Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Bir geçişin ne yaptığını anlamak için elde tutulacak yedi ölçü.
- Birincil toplumsallaşma yakın bir bağ üzerinden gelir ve kişi karşılaştırma imkânı olmadan edinir; en zor değişen katmandır.
- İkincil toplumsallaşma bir alana aittir, sınırı bellidir ve bırakıldığında kişi hâlâ kendisidir.
- İkisini ayıran şey yaş değil, aktarımın duygusal bağ üzerinden mi bir alanın kuralları üzerinden mi geldiğidir.
- Yeniden toplumsallaşma iki aşamalıdır ve birincisi zorunludur: yeni düzen kurulmadan önce eskisinin yolu kapatılır.
- Bir sürecin izinin kalıcı olup olmayacağını, kişinin çıkışta hangi çevreye döndüğü belirler.
- Öngörücü toplumsallaşma girişi kolaylaştırır; hedeflenen kapı açılmazsa kişiyi iki grup arasında boşlukta bırakır.
- Bir kurumun hangi türden çalıştığı adından değil ilk gününden anlaşılır: eski donanım geçersiz sayılıyor mu, sayılmıyor mu?
Açılış sahnesi
Bir kadının hayatından dört sahne.
Dört yaşında. Mutfakta annesinin yanında oturuyor, konuşulanları dinliyor, kelimeleri yanlış söylüyor ve düzeltiliyor. Kime güveneceğini, kimin sesinin kızgın olduğunu ve ağladığında ne olacağını burada öğreniyor.
Yirmi üç yaşında. İlk işinin ilk haftası. Toplantıya kaç dakika önce girileceğini, dosyaların nasıl adlandırıldığını ve kimin şakasına gülüneceğini öğreniyor. Mutfaktan getirdiği hiçbir şey burada işe yaramıyor ve hiçbiri de silinmiyor.
Otuz sekiz yaşında. Ağır bir hastalık. Altı ay boyunca yemek saatini, uyku saatini ve kimin odaya gireceğini başkaları belirliyor. Kendisi hakkında bildiği pek çok şey geçersiz sayılıyor: hızlı olmak, işi bitirmek, yardım istememek.
Kırk iki yaşında. Henüz almadığı bir görev için hazırlanıyor. O görevdekilerin nasıl konuştuğunu izliyor, aynı dosyaları okuyor, toplantılarda başka türlü oturuyor. Görev geldiğinde kimse bir değişiklik fark etmiyor.
Dört sahne, aynı süreç. Dördü aynı şeyi yapmıyor.
Birincisi geri alınamaz. İkincisi iş değişince yenisiyle değişir. Üçüncüsü öncekini silmeye çalışır. Dördüncüsü, henüz olmayan bir şeye şimdiden başlar.
Bu derste ne olacak
Geçen ders bir soruyla kapandı. Geçmişini baştan kurmak zorunda kalan bir kişi, tam olarak neyin içinden geçiyor?
Bu ders o soruya bir sınıflandırmayla cevap veriyor. Toplumsallaşmayı dört türe ayıracağız ve dördü arasındaki farkın nerede durduğunu göstereceğiz.
Ayrım bir etiketleme işi değil. Her türün geri alınabilirliği farklı, direnç imkânı farklı ve bıraktığı iz farklı. Bir kişinin neden bazı şeyleri değiştirebildiğini, bazılarını hiç değiştiremediğini ancak bu ayrımla açıklayabiliyoruz.
Üç durak var. Önce ilk ikisini karşılaştıracağız; aradaki fark yaşta değil, aktarılan şeyin türünde. Sonra üçüncüsüne geleceğiz ve bir sürecin öncekini silmek için ne yapmak zorunda olduğunu göreceğiz; bu, dersin en sert bölümü. En sonda dördüncüsünü ele alacağız ve bir kişinin henüz girmediği bir yere nasıl hazırlandığını, bu hazırlığın ne zaman işe yarayıp ne zaman boşa gittiğini konuşacağız.
Mutfak, işyeri ve hastane sahneleri kurgudur ve tek bir kişinin hayatı değildir; dört türü aynı ömür üzerinde yan yana görebilmek için birleştirildiler.
Sıfır noktası — ilk gelen ile sonra gelen
Geçen derste benliğin dışarıdan derlendiğini gördük. Şimdi o dışarıyı ikiye ayırıyoruz, çünkü iki ayrı katman var.
İkisi arasındaki asıl fark yaş değil. Bir yetişkin de birincil türden bir bağ kurabilir ve bir çocuk da ikincil türden bir donanım edinebilir. Ayrımı kuran şey, aktarımın duygusal bağ üzerinden mi yoksa bir alanın kuralları üzerinden mi geldiği.
