Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Bir adlandırmanın etkisini belirleyen şey sertliği değil, onu ilk söyleyenin dışında birinin devralıp devralmamasıdır.
- Etiketleme kötü muamele değildir ve övücü de olabilir; ölçülen şey sözün bir sonraki karşılaşmada hesaba katılmasıdır.
- Her etiket tutmaz; tutmadığı yerlerde ya yetki, ya devralan, ya da kişinin elindeki başka ölçü devrededir.
- Damga, tanımın kişiyle birlikte ortam değiştirmesidir ve bunun için onu taşıyan bir kanal gerekir; kanal yoksa damga kurulmaz.
- Ahlaki panik bir abartı suçlaması değildir: karşılık büyürken konu hakkındaki bilginin artmaması ve kümenin sessizce genişlemesidir.
- Üç ölçek bir devre kurar ve devre kamuoyundan etkileşime döndüğünde etiket üretilmez, hazır bulunur.
- Ölçüt cümlenin kimi adlandırdığını okur ve orada yanılabilir; kararı veren şey adlandırmanın devralınması ve taşınmasıdır.
Açılış sahnesi
Bir konservatuvarın oda müziği provasında bir öğrenci girişi kaçırıyor. Şef durduruyor ve üç kelime söylüyor: "yine mi sen." Ses tonunda öfke yok, salonda kimse rahatsız olmuyor, prova devam ediyor.
İki hafta sonra başka bir provada aynı öğrenci yine geç giriyor. Bu kez sözü şef söylemiyor; yan sıradaki bir arkadaşı söylüyor ve gülüşme oluyor. Söz artık bir kişinin değil.
Bir ay sonra öğrenci bir çalışmayı baştan sona hatasız çıkarıyor. Aynı hafta sıralar yapılırken arkaya yerleştiriliyor ve kimse bir gerekçe söylemiyor. Adı geçtiğinde biri "bilirsin işte" diyor ve konu kapanıyor. Üç kelimelik söz artık bir provayı değil bir kişiyi anlatıyor.
Yazın başka bir şehirde bir kursa gidiyor. Orada kimse onu tanımıyor. İlk provada yine bir giriş kaçırıyor ve şef durdurup düzeltiyor, sonra devam ediyor. Kimse "yine mi" demiyor, çünkü orada bir "yine" yok. Aynı davranış, aynı kişi, hiçbir iz bırakmıyor.
Aynı dönem konservatuvarda başka bir şey büyüyor. Provaya geç kalma bir toplantı konusu oluyor, ardından bir liste tutulmaya başlanıyor. Birkaç hafta içinde listeye geç kalmayla ilgisi olmayan başka şeyler de giriyor: telefonu açık unutmak, nota getirmemek, ara verildiğinde geç dönmek. Listenin adı değişmiyor.
Bu derste ne olacak
Sahnede kimse kötü davranmadı. Şef bir hatayı düzeltti, arkadaşı bir şaka yaptı, sıraları yapan kişi bir karar verdi ve hiçbiri bir zulüm işlemedi. Yine de ortada bir sonuç var ve o sonucu üretmek için kimsenin kötü niyetli olması gerekmedi. Bu dersin konusu niyetler değil, bir sözün kimin eline geçtiği ve nereye kadar gittiği.
Böyle bir konservatuvar hiçbir yerde yok; derste geçen bütün vakalar kurgu. Gerçek bir kurumu anlatsaydık okur, düzeneği değil o kurumu tartışırdı.
Bu modülün ilk dersinde kurduğumuz ölçüt burada da iş görüyor ve yanına üçüncü bir soru geliyor: karşılık neyi adlandırıyor? Sahnedeki üç aşama bu sorunun üç ayrı cevabı ve üçü ayrı ölçeklerde duruyor. Bir provada söylenen söz bir davranışı adlandırdı, bir ay sonra bir kişiyi adlandırıyordu, aynı dönem tutulan liste ise bir kümeyi adlandırmaya başladı.
Ders üçünü ayıracak, üçü arasındaki geçişin ne zaman gerçekleştiğini gösterecek ve ölçütün nerede yanıldığını da yazacak.
Sıfır noktası — sertlik neden ölçüt değil
Bir sözün zarar verip vermeyeceğini kestirmenin yaygın bir yolu var: ne kadar sert söylendiğine bakmak. Bağıran bir söz ağır, gülerek söylenen bir söz hafif sayılır.
Ölçütü sınamak kolay. İki vaka aranır: tutan yumuşak bir adlandırma ve tutmayan sert bir adlandırma. İkisi de bulunuyorsa sertlik ölçüt değil demektir.
