Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Kurumsallaşma bir uygulamanın büyümesi değil, gerekçesinin artık sorulmaz hâle gelmesidir.
- Bunun işareti savunma değil sessizliktir: kurumsallaşmış bir uygulamaya alternatif hiç dile getirilmez, tartışma nasıl yapılacağıyla sınırlı kalır.
- Örgütsel meşruiyet, bir örgütün alanında doğru dürüst bir örgüt sayılmasıdır ve kaynak, personel, ortak bulmanın koşuludur.
- Meşruiyet haklılıkla aynı şey değildir; gerekçesi sağlam bir uygulama kabul bulamayabilir, gerekçesi kalmamış bir uygulama kabul gördüğü için sürebilir.
- Meşruiyetin bir dayanağı vardır ve dayanak, sorulduğunda anlatılan gerekçeyle aynı şey olmayabilir; dayanak, gerekçe çökse bile kabulü sürdüren şeydir.
- Sorgulanmayan bir uygulama yalnız kural değiştirilerek değişmez; değişim dayanağın çökmesiyle, ihlallerin cezasız birikmesiyle ya da kenar konumdaki birinin önerisiyle gelir.
- Kenar konum iki şeyi birden ister: alışılmışı görecek kadar dışarıda, sözü dinlenecek kadar içeride olmak; yalnız biri yeterli değildir.
Açılış sahnesi
Bir halk kütüphanesinde ödünç verilen her kitap iki yere birden yazılıyor. Biri bilgisayardaki katalog, öteki bankonun üstünde duran büyük ciltli defter. Defteri doldurmak her okuyucu için yarım dakika alıyor ve yoğun saatlerde kuyruk uzuyor. Kütüphaneye yeni gelen bir görevli, ekip toplantısında defterin bırakılmasını öneriyor.
Toplantıda tartışma çıkmıyor. Bir itiraz gelse öneri savunulabilirdi; gelen şey itiraz değil, bir tür boşluk. Biri defterin hep tutulduğunu söylüyor, biri defterin tutulması gerektiğini söylüyor, müdür konuya sonra bakılacağını söylüyor. Kimse defterin ne işe yaradığını anlatmıyor ve kimse bunu tuhaf bulmuyor. Konu bir daha açılmıyor.
Bir buçuk yıl sonra alt kattaki bir boru patlıyor ve su banko bölümünü basıyor. Defter kurtarılamıyor. Sonraki hafta bütün ödünç kayıtları katalogdan çıkarılıyor ve hiçbir şey kaybolmuyor. Defter bir daha başlatılmıyor. Ortada onu bitiren bir karar da yok; kimse toplanıp oy vermiyor, kimse bir yazı yazmıyor. Aylar sonra müdüre neden vazgeçildiği sorulduğunda verdiği cevap tek cümle oluyor: artık defter yok ki.
Bu derste ne olacak
Bu kütüphane kurgu, defter de öyle. Sahneyi okurken "bizde de böyle bir şey var" diye düşündüysen dersin konusu tam olarak o düşüncedir. Kutulardaki vakalar da uydurma; her biri gerçek düzenekleri taşıyor ama hiçbiri tek bir kuruma ait değil.
Bu modülün önceki dersleri bir zincir kurdu. Resmî yapının bir sav olduğunu, bu savın kural üreterek kendi görme kaybını doğurduğunu ve kuralın ulaşamadığı yeri yazısız bir düzenin doldurduğunu gördük. Üçü de bir örgütün belirli bir andaki hâlini anlatıyordu. Bu ders aynı zincire zamanı katıyor: bir uygulama nasıl oluyor da artık kimsenin sorgulamadığı bir şeye dönüşüyor, bir örgüt kendi alanında nasıl kabul görüyor ve sorgulanmaz hâle gelmiş bir şey hangi yolla değişiyor. Son soru dersin asıl gerilimi, çünkü cevabı yeni bir kural yazmak değil.
Sıfır noktası — savunulmayan şeyler
Kurumsallaşma sözcüğü iş dünyasında başka bir anlamda kullanılıyor: bir şirketin büyümesi, aile idaresinden profesyonel yönetime geçmesi, süreçlerini yazılı hâle getirmesi. Bu kullanım yanlış değil ama bu dersin konusu değil. Sosyolojik anlam neredeyse ters yönde çalışıyor; bir şeyin yazıya geçmesini değil, sorulmaz hâle gelmesini anlatıyor.