Yaygın yanlışBirincil toplumsallaşmanın çocuklukta, ikincilin yetişkinlikte gerçekleştiği düşünülür.
Ayrımı kuran şey takvim değil ilişkinin türüdür; yakın ve kapsayıcı bir bağ kuran her ilişki birincil türden aktarım yapar ve bu, kırk yaşında kurulan bir dostlukta da olur. Yaş yalnız olasılığı değiştirir, tanımı değil.
Yaygın yanlışİkincil toplumsallaşmanın yüzeysel ve önemsiz olduğu varsayılır.
Bir kişinin günlük hayatının büyük bölümü ikincil katmanla yürür ve bir meslek edinmek, bir kurumu öğrenmek yılları alabilir. Fark derinlikte değil, geri alınabilirlikte: ikincil katman bırakılabilir ve bırakıldığında kişi hâlâ kendisidir.
Mekanizma — öncekini silmek
Şimdi dersin en sert bölümüne geliyoruz. Bazı süreçler bir şey eklemekle yetinmiyor; önce yerini açıyor.
Yeniden toplumsallaşmanın en çok yanlış anlaşılan yanı, sonucunun kalıcılığı.
Yaygın yanlışYeniden toplumsallaşmanın kişiyi kalıcı olarak değiştirdiği düşünülür.
Değişimin kalıcılığı, kişinin çıktıktan sonra hangi çevreye döndüğüne bağlıdır; eski çevresi onu eski hâliyle tanıyorsa, yeni donanımın önemli bir bölümü kısa sürede düşer. Bu, geçen dersteki tanınma mekanizmasının aynısıdır ve burada bir süreci geri alacak kadar güçlü çalışır.
Yaygın yanlışYeniden toplumsallaşmanın her zaman zorla ve kapalı kurumlarda olduğu sanılır.
Bir kişinin kendi isteğiyle girdiği bir yol da aynı iki aşamayı taşıyabilir: bir inanç değişikliği, ağır bir tedavi programı ya da bambaşka bir mesleğe geçiş. Ayrımı kuran şey mekân değil, eski donanımın geçersiz sayılıp sayılmadığıdır.
İleriye doğru hazırlanmak
Dört türün sonuncusu, ötekilerden bir yönüyle ayrılıyor: henüz olmamış bir şey için işliyor.
Yaygın yanlışÖngörücü toplumsallaşmanın her zaman avantaj sağladığı varsayılır.
Hazırlık, hedeflenen kapı açıldığında geçişi kolaylaştırır; kapı açılmadığında kişiyi mevcut çevresinden koparır ve iki grup arasında bir boşluğa bırakır. Bu yüzden hazırlığın maliyeti, girme olasılığı düştükçe artar.
Yaygın yanlışÖngörücü hazırlığın yalnız kariyer için yapıldığı düşünülür.
Aynı mekanizma evlilik öncesinde, ebeveynliğe hazırlanırken, emeklilik yaklaşırken ve bir hastalığın seyri belli olduğunda da çalışır. Kişi girmediği hiçbir yere hazırlıksız girmez ve hazırlığın çoğu, kimseye söylenmeden yapılır.
Kuramsal mercekler
Bu dört türlü ayrımın kendisi tartışmalı ve üç ayrı konum var.
Türler bir sıra izler. Bu konuma göre dördü bir hayat boyunca belirli bir düzende gelir: temel donanım önce kurulur, alan bilgisi üstüne eklenir, hazırlık geçişlerden önce gelir ve yeniden toplumsallaşma ancak sistem bozulduğunda devreye girer. Sıralamanın kendisi bir hayatın normal seyrini tarif eder. Bu konumun işe yarayan yanı, geçişleri önceden görebilmesidir; sıkıştığı yer, pek çok hayatın bu sırayı hiç izlememesidir.
Türler bir güç farkını örter. Buradaki iddia şu: bir kişinin hangi türden geçtiği değil, o süreci kimin başlattığı belirleyicidir. Kendi isteğiyle mesleğini değiştiren kişi ile bir kuruma yerleştirilen kişi aynı iki aşamadan geçer ve aralarındaki fark, sürecin kimin kararıyla başladığıdır. Bu konumun işe yarayan yanı, aynı adı taşıyan iki deneyimi birbirinden ayırmasıdır; sıkıştığı yer, isteğe bağlı süreçlerin de kişiyi zorlayabildiğini yeterince anlatmamasıdır.
Türler birbirine karışır. Bu konuma göre sınıflandırma temiz görünse de saha bulanıktır: bir işyeri hem ikincil donanım verir hem bazı kişilerde birincil türden bağlar kurar; bir hazırlık dönemi, hedeflenen yere girildiğinde yeniden toplumsallaşmaya dönüşebilir. Bu konumun işe yarayan yanı, tek bir olayı birden çok türle okuyabilmesidir; sıkıştığı yer, ayrımı bulanıklaştırdığında öngörü gücünü de azaltmasıdır.