İki vaka da bulunduğuna göre sertlik ölçüt değil. Ölçüt başka bir yerde ve iki vakanın farkı onu gösteriyor: birinci vakada sözü başkaları devraldı, ikincisinde devralmadı.
Mekanizma — bir sözün üç durağı
Sahnedeki söz üç durakta üç ayrı iş gördü ve duraklar arasındaki geçişler gözlenebiliyor.
İlk durakta söz bir davranışı adlandırıyor. Burada henüz olağandışı bir şey yok: her karşılık bir şeyi adlandırır ve bu dersin ilk adımı bunun kendiliğinden zararlı olmadığını görmek.
Etiketleme tutarsa bir döngü açılıyor ve o döngü bu seride daha önce adlandırılmıştı. Bir kişi hakkındaki tanım, ona o tanıma göre davranılmasına yol açıyor ve ortaya çıkan sonuç tanımın kanıtı sayılıyor. Kendini doğrulayan beklentinin buradaki özelliği, tanımı koyan şeyin bir kanaat değil bir karşılık olması.
İkinci durum önemli, çünkü etiketlemenin kaçınılmaz olmadığını gösteriyor. Bir etiketin tutmadığı yerlerde ortak olan şey aranabilir ve üç koşul öne çıkıyor: sözü söyleyenin o ortamda karşılık verme yetkisi yoktur, söz kimse tarafından devralınmaz, ya da kişinin elinde başka bir ortamdan gelen kendi ölçüsü vardır.
İkinci durakta söz artık davranışı değil kişiyi gösteriyor. Geçişin işareti sahnedeydi: hatasız çalışan öğrencinin yine arkaya konması. Davranış değişti, adlandırma değişmedi.
İki durumun farkı kişide değil, kişiyle birlikte hareket eden şeyde. Bir adlandırma ancak onu taşıyacak bir kanal varsa taşınır: ortak bir tanıdık, bir kayıt, bir belge ya da aynı çevrede dolaşan bir söz. Kanal yoksa damga kurulmaz ve kişi yeni ortamda yeniden başlar.
Üçüncü durakta söz artık bir kişiyi değil bir kümeyi gösteriyor ve ölçek değişiyor. Sahnedeki liste bunun küçük hâliydi.
Buradan paniğin ölçülebilir işareti çıkıyor. Bir konuda verilen karşılığın büyüklüğü ile o konu hakkındaki bilginin artışı ayrı ayrı izlenir; karşılık büyürken bilgi yerinde duruyorsa büyümeyi açıklayan şey konunun kendisi değildir. İkinci işaret ölçütün genişlemesidir ve genişleme çoğu zaman geriye bakmadan görülmez.
Son durum bir karşılaştırma zemini veriyor. Karşılığın büyümesi tek başına panik değil; paniği kuran şey, büyümenin bilgiden kopması ve kümenin sessizce genişlemesi.
Şimdi ölçüt kurulabilir. Bir olayda karşılığın neyi adlandırdığına bakılır: davranışı adlandırıyorsa etiketleme, kişiyi adlandırıyorsa damga, kümeyi adlandırıyorsa panik ölçeğindeyiz. Ölçüt yine de bir yerde güvenle yanılıyor.
Yanlış pozitifin kaynağı ölçütün okuduğu şeyde. Ölçüt cümlenin dilbilgisini okuyor: kim adlandırılıyor. Oysa damgayı kuran şey cümlenin kuruluşu değil, cümleden sonra olan. Bir cümle kişiyi adlandırdığı hâlde hiçbir yere gitmeyebilir; bir başka cümle davranışı adlandırdığı hâlde beşinci tekrarında kişiye yapışabilir. Bu yüzden dil bir başlangıç, sonuç değil. Ölçüt ancak ikinci bir soruyla tamamlanır: bu adlandırmayı bir başkası devraldı mı ve kişiyle birlikte hareket edecek bir kanal var mı?
Kuramsal mercekler
Bir işaretlemenin kişide ne yaptığı sorusunda üç ayrı okuma var ve ayrıldıkları yer, etkinin nereden geldiği.
Birincisi tanımdan çıkan okuma: kişi önce işaretlenir, sonra o tanıma göre kendini görmeye başlar ve davranışı tanıma yaklaşır. Etki kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiden geçer.
İkincisi seçeneği daraltan okuma: işaretlemenin kimlikle bir işi yoktur; işaretlenen kişinin önündeki kapılar kapanır ve elinde kalan yol daralır. Bir önceki dersteki gerilim burada geri gelir, çünkü değişen şey kişi değil seçenek kümesidir.