Açılış sahnesindeki toplantının en dikkat çekici yanı defterin savunulmaması. Bir uygulama gerçekten tartışılıyorsa, birileri onu savunur ve o savunma bir gerekçe içerir. Savunma hiç gelmiyorsa iki ihtimal var: ya uygulama kimsenin umurunda değildir ya da uygulama bir tercih olarak görülmemektedir. İkincisi kurumsallaşmadır ve ilkinden ayırt etmenin bir yolu var: umursanmayan bir uygulama kaldırıldığında kimse fark etmez, kurumsallaşmış olan kaldırıldığında tepki gelir ve gelen tepki bir gerekçe değil, böyle olmayacağının söylenmesidir.
Bu iki durum aynı ölçüyü kullanıyor. Bir örgütte neyin kurumsallaştığını anlamak için neyin tartışıldığına değil, neyin hiç tartışılmadığına bakmak gerekiyor.
Mekanizma — kabul, dayanak ve çatlak
Bir uygulamanın sorulmaz hâle gelmesi tek başına olmuyor; arkasında onu ayakta tutan bir kabul var. Bu kabulün kural düzeyindeki karşılığını daha önce görmüştük: bir kuralın, ona bağlı olanlarca yerinde sayılması. Örgütler düzeyinde aynı fikir başka bir biçim alıyor.
Meşruiyeti haklılıkla karıştırmamak gerekiyor. Meşruiyet bir kabulün adıdır ve kabul, gerekçenin sağlamlığından bağımsız olarak var olabilir ya da olmayabilir. Bu bağımsızlık iki yönde birden işliyor ve dersin ilerisi için iki yönü de görmek gerek.
İki durum birlikte okunduğunda meşruiyetin ne olduğu netleşiyor. Kabul, gerekçenin yerine geçmez ama gerekçe de kabulün yerine geçmez. Bir düzen yalnız haklı olduğu için ayakta durmuyor; kabul görmeden hiçbir düzen ayakta durmuyor. Bu yüzden meşruiyeti "sadece bir algı" sayıp küçümsemek, değişimi tasarlayan kişinin yapabileceği en pahalı hatalardan biri.
Dayanağı görmenin pratik bir yolu, kabulün ne zaman sarsıldığına bakmaktır. Bir örgüt bir hata yaptığında kabul hiç sarsılmıyorsa dayanak hatadan bağımsızdır; küçük bir aksaklıkta kabul hızla eriyorsa dayanak zaten incedir.
Buraya kadar olan kısım neden değişmediğini anlatıyor. Şimdi asıl soruya geçiyoruz: sorgulanmadan sürdürülen bir şey nasıl değişir. Açılış sahnesi cevabın bir parçasını zaten verdi. Defter, birileri onu tartışıp ikna olduğu için bırakılmadı; defteri sorgulanmaz kılan şeyin kendisi ortadan kalktığı için bırakıldı. Kuralı değiştirmek yetmiyor, dayanağın değişmesi gerekiyor.
Dayanağın değişmesinin üç yolu var ve üçü de bir örgütte aynı anda işleyebiliyor. Birincisi dayanağın çökmesi: kurucunun ayrılması, bir belgenin geçersizleşmesi, bir onay makamının kalkması ya da defterin suya gitmesi. İkincisi, bir önceki derste adı konan cezasız kalan ihlallerin birikmesi; bir uygulama kimse onu kaldırmadan, uyulmaya uyulmaya sessizce güç kaybeder. Üçüncüsü ise bir kişiyle ilgili.
Son iki durum birlikte okunmalı. Dışarıdan bakmak tek başına değişim getirmiyor; getirseydi her yeni gelen bir şeyi değiştirirdi ve açılış sahnesindeki genç görevli başarılı olurdu. Eksik olan şey fikir değil konum.
Kuramsal mercekler
Örgütlerin neden birbirine benzediği ve yerleşmiş uygulamaların neden sürdüğü sorusunda sosyoloji üç ayrı açıklama taşıyor. Üçü de bu modülde daha önce başka sorulara verilmiş cevaplarla akraba; burada yeni bir soruya çevriliyorlar ve bu kez birbirinden ayrılan, sınanabilir beklentiler üretiyorlar.
Bir yanda verimlilik açıklaması duruyor: benzeşme, işini daha iyi gören biçimin yayılmasıdır ve yerleşmiş uygulamalar sürüyorsa işe yaradıkları içindir. Bu açıklamanın beklentisi açık; yaygınlaşan uygulamaların ölçülebilir bir üstünlüğü olmalıdır.
Karşısında meşruiyet açıklaması var: benzeşmenin kaynağı üstünlük değil kabul arayışıdır. Bu açıklamaya göre bir uygulama, işe yaradığı gösterilemediği yerde bile yayılabilir ve en hızlı yayıldığı yer, çıktının ölçülmesinin zor olduğu alanlardır. Beklentisi birinciyle çelişiyor: ölçmenin zor olduğu alanlarda benzeşme daha güçlü olmalıdır.
