Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kursu kapatırken, bir toplumun sınırı sorulduğunda sırayla elde tutulacaklar.
- Toplumun sınırı bulunmaz, seçilir; seçim, sorulan soruya göre yapılır ve her araştırmada açıkça yazılır.
- Kabın en yaygın biçimi ulus-devlettir ve onu doğal saymak bir siyasi görüş değil, verinin biçiminden gelen bir araştırma alışkanlığıdır.
- Ulus-devlet gerçek bir birimdir: hizmetin nereye ulaştığını ve kimin kapıda durdurulduğunu yalnız o gösterir.
- Ağ birimi bağların nereye uzandığını gösterir; sınırın bir aktör olduğunu göstermez ve ikisi aynı ailede yan yana durur.
- Küresel birim ülkeden büyük sorunlar için tek uygun ölçektir; ama herkese aynı ölçüde ulaşmaz ve gündelik hayatın çoğunu açıklamaz.
- Hareket istisna değildir; yerleşikliği olağan saymak, düzenli ve kuşaklar boyu süren biçimleri kayıtta sorun gibi gösterir.
- Çok yerli hane iki yerde birden durur; iki yerin arasındaki ilişki, hiçbir kayıtta görünmese de, o hanenin toplumudur.
Açılış sahnesi
İç Anadolu'da bir köy, şubat ayında: kırk evden dokuzunda ışık yanıyor. Muhtar, su faturasını kime böleceğini bilemiyor.
Aynı köy, ağustos ayında: kırk evin kırkı dolu. Sokakta üç ülkenin plakası var, düğün salonu üç hafta önceden dolmuş, kahvede Almanca ve Hollandaca kelimelerle karışık bir köy ağzı konuşuluyor.
Köyün camisi on yıl önce yenilendi. Parayı toplayan dernek Duisburg'da kayıtlı; caminin halısını kimin seçeceği orada bir toplantıda kararlaştırıldı.
Nüfus sayımında köy otuz bir kişi görünüyor. Köyün düğünlerine ortalama dört yüz kişi geliyor.
Muhtar her yıl aynı soruyu soruyor ve her yıl başka cevap veriyor: bu köyde kaç kişi yaşıyor?
Soru masum görünüyor. Bu kursun ilk dersinde askıya aldığımız soruyla aynı soru: bu toplum nerede bitiyor?
Bu derste ne olacak
Kursun ilk dersi bir kararı erteledi. Toplum kavramını sınırsız tanımladık, sınırın ampirik bir soru olduğunu söyledik ve kavramı büsbütün bırakıp yerine her seferinde yeniden çizilen birimler koyma önerisini son derse sakladık. Son ders geldi.
Aradaki beş derste elimize bir alet çantası geçti: diziliş, ad ve beklenti, kural ve karşılık, düzen, bağ. Bu ders o çantayla köye dönüyor ve muhtarın sorusunu dört ayrı cevapla deniyor. Birinci cevap köyü bir ülkenin içine koyuyor, ikincisi köyü bir ağın düğümü sayıyor, üçüncüsü köyü dünyanın bir parçası olarak okuyor, dördüncüsü köyün sabit bir yer olduğunu reddediyor.
Dört cevap dört kuram değil; dört ayrı birim seçimi. Dersin sonunda hangisinin doğru olduğunu değil, hangi soru için hangisinin işe yaradığını söyleyebiliyor olacaksın. Kurs böyle kapanacak: sınırı bulmuş olarak değil, sınırı çizmeyi öğrenmiş olarak.
Köy, sınır kasabası ve hane anlatımları uydurmadır; kurgu, dört birim seçiminin aynı yere uygulandığında nasıl dört ayrı toplum ürettiğini yan yana koymak için kullanıldı.
Sıfır noktası — kap ve içindekiler
Kursun ilk dersinde toplumu bir hazne gibi düşünmenin adını koymuştuk: kap varsayımı. Bu ders, o kabın çoğu zaman hangi biçimi aldığını ve biçimin neden fark edilmediğini soruyor.
Kabın en yaygın biçimi ülkedir. Bir toplumdan söz edildiğinde akla önce bir devletin sınırları gelir ve bu o kadar kendiliğinden olur ki, tercih olduğu görülmez.
Alışkanlığın kökü, verinin nasıl toplandığında. Nüfus sayımı, istatistik, hukuk, okul ve emeklilik ulusal birimlerle çalışır; araştırmacı hazır bulduğu veriyi kullanır ve verinin kabı, bulgunun kabı olur. Köyün otuz bir kişi görünmesi bir hata değil; sayım, o gün orada uyuyanları saydı ve yapması gereken de buydu. Hata, o sayının köyün toplumu sanılmasında.
Kap varsayımının ikinci yüzü, insanların bir yerde durduğunu peşinen kabul etmek.
Yaygın yanlışKap varsayımını yalnız devletlerin ya da milliyetçilerin yaptığı sanılır.
En sıradan araştırma sorusu bile kabı içinde taşır: "bu ülkede gençler ne düşünüyor" sorusu, gençlerin o ülkede durduğunu ve düşüncelerinin o ülkede oluştuğunu baştan kabul eder. Kabı fark etmenin ilk adımı, kendi sorunun hangi birimi verili saydığını yazmaktır.
Mekanizma — birim nasıl seçilir
Sınırın hazır bulunmadığı yerde araştırmacı onu çizmek zorundadır ve çizmenin dört ayrı yolu var. Her yol, aynı köyü başka bir birime çevirir.
Birinci yol, kabı korumak ama açıkça seçmek. Ülke birimi bir yanılgı değildir; hukuk, vergi, okul ve pasaport gerçekten o birimle işler. Ülke seçildiğinde görülen şey, düzenlemenin nereye kadar ulaştığıdır. Görülmeyen şey, düzenlemeyi aşan bağlardır ve bu, birim yazıldığı sürece bir kusur değil bir kapsam beyanıdır.
İkinci yol, kabı bırakıp bağları izlemek. Bu yolda birim önceden yoktur; kimin kiminle düzenli ilişki içinde olduğu sorulur ve toplum, bağların seyreldiği yerde biter. Köy bu bakışla üç ülkeye yayılmış bir düğüm kümesi olur ve Duisburg'daki dernek toplantısı, köyün merkezine yaklaşır. Ağın nasıl haritalanacağı ve düğümlerin nasıl ölçüleceği gruplar ve ağlar kursunun konusu; burada yalnız birimin nasıl değiştiğini görüyoruz.
Üçüncü yol, kabı en büyük ölçeğe genişletmek: tek bir dünya toplumu vardır ve köy onun bir parçasıdır. Bu bakış, köydeki fındık fiyatının başka bir kıtadaki hasatla değiştiğini, köyün suyunun bir iklim örüntüsüne bağlı olduğunu ve köydeki telefonun aynı platformda çalıştığını görür. Küresel ölçeğin nasıl kurulduğu ve neyi açıkladığı toplumsal değişme kursunda ele alınıyor. Buradaki payı şu: köyü küresel okumak, köyü ülkesinden koparmaz; köyün bazı sorunlarının ülkeden büyük olduğunu gösterir.
Dördüncü yol, köyün sabit bir yer olduğunu reddetmek ve insanları izlemek.
Hareketlilik izlendiğinde ortaya tuhaf bir birim çıkıyor: aynı anda birden çok yerde olan insanlar.
Dört yol dört ayrı köy üretti ve hiçbiri ötekini yanlışlamadı. