Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Bir kuralın ağırlığını ihlalden okuyan alet, karşılığı ulaşılamaz bir merciye dayanan düzende durur; bu aletin kırılması değil sınırıdır.
- Birinci iz gözlenmeyen yükümlülüktür: kimse bakmıyorken ödenen bedel, ölçülebilir olduğu için okunabilir.
- Birinci iz aidiyet gösterimini eler; yalnız görüldüğü yerde yapılan uygulama başka bir şeyin ölçüsüdür.
- İkinci iz ortak zamanın işaretlenmesidir ve katılanlarda değil, katılmayanların gününde ölçülür.
- Dinî düzen bu iki şeyi birden yapar: kimsenin göremeyeceği bir bedel ister ve herkesin gününü böler.
- Din toplumu bir arada tutar cümlesi yanlış olduğu için değil, okul ve piyasa için de kurulabildiği için kullanılmaz.
- İki iz ayrı ayrı zayıflar; ortak günün işareti, onu koyan yükümlülük geride kaldıktan sonra da uzun süre yerinde durabilir.
Açılış sahnesi
Ağustosun ortası, küçük bir ilçede bir ayakkabı tamircisi dükkânının kepengi yarıya kadar açık. İçerisi serin değil ve saat daha öğleni geçmiş.
Usta sabahtan beri oruçlu. Dükkânda kendisinden başka kimse yok, iki adım ötede musluk var ve suyun aktığını duyacak tek kişi kendisi. Öğleden sonranın en uzun saatlerinde bir müşteri bile gelmiyor. Kimse bilmeyecek, kimse sormayacak ve hiçbir yere bir şey yazılmayacak. Usta musluğa gitmiyor.
Sokağın kendisi de bugün başka türlü işliyor. Yan taraftaki berber oruç tutmuyor ve o da erken kapatıyor, çünkü bu saatlerde kimse traş olmaya çıkmıyor. Öğleden sonra sokak boşalıyor, akşama doğru birden doluyor ve aynı saatte bütün fırınların önünde sıra oluyor. Bugün oruç tutmayanların günü de bu ritme göre kuruldu.
Akşam ustanın oğlu arıyor. Oğlan başka bir şehirde, kimsenin onu tanımadığı bir yerde yaşıyor ve orada kimse kimseye ne yaptığını sormuyor. Aynı gün o da oruç tutmuş. Bunu bilen ve bilecek olan hiç kimse yok.
Bir gün içinde üç ayrı şey oldu ve üçü de bu akademinin elindeki aletlerle ölçülemiyor. Bir kural sonuç üretti, sonucu verecek bir görevli yoktu. Bir sokak yeniden düzenlendi, kimse bir karar almadı. Bir kişi kapsamdan çıktı ve kuraldan çıkmadı.
Bu derste ne olacak
İlçe, dükkân ve kişiler kurgu; anlatılan gün gerçek bir yerden alınmadı ve hiçbir cümle gerçekte söylenmedi. Kurgunun kurduğu durum ise bu dersin işi.
Bir şey en baştan söylenmeli. Bu ders hiçbir inancın doğru ya da yanlış olduğunu konuşmayacak; sosyoloji bunu konuşmaz ve konuşmaya da aleti yoktur. Konuşulacak olan, insanların bir arada yaparak sürdürdüğü şey. Aynı biçimde bu bir dinler tarihi özeti de değil; hangi inancın ne zaman doğduğu başka bir alanın konusu.
Ders bir sınavla açılıyor. Bir önceki derste bir kuralın ağırlığını ölçen bir alet kurulmuştu ve üç işarete dayanıyordu: çiğnendiğinde bir karşılık çıkıyor mu, karşılık önceden kestirilebiliyor mu, kapsamdan çıkarak karşılıktan kurtulunabiliyor mu. Açılış sahnesindeki günde üçü de tutmuyor. Alet kırık değil; sınırına geldi ve sınırını göstermek onu zayıflatmıyor, nerede okunacağını söylüyor.
Buradan iki iş çıkıyor. Aletin tutmadığı yerde hangi izin okunacağı bulunacak ve bu iz bulunduğunda, dinî düzenin öteki kurumlardan hangi bakımdan ayrıldığı gösterilecek.
