Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Bir davranışı sapkın yapan şey davranışın kendisi değil, ona verilen karşılıktır; karşılık yoksa işaret de yoktur.
- Bir davranışın hangi kümede durduğu iki soruyla okunur: karşılığı kim verebiliyor ve karşılık bir yere yazılıyor mu.
- Okunan şey kimin baktığı değildir; bir davranışı kaç kişinin gördüğü değil, görenlerden birinin karşılık verebilmesi belirleyicidir.
- Kayda geçen karşılık kişinin üzerinde kalır ve sonradan yeniden çıkarılabilir; kayda geçmeyen karşılık ortam dağıldığında biter.
- Sapma ile suç kesişen iki kümedir: suç sayılmayan çok şey karşılık görür, topluluk karşılığı görmeyen çok şey yazılı kurala girer.
- Yazıya geçmiş bir kuralı çiğneyen ama hiç kimseden karşılık almayan davranış, o ortamda fiilen sınırın içinde durur.
- «Normal» bir sıklık ölçüsü değil bir sınırdır; yaygın olan karşılık görmeye devam edebilir, seyrek olan hiçbir karşılık görmeyebilir.
Açılış sahnesi
Fotoğraf çekmeyi alışkanlık hâline getirmiş biri, bir gün içinde aynı hareketi üç ayrı yerde yapıyor. Telefonu kaldırıyor, bir kare alıyor, telefonu indiriyor. Hareket her seferinde aynı hareket.
Sabah, işe giderken bir duvardaki yazının fotoğrafını çekiyor. Yanından geçen kimse dönüp bakmıyor ve o sokakta hiçbir şey olmuyor. Çekilen karenin orada hiçbir karşılığı yok.
Öğleden sonra annesini beklediği bir muayenehanenin bekleme odasında pencereden görünen manzarayı çekiyor. Karşı sırada oturan biri çekmemesini rica ediyor, iki kişi daha dönüp bakıyor ve telefon iniyor. Birkaç dakika boyunca o odada "şu fotoğraf çeken" oluyor. Kimse bir yere bir şey yazmıyor, kimse çağrılmıyor; oda boşaldığında konu da bitiyor.
Akşam, çalıştığı tesisin üretim hattında bir parçanın fotoğrafını çekiyor. Görevli yanına geliyor, telefonu göstermesini istiyor, bir form dolduruluyor ve forma bir numara veriliyor. Ertesi hafta bir görüşmeye çağrılıyor. Bu kez karşılık o akşamla bitmiyor: bir yerde duruyor ve gerektiğinde yeniden çıkarılabiliyor.
Bir ayrıntı daha var. Aynı kişi bir hafta önce aynı hatta aynı kareyi çekmişti. Aynı görevli oradaydı ve hiçbir şey olmadı; o gün tesiste bir denetim beklenmiyordu.
Bu derste ne olacak
Bu dersin en kolay yolu üç sözcüğü sıraya dizmek olurdu: normal budur, sapkın şudur, suç da bundan farklıdır. Böyle bir sıralama bir sözlük verir ve sözlük tek başına hiçbir şey açıklamaz. Açılış sahnesindeki hareket üç yerde de aynıydı; üç sözcüğü davranışa bakarak birbirinden ayıramayız, çünkü ayrım davranışın içinde durmuyor.
Önceki modül yedi ders boyunca bir sözcüğü hiç açmadan kullandı: ihlal. Orada karşılıksız kalan ihlali bir ölçüt olarak kullanmıştık; bir örgütün gerçekten neyi önemsediği, hangi ihlale hiç dokunulmadığına bakılarak okunuyordu. Bu ders o ölçütü merkeze alıyor ve ölçeği örgütten topluma taşıyor.
Sahnedeki kişi, muayenehane ve tesis kurgu; ders boyunca kutulardaki durumlar da kurgusal örneklerdir. Kurgu olmaları bir eksiklik değil, bir koşul: gerçek bir vakayı anlatmak tek bir yerin ayrıntılarını dersin iddiasının yerine koyardı ve geriye düzenek değil hikâye kalırdı.
Üç soru sırayla açılacak. Bir davranışı kuralın dışında sayılan hâle getiren şey nedir? Sapkın sayılmak ile suç sayılmak aynı küme midir? «Normal» sözcüğü bir ölçüm mü, yoksa bir sınır mı?
Sıfır noktası — davranışın içinde aranan şey
Gündelik düşüncede yaygın bir varsayım var: bazı davranışlar kendi içlerinde yanlıştır ve bu yüzden dışarıda sayılırlar. Varsayım makul görünüyor, çünkü bir davranışın verdiği zarar çoğu zaman gösterilebilir bir şeydir.