Üçüncüsü izleyene bakan okuma: işaretlemenin asıl işi işaretlenen kişide değildir. Bir kişinin dışarıda sayılması, izleyen herkese sınırın nerede olduğunu gösterir ve asıl alıcı izleyicilerdir.
Üçünü ayıran vakalar bulunabilir. Kapıları hiç kapanmayan bir işaretlenme birinciyi destekler, ikinciyi zorlar. Kimsenin görmediği bir işaretlenme üçüncüyü zorlar. Kişinin kendini hiç o tanımla görmediği ama yine de yol bulamadığı bir durum ikinciyi destekler.
Üçünün ortak bir kör noktası var ve dersin sonunda bunu söylemek gerekiyor. Üçü de işaretlenen kişiyi bir alıcı sayıyor; hiçbiri o kişinin adlandırmayla ne yaptığını sormuyor. Oysa insanlar adlandırmaya karşılık veriyor: bazıları itiraz ediyor, bazıları adı kendi anlamıyla yeniden dolduruyor, bazıları da bilerek üstleniyor ve ondan bir yer kuruyor. Bu üç karşılık gözlenebilir ve üç okumanın hiçbirinde yer yok.
Ölçek
Üç kavram üç ölçekte duruyor ve aralarındaki geçişler tek yönlü değil; bir devre gibi işliyorlar.
Etkileşimden kimliğe geçiş iki koşula bağlı. Adlandırmanın devralınması gerekir, çünkü tek kişide kalan söz bir tanım kuramaz. Bir de taşıyacak bir kanal gerekir: ortak bir tanıdık, bir kayıt ya da aynı çevrede dolaşan bir söz. İki koşuldan biri eksikse etiket tutar ve orada kalır.
Kimlikten kamuoyuna geçiş bir adlandırma değişikliğiyle oluyor. Karşılık tek tek kişileri anmayı bırakıp bir kümeyi anmaya başladığında ölçek değişmiş olur. Geçişin işareti dildedir ve gözlenebilir: adlar çoğullaşır, kişi adı yerine bir sıfat gelir.
Kamuoyundan etkileşime dönüş en az konuşulan yön ve devreyi kapatan yön burası. Bir kümeye verilen karşılık yerleştikten sonra, o kümeye ait sayılan tek bir kişiyle karşılaşan herkesin elinde hazır bir tanım bulunur. Artık kimsenin bir etiket üretmesine gerek yoktur; etiket önceden orada durur ve karşılaşma onu yalnız uygular.
Devrenin üç halkasını ayrı ayrı kesmek mümkün ve kesme noktaları farklı yerlerde. İlk halka devralınmayı kesmekle, ikincisi kanalı kesmekle, üçüncüsü hazır tanımı görünür kılmakla kesiliyor.
Türkiye'de damganın taşındığı ve düştüğü yerler
Türkiye'de damganın nasıl işlediğini görmenin kolay bir yolu, insanların yer değiştirdiği anlara bakmak. Küçük bir yerleşimde bir kişi hakkındaki tanımı taşıyacak kanal her yerde hazır: ortak tanıdıklar, akrabalık bağları, aynı esnafa uğramak. Aynı tanım büyük bir şehirde tutunmakta zorlanıyor, çünkü onu taşıyacak kanal kurulmuyor.
Bu, büyük şehre gitmenin bir damgayı geride bırakmanın yolu hâline gelmesini açıklıyor ve aynı zamanda bir şeyi daha gösteriyor: damga kişinin üzerinde değil, çevresindeki bağların üzerinde duruyor. Kişi değişmeden tanım düşebiliyor.
Dilin de burada bir payı var ve Türkçede gözlenmesi kolay. Bir özellik kolayca bir kişi adına dönüşüyor: bir niteliği anlatan sözcük tek başına kullanıldığında kişinin kendisini adlandırır hâle geliyor. Bu seride bu dönüşüme daha önce bir ad verilmişti ve damga tam bu dönüşümün üzerinde yükseliyor.
Karşılaştırma buradan verimli bir soru çıkarıyor. Bir tanımın taşınıp taşınmadığını belirleyen şey her yerde tanıdıklık değil. Kayıtların kişiyle birlikte hareket ettiği yerlerde tanımı taşıyan şey tanıdıklık değil kayıttır ve o zaman büyük şehre gitmek bir çözüm olmaz. Karşılaştırmalı soru, hangi toplumun daha damgalayıcı olduğu değil; o toplumda tanımı taşıyan kanalın ne olduğudur.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Bu alanda ölçülmesi gereken şey bir sözün söylenmesi değil, sözün başına gelenler. Üç kurulum da sözün kendisinden çok dolaşımına bakıyor.
