Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Bir modernlik tartışmasında yön bulmak için yedi ayrım.
- Modernlik bir eşya listesi değil bir zaman duruşudur: geçmişten kopuş, tasarlanabilir gelecek, kurulmuş sayılan düzen.
- Modernleşme ayrı bir şeydir; bir öznesi ve bir takvimi olan bilinçli programdır.
- Bir programın başarısı kurulan kurum sayısıyla ölçülmez; kurum kurulmuş olabilir ve gündelik hayatla hiç karşılaşmamış olabilir.
- Her program pusulasını bir örnek toplumdan alır ve o örnek çoğu zaman idealleştirilmiş hâliyle alınır.
- Gecikmişlik anlatısı farkı mesafeye çevirir; programa karşı çıkanlar da çoğu zaman aynı çizgiyi kabul eder.
- Zaman duruşu ortak olabilir, aldığı kurumsal biçim ortak değildir; adları aynı kurumlar farklı işleyebilir.
- Yeni kurumlar eskilerin yerini almak zorunda değildir; yan yana işlemeleri bir eksiklik değil bir biçimdir.
Açılış sahnesi
Bir ilçede kalkınma birimi hane görüşmeleri yapıyor. Görevlinin elinde matbu bir form var ve formun alt bölümünde şu soru duruyor: "Beş yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?"
Altmış sekiz yaşındaki bir kişi soruyu duyuyor ve gülümsüyor. "Allah ne verirse" diyor. "Sağlık olsun, gerisi gelir."
Görevli formda "plan belirtilmedi" kutusunu işaretliyor.
Yirmi dört yaşındaki bir başkası aynı soruya üç maddeyle cevap veriyor. Bir kurs bitirecek, bir sınava girecek, bir yıl içinde şehre taşınacak. Görevli "planlı" kutusunu işaretliyor ve kenara bir not düşüyor.
İki cevap da samimi ve iki kişi de kendi hayatını iyi biliyor.
Formu hazırlayan kişi, iyi bir cevabın nasıl görüneceğine dair bir varsayımla çalıştı. Soru tarafsız değil; içinde geleceğin planlanabilir bir şey olduğu kabulü var.
O kabulün kendisi tarihsel. Her toplumda ve her dönemde bulunmuyor ve nereden geldiğinin bir hikâyesi var.
Bu derste ne olacak
İlçe, form ve iki görüşme kurgu. Sahne, bir soru kâğıdının içine yerleşmiş bir zaman anlayışını görünür kılmak için yazıldı.
Önceki ders üretimin, mekânın ve zamanın nasıl yeniden düzenlendiğini anlattı. Aynı dönüşümün maddi olmayan bir tarafı kaldı ve bu ders onu ele alıyor.
Konu tartışmalı bir alanda duruyor. Kimileri için modernlik bir kazanım, kimileri için bir kayıp, kimileri için dışarıdan gelmiş bir dayatma. Bu ders taraflardan birini seçmiyor.
Yapacağı şey daha dar ve daha kullanışlı: modernliğin ne olduğunu, bir programa dönüştüğünde ne değiştiğini, programın pusulasını nereden aldığını ve niçin tek bir kalıba sığmadığını göstermek.
Üç kelimeyi birbirinden ayıracağız. Biri bir durumu, biri bir programı, biri de bir bulguyu adlandırıyor. Üçü karıştırıldığında tartışma taraf tutmaya dönüşüyor ve hiçbir soru sorulamıyor.
Sıfır noktası — modernlik bir eşya listesi değil
Gündelik dilde modern olmak bir donanım meselesi gibi konuşuluyor: elektrik, otomobil, telefon, cam bina. Bu liste yanıltıcı, çünkü aynı eşyalar birbirinden çok farklı düzenlerde bulunabiliyor.
Ayırt edici olan eşya değil, zamana karşı alınan tutum.