Sıfır noktası — önceki dersin aleti neden durdu
Üç işaretin üçü de aynı varsayıma yaslanıyordu: karşılığı birinin vermesi ve verenin bir yerde bulunması.
Bu tek özellik üç işareti birden devre dışı bırakıyor. Karşılığın çıkıp çıkmadığı gözlenemez; kestirilebilirliği bu dünyada sınanamaz; kapsamdan çıkmak da kişiyi karşılığın dışına almaz, çünkü kapsamı çizen bir toprak parçası ya da bir üyelik listesi değil.
Mekanizma — birinci iz: kimsenin bakmadığı yer
Aletin durduğu yerde yeni bir iz aramak gerekiyor ve iz, aletin tam da eksik saydığı yerde duruyor.
İzin bir koşulu var ve söylenmeden bırakılırsa iz yanlış okunur. Aynı bedeli kişisel bir tercih de ürettirir; sabahları bir öğünü atlayan biri de bir şeyden vazgeçmiştir. İkisini ayıran şey bedelin büyüklüğü değil, yükümlülüğün taşıyıcısı: aynı yükümlülüğü aynı biçimde tarif eden başka kişiler var mı ve bu tarif kişiden önce mi duruyordu? Cevap hayırsa elde bir tercih vardır ve tercih bu izin konusu değildir.
Bu izin asıl gücü neyi elediğinde. Görülebildiği yerde yapılan ve görülmediği yerde bırakılan bir uygulama da vardır ve bu, aidiyetin ilan edilmesidir; bir topluluğa ait olduğunu göstermek dinî bir yükümlülük olmadan da yapılır. İki uygulamayı ayıran soru tek: kimse bakmıyorken ne oluyor?
Dördüncü durum ölçütün ne eleyebildiğini gösteriyor. Bir uygulamayı yalnız göründüğü yerde yapan kişi hakkında ölçüt bir hüküm vermiyor; söylediği tek şey, o uygulamanın bu izle okunamayacağı.
İkinci iz: herkesin takvimi
Birinci iz tek tek kişileri okuyor ve yalnız başına bırakıldığında büyük bir şeyi kaçırıyor: birlikte yapılan uygulamaları. Ortak bir uygulama, tanımı gereği görülerek yapılır ve birinci ize göre okunamaz.
İki iz birlikte kullanıldığında bir şey görünür hâle geliyor. Dinî düzen, kişiden kimsenin göremeyeceği bir bedel isteyebiliyor ve aynı anda herkesin gününü, katılmayanlarınki dâhil, yeniden bölebiliyor. Bu ikisini birden yapan başka bir düzen bulmak kolay değil.
Kuramsal mercekler
Dine bakan yaklaşımlar, sanılabileceğinin aksine sebep konusunda ayrılmıyor. Asıl ayrıldıkları yer, neyin açıklanması gerektiği.
Birinci yaklaşım açıklanacak şeyin sürme olduğunu söyler: uygulamalar kuşaklar boyunca nasıl aktarılıyor ve topluluğun sınırı nasıl korunuyor? Bu bakış bedele odaklanır, çünkü bedel ödeyerek yapılan uygulama bir sınır çizer; ödemeye razı olmayan dışarıda kalır.
İkinci yaklaşım açıklanacak şeyin anlam olduğunu söyler: insanlar açıklanamayan ve taşınamayan bir şeyle karşılaştığında ne yapıyor? Bu bakış ölüm, hastalık ve haksızlık gibi durumlara odaklanır ve dinin oralarda kurduğu çerçeveyi asıl konu sayar.
Üçüncü yaklaşım açıklanacak şeyin toplumun geri kalanı olduğunu söyler: dinî düzenin zamanı, mekânı ve hayat geçişlerini düzenleme gücü nereden geliyor ve nereye kadar uzanıyor? Bu bakış katılanları değil, katılmayanların hayatındaki izi ölçer.