Üçünün ortak yanı, hiçbirinin işaretlenen kişiye "sen nasıl etkilendin" diye sormaması. Soru sorulabilir ve sorulmalıdır da, ama cevabı bir ölçüm yerine geçmez: kişi kendisi hakkında dolaşan sözün ne kadarını duyduğunu bilmez.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışEtiketlemeyi bir kötü muamele saymak, düzeneğin niyetsiz hâlini görünmez kılar.
Adlandırma övücü de olabilir ve söyleyen kişi iyi niyetli de olabilir; ölçülen şey sözün sertliği değil, sonraki karşılaşmalarda hesaba katılıp katılmadığıdır.
Yaygın yanlışEtiketlemeyi kaçınılmaz saymak, tersinden aynı hatayı yapar ve dersin en işe yarar sorusunu kapatır.
Etiketlerin bir bölümü tutmaz; tutmadıkları yerlerde neyin eksik olduğunu sormak, tutanları anlamanın en kısa yoludur.
Yaygın yanlışEtiket ile damgayı eş tutmak, iki ayrı ölçeği tek ölçeğe indirir.
Tutmuş bir etiket bir ortamda işler ve ortam değiştiğinde çoğu zaman geride kalır; damga kişiyle birlikte hareket eder ve hareket edebilmesi için onu taşıyan bir kanal gerekir.
Yaygın yanlışAhlaki paniği bir abartı suçlaması sanmak, kavramı bir hükme çevirir.
Panik demek "ortada bir sorun yok" demek değildir; söylenen şey karşılığın büyüme biçimi hakkındadır ve gerçek bir soruna verilen karşılık da panik biçiminde büyüyebilir.
Yaygın yanlışBir cümlenin kimi adlandırdığına bakıp damga olduğuna karar vermek, dilbilgisini düzeneğin yerine koyar.
Kişiyi adlandıran bir cümle hiçbir yere gitmeyebilir, davranışı adlandıran bir cümle tekrarlana tekrarlana kişiye yapışabilir; karar sözden sonra olanlara bakılarak verilir.
Aklında kalsın
- Bir adlandırmanın etkisini belirleyen şey sertliği değil, onu ilk söyleyenin dışında birinin devralıp devralmamasıdır.
- Etiketleme kötü muamele değildir ve övücü de olabilir; ölçülen şey sözün bir sonraki karşılaşmada hesaba katılmasıdır.
- Her etiket tutmaz; tutmadığı yerlerde ya yetki, ya devralan, ya da kişinin elindeki başka ölçü devrededir.
- Damga, tanımın kişiyle birlikte ortam değiştirmesidir ve bunun için onu taşıyan bir kanal gerekir; kanal yoksa damga kurulmaz.
- Ahlaki panik bir abartı suçlaması değildir: karşılık büyürken konu hakkındaki bilginin artmaması ve kümenin sessizce genişlemesidir.
- Üç ölçek bir devre kurar ve devre kamuoyundan etkileşime döndüğünde etiket üretilmez, hazır bulunur.
- Ölçüt cümlenin kimi adlandırdığını okur ve orada yanılabilir; kararı veren şey adlandırmanın devralınması ve taşınmasıdır.
Sonraki derse köprü
Bu dersteki karşılıkların hiçbiri örgütlü değildi. Bir şef bir söz söyledi, bir arkadaş devraldı, bir muhtarlıkta bir liste kendiliğinden genişledi. Kimse bir usul kurmadı ve kimse bir yetki kullanmadı; yine de sonuç, yazılı bir karara benzer biçimde kalıcı oldu.
Bu modülün ilk dersinde karşılığın iki kaynaktan gelebildiğini görmüştük: orada bulunanlardan ya da yetkilendirilmiş bir makamdan. O ayrım bir ölçüt olarak kullanıldı ve kendi başına hiç incelenmedi. Sorulmayan şu: iki kaynak birbirine ne yapıyor?
Sonraki ders ikisini ayrı ayrı ele alıyor. Resmî kontrolün bir usulü, bir yetkilendirmesi ve bir kaydı var; enformel kontrolün hiçbiri yok ve buna rağmen bu derste gördüğümüz en pahalı araç onun elindeydi. TEM-108-05 «Resmî ve enformel toplumsal kontrol» asıl soruyu buradan kuruyor: biri zayıfladığında öteki güçleniyor mu, yoksa ikisi birbirini taşıdığı için birlikte mi zayıflıyor?