Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Bu kursun geri kalanı beş kavramın üstüne kuruluyor; şunlar yerine otursun.
- Toplumsallaşma, bir kişinin bir toplumun üyesi hâline gelme sürecidir; doğumla başlar, ömür boyu sürer ve kimsenin yürüttüğünü fark etmediği yerlerde işler.
- Sürecin büyük bölümü örtük öğrenmedir: izleme, deneme ve tekrar yoluyla edinilir ve edinen kişi çoğu zaman ne bildiğini anlatamaz.
- Bir topluluğun kurallarını üyelerine sormak yetmez; sorulan cevap, bilinenin ancak dile gelen kısmını verir.
- İçselleştirme, dışarıdaki kuralın kişinin kendi ölçütü hâline gelmesidir ve bekçi gerektirmez; bir toplumdaki kuralların çoğu zaten denetlenemez.
- Uymak ile benimsemek ayrı şeylerdir ve ikisi dışarıdan aynı görünür; ayıran tek şey, kimsenin bakmadığı andaki davranıştır.
- Süreç çift yönlüdür: çocuk yalnız biçimlenmez, kendisine davrananı da değiştirir ve her çocuk kendi ebeveynini bir ölçüde kendisi üretir.
- Kişi bir toplumdan değil, o toplumun belirli bir köşesinden geçerek gelir; aynı süreç farklı yerlerde farklı donanımlar üretir.
Açılış sahnesi
Bir bayram sabahı, kalabalık bir salon. On dört kişi, üç kuşak, iki oda dolusu ayakkabı.
Üç yaşındaki bir çocuk odanın ortasında oynuyor. Kapı her çaldığında koşup bakıyor.
Teyzesi geldiğinde koşup kucağına atlıyor. Amcası geldiğinde önce annesine bakıyor, annesi başını hafifçe sallayınca yaklaşıyor. Dedesi içeri girdiğinde oyuncağını bırakıyor, ayağa kalkıyor ve kimse söylemeden bekliyor.
Bir kişi daha var. O girdiğinde çocuk oyununa devam ediyor ama sesi düşüyor; koşmuyor, bağırmıyor, odanın öteki ucuna geçiyor.
Kimse bu çocuğa kimin yanında nasıl davranacağını anlatmadı. Kimse bir liste vermedi, kimse bir kural okudu.
Çocuk üç yaşında ve o salondaki bütün mesafeleri biliyor.
Altı ay önce doğmuş bir bebek aynı salonda ve hiçbirini bilmiyor. Aradaki fark üç yıl.
Bu derste ne olacak
Geçen kurs kültürü baştan sona anlattı: öğeleri, dili, nesneleri, eşitsizlikleri, sınırları, dolaşımı. Kapanırken bir soruyu askıda bıraktı. Bunların hepsi bir bebeğe nasıl geçiyor?
Bu kurs o soruyu alıyor. İlk ders en temel hâliyle kuruyor: doğduğunda hiçbirini taşımayan bir bebek, bir toplumun üyesi hâline nasıl geliyor?
Dört durak var. Önce sürecin kendisini adlandıracağız ve neden bir öğretim işi olmadığını göstereceğiz. Sonra dışarıdaki kuralın içeriye nasıl taşındığını kuracağız; kavramın adı burada konacak ve serinin geri kalanında kullanılacak. Ardından iki şeyi ayıracağız: bir kurala uymak ile o kurala inanmak. En sonda sürecin tek yönlü olmadığını göreceğiz, çünkü çocuk yalnız biçimlenen taraf değil.
Bu ders bir çocuk gelişimi dersi değil. Sorduğumuz şey çocuğun ne zaman ne yapabildiği değil, bir toplumun kendini bir sonraki kuşağa nasıl aktardığı.
Buradaki salon, sınıf ve site sahneleri kurgudur; yaşanmış bir olayı aktarmıyorlar. Her biri, sürecin bir parçasını tek başına görünür kılmak üzere düzenlendi.
Sıfır noktası — bir insanın toplum üyesi hâline gelmesi
Bir bebek doğduğunda hiçbir dil bilmez, hiçbir kural tanımaz, hiçbir mesafeyi ölçemez. Birkaç yıl sonra bir salondaki on dört kişinin her biriyle nasıl konuşacağını bilir.
Tanımın iki tarafı var ve ikisi de ayrı ayrı önemli. Bir yandan bu süreç olmadan kimse bir toplumda yaşayamaz: dil, mesafe, sıra, saygı ve tehlike bilgisi hep buradan gelir. Öte yandan süreç kimseyi kopyalamaz; aynı salonda büyüyen iki kardeş birbirine benzemez.