Varsayımın sınanabilir bir sonucu da var. Sapkınlık davranışın kendi özelliğinden geliyorsa, aynı davranış her yerde aynı kümeye düşmelidir. Beklenti tutmuyor; dersin üzerine kurulduğu şey de tam olarak bu tutmama.
Buradan çıkan sonuç dikkat istiyor. Aynı davranışın farklı yerlerde farklı karşılık görmesi, hiçbir davranışın zararlı olmadığı anlamına gelmez. Zarar vermek ile sapkın sayılmak iki ayrı sorudur ve ayrı ayrı sorulmaları gerekir: bir davranış hiçbir karşılık görmeden büyük zarar verebilir, bir başkası hiç zarar vermeden sert karşılık görebilir. Bu dersin sorusu zarar değil, karşılığın kendisi.
Mekanizma — karşılığı kim veriyor, nasıl veriyor
Elimizde bakılabilir bir şey var ve o şey karşılığın kendisi. Bir davranışın hangi kümede durduğunu okumak için ona iki soru sormak yetiyor; iki sorunun da cevabı dışarıdan görülebiliyor.
Birinci soru, karşılığı kimin verebildiği. Bazı davranışlarda karşılık orada bulunan herhangi birinden gelebilir. Bazılarında yalnız belirli bir konumdaki kişiden gelir ve başkasının verdiği karşılık bir tartışma doğurur. Bazılarında ise yalnız yetkilendirilmiş bir makamdan gelebilir; başkasının verdiği karşılık yalnız geçersiz değil, kendisi de karşılık görebilecek bir davranıştır.
İkinci soru, karşılığın nereye gittiği. Bir karşılık verildiği anla sınırlı kalabilir ve ortam dağıldığında biter. Ya da bir yazıya, dosyaya ya da numaraya bağlanır ve o zaman ortam dağıldıktan sonra da durur.
Kayda geçen her karşılık suç karşılığı değil. Atölyedeki form o merkezin kendi kaydıdır ve merkezin dışında hiçbir yerde okunmaz; suçtan söz edebilmek için karşılığın yetkilendirilmiş bir makamdan ve belirlenmiş bir usulden geçmesi gerekir. Kayıt, karşılığın ne kadar süreceğini söyler; nereden geldiğini söylemez.
İki soru birlikte sorulduğunda bir davranışın hangi kümede durduğu okunabilir hâle geliyor. Burada bir ayrıntıya dikkat etmek gerekiyor: okunan şey kimin baktığı değil, kimin karşılık verebildiği. Bir davranışı çok sayıda kişinin görmesi onu hiçbir kümeye taşımaz; taşıyan şey, görenlerden birinin karşılık verebilmesi ve verdiği karşılığın geçerli sayılmasıdır.
Böylece önceki modülden gelen ölçüt yerine oturuyor. Yazıya geçmiş bir kuralı çiğneyen, ama hiç kimseden karşılık almayan bir davranış, o ortamda fiilen sınırın dışında sayılmıyor. Kural kâğıtta duruyor ve orada hiçbir işaret üretmiyor.
Şimdi iki kümenin ayrıştığı yere geliyoruz. Sapma ile suç birbirini kapsayan iki küme değil; kesişiyorlar ve kesişmedikleri iki alanın ikisi de boş değil. Bir davranış hiçbir yazılı kurala girmeden topluluk karşılığı görebilir. Bir başkası yazılı kurala girdiği hâlde hiçbir topluluk karşılığı görmeyebilir. Üçüncüsü ikisini birden alır.
Bu üç hâl yan yana konduğunda ortaya çıkan şey bir sıralama değil, kesişen iki küme. Bir davranışın ağırlığını artırmak onu suç kümesine taşımaz; taşıyan şey, karşılığın yetkilendirilmiş bir makama ve belirlenmiş bir usule bağlanmış olmasıdır.
Geriye üçüncü soru kalıyor: sıklık. «Normal» sözcüğü gündelik dilde iki ayrı işi birden görüyor ve bu iki iş aynı şey değil. Bir yanda ne kadar sık yapıldığı var, öte yanda karşılık görüp görmediği.
Son durum bir düzeltme getiriyor. Sınır davranışın etrafına değil, davranış ile kişinin konumunun birleştiği yere çiziliyor. Bu yüzden "aynı davranış" derken kastedilen şeyin ne olduğu her seferinde ayrıca sorulmalı.
Kuramsal mercekler
Sapkın sayılmanın nereden geldiği sorusunda sosyolojinin elinde tek bir cevap yok. Üç ayrı bakış var ve ayrıldıkları yer, nereye bakılacağı.
Birincisi davranışa bakan okuma. Bu okumaya göre kaynak davranışın kendi özelliğinde durur: verdiği zarar, taşıdığı risk, bozduğu şey. Karşılık ise o özelliğin gecikmeli ve kusurlu bir yansımasıdır.
