İçeriğe geç

TEM-104-07·Toplumsallaşma, Benlik ve Kimlik

Dijital kimlik ve çevrimiçi benlik sunumu

temel2.912 kelime≈ 19 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Ekranda bir şey paylaşmadan önce geçilecek yedi kontrol.

  1. Dijital kimlik kişinin izlerinden oluşur ve kişi orada olmadan da dolaşır, büyür ve durur.
  2. Düzenlenebilir sunum kişiye düzeltme süresi verir; aynı sürede düzeltilmeyen her ifade bir tercih sayılır.
  3. Bağlam çökmesi, hayatta ayrı duran çevrelerin tek bir kitle hâline gelmesidir ve sorun sırrın açılması değil bağlamın kaybolmasıdır.
  4. Çökmenin en yaygın çözümü kitleyi ayırmak değil sesi kısmaktır ve bu bir çözüm gibi görünen kayıptır.
  5. Sayısal onay kimin baktığını ve neyi onayladığını söylemez; tanınmanın ölçüsü sayı değil karşılığın kişinin resmine denk düşmesidir.
  6. Bir ölçüt hedefe dönüştüğünde kişi, sayıyı büyüten yanını büyütür ve öteki yanları kendiliğinden seyrelir.
  7. Kalıcı kayıt geçmişteki hâli bugünküyle aynı rafta tutar ve bedeli, kişinin görünürlüğüyle birlikte artar.

Açılış sahnesi

Bir öğretmen, hafta sonu bir arkadaş grubuyla piknikte çekilmiş bir fotoğrafı paylaşıyor. Fotoğrafta kimse yok, yalnız bir masa ve gülen üç kişi var; öğretmen ortada.

Fotoğrafın altına iki yorum geliyor. Biri üniversiteden bir arkadaşından ve içinde eski bir şaka geçiyor. Öteki bir öğrencinin velisinden ve tek kelime: "Hocam."

Öğretmen fotoğrafı siliyor.

Ertesi hafta okulda bir toplantıda, müdür yardımcısı "sosyal medyada dikkatli olalım" diyor ve kimseye bakmıyor.

Aynı öğretmen o piknikte üç saat boyunca aynı kişiydi. Masada oturan öğretmendi, arkadaştı, birinin kardeşiydi.

Gerçek bir odada bu üç kişi hiçbir zaman aynı anda bir arada olmazdı. Ekranda üçü tek bir kareye girdi ve kare tek bir yere düştü.

Bir de silinmenin sınırı var. Fotoğraf öğretmenin sayfasından kalktı; iki kişinin telefonunda ekran görüntüsü olarak duruyor.

Bu derste ne olacak

Yedi dersin bütün sahneleri kapalı bir mekânda geçti. Şimdi duvarları indiriyoruz ve kursu kapatıyoruz.

Ekran, bu kursta öğrendiğimiz mekanizmaları ortadan kaldırmıyor. Üçünü birden bozuyor ve dersin işi, tam olarak neyin bozulduğunu göstermek.

Dört adım var. Önce ekrandaki kimliğin ne olduğunu ve yüz yüze olandan hangi noktalarda ayrıldığını kuracağız. Sonra dersin ana kavramına geleceğiz: hayatta ayrı duran çevrelerin tek bir yerde üst üste binmesi. Öğretmenin sildiği fotoğraf orada açıklanacak. Ardından tanınmanın sayıya çevrilmesini ele alacağız ve bu sayının, geçen derslerdeki tanınmanın yerini tutup tutmadığını soracağız. En sonda silinmeyen bir geçmişin bir kişiye ne yaptığına bakacağız.

Bu ders platformların işleyişini, veri toplamayı ve algoritmaları incelemiyor; bunların her biri ayrı kursların konusu. Buradaki soru dar ve bu kursa ait: bir kişi kendisini ekranda nasıl kuruyor?

Piknik, işyeri ve okul sahneleri kurgudur; kimsenin paylaşımından alınmadı. Her biri, tek bir mekanizmayı ayrı bir hayat evresinde göstermek üzere düzenlendi.

Sıfır noktası — ekranda kim var

Bu kursun üçüncü dersinde benliğin başkalarının tepkilerinden derlendiğini, beşincisinde kimliğin iki taraflı bir işlem olduğunu görmüştük. Ekranda ikisi de sürüyor ve koşulları değişiyor.

Yüz yüze sunumla arasında üç fark var; dersin geri kalanı bu üçünün üstüne kuruluyor.

Birincisi, ekranda kişi göndermeden önce düzenleyebiliyor.