Üçüncüsü çıkar açıklaması ikisine de itiraz ediyor: yerleşmiş bir uygulama, alanın merkezindekilerin konumunu koruduğu için sürer ve değişmesi bir fikir meselesi değil bir güç meselesidir. Beklentisi ötekilerden ayrı bir yere bakıyor; değişim, daha iyi bir öneri ortaya çıktığında değil, mevcut düzenden yararlananların konumu zayıfladığında gelmelidir.
Kütüphane sahnesinde üçünün izi de sürülebilir. Defterin katalogdan daha iyi çalıştığını kimse iddia etmiyor, yani verimlilik açıklaması burada zayıf kalıyor. Bir kütüphanede defter tutulmasının olağan sayılması meşruiyet açıklamasına uyuyor. Defterin savunulmaması ise çıkar açıklamasına pek yer bırakmıyor, çünkü onu savunacak bir kazanan yok. Bir olguya üç açıklamayı birden uygulamanın işe yarar yanı da bu: hangisinin o durumda tutmadığını görmek, hangisinin tuttuğunu görmek kadar bilgi veriyor.
Ölçek
Kişi düzeyinde kurumsallaşma, birinin bir soruyu sormayı bırakmasıdır. Yeni gelen "bu neden böyle" diye sorar, bir süre sonra sormaz olur ve bu susma bir yenilgi değildir; işe alışmanın kendisi, bazı şeyleri arka plana atmakla mümkün olur.
Örgütler arası düzeyde konu tek bir örgüt değil, aynı işi yapan örgütlerin oluşturduğu alandır. Eşbiçimlilik bu düzeyde görünür ve tek bir örgüte bakarak fark edilemez; bir kulübün afişi ancak öteki dört afişin yanına konduğunda bir kalıbın parçası olduğunu gösterir.
Toplum düzeyinde soru daha da genişler: bir toplumda bir araya gelmenin hangi biçimleri düşünülebilir sayılıyor. Bugün bir amaç etrafında toplanmak isteyen insanların aklına gelen biçimler sınırlıdır; dernek kurulur, şirket kurulur, kooperatif kurulur, bir kurul oluşturulur. Tarihsel olarak var olmuş başka örgütlenme biçimleri düşünülemez hâle geldiğinde, kurumsallaşma artık tek tek örgütlerin değil bütün bir toplumun seçenek havuzunu daraltmış olur.
Üç düzey aynı yönde çalışıyor. Bir kişinin sormayı bırakması, alanın kalıbını görünmez kılıyor; alanın kalıbı, toplumun seçenek havuzunu dolduruyor. Değişim de aynı zinciri ters yönde katetmek zorunda kalıyor ve bu yüzden zor.
Türkiye'de köklülük bir dayanak olarak
Türkiye'de bir örgütün kendini tanıtma biçiminde şu işaretlere rastlanır: duvarda kurucunun fotoğrafı, antette kuruluş yılı, tanıtım metninde köklü kurum ifadesi. Bunlar bir süs değil; örgütsel meşruiyetin dayanağını gösteren işaretlerdir. Uzun süre ayakta kalmış olmak burada bir kabul kaynağı olarak çalışıyor.
Bu dayanağın türü, değişimin nasıl konuşulabileceğini de belirliyor. Kabul köklülüğe dayandığında bir uygulamaya itiraz etmek, o uygulamayı getiren geçmişe itiraz etmek gibi duyulur ve alternatifi dile getirmek zorlaşır. Başka bağlamlarda dayanak farklı olabiliyor: bir akreditasyon belgesi, bir sıralamadaki yer ya da bağımsız bir kurulun onayı da kabul kaynağı olarak çalışır.
Dersin ölçütünü iki duruma birden uygulamak, ikisinin de kendi körlüğü olduğunu gösteriyor. Köklülüğün dayanak olduğu yerde alternatif hiç dile getirilmez ve tartışma başlamaz. Akreditasyonun dayanak olduğu yerde alternatif rahatça dile getirilir, ama yalnız belgeyi verenin diliyle; o dilin dışında kalan bir öneri yine gündeme giremez. Ölçüt her iki bağlamda da aynı şeyi soruyor ve iki ayrı cevap veriyor. Karşılaştırmanın kazancı, bir tarafın ötekinden daha açık olduğunu söylemek değil, her dayanağın neyi konuşulmaz kıldığını ayrı ayrı göstermesi.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Kurumsallaşmanın incelenmesi tuhaf bir güçlük taşıyor: aranan şey olup biten bir olay değil, olmayan bir tartışma. Yokluğu göstermek ise varlığı göstermekten zordur ve yöntemlerin hepsi bu zorlukla uğraşıyor.