İkincisi tepkiye bakan okuma. Buna göre kaynak davranışta değil, davranışa verilen karşılıktadır. Bir davranış karşılığı almadan önce sapkın değildir; sapkınlık davranışa sonradan ve dışarıdan eklenir.
Üçüncüsü düzene bakan okuma. Bu okumaya göre kaynak ne davranıştadır ne tepkidedir; ikisinin birlikte gördüğü iştedir. Bir sınır ancak ihlal edildiğinde ve karşılık verildiğinde görünür kalır, yani bir topluluk sınırını taze tutmak için dışarıda birilerine ihtiyaç duyar.
Üçünü aynı anda sınayan somut bir soru var: bir davranışa verilen karşılık ortadan kalkarsa ne olur? Davranışa bakan okuma, davranış gerçekten zararlıysa karşılığın er geç geri gelmesini bekler. Tepkiye bakan okuma, karşılık kalktığında davranışın olağanlaşacağını ve geriye başka bir şey kalmayacağını söyler. Düzene bakan okuma ise karşılığın yok olmayacağını, başka bir davranışa kayacağını öngörür; sınır boş kalmaz, yeri değişir.
Bu dersin kullandığı ölçüt ikinci okumadan geliyor ve bunu açıkça söylemek gerekiyor, çünkü o okumanın kendi riski var. "Karşılık verilmediği için sapma değildir" cümlesi, "o hâlde ortada bir sorun yoktur" anlamına gelmez. İkinci okuma sınırın nasıl kurulduğunu iyi anlatır, zararın kendisini sormayı ise kolayca elden kaçırır.
Ölçek
Toplum düzeyinde soru, hangi davranışın yazılı kurala girdiği ve karşılığın hangi makama verildiği. Bir davranışın yazılı kurala girmesi onu yapan insanların sayısıyla değil, o davranışın kimin işine dokunduğu ve konuyu gündeme taşıyabilen bir tarafın bulunup bulunmadığıyla ilgili. Bu yüzden yazılı kuralın kapsamı, toplumun ortalama rahatsızlığının bir aynası sayılamaz.
Topluluk düzeyinde soru, karşılığı kimin vereceği. Aynı davranış küçük bir yerleşimde orada bulunan herkesten karşılık alır, kalabalık bir muhitte hiç almaz. Farkı hoşgörüyle açıklamak kolay, ama daha ucuz bir açıklama var: karşılık vermenin maliyeti iki yerde aynı değil. Tanımadığı biriyle uğraşmayı göze almak da, ertesi gün aynı kişiyle karşılaşacağını bilmek de bu maliyeti belirler.
Kişi düzeyinde soru, karşılığın kimde kaldığı. Aynı karşılık iki kişide aynı sonucu doğurmaz; kayda geçmiş bir karşılığı taşıyan kişi sonraki her karşılaşmaya onunla birlikte girer ve kendini her seferinde baştan anlatmak zorunda kalır.
Üç düzey aynı düzeneğe bakıyor ama sorunun sahibi her düzeyde değişiyor: toplumda karşılığı kimin yazacağı, toplulukta kimin vereceği, kişide kimin taşıyacağı sorulur.
Türkiye'den bir ayrışma ve dışarıdan bir karşılaştırma
Türkiye'de iki kümenin ayrıştığı tanıdık bir yer var: fiş kesilmeden yapılan alışveriş. Mahalle esnafında fişsiz alışveriş gündelik hayatın tanıdık bir parçası ve çevrede karşılık doğurduğu ender. Ne alan ne satan bunu konuşulacak bir konu sayıyor; kimsenin adı bu yüzden başka bir tonla anılmıyor.
Bu ayrışma Türkiye'ye özgü değil ve yapısal bir nedeni var: yazılı kuralı yazan taraf ile gündelik karşılığı veren taraf aynı taraf değildir. İki ayrı taraf iki ayrı liste tutar ve listelerin nerede ayrıldığı yerden yere değişir. Karşılaştırmayı verimli kılan da bu: iki toplumu "daha kurallı" ve "daha gevşek" diye sıraya dizmek yerine, iki kümenin her birinde nerelerde ayrıştığını sormak gerekiyor.
Sıraya girme bunun küçük ve görünür bir örneği. Bazı yerlerde sıranın bozulması orada bulunan herkesten anında karşılık alır, bazı yerlerde karşılık yalnız bir görevliden gelir ve bekleyenler susar. Fark davranışın ağırlığından gelmiyor; karşılık verme yetkisinin dağılımından geliyor ve bu dağılım öğrenilen bir şey.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Bir davranışın hangi kümede durduğunu, o davranışı inceleyerek gösteremeyiz. Aranan iz davranışta değil, davranışın ardından gelen şeyde; bu yüzden yöntemler karşılığı izlemeye kuruluyor.
