

Düzenin en kalıcı araçları silahlar değil kayıtlardı: sayımlar, tapu defterleri, haritalar, tüzükler ve yönetim dili. Askerî varlık çekildiğinde bunlar yerinde kaldı ve çalışmaya devam etti. Bir yönetimin ne bıraktığını anlamak için önce hangi kayıtları tuttuğuna bakmak gerekir.

Yaygın yanlışDekolonizasyonun bağımsızlık ilanıyla tamamlandığı varsayılır.
Doğrusu

Egemenliğin devri bir tarihe bağlanabilir; hukukun, müfredatın, idari dilin ve ekonomik yönelimin devralınan biçimlerden çıkması aynı takvimi izlemez. Bir ülkenin bağımsızlık tarihini bilmek, oradaki düzenlemelerin ne zaman değiştiğini söylemez.

Yaygın yanlışBugünkü her sonucun sömürge mirasına bağlanabileceği düşünülür.
Doğrusu

Bu okuma açıklama gücünü yitirir, çünkü benzer bir geçmişten çıkan ülkeler birbirinden çok farklı yerlere vardı; aradaki farkı açıklayan şey bağımsızlıktan sonra alınan kararlardır. Mirası yok saymak da her şeyi ona bağlamak da aynı hatayı yapar: yerel failliği hesabın dışında bırakır.

Yaygın yanlışSömürge yönetiminin kaydettiği kategorilerin çok eski ve doğal oldukları sanılır.
Doğrusu

Bu kategorilerin bir bölümü kayıt sırasında sabitlendi, bir bölümü doğrudan orada kuruldu. Bugün gerçek olmaları, her zaman var oldukları anlamına gelmiyor; gerçek hâle gelmelerinin kendisi incelenecek bir süreç.

Aklında kalsın

Bu konuyu tartışırken yön veren yedi saptama.

  1. İmparatorluk eşitsiz üyelikle yönetmektir; sömürgecilik buna açık bir yararlanma amacı ve yurttaş sayılmamayı ekler.
  2. Uzaktan yönetmenin ilk koşulu görebilmektir; bu yüzden en kalıcı araç kayıttır.
  3. Kayıt kategoriyi takip etmez, kategoriyi kurar; kutu zamanla gerçek bir grup hâline gelir.
  4. Altyapı bir amaca göre yapılır ve amaç bittiğinde yerinde kalır; kıyıya inen hatlar iç ticareti pahalı bırakır.
  5. Dekolonizasyonun dar anlamı bir olaydır ve tarihi vardır; geniş anlamı bir süreçtir ve her alanda ayrı hızda ilerler.
  6. Devralınan kurumlar tarafsız araç değildir; bir yönetme amacının izini taşır ve değiştirilmemelerinin sebebi çoğu zaman maliyettir.
  7. Mirası yok saymak da her sonucu ona bağlamak da yerel failliği hesabın dışına atar.

Sonraki derse köprü

Bu derste bir düzenin sona ermesini konuştuk. Sona eren şey yönetim biçimiydi; kurulmuş olan bağlar sona ermedi.

Açılış sahnesindeki defter hâlâ kullanılıyor. Kıyıya inen demiryolu hâlâ aynı yerde. Mahkemenin dili değişmiş olabilir, dilekçe yazabilenlerin aracılığı sürüyor olabilir.

Aynı şey daha büyük ölçekte de geçerli. Bir bölgenin hangi ürünü ürettiği, hangi limandan nereye gönderdiği, hangi dilin ticaret dili olduğu ve insanların göç ederken hangi ülkeye gittiği, bu dönemde kurulan hatları izlemeye devam ediyor.

Bugün bu bağlantıların tamamına birden bir ad veriliyor ve o ad çoğu zaman yeni bir şeyden söz ediyormuş gibi kullanılıyor. Oysa hatların önemli bir bölümü yeni değil; yeniden düzenlenmiş durumda.

Sıradaki ders bu bağlantı ağını ele alıyor. Malın, paranın, insanın ve bilginin sınırlar arasında nasıl hareket ettiğini, bu hareketin herkes için aynı serbestlikte olmadığını ve dünyanın hangi bölgesinin ne ürettiğine dair düzenin nasıl kurulduğunu konuşacağız.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.