Burada sık kurulan bir cümle var ve bu derste kullanılmayacak: din toplumu bir arada tutar. Cümle yanlış olduğu için değil, kullanılamaz olduğu için dışarıda kalıyor. Aynı cümle okul, ordu, piyasa ve bir taraftar topluluğu için de kurulabiliyor; hepsine uyan bir ifade, elimizdeki durumun hangisi olduğunu söyleyemez. Yerine geçen soru ölçülebilir olanı: hangi yükümlülükler kimse bakmıyorken ayakta kalıyor ve hangi işaretler katılmayanların gününü değiştiriyor?
Üç yaklaşımı ayıracak gözlem bir azalma anında bulunuyor. Bir uygulama zayıfladığında önce hangi tarafının gittiğine bakılır: bedel ödenen kısım mı, zor anlarda başvurulan çerçeve mi, yoksa ortak günün işaretleri mi? Üç yaklaşım üç farklı sıra bekler ve gözlenen sıra hangisinin ne kadar iş gördüğünü gösterir.
Ölçek
Ölçekleri bu kez alışılmış basamak sırasıyla değil, izlerin okunabildiği sırayla alıyoruz; kurum ölçeği en sona kalıyor, çünkü ötekilerin orada birleştiği görülüyor.
Karşılaşma ölçeğinde görünen şey tek bir kişinin ödediği bedeldir ve birinci iz tam buraya aittir. Bu ölçekte hiçbir şey toplanmaz; kapalı dükkândaki öğle yalnız bir kişinin öğlesidir ve başka bir öğleyle aynı tabloya konamaz.
Toplum ölçeğinde görünen şey ortak günün bölünmesidir ve ikinci iz buraya aittir. Burada tek tek kişiler kaybolur; geriye sokağın saatleri, yolların doluluğu ve kapalı bulunan kapılar kalır. Bu ölçekte kimin katıldığı sorulmaz bile, çünkü ölçülen şey katılmayanların da uyduğu ritimdir.
Kurum ölçeği en sonda duruyor ve iki izin birbirine bağlandığı yer burası. Bir dinî düzenin taşıyıcıları, yani uygulamaları öğreten, sırasını koruyan ve bir sorulduğunda cevap veren kişiler ve yapılar bu ölçekte bulunur. Kişiye düşen bedeli tarif eden de, ortak günün işaretini koyan da bu ölçekten geçer; taşıyıcı zayıfladığında iki iz aynı anda değil, farklı hızlarda zayıflar.
Farklı hızda zayıflama bu dersin en kullanışlı gözlemi. Ortak günün işaretleri, onları koyan taşıyıcı çekildikten sonra da uzun süre yerinde kalabiliyor; bir tatil günü, adı ve kaynağı unutulduktan sonra bile tatil olmaya devam ediyor.
Türkiye'de kaynağı geride kalan işaretler
Türkiye'de ortak günün işaretleri gündelik hayatın içine öyle yerleşmiş durumda ki, bir kısmının dinî bir kaynaktan geldiği ancak sorulduğunda hatırlanıyor. Bir bayram haftasında yolların dolması, belli saatlerde alışverişin yoğunlaşması ve bazı işlerin kasten o güne denk getirilmesi, katılanı da katılmayanı da aynı anda etkiliyor.
Bu tabloyu okurken dikkat edilecek bir nokta var. Bir işaretin yerinde durması, onu koyan yükümlülüğün de yerinde durduğunu göstermez; birinci iz ile ikinci iz ayrı ayrı ölçülür ve biri güçlüyken öteki zayıf olabilir. Bir kişinin bayramda yolculuk etmesi ile kimsenin görmediği bir yükümlülüğü yerine getirmesi aynı şeyin ölçüsü değil.
İşaretlerin kaynağını unutup yerinde kalması yalnız buraya ait bir durum da değil. Karşılaştırma, hangi toplumun daha dindar olduğunu sormak yerine iki izi ayrı ayrı ölçmeyi gerektiriyor: bir yerde ortak günün işaretleri güçlü ve gözlenmeyen yükümlülükler seyrek olabilir, başka bir yerde tam tersi. İkisini tek bir ölçüye indirmek, farklı şeyleri aynı kefeye koymak olur.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Kimsenin görmediği yerde ne yapıldığını görmek, tanımı gereği zor. Üç kurulum bu zorluğun etrafından ayrı ayrı dolaşıyor ve üçünün de kapalı kaldığı bir yer var.