Sürecin ne kadar gerekli olduğu, en açık biçimde eksik kaldığı durumlarda görülüyor.
Yaygın yanlışToplumsallaşmanın bir eğitim ya da terbiye işi olduğu düşünülür.
Verilen dersler ve söylenen kurallar sürecin küçük bir parçasıdır; büyük bölümü hiç dile getirilmez ve yalnız izlenerek, denenerek ve karşılık alınarak edinilir. Bir çocuğa odada kimin yanında sesini alçaltacağı hiç anlatılmaz ve çocuk bunu üç yaşında bilir.
Yaygın yanlışToplumsallaşmanın çocuklukta bittiği varsayılır.
Yeni bir işe girmek, başka bir şehre taşınmak, evlenmek, hastalanmak ve yaşlanmak yeni beklentiler ve yeni beceriler gerektirir; süreç bu eşiklerin her birinde yeniden çalışır. Sürecin ömür boyunca nasıl yürüdüğü, bu kursta ayrı bir derste ele alınacak.
Mekanizma — dışarıdaki nasıl içeri giriyor
Şimdi asıl soruya geliyoruz. Çocuğa kimse bir şey söylemediyse, o bilgi ona nasıl geçti?
Örtük öğrenmenin üç ayağı var ve üçü de salonda görülüyor. Birincisi izleme: çocuk yüzlerce kez, büyüklerin birbirine nasıl davrandığını görür. İkincisi deneme: kendi denediğinde bir karşılık alır, gülümseme ya da susma. Üçüncüsü tekrar: aynı sahne bayramdan bayrama, akşamdan akşama yinelenir ve tekrarlanan şey yerleşir.
Dışarıdan gelen şey bir noktadan sonra dışarıda kalmıyor.
Bu kursun bir önceki kursunda yaptırımın bir bedeli olduğunu görmüştük: kuralı uygulayan biri, bir tartışma riskine girer. İçselleştirme o bedeli sıfıra indirir; kural kişinin içine taşındığında uygulayıcı da kişinin kendisi olur.
Bu ayrımın bir adı olması gerekiyor, çünkü dışarıdan bakıldığında iki grup aynı görünür.
Yaygın yanlışToplumsallaşmanın başarılı sayılması için kişinin kuralları benimsemesi gerektiği düşünülür.
Bir toplumda insanların çoğu, kurallardan bir bölümüne uyar ve bir bölümünü benimser; ikisinin oranı kişiden kişiye ve kuraldan kurala değişir. Herkesin her kuralı benimsediği bir toplum bilinmiyor ve böyle bir toplum, kurallarını hiç değiştiremezdi.
Dersin son mekanizması, süreci tek yönlü sanmanın neden yanlış olduğunu gösteriyor.
Kuramsal mercekler
Toplumsallaşmanın ne ürettiği üç ayrı konumdan tartışılıyor. Hepsi bayram salonuna girer ve her biri odada başka bir ayrıntıya bakar.
Kalıbı toplum basar. Bu konuma göre toplumsallaşma, bir toplumun kendi düzenini yeni üyelere aktarma işidir; süreç iyi işlediğinde kişi toplumun beklentilerini kendi istekleri gibi taşır ve düzen kendiliğinden sürer. Salondaki çocuk, toplumun kendini bir bedene yazmasıdır. Bu konumun gördüğü şey, düzenin kuşaklar boyu nasıl aktarıldığıdır; göremediği şey, aynı salonda büyüyen iki kardeşin neden birbirine benzemediğidir.
Çocuk kendi payını koyar. Bu konuma göre kişi hiçbir zaman edilgen bir alıcı değildir; gelenleri süzer, bazılarını alır, bazılarına direnir ve karşısındakinin davranışını da değiştirir. Toplumsallaşma bir aktarım değil bir alışveriştir. Bu konumun gördüğü şey, sürecin canlılığı ve kişiden kişiye farkıdır; göremediği şey, bu alışverişin koşullarının herkes için aynı olmadığıdır.
İkisi de bir yerin içinde durur. Bu konuma göre asıl soru ne toplumun ne çocuğun kendisidir; hangi hanede, hangi mahallede ve hangi imkânlarla toplumsallaşıldığıdır. Aynı süreç, farklı yerlerde farklı donanımlar üretir ve bu donanımların bir kısmı ileride kapı açar, bir kısmı açmaz. Bu konumun gördüğü şey, sürecin eşitsizliği taşıdığıdır; ayrıntılı tartışması tabakalaşma ve eğitim kurslarına ait.
Yaygın yanlışBu üç konumdan birinin ötekilerin sorusunu da kapattığı sanılır.