Yaygın yanlışBu üç konumdan birinin doğru sınıflandırmayı verdiği sanılır.
Bir sınıflandırma doğru ya da yanlış değil, bir işe yarar ya da yaramaz. Geçişleri önceden görmek için birincisi, aynı adı taşıyan iki deneyimi ayırmak için ikincisi, tek bir olayın katmanlarını çözmek için üçüncüsü işe yarıyor.
Ölçek
Dört tür üç düzeyin hepsinde görülüyor, ama her düzeyde başka bir tür baskın çıkıyor.
En yakın düzeyde birincil tür ağır basar. Bir hanede, bir dostlukta ya da uzun bir bakım ilişkisinde aktarılan şey kurallar değil, temel bir güven ölçüsü ve bir dünya varsayımıdır. Bu düzeydeki aktarım kayda geçmez ve tam da bu yüzden en zor değiştirilenidir.
Kurum düzeyinde ikincil tür ile yeniden toplumsallaşma yan yana durur. Bir okul ya da işyeri çoğunlukla ikincil donanım verir; bazıları ise girişte eski donanımı geçersiz sayar ve iki aşamayı birden uygular. İkisi arasındaki çizgi, kurumun kişinin dışarıdaki hayatına ne kadar karıştığında.
En geniş düzeyde öngörücü tür belirginleşir. Bir toplumda hangi konumların erişilebilir sayıldığı, insanların hangi hazırlıkları yapmaya değer bulduğunu belirler; kimsenin ulaşamayacağını düşündüğü bir konum için kimse hazırlanmaz. Bu düzeyde hazırlık bireysel bir tercih gibi görünür ve büyük ölçüde toplumun açık tuttuğu kapılara göre dağılır.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Dört türü ayırt etmek, bir kişiye ne yaşadığını sormakla olmuyor; ayrım süreçlerin izlerinde görünüyor.
Türkiye bağlamı ve karşılaştırma
Türkiye'de dört türün ikisi, birbirine bağlı iki kurumda özellikle açık biçimde görülüyor: çıraklık ve askerlik.
Çıraklıkta genç bir kişi, ustanın yanında yıllarca önce izler, sonra küçük işler yapar, en sonunda işi devralır. Burada iki tür birden çalışıyor. Bir yandan mesleğin kuralları ve dili aktarılıyor; bu ikincil türdendir ve kişi meslek değiştirirse bırakılabilir. Öte yandan çırak, henüz usta olmadan ustaymış gibi davranmayı öğreniyor: müşteriyle nasıl konuşulacağını, hangi işin reddedileceğini ve bir hatanın nasıl sahiplenileceğini. Bu ikincisi öngörücü türdendir ve kişi ustalığa geçtiğinde yeni bir şey öğrenmesi gerekmez, çünkü yıllardır hazırlanmıştır.
Askerlik ise yeniden toplumsallaşmanın en yaygın örneği. Kişi dışarıdaki unvanını, kıyafetini, günlük düzenini ve zamanı bölme yetkisini kapıda bırakır; ilk aşama sistemli biçimde uygulanır ve ancak ondan sonra yeni düzen kurulur. Süreç kişinin isteğiyle başlamaz ve bu, aynı iki aşamadan geçen isteğe bağlı süreçlerden onu ayıran temel farktır.
Askerliğin dersle ilgili en öğretici yanı sonrasında. Terhis olan kişilerin çoğu, edindiği düzenin bir bölümünü birkaç ay içinde bırakır; eski çevresi onu eski hâliyle karşılar ve tanınma eski resmi geri getirir. Kalıcı olan parçalar, çoğu zaman eski çevreye dönmeyenlerde ya da o dönemde hayatı başka türlü de değişmiş olanlarda görülür.
Karşılaştırma iki yönde de bilgi veriyor. Zorunlu askerliğin bulunduğu başka ülkelerde aynı iki aşama benzer biçimde uygulanıyor; kaldırıldığı ülkelerde ise bu ölçekte ve bu yaşta ortak bir yeniden toplumsallaşma deneyimi kalmıyor ve o boşluk başka kurumlarla dolmuyor. Öngörücü tür için de bir karşılaştırma var: Japonya'da üniversite öğrencileri işe başvuru döneminde belirli bir kıyafet, belirli bir konuşma biçimi ve belirli bir davranış düzenine topluca geçiyor; henüz kimsenin çalışanı değilken çalışan gibi görünmek, sürecin kurumsallaşmış bir parçası hâline gelmiş durumda.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışDört türün birbirini izleyen aşamalar olduğu düşünülür.