Son madde bu bölümün asıl zorluğunu söylüyor. Birinci izi ölçmek isteyen her kurulum, ölçmeye çalıştığı şeyin koşulunu bozma riski taşıyor ve bu yüzden o iz en iyi dolaylı okunuyor.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışDini, insanların neye inandığından ibaret saymak bu dersin iki izini birden kaybettirir.
Sosyolojinin eline geçen şey inancın içeriği değil, yapılan uygulamalar ve bunların hayatta açtığı yerdir.
Yaygın yanlışBir uygulamanın görünür olmasını ölçüsü saymak, aidiyet gösterimini yükümlülük sanmaya yol açar.
İkisini ayıran soru basit ve tektir: kimse bakmıyorken ne oluyor?
Yaygın yanlışOrtak günün işaretlerinin sürmesini, o işaretleri koyan yükümlülüğün de sürdüğünün kanıtı saymak iki izi birbirine karıştırır.
Bir tatil, kaynağı unutulduktan sonra da tatil olmaya devam eder.
Yaygın yanlışBir toplumda dinin yerini tek bir ölçüyle konuşmak, dünyevileşmenin üç ayrı anlamını birleştirir.
Kurumların ayrışması, uygulamaların seyrekleşmesi ve inancın bireyselleşmesi aynı yönde gitmek zorunda değildir.
Yaygın yanlışBir dinî düzenin karşılığı gözlenemiyor diye onu bağlayıcı saymamak, önceki dersin aletini sınırının dışında kullanmaktır.
Alet orada durur ve yerine iki iz geçer; ölçülemeyen şey karşılığın kendisidir, davranışa yaptığı değil.
Aklında kalsın
- Bir kuralın ağırlığını ihlalden okuyan alet, karşılığı ulaşılamaz bir merciye dayanan düzende durur; bu aletin kırılması değil sınırıdır.
- Birinci iz gözlenmeyen yükümlülüktür: kimse bakmıyorken ödenen bedel, ölçülebilir olduğu için okunabilir.
- Birinci iz aidiyet gösterimini eler; yalnız görüldüğü yerde yapılan uygulama başka bir şeyin ölçüsüdür.
- İkinci iz ortak zamanın işaretlenmesidir ve katılanlarda değil, katılmayanların gününde ölçülür.
- Dinî düzen bu iki şeyi birden yapar: kimsenin göremeyeceği bir bedel ister ve herkesin gününü böler.
- Din toplumu bir arada tutar cümlesi yanlış olduğu için değil, okul ve piyasa için de kurulabildiği için kullanılmaz.
- İki iz ayrı ayrı zayıflar; ortak günün işareti, onu koyan yükümlülük geride kaldıktan sonra da uzun süre yerinde durabilir.
Sonraki derse köprü
Bu dersin iki izi de bir şeyin etrafında dönüyor: bedenin ve zamanın kime borçlu olduğu. Yenmeyen öğün, uyunmayan uyku ve belirli saatlerde durdurulan iş, bir düzenin bedene ve güne koyduğu taleplerdi ve talebin arkasında başvurulabilecek bir görev yeri yoktu.
Şimdi aynı bedene talep koyan başka bir düzeni düşün. Bu düzende ne yenileceği, ne kadar uyunacağı ve hangi işin bırakılacağı yine söyleniyor; ama söyleyenin bir adresi var, sözünün dayanağı olarak gösterdiği şey bu dünyada ölçülebilir ve iddiasının yanlış çıkması mümkün. Kişi aynı kişi, beden aynı beden ve iki talep aynı güne sığmak zorunda.
Bedene dair bir talep, dayanağını ölçülebilir bir bilgiye bağladığında ne kazanır ve karşılığında hangi yetkiyi eline alır? Ölçülebilir bir dayanak, talebi hangi noktada bir tavsiyeden bir yükümlülüğe çevirir? Ve iki düzen aynı bedende aynı gün çakıştığında hangisinin dediği olur? Üç soru da sağlık ile tıbbın alanına ait ve sıradaki dersin işi bu üçünü ayırmak.