Düzenin nasıl aktarıldığını birincisi, kardeşlerin neden farklı çıktığını ikincisi, uyumun neden belirli hanelerde toplandığını üçüncüsü gösteriyor. Üç soru da bu kursun ilerleyen derslerinde ayrı ayrı açılacak.
Ölçek
Toplumsallaşma üç düzeyin hepsinde yürüyor ve her düzeyde aktardığı şeyin türü başkalaşıyor.
Mikro düzeyde aktarım yüz yüze ve karşılıklıdır. Bir bakış, bir susma, bir gülümseme; çocuk bunlardan bir karşılık okur ve davranışını ayarlar. Bu düzeyde aktarılan şey ince ayarlardır: kimin yanında ne kadar yüksek sesle konuşulur, hangi konu ne zaman açılır.
Mezo düzeyde aktarım kurumların düzeninden gelir. Bir okulun zil düzeni, bir mahallenin akşam saati, bir işyerinin mola alışkanlığı kişiye zamanı nasıl bölmesi gerektiğini öğretir ve bu bilgi hiçbir derste anlatılmaz. Bu düzeyde aktarım kişiye değil, o kurumdan geçen herkese aynı biçimde uygulanır.
Makro düzeyde aktarım bir toplumun genel çerçevesini taşır: hangi dil, hangi takvim, hangi ölçü birimleri, hangi tarih anlatısı. Bu düzeyde kimse kimseyi tek tek toplumsallaştırmaz; kişi bir düzenin içine doğar ve o düzeni hazır bulur. Makro düzeyin taşıdığı şeyler en görünmez olanlardır, çünkü herkeste aynıdır ve bir karşılaştırma olmadan fark edilmezler.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Toplumsallaşmayı doğrudan gözlemek zor, çünkü süreç yavaş, sürekli ve büyük ölçüde sessiz işliyor.
Türkiye bağlamı ve karşılaştırma
Türkiye'de toplumsallaşmanın açık ve örtük yanlarını bir arada gösteren en yaygın sahne, bayram ziyaretlerinde el öpme.
İlk aşamada iş açıktır ve söylenir: çocuğa "öp bakayım dedenin elini" denir, eli alnına götürmesi gösterilir, unuttuğunda hatırlatılır. Bu, doğrudan öğretimdir ve kısa sürer.
İkinci aşamada söylenmeyen kısım devreye girer ve asıl uzun olan bu. Çocuk kimin elinin öpüleceğini, kiminkinin öpülmeyeceğini, hangi yaş farkının bunu gerektirdiğini, öpmenin ne zaman gereksiz sayıldığını ve unutulduğunda kimin bozulup kimin aldırmayacağını kimse anlatmadan öğrenir. Bunları öğrenmesi yılları alır ve ölçüsü, yanlış yaptığında odada oluşan kısa sessizliktir.
Üçüncü aşamada kural içeri geçer. Yetişkin olduğunda kişi, hatırlatan kimse olmadığı hâlde bunu yapar ve yapmadığı bir bayramda kendini rahatsız hisseder. Aynı kişi başka bir ülkede yaşıyorsa ve orada bu davranışın karşılığı yoksa, rahatsızlık yine de sürebilir; içselleştirilmiş kural, uygulanacak bir ortam bulamadığında da yerinde durur.
Karşılaştırma, aynı üç aşamanın başka içeriklerle işlediğini gösteriyor. Japonya ve Kore'de çocuklara selamlaşmada eğilme öğretilir; açık kısım eğilmenin kendisidir, örtük kısım ise ne kadar eğilineceği, kimin önce eğileceği ve ne zaman eğilmenin gereksiz sayıldığıdır ve bu ikinci kısım yıllar alır. Kuzey Avrupa ülkelerinin çoğunda ise çocuklardan yetişkinlerin yanında sessiz durması beklenmez; sofrada söz almaları ve fikirlerini söylemeleri istenir, bu da kimseye ders olarak anlatılmaz.
Üç yerde de mekanizma aynı: kısa bir açık öğretim, uzun bir örtük öğrenme ve sonunda içselleştirme. Değişen şey mekanizma değil, aktarılan içerik ve o içeriğin ölçüsü, yanlış yapıldığında hangi tepkinin geldiğidir.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışToplumsallaşmanın kişiyi tek tip hâline getirdiği düşünülür.
Aynı süreçten geçen iki kardeş birbirine benzemez, çünkü süreç bir kopyalama değil bir alışveriştir ve her kişi gelenleri kendi tepkileriyle süzer. Süreç ortak bir donanım verir; o donanımın nasıl kullanılacağını belirlemez.