Mekanizma — programa dönüşünce
Modernlik bazı yerlerde uzun bir süre içinde ve kimse ilan etmeden yerleşti. Başka yerlerde bir hedef olarak ilan edildi ve bilinçli biçimde kuruldu. İkincisi ayrı bir olgu ve ayrı bir adı var.
Programın pusulası
Bir program hedefe göre kurulur ve hedefin bir yerden alınması gerekir. Bu, modernleşme programlarının en az konuşulan ama en belirleyici yanı.
Farkı gecikme diye okumak
Örnek toplum bir kez seçildiğinde, aradaki her fark bir mesafe olarak okunmaya başlıyor. Bu okumanın kendisi bir olgu ve incelenmeyi hak ediyor.
Tek kalıp yok
Yirminci yüzyıl boyunca yaygın beklenti şuydu: dönüşen bütün toplumlar aynı kurumlara ve aynı yaşam biçimine yakınsayacak. Bu beklenti sınandı ve tutmadı.
Kuramsal mercekler
Modernliğin ne olduğu konusunda sosyolojide üç ayrı değerlendirme yan yana duruyor ve üçü aynı olgunun farklı yüzlerini tutuyor.
Bir okuma modernliği bir açılma sayar. Burada öne çıkan şey, kişinin doğduğu konuma mahkûm olmaktan çıkmasıdır; meslek, yer, eş ve inanç doğuştan verilmiş olmaktan çıkıp seçilebilir hâle gelir. Bu okumanın dayandığı gözlem güçlüdür: seçeneklerin sayısı gerçekten arttı. Zorlandığı yer, seçeneklerin herkese aynı ölçüde açılmamış olması ve bu kursta gördüğümüz eşitsizliklerin yeni biçimlerde sürmesidir.
İkinci okuma bir çözülmeyi öne çıkarır. Bu değerlendirmede vurgu, kişiyi taşıyan bağların gevşemesindedir; kimin kime hangi durumda yardım edeceği belirsizleşir ve kişi kendi hayatının tek sorumlusu hâline gelir. Okumanın gücü, seçeneklerin artmasının niçin her zaman rahatlama getirmediğini açıklamasıdır. Sıkıştığı yer, geçmişteki bağların çoğu zaman gönüllü değil zorunlu olması ve çözülmenin bir kısmının kurtuluş olarak yaşanmasıdır.
Üçüncü okuma yönetme kapasitesine bakar. Buradaki iddiaya göre modernliğin ayırt edici yanı ne özgürlük ne yalnızlık; nüfusun sayılabilir, kaydedilebilir ve yönetilebilir hâle gelmesidir. Doğum kaydı, standart ölçü, zorunlu eğitim, kimlik belgesi ve istatistik, insanları uzaktan görülebilir kılar. Bu okuma, iyi ve kötü sonuçların aynı kapasiteden çıktığını gösterir: aynı kayıt sistemi bir hakkı da tanır, bir denetimi de mümkün kılar. Zayıf tarafı, kayıt dışında kalan geniş alanları hafife alma eğilimidir.
Yaygın yanlışBu üç okumadan birinin doğru, ötekilerin taraflı olduğu düşünülür.
Üçü birbirini tamamlıyor. Seçeneklerin gerçekten arttığını görmeden modernliğin niçin talep edildiği anlaşılmıyor. Bağların gevşediğini görmeden bu dönüşümün niçin bu kadar dirençle karşılaştığı açıklanamıyor. Kayıt ve ölçüm kapasitesini hesaba katmadan ise aynı düzenlemenin niçin hem hak hem denetim ürettiği görünmez kalıyor.
Ölçek
Modernliğin nerede aranacağı, onu bir kazanç mı bir kayıp mı olarak göreceğimizi büyük ölçüde belirliyor.
Tek bir hayatta modernlik bir karar yükü olarak yaşanır. Meslek, yer, eş ve inanç seçilebilir hâle geldiğinde, her seçim kişinin kendi sorumluluğu sayılır. Aynı kişi hem daha az kısıtlanmış hem daha çok yalnızdır ve bu ikisi aynı değişimin iki yüzüdür.
