İçeriğe geç

TEM-104-06·Toplumsallaşma, Benlik ve Kimlik

Yaşam boyu toplumsallaşma

temel2.949 kelime≈ 20 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Bir ömrü dinlerken sırayla açılacak yedi kapı.

  1. Toplumsallaşma ömür boyu sürer; yetişkin öğrenmesi karşılaştırabilir, dolu bir yere gelir ve görünür bir maliyet taşır.
  2. Yetişkinin önündeki engel kapasite değil koşullardır: bölünmüş zaman, pahalı hata ve izleniyor olmak.
  3. Toplumsal takvim hiçbir yerde yazılı olmadığı hâlde herkesin elindedir; varlığı, birinin ondan saptığı anda görünür.
  4. Takvim dışı geçişin zorluğu olaydan değil çevreden gelir: aynı durumda kimseyi bulamamak ve kurumların o durumu öngörmemiş olması.
  5. Geçiş töreni bir kutlama değil bir bildirimdir; olmadığında geçiş belirsiz kalır ve kişi iki konumu birlikte taşır.
  6. Birikimli avantaj küçük farkları her eşikte yeniden çarpar; bir ömrün sonundaki büyük fark, çoğu zaman başındaki küçük farkın toplamıdır.
  7. Aynı sapma iki toplumda iki ayrı şey anlamına gelir; bir sınırın toplumsal mı bedensel mi olduğunu anlamak için başka bir ülkeye ve başka bir kuşağa bakılır.

Açılış sahnesi

Bir üniversitede birinci sınıfın ilk dersi. Salon dolu, çoğu on sekiz yaşında.

Arka sıralardan birinde kırk dört yaşında bir kadın oturuyor. Yoklama alınırken adı okunduğunda kimse elini kaldırdığını görmüyor; hoca iki kez tekrarlıyor.

Ders bitiminde bir öğrenci yanına gelip soruyor: "Hocam, bölüm sekreterliği nerede?"

Kadın on beş yaşında okulu bırakmıştı. Yirmi yıl bir tekstil atölyesinde çalıştı, iki çocuk büyüttü, kırk yaşında liseyi dışarıdan bitirdi.

İlk hafta boyunca sınıfta kimse yanına oturmuyor. Üçüncü hafta bir grup ödev için ona geliyor, çünkü not tutması düzgün.

Yıl sonunda sınıfın en yüksek ortalamalarından birine sahip. Aynı yıl, mahallesinde iki komşusu ona "bu yaştan sonra ne olacak" diyor.

Kimse ona bir şey yasaklamadı. Herkes ona bir takvim gösterdi ve o takvimde bu satır yoktu.

Bu derste ne olacak

Bu kurs boyunca süreci hep başlangıcından anlattık: bebek, çocuk, ilk iş, ilk kimlik.

Bu ders sonuna kadar götürüyor ve bir iddiayla açılıyor: süreç hiç bitmiyor, ama bittiği varsayılıyor. Varsayımın kendisi bir toplumsal olgu ve bu dersin asıl konusu o.

Dört adım var. Önce sürecin ömür boyu nasıl sürdüğünü ve yetişkin öğrenmenin çocukluktakinden hangi noktada ayrıldığını göstereceğiz. Sonra bir topluma ait görünmez bir çizelgeyi ortaya çıkaracağız; salondaki kadının karşılaştığı şey oydu. Ardından o çizelgenin dışına düşmenin ne anlama geldiğini ve bedelinin nereden geldiğini ele alacağız. En sonda bir hayatın erken yıllarındaki küçük farkların nasıl büyüdüğünü göreceğiz.

Bu ders yaşlanmanın kendisini incelemiyor; yaş grupları, kuşaklar ve yaşlılık deneyimi ayrı bir alan kursunun konusu. Buradaki soru, bir toplumun ömrü nasıl bölümlere ayırdığı ve bu bölümlerin insanlara ne yaptığı.

Üniversite, atölye ve toplantı sahneleri kurgudur; hiçbiri gerçek bir kişinin kaydı değil. Aynı çizelgeyi farklı yaşlardan görebilmek için kuruldular.

Sıfır noktası — süreç neden bitmiyor

Geçen beş ders bir kişinin nasıl kurulduğunu anlattı. Hepsinin ortak varsayımı, bu kurulmanın bir noktada tamamlandığıydı. Bu varsayım yanlış.

Yetişkinlikteki öğrenme çocukluktakinden üç noktada ayrılıyor ve üçü de dersin geri kalanını taşıyor.

Birincisi, yetişkin karşılaştırabilir. Çocuk gördüğü tek dünyayı dünya sanar; yetişkin yeni bir ortama girdiğinde onu eskisiyle karşılaştırır, itiraz edebilir ve bir kısmını almayı reddedebilir.

İkincisi, yetişkin bir şeyin üstüne öğrenir. Yeni gelen donanım boş bir yere değil, dolu bir yere gelir ve orada duranla çatışabilir; çocuklukta böyle bir çatışma yoktur.

Üçüncüsü, yetişkinin öğrenmesi görünür bir maliyet taşır. Bir çocuğun yavaş öğrenmesi olağan sayılır; aynı yavaşlık bir yetişkinde bir eksiklik olarak kaydedilir ve bu, yetişkinlerin yeni şeylere başlamasını caydırır.

Yaygın yanlışYetişkinlerin öğrenme kapasitesinin azaldığı düşünülür.
Doğrusu

Yetişkinin karşılaştığı asıl engel kapasite değil koşullardır: zamanı bölünmüştür, hata yapması daha pahalıdır ve öğrenirken izlenir. Aynı kişi, koşullar açıldığında ve hata maliyeti düştüğünde hızla öğrenir.

Yaygın yanlışToplumsallaşmanın yetişkinlikte yalnız iş hayatında sürdüğü sanılır.
Doğrusu

Ebeveyn olmak, bir hastalıkla yaşamaya başlamak, boşanmak, bir yakınının bakımını üstlenmek ve yaşlanmak da yeni kurallar ve yeni beceriler ister. Bunların çoğu için hiçbir kurs yoktur ve hepsi öğrenilir.

Mekanizma — görünmez çizelge

Salondaki kadına kimse bir şey yasaklamadı. Karşılaştığı şeyin bir adı var.

Takvimin yaptığı iş bir yasak koymak değil. Sırayı kurmak ve o sıraya uymayanı görünür kılmak.

Takvimden sapmanın bir adı ve ölçülebilir bir bedeli var.

Takvimin bir de görünür kısmı var: geçişleri işaretleyen düzenlemeler.

Yaygın yanlışTörenlerin biçimsel ve gereksiz olduğu düşünülür.
Doğrusu

Tören, çevrenin davranışını değiştiren bir işaret verir; olmadığında geçiş belirsiz kalır ve kişi hem eski hem yeni konumun beklentilerini bir arada taşımaya devam eder. Bir geçişin ne zaman tamamlandığını törenin varlığı belirler.

Son mekanizma, bir ömür boyunca küçük farkların ne yaptığıyla ilgili.

Yaygın yanlışBirikimli avantajın yalnız parayla ilgili olduğu varsayılır.
Doğrusu

Aynı mekanizma bilgi, tanıdık çevresi, güven ve kendine dair fikir için de çalışır; erken bir başarı kişiye bir sonraki denemede daha çok fırsat verir ve bu, geçen dersteki döngünün ömür ölçeğindeki hâlidir. Sınıf farklarının bu mekanizmayla nasıl aktarıldığı tabakalaşma kursunun konusu.

Kuramsal mercekler

Bir ömrün nasıl okunacağı üzerine üç ayrı yaklaşım var. Salondaki kadının hikâyesini üçü üç ayrı biçimde anlatır.

Hayat bir merdivendir. Bu yaklaşıma göre insan ömrü belirli aşamalardan geçer ve her aşamanın kendi görevi vardır; kişi bir aşamanın işini tamamlayıp ötekine geçer. Kırk dört yaşında üniversiteye başlamak, bu okumaya göre bir aşamanın gecikmiş tamamlanmasıdır. Bu yaklaşımın verdiği şey, düzenli bir harita ve öngörülebilirliktir; sıkıştığı yer, aşamaların sırasının pek çok hayatta hiç izlenmemesidir.

Hayat bir takvimdir ve takvimi toplum yazar. Bu yaklaşıma göre aşamalar doğadan değil, bir toplumun belirli bir dönemde kurduğu beklentilerden gelir; hangi yaşta ne yapılacağı ülkeden ülkeye ve kuşaktan kuşağa değişir. Kadının karşılaştığı zorluk yaşından değil, o toplumun takviminde bu satırın bulunmamasından gelir. Bu yaklaşımın verdiği şey, aynı yaşın farklı yerlerde neden farklı anlamlara geldiğini açıklamasıdır; sıkıştığı yer, bedenin gerçekten yaşlandığını ve bazı sınırların toplumsal olmadığını hafife almasıdır.

Hayat bir birikimdir. Bu yaklaşıma göre bir ömrü anlamak için aşamalara değil, aşamalar arasındaki bağlantılara bakmak gerekir; her eşikte alınan sonuç, bir sonraki eşiğin koşullarını belirler. Kadının kırk dörtte üniversiteye başlaması, on beşinde okulu bırakmasının yirmi dokuz yıl sonraki hâlidir. Bu yaklaşımın verdiği şey, geç kalmanın neden bu kadar pahalı olduğunu göstermesidir; sıkıştığı yer, birikimin her zaman tek yönde işlemediğini ve bazı geçişlerin zinciri kırdığını yeterince anlatmamasıdır.