Üç yöntemin ortak yanı, bir şeyin yokluğunu başka bir şeyin varlığıyla göstermeye çalışmaları. Bir uygulamanın sorgulanmadığını kanıtlamanın doğrudan bir yolu yok; elde olan şey, sorgulanmanın izinin hiçbir yerde bulunmaması.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışKurumsallaşmayı büyümek ve profesyonelleşmek saymak, sözcüğün iş dünyasındaki anlamını sosyolojik anlamının yerine koyar.
Sosyolojik anlam süreçlerin yazıya geçmesini değil, bir uygulamanın gerekçesinin artık sorulmamasını anlatır ve bu ikisi birlikte de gidebilir, ayrı da düşebilir.
Yaygın yanlışMeşruiyeti haklı olmakla eşitlemek, iki yönde birden yanıltır.
Gerekçesi sağlam bir uygulama kabul görmediği için kullanılamayabilir; gerekçesi kalmamış bir uygulama kabul gördüğü için sürebilir. Kabul ile gerekçe ayrı şeylerdir ve ikisi ayrı ayrı sorulmalıdır.
Yaygın yanlışMeşruiyeti bir algı meselesi sayıp önemsizleştirmek de aynı derecede yanıltıcıdır.
Kabul görmeyen bir düzen, ne kadar iyi gerekçelendirilmiş olursa olsun ayakta durmaz; bir değişimi tasarlarken kabulü hesaba katmamak, tasarımın en pahalı eksiğidir.
Yaygın yanlışKurumsallaşmış bir uygulamayı değiştirmek için kuralı değiştirmenin yeteceğini varsaymak, uygulamayı ayakta tutan şeyi yanlış yerde arar.
Yazılı kural değişse de kabul aynı yerde duruyorsa uygulama biçim değiştirerek sürer; değiştirilmesi gereken şey kuralın metni değil, kabulün dayandığı şeydir.
Yaygın yanlışKenarda olan herkesin değişim getirebileceğini varsaymak, konum ile bakış açısını birbirine karıştırır.
Alışılmışı görebilmek dışarıda olmayı, önerinin dinlenmesi ise içeride bir yer tutmayı gerektirir; yalnız birine sahip olan kişi ya göremez ya söyleyemez.
Aklında kalsın
- Kurumsallaşma bir uygulamanın büyümesi değil, gerekçesinin artık sorulmaz hâle gelmesidir.
- Bunun işareti savunma değil sessizliktir: kurumsallaşmış bir uygulamaya alternatif hiç dile getirilmez, tartışma nasıl yapılacağıyla sınırlı kalır.
- Örgütsel meşruiyet, bir örgütün alanında doğru dürüst bir örgüt sayılmasıdır ve kaynak, personel, ortak bulmanın koşuludur.
- Meşruiyet haklılıkla aynı şey değildir; gerekçesi sağlam bir uygulama kabul bulamayabilir, gerekçesi kalmamış bir uygulama kabul gördüğü için sürebilir.
- Meşruiyetin bir dayanağı vardır ve dayanak, sorulduğunda anlatılan gerekçeyle aynı şey olmayabilir; dayanak, gerekçe çökse bile kabulü sürdüren şeydir.
- Sorgulanmayan bir uygulama yalnız kural değiştirilerek değişmez; değişim dayanağın çökmesiyle, ihlallerin cezasız birikmesiyle ya da kenar konumdaki birinin önerisiyle gelir.
- Kenar konum iki şeyi birden ister: alışılmışı görecek kadar dışarıda, sözü dinlenecek kadar içeride olmak; yalnız biri yeterli değildir.
Sonraki derse köprü
Bu derste meşruiyetin bir dayanağı olduğunu ve dayanağın türünün neyin konuşulabileceğini belirlediğini gördük. Kurucunun fotoğrafı, kuruluş yılı, bir onay makamının mührü. Bunların hepsi geçmişe ya da bir otoriteye bakıyor. Ama bugün örgütlerden giderek daha sık istenen şey başka bir dayanak: kendileri hakkında sayı üretmeleri. Bir okul ortalamasını, bir hastane bekleme süresini, bir belediye çözüm oranını açıklayarak doğru dürüst bir örgüt olduğunu göstermeye çalışıyor. Bu, dayanağın geçmişten ölçüme kaymasıdır.
TEM-107-06 «Gözetim, ölçüm ve performans rejimleri» bu yeni dayanağı ele alıyor ve iki soruyu birlikte soruyor. Bir örgüt kendini ölçülebilir kıldığında kim neyi görür hâle geliyor, kim görünmez kalıyor? Ölçülmek üzere kurulmuş bir düzende çalışan insanlar, izlendiklerini bildiklerinde işlerini nasıl değiştiriyor?