Yaygın yanlışSürecin başarısının, kişinin kurallara ne kadar uyduğuyla ölçüleceği varsayılır.
Uyma dışarıdan gelen bir baskıyla da olabilir ve baskı kalktığında biter. Ölçülecek şey uyum değil, denetim olmadığındaki davranıştır; iki öğrencinin sessizliği ancak öğretmen odadan çıktığında birbirinden ayrılır.
Yaygın yanlışToplumsallaşmanın yalnız yetişkinlerden çocuklara aktığı sanılır.
Aynı hanede bir torun dedesine yeni bir işlemi öğretirken, dede toruna bir görgüyü aktarmaya devam eder; iki akış aynı anda ve zıt yönlerde işler. Çocuk ayrıca kendisine davranış biçimini de değiştirir ve bu yüzden her çocuk kendi ebeveynini bir ölçüde kendisi üretir.
Yaygın yanlışBir kişinin toplumsallaşmasının, o kişinin içinde bulunduğu toplumun ortalamasını yansıttığı varsayılır.
Kişi bir toplumdan değil, o toplumun belirli bir köşesinden geçerek gelir: bir hane, bir mahalle, bir okul. Aynı ülkenin iki mahallesinde yetişen iki çocuk, birbirinden çok farklı donanımlarla çıkar ve bu fark ileride kapıların önünde görünür hâle gelir.
Yaygın yanlışSürecin bir kez tamamlandığında bittiği düşünülür.
Her yeni ortam yeni bir beklenti kümesi getirir ve kişi o kümeyi yeniden öğrenir; taşınan, iş değiştiren ya da hastalanan biri, bildiği kuralların bir bölümünün artık işe yaramadığını fark eder. Sürecin ömür boyu nasıl işlediği bu kursta ayrıca ele alınacak.
Aklında kalsın
Bu kursun geri kalanı beş kavramın üstüne kuruluyor; şunlar yerine otursun.
- Toplumsallaşma, bir kişinin bir toplumun üyesi hâline gelme sürecidir; doğumla başlar, ömür boyu sürer ve kimsenin yürüttüğünü fark etmediği yerlerde işler.
- Sürecin büyük bölümü örtük öğrenmedir: izleme, deneme ve tekrar yoluyla edinilir ve edinen kişi çoğu zaman ne bildiğini anlatamaz.
- Bir topluluğun kurallarını üyelerine sormak yetmez; sorulan cevap, bilinenin ancak dile gelen kısmını verir.
- İçselleştirme, dışarıdaki kuralın kişinin kendi ölçütü hâline gelmesidir ve bekçi gerektirmez; bir toplumdaki kuralların çoğu zaten denetlenemez.
- Uymak ile benimsemek ayrı şeylerdir ve ikisi dışarıdan aynı görünür; ayıran tek şey, kimsenin bakmadığı andaki davranıştır.
- Süreç çift yönlüdür: çocuk yalnız biçimlenmez, kendisine davrananı da değiştirir ve her çocuk kendi ebeveynini bir ölçüde kendisi üretir.
- Kişi bir toplumdan değil, o toplumun belirli bir köşesinden geçerek gelir; aynı süreç farklı yerlerde farklı donanımlar üretir.
Sonraki derse köprü
Bu ders boyunca sürecin nasıl işlediğini anlattık ve bir soruyu bilerek bulanık bıraktık. Salonda bu işi kim yapıyordu?
Anne başını salladı, dede içeri girdi, teyze kucak açtı, bir kişi odaya girince ses düştü. Dördü de bir şey aktardı ve dördü de aynı ağırlıkta değildi.
Salonun dışında da aktaranlar var. Okulda bir zil, bir sıra düzeni ve bir öğretmen; sokakta akranlar; ekranda gün boyu akan bir görüntü. Bunların bir kısmı bilerek öğretiyor, bir kısmı öğrettiğini bilmiyor.
Dahası, hepsi aynı şeyi söylemiyor. Evde öğrenilen ile okulda beklenen çoğu zaman örtüşmüyor; akran grubunun ölçütü ikisinden de farklı olabiliyor. Bir çocuk bu üç ayrı sesin arasında büyüyor.
Sıradaki ders bu aktaranları tek tek ele alıyor. Her birinin ne aktardığını, hangi araçla ve hangi güçle aktardığını, aralarındaki uyuşmazlıkta ne olduğunu ve hangisinin ne zaman ağır bastığını göreceğiz. Buradaki örtük öğrenme fikri orada bir haritaya dönüşecek: kimin sesini kimden ve hangi yaşta duyduğun, sonunda neyi bildiğini belirliyor.