Yaygın yanlışÇevrimiçi sunumun sahte, yüz yüze sunumun gerçek olduğu düşünülür.
Doğrusu

Bu kursun beşinci dersinde gördüğümüz gibi kişi her ortamda bir düzenleme yapar; ekran o düzenlemeyi ortadan kaldırmaz, yalnız daha uzun bir süre tanır. Fark sahiciliğin derecesinde değil, düzeltme için verilen zamandadır.

Yaygın yanlışDijital kimliğin kişinin kendi kurduğu bir şey olduğu varsayılır.
Doğrusu

Kişi kendi paylaşımlarını seçer ve başkalarının etiketlemelerini, yorumlarını ve o kişi hakkında yazdıklarını seçemez. Dijital kimlik de tıpkı öteki kimlikler gibi iki taraflıdır ve dış tanımın payı burada daha da büyüktür, çünkü dışarıdan gelen kayıtlar kişi görmeden birikir.

Mekanizma — çevrelerin üst üste binmesi

Şimdi dersin ana kavramına geliyoruz ve öğretmenin sildiği fotoğrafa dönüyoruz.

Bu, öğretmenin fotoğrafını silmesini tek hamlede açıklıyor. Fotoğraf yanlış değildi; yanlış bir kitleye açıktı ve o kitlenin iki üyesi, birbirinden bambaşka iki cümleyi aynı kutuya yazdı.

Çökmeyle baş etmenin yolları var ve her birinin bir bedeli var.

Yaygın yanlışBağlam çökmesinin bir mahremiyet sorunu olduğu sanılır.
Doğrusu

Sorun bilginin gizli olmaması değil, aynı bilginin farklı çevrelerde farklı anlamlar taşımasıdır; piknik fotoğrafı arkadaş çevresinde bir şey, veli çevresinde başka bir şey söyler. Ayarı bozan, sırrın açılması değil bağlamın kaybolmasıdır.

Sayıya dönüşen onay

Bu kursun üçüncü dersinde tanınmanın benliği ayakta tuttuğunu görmüştük. Ekranda tanınma sayılabilir hâle geliyor.

Geçen kursta bir ölçütün hedefe dönüştüğünde üretimi kendine göre biçimlendirdiğini görmüştük. Aynı şey benlik için de oluyor: sayı bir hedef hâline geldiğinde kişi, sayıyı büyüten yanını büyütmeye başlıyor.

Yaygın yanlışSayısal onayın tanınmanın yerine geçtiği varsayılır.
Doğrusu

Oysa tanınma, kişinin kendine biçtiği yerin başkalarınca da görülmesidir; sayı kimin baktığını söylemez. Bin kişinin işaret bıraktığı bir paylaşım, kişinin asıl önemsediği yanı hiç görmemiş olabilir ve tek bir kişinin doğru cümlesi o bin işaretten fazlasını yapar.

Silinmeyen geçmiş

Son mekanizma, öğretmenin sildiği fotoğrafın nerede durduğuyla ilgili.

Bu, geçen dersteki toplumsal takvimi tuhaflaştırıyor. Takvim kişinin ilerlemesini bekler; kalıcı kayıt ilerlemeyi geçersiz kılmaz ve ilerlemeden önceki hâli aynı rafta tutar.

Yaygın yanlışKalıcı kaydın herkesi eşit biçimde etkilediği varsayılır.
Doğrusu

Bir kayıt ancak birileri onu aradığında iş görür ve kimin geçmişinin aranacağı eşit dağılmaz; bir işe başvuran, bir görev alan ya da görünür hâle gelen kişinin geçmişi aranır. Kalıcılığın bedeli, kişinin ne kadar görünür olduğuyla birlikte artar.

Kuramsal mercekler

Çevrimiçi benliğin ne olduğu üç ayrı biçimde okunuyor. Üçü de silinen fotoğrafa bakar ve farklı bir şey görür.

Ekran aynı işi yapar, koşulları değiştirir. Bu okumaya göre çevrimiçi sunum yeni bir olgu değildir; insanlar her zaman kendilerini duruma göre sunmuştur ve ekran yalnız düzeltme süresini uzatmış, izleyiciyi genişletmiştir. Mekanizma aynıdır. Bu okumanın gücü, yüz yüze hayatta öğrendiğimiz her şeyi buraya taşıyabilmesidir; sınırı, kalıcı kayıt gibi karşılığı olmayan bir özelliği yeterince ciddiye almamasıdır.

Ekran yeni bir benlik türü üretir. Bu okumaya göre kalıcılık, ölçülebilirlik ve çevrelerin çökmesi bir arada, yüz yüze hayatta karşılığı olmayan bir durum yaratır; kişi kendini sürekli bir izleyici önünde ve geriye dönük düzeltilemeyen bir kayıt hâlinde kurmak zorundadır. Bu okumanın gücü, farkı ciddiye almasıdır; sınırı, sürekliliği gözden kaçırması ve her yeni aracı bir kopuş gibi okumasıdır.

Asıl belirleyici, ortamın kurallarını kimin yazdığıdır. Bu okumaya göre kişinin ne yapabildiği, hangi düzenlemenin mümkün kılındığına bağlıdır: kimin görebileceğini seçebiliyor mu, silebiliyor mu, geçmişini kapatabiliyor mu? Bu okumanın gücü, sorunun bir kişisel beceri meselesi olmadığını göstermesidir; platformların işleyişine ve düzenlenmesine dair ayrıntılı tartışma dijital toplum kursuna ait.

Yaygın yanlışBu üç okumadan birinin ötekileri gereksiz kıldığı sanılır.
Doğrusu

Sürekliliği birincisi, yeni olanı ikincisi, kuralları kimin koyduğunu üçüncüsü gösteriyor. Bir çevrimiçi durumu okurken üçünü de sormak, sorunu yalnız kişiye ya da yalnız araca yıkmayı önlüyor.

Ölçek

Çevrimiçi kimlik üç ayrı katmanda birden birikiyor ve katman genişledikçe kişinin denetimi azalıyor.

Karşılaşma düzeyinde kimlik tek bir paylaşımda ve ona gelen tepkilerde kurulur. Kişi burada en çok denetime sahiptir: yazabilir, silebilir, cevap verebilir. Bu düzeydeki hata düzeltilebilir ve çoğu zaman düzeltilir.

Çevre düzeyinde kimlik, kişiyi tanıyan kalabalığın onun hakkında biriktirdiği izlenimdir. Buraya kişinin kendi paylaşımları kadar başkalarının etiketlemeleri, yorumları ve ondan söz etmeleri de girer. Bu düzeyde kişi tek tek müdahale edemez; ancak zamanla ve tutarlı davranarak kayabilir.

En geniş düzeyde kimlik, kişinin adı arandığında ne çıktığıdır. Bu sıralamayı kişi yazmaz, çoğu zaman değiştiremez ve genellikle ne olduğunu bile bilmez. Bir kişiyi hiç tanımayan biri için, o sıralama kişinin kendisidir.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Çevrimiçi sunumu incelemek, kayıtların bol olması nedeniyle kolay görünüyor ve tam bu yüzden yanıltıcı.

Türkiye bağlamı ve karşılaştırma

Türkiye'de bağlam çökmesinin en yoğun yaşandığı yer aile gruplarıdır.

Bir hanenin, bir sülalenin ya da bir mahallenin tamamını içine alan yazışma grupları yaygın biçimde kullanılıyor. Grupta üç kuşak bir arada bulunuyor: dede, anne, yeğen, gelin, uzak akraba. Yüz yüze hayatta bu insanlar bir arada yalnız düğünde ve cenazede bulunur; grupta her gün bir aradalar.

Sonucu, herkesin herkese göre ayar yapmak zorunda kalması. Bir kişi grupta bir şey yazarken aynı anda annesine, kayınvalidesine, çocuğuna ve tanımadığı bir akrabasına yazıyor. Bu ortamda yazılan şeylerin çoğu, kimseyi rahatsız etmeyecek kadar nötr; grup canlı görünüyor ve kimse orada gerçekten bir şey söylemiyor.

İkinci bir yer, mesleğin sürekli görünür hâle gelmesi. Öğretmen, hekim, memur ve esnaf gibi mesleklerde kişinin özel paylaşımları meslek kimliğiyle birlikte okunuyor ve bazı kurumlar bu konuda yazısız beklentiler taşıyor. Beklenti yazılı olmadığı için itiraz edilecek bir metin de yok; kişi ancak bir uyarı aldığında sınırın nerede olduğunu öğreniyor.

Karşılaştırma, bu baskının her yerde aynı olmadığını gösteriyor. Bazı ülkelerde çalışanın mesai dışındaki paylaşımlarının işvereni ilgilendirmediği hukuken ve kültürel olarak yerleşmiş durumda; orada aynı fotoğraf bir mesele hâline gelmiyor. Güney Kore ve Japonya gibi ülkelerde ise takma adla ve gerçek kimlikten ayrı hesaplarla kullanım yaygın; kişi çevresini ayırmak için kimliğini ayırıyor ve bu, çökmeye verilen başka bir cevap. Üç düzende de aynı mekanizma çalışıyor ve verilen cevap değişiyor: biri sesi kısıyor, biri hukuka yaslanıyor, biri kimliği bölüyor.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışÇevrimiçi kimliğin gerçek kimlikten ayrı bir şey olduğu düşünülür.
Doğrusu

İki tarafta da aynı iki yönlü işlem çalışır: kişi kendini tarif eder, başkaları onu yerleştirir. Ekran bu işlemi ortadan kaldırmaz; izleyiciyi genişletir, düzeltme süresini uzatır ve kaydı kalıcı kılar.