Üç yöntemin ortak yanı, sınırın nerede olduğunu kimseye doğrudan sormamaları. Bir topluluğa hangi davranışları dışarıda saydığını sormak, çoğu zaman o topluluğun kendi hakkındaki beyanını ölçüm yerine koymak olur.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışSapma ile suçu eş anlamlı kullanmak, iki kümeyi tek kümeye indirir ve dersin bütün sorularını kapatır.
Suç sayılmayan çok sayıda davranış karşılık görür ve hiçbir topluluk karşılığı görmeyen çok sayıda davranış yazılı kurala girer; iki küme kesişir, biri ötekini kapsamaz.
Yaygın yanlışAyrımı davranışın ağırlığına bağlamak, küçük şeyleri sapma, büyük şeyleri suç sayar ve her ikisinde de yanılır.
Ayrımı kuran şey ağırlık değil, karşılığın kaynağı ve biçimidir: yetkilendirilmiş bir makamdan belirlenmiş bir usulle mi geliyor, yoksa orada bulunanlardan anında ve kayıtsız mı.
Yaygın yanlışSıklığı kabulün ölçüsü saymak, iki ayrı ölçüyü birbirine karıştırır.
Yaygın bir davranış her seferinde karşılık görmeye devam edebilir ve çok seyrek bir davranış hiçbir karşılık görmeyebilir; bir davranışı kaç kişinin yaptığını saymak, ona ne yapıldığı hakkında hiçbir şey söylemez.
Yaygın yanlış"Karşılık yoksa sapma yoktur" cümlesini "karşılık yoksa sorun yoktur" diye okumak, betimlemeyi bir değerlendirmeye çevirir.
Ders karşılığın nasıl kurulduğunu anlatıyor; bir davranışın zarar verip vermediği ayrı bir sorudur ve o soruya karşılığa bakarak cevap verilemez.
Yaygın yanlışBir davranışın hangi kümede olduğunu, ona kimin baktığına bakarak okumak, ölçütün yerini kaydırır.
Bir davranışı gören kişi sayısı kümeyi değiştirmez; değiştiren şey, görenlerden birinin karşılık verebilmesi, verdiği karşılığın geçerli sayılması ve bu karşılığın kayda geçip geçmemesidir.
Aklında kalsın
- Bir davranışı sapkın yapan şey davranışın kendisi değil, ona verilen karşılıktır; karşılık yoksa işaret de yoktur.
- Bir davranışın hangi kümede durduğu iki soruyla okunur: karşılığı kim verebiliyor ve karşılık bir yere yazılıyor mu.
- Okunan şey kimin baktığı değildir; bir davranışı kaç kişinin gördüğü değil, görenlerden birinin karşılık verebilmesi belirleyicidir.
- Kayda geçen karşılık kişinin üzerinde kalır ve sonradan yeniden çıkarılabilir; kayda geçmeyen karşılık ortam dağıldığında biter.
- Sapma ile suç kesişen iki kümedir: suç sayılmayan çok şey karşılık görür, topluluk karşılığı görmeyen çok şey yazılı kurala girer.
- Yazıya geçmiş bir kuralı çiğneyen ama hiç kimseden karşılık almayan davranış, o ortamda fiilen sınırın içinde durur.
- «Normal» bir sıklık ölçüsü değil bir sınırdır; yaygın olan karşılık görmeye devam edebilir, seyrek olan hiçbir karşılık görmeyebilir.
Sonraki derse köprü
Bu ders boyunca sınırı bir an için dondurduk. Bir ortama girdik, karşılığı kimin verdiğine ve karşılığın nereye gittiğine baktık, sonra bir başka ortama geçtik. Sormadığımız şey şu: bu sınır nasıl yer değiştiriyor?
Dersin ölçütü iki kez uygulanabilir ve her uygulama başka bir soru açar. Aynı topluluğa farklı zamanlarda bakmak bir soru sorar: dün karşılık gören bir davranış bugün neden hiç karşılık görmüyor. Aynı zamanda farklı topluluklara bakmak başka bir soru sorar: aynı anda yaşayan iki topluluk aynı davranışa neden ayrı karşılıklar veriyor. Birincisi tarihsel değişkenlik, ikincisi kültürel değişkenlik ve ikisi sık sık birbirinin yerine kullanılıyor.
İki soruyu ayırmak, dersin sonunda kalan en pratik işlerden biri. TEM-108-02 «Normların tarihsel ve kültürel değişkenliği» tam bu ayrımdan başlıyor ve bir sınırın yer değiştirmesinin, karşılığı verenlerin değişmesiyle mi yoksa karşılığın kendisinin değişmesiyle mi olduğunu ele alıyor.