Bir kurumda modernlik bir usul değişikliği olarak görünür. Kararın kime göre değil neye göre verileceği, yazılı ölçütlerin sözlü tanışıklığın yerini alması ve itirazın bir mercie yapılabilir hâle gelmesi bu büyüklükte okunur. Bu, tanışıklığa dayanan ayrıcalıkları kırar ve yazıya erişemeyenler için yeni bir eşik kurar.
Bir toplumun bütününde modernlik bir kurumlar takımı olarak görünür: sicil, okul, mahkeme, ordu, istatistik. Bu takım her yerde benzer adlar taşır ve her yerde farklı biçimlerde işler. Adların benzerliğine bakıp işleyişin de aynı olduğunu varsaymak, karşılaştırmalı çalışmaların en sık düştüğü hatadır.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Bir zaman duruşu doğrudan ölçülemiyor; nerede yerleştiği, insanların bıraktığı metinlerden ve kurumların tuttuğu kayıtlardan çıkarılıyor.
Türkiye bağlamı ve karşılaştırma
Türkiye, modernleşmenin bilinçli bir program olarak yürütüldüğü ve bu yüzden program boyutunun olağandışı biçimde görünür olduğu örneklerden biri.
Hukuk, eğitim, takvim, ölçü birimleri, alfabe ve kılık kıyafet gibi birbirinden çok farklı alanlar aynı dönemde ve açık bir hedefle düzenlendi. Bu, dönüşümün kendiliğinden yürüdüğü toplumlarda görülmeyen bir özellik üretiyor: program bir öznesi ve takvimi olduğu için tartışılabilir, savunulabilir ve karşı çıkılabilir bir nesne hâline geliyor. Kendiliğinden yerleşen bir dönüşümün muhatabı yoktur; ilan edilmiş bir programın vardır.
İkinci belirleyici, gecikmişlik anlatısının kamusal tartışmada uzun süredir taşıdığı ağırlık. Anlatı yalnız bir taraf tarafından kullanılmadı; programı savunanlar da eleştirenler de çoğu zaman aynı zaman çizgisini kabul edip yalnız hangi yönde durulacağını tartıştı. Çizginin kendisinin sorgulanması daha yeni bir tartışma.
Üçüncüsü, yeni kurumların eskilerin yerini almaktan çok yanına kurulmuş olması. Anlaşmazlıkta mahkeme ile araya girme, bakımda kurum ile aile, kayıtta belge ile tanışıklık uzun süre birlikte işledi ve bir kısmı hâlâ birlikte işliyor. Bu bir eksiklik değil bir biçim ve incelenmesi gereken şey de tam olarak bu birlikte işleyiş.
Karşılaştırma bu tablonun tek olmadığını gösteriyor. Kimi toplumlarda aynı zaman duruşu ilan edilmiş bir program olmadan, uzun bir süre içinde ve kendi kurumlarının içinden gelişti; orada tartışma bir programın etrafında değil tek tek düzenlemeler etrafında yürüdü. Kimi toplumlarda ise program benimsendi ve örnek olarak başka bir toplum seçildi; seçilen örnek değiştikçe kurulan kurumların biçimi de değişti. Ortaya çıkan tablolar birbirine benzemiyor ve hepsi modern.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışModernlik bir eşya ve teknoloji listesiyle ölçülür.
Aynı aletler birbirinden çok farklı düzenlerde bulunabiliyor ve tek başlarına bir zaman duruşu göstermiyorlar. Ayırt edici soru şudur: gelecek bekleniyor mu tasarlanıyor mu, kurallar verilmiş mi kurulmuş sayılıyor?
Yaygın yanlışModernliğin tek bir toplumun ürünü olduğu ve ötekilerinin onu kopyaladığı varsayılır.