Yaygın yanlışBu üç yaklaşımdan birinin bir ömrü tek başına açıkladığı sanılır.
Doğrusu

Aşamaların sırasını birincisi, o sıranın nereden geldiğini ikincisi, aşamalar arasındaki bağlantıyı üçüncüsü gösteriyor. Bir hayat hikâyesini okurken üçünü birden sormak, hangi zorluğun nereden geldiğini ayırt etmeyi sağlıyor.

Ölçek

Takvim üç düzeyde birden yazılıyor ve düzeyler her zaman aynı şeyi söylemiyor.

Karşılaşma düzeyinde takvim bir soru biçiminde gelir. Düğünde sorulan soru, komşunun cümlesi, uzak bir akrabanın imalı bakışı bu düzeydedir. Tek tek hafiftir ve tekrarlandığı için ağırlaşır; kimse bir yaptırım uygulamaz ve kişi yine de bir baskı hisseder.

Kurum düzeyinde takvim bir koşula dönüşür. Bir programın yaş sınırı, bir kredinin üst yaşı, bir yarışmanın kategorisi ve bir işe alım ilanının aradığı yıl bu düzeydedir. Burada takvim artık bir beklenti değil bir kapıdır ve kapanan kapı hissedilmez, yalnız görülür.

Toplum düzeyinde takvim, kurumların birbirine göre nasıl dizildiğidir. Zorunlu eğitimin kaç yıl sürdüğü, askerliğin hangi yaşta geldiği, emeklilik koşullarının ne olduğu ve bakımın kimden beklendiği bir ömrün iskeletini kurar. Bu düzeydeki bir değişiklik, milyonlarca kişinin takvimini aynı anda kaydırır ve o kuşak, kendinden öncekiyle aynı sırayı izlemez.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Takvimi ölçmek zor, çünkü hiçbir yerde yazılı değil ve insanlar onu bir kural olarak yaşamıyor.

Türkiye bağlamı ve karşılaştırma

Türkiye'de toplumsal takvim, bir soru dizisi hâlinde duyulabiliyor.

Sıralama neredeyse sabit: okul bitince "iş ne zaman", iş bulununca "askerlik ne zaman", ondan sonra "evlilik ne zaman", evlendikten sonra "çocuk ne zaman", çocuk olduktan sonra "ikincisi ne zaman". Sorular bir ailede, bir düğünde ya da bir bayram ziyaretinde arka arkaya gelir ve hiçbiri bir emir değildir.

Bu soruların işlevi, takvimi hatırlatmak ve kişinin nerede olduğunu ölçmek. Cevap veremeyen kişi bir kural çiğnemiş olmaz; yalnız takvimde beklendiği yerde bulunmadığı ortaya çıkar ve o an odada kısa bir sessizlik oluşur.

Türkiye'de takvimin ilginç bir yeri daha var: emeklilik. Uzun bir dönem boyunca emeklilik yaşı pek çok ülkeye göre erken kaldı ve çalışma hayatına erken başlayanlar kırklı ya da ellili yaşlarda emekli olabildi. Ortaya, ne çalışan ne yaşlı sayılan geniş bir grup çıktı ve bu grubun önemli bir bölümü emekli olduktan sonra ikinci bir işte çalışmayı sürdürdü. Takvimde "emekli" satırı bir sona işaret ediyordu; hayatta o satır bir sona denk düşmüyordu.

Aynı dönemde açıköğretim, takvim dışı geçişleri kurumsallaştıran bir yol oldu. Okulu bırakmış ya da geç başlamış kişiler için ayrı bir sınıf, ayrı bir yaş beklentisi ve ayrı bir ritim sunuldu; salondaki kadının zorlandığı şey, yani odadaki tek kişi olmak, bu yolda ortadan kalkıyor.

Karşılaştırma takvimlerin ne kadar oynak olduğunu gösteriyor. İskandinav ülkelerinde okulla üniversite arasında bir ara yıl vermek yaygın ve beklenen bir şey; aynı gecikme başka bir yerde açıklama gerektirir. Güney Avrupa'da evden çıkma yaşı belirgin biçimde daha geçtir ve orada otuzlu yaşlarda aileyle yaşamak bir gecikme olarak okunmaz. Aynı davranış, iki takvimde iki ayrı şey anlamına geliyor ve davranışı yapan kişi hiçbir yerde değişmiyor.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışToplumsallaşmanın gençlikte tamamlandığı varsayılır.
Doğrusu

Oysa girilen her ortam kendi donanımını ister ve bunların çoğu için hiçbir kurs açılmaz; ebeveynlik, bakım verme, hastalıkla yaşama ve emeklilik hep öğrenilir. Sürecin bittiği varsayımı, yetişkinlerin yeni bir şeye başlamasını caydıran başlıca engellerden biri.