Bunlar bir merdivenin basamakları değil, farklı işleyen dört süreçtir ve aynı dönemde birden fazlası birlikte yürüyebilir. Bir çırak aynı yıl hem ikincil hem öngörücü süreçten geçer.
Yaygın yanlışBirincil katmanın hiç değişmediği varsayılır.
Değişmesi çok zordur ve imkânsız değildir; uzun süreli ve yoğun bir ilişki, o katmandaki bazı varsayımları yerinden oynatabilir. Ayrımı kuran şey imkânsızlık değil, gereken süre ve yoğunluktur.
Yaygın yanlışYeniden toplumsallaşmanın kötü bir şey olduğu sanılır.
Süreç bir tedavi programında, bir meslek değişikliğinde ya da zararlı bir çevreden çıkışta kişinin kendi istediği yönde işleyebilir. Değerlendirilmesi gereken şey sürecin kendisi değil, kimin başlattığı ve kişinin çıkma imkânı olup olmadığıdır.
Yaygın yanlışÖngörücü hazırlığın ne kadar erken başlarsa o kadar iyi olduğu düşünülür.
Erken hazırlık, hedeflenen kapı açık olduğunda büyük avantaj sağlar; kapının açılma olasılığı düşükken yapılan uzun hazırlık, kişiyi mevcut çevresinden kopararak iki taraflı bir kayıp üretir. Hazırlığın süresi, olasılıkla birlikte tartılır.
Yaygın yanlışBir kurumun hangi türden aktarım yaptığının adından anlaşılacağı varsayılır.
Aynı adı taşıyan iki okul, iki hastane ya da iki işyeri farklı türde çalışabilir; belirleyici olan, kurumun kişinin dışarıdaki hayatına ne kadar karıştığı ve eski donanımı geçersiz sayıp saymadığıdır. Bunu anlamak için kuralı değil, ilk günü izlemek gerekir.
Aklında kalsın
Bir geçişin ne yaptığını anlamak için elde tutulacak yedi ölçü.
- Birincil toplumsallaşma yakın bir bağ üzerinden gelir ve kişi karşılaştırma imkânı olmadan edinir; en zor değişen katmandır.
- İkincil toplumsallaşma bir alana aittir, sınırı bellidir ve bırakıldığında kişi hâlâ kendisidir.
- İkisini ayıran şey yaş değil, aktarımın duygusal bağ üzerinden mi bir alanın kuralları üzerinden mi geldiğidir.
- Yeniden toplumsallaşma iki aşamalıdır ve birincisi zorunludur: yeni düzen kurulmadan önce eskisinin yolu kapatılır.
- Bir sürecin izinin kalıcı olup olmayacağını, kişinin çıkışta hangi çevreye döndüğü belirler.
- Öngörücü toplumsallaşma girişi kolaylaştırır; hedeflenen kapı açılmazsa kişiyi iki grup arasında boşlukta bırakır.
- Bir kurumun hangi türden çalıştığı adından değil ilk gününden anlaşılır: eski donanım geçersiz sayılıyor mu, sayılmıyor mu?
Sonraki derse köprü
Bu dört ders boyunca bir kişinin nasıl kurulduğunu anlattık: süreç, failler, benlik ve şimdi türler.
Hepsinde aynı varsayım vardı. Kişi bir yere ait oluyor, oradan bir donanım alıyor ve o donanımla dolaşıyor.
Oysa açılış sahnesindeki kadın dört ayrı yere birden aitti. Mutfaktan gelen bir şey taşıyordu, bir mesleğin dilini konuşuyordu, hastanede öğrendiği bir şeyi hayatına katmıştı ve henüz girmediği bir yerin ölçütlerini şimdiden kullanıyordu.
Bu dördü çeliştiğinde kişi hangisi oluyor? Kendini nasıl adlandırıyor, hangi kümeyi "biz" diye anıyor ve o kümenin dışında kalanları neye göre ayırıyor?
Bir de bunun seçim olmadığı durumlar var. Bazı adlar kişiye sorulmadan veriliyor ve kişi onları reddetse de başkaları öyle görmeye devam ediyor.
Sıradaki ders bu soruları alıyor. Bir kişinin kendini hangi kümelerle tanımladığını, o kümelerin nasıl kurulduğunu, hangilerinin seçilebildiğini ve farklılığın ne zaman bir zenginlik ne zaman bir sınır hâline geldiğini ele alacağız. Buradaki dört tür orada bir soruya dönüşecek: bir kimlik hangi türden bir süreçle ediniliyor ve edinildikten sonra bırakılabiliyor mu?