Yaygın yanlışBağlam çökmesinin ayar yaparak çözülebileceği varsayılır.
Doğrusu

Ayarlar kimin göreceğini sınırlar ve bir ekran görüntüsünü engellemez; ayrıca her paylaşımda ayar düşünmek başlı başına bir emektir. İnsanların çoğu ayar yapmak yerine sesini kısar ve bu, çözüm gibi görünen bir kayıptır.

Yaygın yanlışSayısal onayın çok olmasının tanınma anlamına geldiği sanılır.
Doğrusu

Sayı kimin baktığını ve neyi onayladığını söylemez; kişinin en önemsediği yanı hiç görülmemişken sayı yüksek olabilir. Tanınmanın ölçüsü sayı değil, gelen karşılığın kişinin kendi resmine denk düşüp düşmediğidir.

Yaygın yanlışSilmenin geçmişi ortadan kaldırdığı düşünülür.
Doğrusu

Bir içerik kişinin sayfasından kalkar ve başkalarının kopyalarında, arşivlerde ve arama sonuçlarında durabilir. Bu yüzden çevrimiçi bir ifadenin geri alınabilirliği, gönderilmeden önceki saniyeyle sınırlıdır.

Yaygın yanlışKalıcı kaydın herkes için aynı ağırlıkta olduğu varsayılır.
Doğrusu

Kayıt ancak arandığında iş görür ve kimin geçmişinin aranacağı görünürlükle birlikte artar. Aynı cümle iki kişiden birinde hiçbir zaman gündeme gelmez, ötekinde bir mülakatın konusu olur.

Aklında kalsın

Ekranda bir şey paylaşmadan önce geçilecek yedi kontrol.

  1. Dijital kimlik kişinin izlerinden oluşur ve kişi orada olmadan da dolaşır, büyür ve durur.
  2. Düzenlenebilir sunum kişiye düzeltme süresi verir; aynı sürede düzeltilmeyen her ifade bir tercih sayılır.
  3. Bağlam çökmesi, hayatta ayrı duran çevrelerin tek bir kitle hâline gelmesidir ve sorun sırrın açılması değil bağlamın kaybolmasıdır.
  4. Çökmenin en yaygın çözümü kitleyi ayırmak değil sesi kısmaktır ve bu bir çözüm gibi görünen kayıptır.
  5. Sayısal onay kimin baktığını ve neyi onayladığını söylemez; tanınmanın ölçüsü sayı değil karşılığın kişinin resmine denk düşmesidir.
  6. Bir ölçüt hedefe dönüştüğünde kişi, sayıyı büyüten yanını büyütür ve öteki yanları kendiliğinden seyrelir.
  7. Kalıcı kayıt geçmişteki hâli bugünküyle aynı rafta tutar ve bedeli, kişinin görünürlüğüyle birlikte artar.

Sonraki derse köprü

Bu kurs bir bayram salonunda açılmıştı. Üç yaşındaki bir çocuk, kapıdan giren kişiye göre sesini alçaltıyordu ve bunu ona kimse öğretmemişti.

Yedi ders boyunca o çocuğun nasıl kurulduğunu izledik: süreç, aktaranlar, kendisi hakkındaki fikri, geçtiği türler, taşıdığı adlar, ömür boyu süren öğrenmesi ve en sonunda ekranda kurduğu hâli.

Şimdi geriye tek bir soru kalıyor ve bu kursun cevaplayamayacağı bir soru.

Çocuk odaya kimin girdiğini nasıl anladı?

Bir bakışı, bir duraksamayı, bir sesin tonunu okudu ve saniyeler içinde davranışını ayarladı. Bu kurs boyunca bu okumayı hep sonucundan gördük: çocuk biliyordu, kişi ayarlıyordu, oda karşılık veriyordu. O saniyenin içinde tam olarak ne olduğuna hiç bakmadık.

Bir sonraki kurs oraya iniyor. İki insan karşılaştığında ne olduğunu, durumun nasıl tanımlandığını, bedenin ne söylediğini, bir yanlış anlaşılmanın nasıl onarıldığını ve gündelik hayatın en küçük biriminde düzenin nasıl kurulduğunu göreceğiz. Açılış sorusu şu: iki kişi karşı karşıya geldiğinde, ağız açılmadan önce ne oluyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.