Yaygın yanlışToplumsal takvimin biyolojik gerçeklerden geldiği sanılır.
Doğrusu

Bedenin sınırları vardır ve takvimin çoğu maddesi o sınırlardan çok daha erken devreye girer; bir kişinin kırk dörtte okuyamaması bedensel bir sınır değil, kurumsal ve toplumsal bir beklentidir. İkisini ayırmak için sorulacak soru şudur: bu sınır başka bir ülkede ya da başka bir kuşakta da aynı yerde mi?

Yaygın yanlışTakvim dışı geçişin zorluğunun kişinin kendi tercihinin sonucu olduğu varsayılır.
Doğrusu

Zorluğun büyük bölümü çevreden gelir: aynı durumda kimseyi bulamamak, kurumların o durumu öngörmemiş olması ve çevrenin ne diyeceğini bilememesi. Aynı geçişi aynı anda çok sayıda kişi yaptığında, geçişin zorluğu belirgin biçimde azalır.

Yaygın yanlışGeçiş törenlerinin yalnız kutlama olduğu düşünülür.
Doğrusu

Tören bir bildirimdir ve çevrenin davranışını değiştirir; töreni olmayan bir geçişte kişi iki konumun beklentilerini birlikte taşımaya devam eder. Emekli olduğu duyurulmayan kişiye aylarca iş sorulması bunun en sade örneği.

Yaygın yanlışBirikimli avantajın ancak büyük olaylarla kırılabileceği sanılır.
Doğrusu

Zinciri kıran şey çoğu zaman büyük bir olay değil, bir eşikte açılan tek bir kapıdır: bir programa kabul, bir kişinin araya girmesi, bir kurumun yaş sınırını kaldırması. Küçük bir müdahale, erken yapıldığında sonraki bütün aşamaları etkiler.

Aklında kalsın

Bir ömrü dinlerken sırayla açılacak yedi kapı.

  1. Toplumsallaşma ömür boyu sürer; yetişkin öğrenmesi karşılaştırabilir, dolu bir yere gelir ve görünür bir maliyet taşır.
  2. Yetişkinin önündeki engel kapasite değil koşullardır: bölünmüş zaman, pahalı hata ve izleniyor olmak.
  3. Toplumsal takvim hiçbir yerde yazılı olmadığı hâlde herkesin elindedir; varlığı, birinin ondan saptığı anda görünür.
  4. Takvim dışı geçişin zorluğu olaydan değil çevreden gelir: aynı durumda kimseyi bulamamak ve kurumların o durumu öngörmemiş olması.
  5. Geçiş töreni bir kutlama değil bir bildirimdir; olmadığında geçiş belirsiz kalır ve kişi iki konumu birlikte taşır.
  6. Birikimli avantaj küçük farkları her eşikte yeniden çarpar; bir ömrün sonundaki büyük fark, çoğu zaman başındaki küçük farkın toplamıdır.
  7. Aynı sapma iki toplumda iki ayrı şey anlamına gelir; bir sınırın toplumsal mı bedensel mi olduğunu anlamak için başka bir ülkeye ve başka bir kuşağa bakılır.

Sonraki derse köprü

Bu kurs boyunca bütün sahneler aynı yerde geçti: bir odada, yüz yüze.

Bayram salonu, sınıf, şantiye, yemek masası, üniversite amfisi. Her birinde birileri birilerini gördü, tepki verdi ve o tepkiden bir şey kuruldu.

Şimdi odayı kaldıralım.

Bugün bir kişi hakkındaki tepkilerin önemli bir bölümü, onu hiç görmemiş insanlardan geliyor. Bir kişi kendini tarif ediyor ve bu tarif, kendisi orada yokken de dolaşmaya devam ediyor. Bir yorum kişi uyurken geliyor, bir sayı kişi bilmeden artıyor.

Dahası, bu ortamda kişi kendini nasıl sunacağına daha çok karar verebiliyor. Hangi fotoğrafın görüneceğini, hangi cümlenin kalacağını ve hangi geçmişin silineceğini seçebiliyor. Yüz yüze bir odada bu kadar seçenek yok.

Bu kursu kapatan ders oraya gidiyor. Bir kişinin kendini ekranda nasıl kurduğunu, bu kurgunun yüz yüze sunumdan hangi noktalarda ayrıldığını, silinmeyen bir geçmişin benliğe ne yaptığını ve ölçülen bir onayın tanınmanın yerini tutup tutmadığını ele alacağız. Bu dersteki takvim fikri orada tuhaflaşacak: hiçbir şeyin silinmediği bir yerde, kişinin on yıl önceki hâli de bugünkü kadar mevcut.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.