Bu varsayım, aynı zaman duruşunun birbirinden çok farklı kurumsal biçimler almasını açıklayamaz. Adları benzeyen kurumların işleyişleri karşılaştırıldığında ortaya tek bir kalıp değil bir çeşitlilik çıkıyor.
Yaygın yanlışFarklılık bir gecikme olarak okunur.
Bu okumada ötekinin bugünü kendinin geleceği sayılır ve kendine özgü olan her şey aşılacak bir kalıntı hâline gelir. Ortaya çıkan zarar bir hüküm vermekle sınırlı kalmaz; asıl kayıp bilgidedir, çünkü incelenmesi gereken biçim incelenmeden geçilir.
Yaygın yanlışModernleşme yalnız bir dayatma olarak okunur ve içeriden gelen talep görülmez.
Programların çoğu, kendi toplumunda karşılığı olan taleplerle birlikte yürüdü; okula erişim, hukuki güvence ve sağlık hizmeti isteyen geniş kesimler vardı. Bir dönüşümü yalnız yukarıdan inen bir işlem sayan okuma, ona talip olanları tarihten siler ve bu da en az tersi kadar eksik bir tablodur.
Yaygın yanlışGeleneğin değişmeden gelen bir şey olduğu düşünülür.
Bu akademide, bir uygulamanın eski görünecek biçimde sonradan kurulabildiğini daha önce adlandırmıştık. Modernlik tartışmasında karşı karşıya konan iki taraftan biri çoğu zaman öteki kadar yenidir; geleneğin kendisi de modernlikle birlikte yeniden düzenlenir.
Aklında kalsın
Bir modernlik tartışmasında yön bulmak için yedi ayrım.
- Modernlik bir eşya listesi değil bir zaman duruşudur: geçmişten kopuş, tasarlanabilir gelecek, kurulmuş sayılan düzen.
- Modernleşme ayrı bir şeydir; bir öznesi ve bir takvimi olan bilinçli programdır.
- Bir programın başarısı kurulan kurum sayısıyla ölçülmez; kurum kurulmuş olabilir ve gündelik hayatla hiç karşılaşmamış olabilir.
- Her program pusulasını bir örnek toplumdan alır ve o örnek çoğu zaman idealleştirilmiş hâliyle alınır.
- Gecikmişlik anlatısı farkı mesafeye çevirir; programa karşı çıkanlar da çoğu zaman aynı çizgiyi kabul eder.
- Zaman duruşu ortak olabilir, aldığı kurumsal biçim ortak değildir; adları aynı kurumlar farklı işleyebilir.
- Yeni kurumlar eskilerin yerini almak zorunda değildir; yan yana işlemeleri bir eksiklik değil bir biçimdir.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir programın pusulasını bir örnek toplumdan aldığını söyledik. Söylemediğimiz bir şey var: bu örnek dünyanın büyük bölümüne bir tercih olarak sunulmadı.
Açılış sahnesindeki form gönüllü dolduruluyordu. Görüşmeye gelen kişi isterse cevap vermeyebilirdi.
Dünyanın geniş bir bölümünde bu karşılaşma böyle olmadı. Kurumlar teklif edilmedi, kuruldu. Hukuk tartışılmadı, yürürlüğe kondu. Dil, ölçü ve takvim seçilmedi, yerleştirildi. Modernliğin oralara ulaşma biçimi bir örnek alma değil bir yönetim ilişkisiydi.
Bu, konunun kenarında duran bir ayrıntı değil. Örnek alınan toplumların birikiminin bir bölümü tam olarak bu ilişkiden geldi ve bugün kurumların neden farklı işlediğini anlamak için o ilişkinin nasıl kurulduğunu bilmek gerekiyor.
Sıradaki ders o karşılaşmayı ele alıyor. Bir toplumun başka bir toplumu yönetmesinin nasıl örgütlendiğini, geride hangi kurumları ve hangi sınırları bıraktığını ve bu düzenden çıkışın niçin bağımsızlık ilanıyla tamamlanmadığını konuşacağız.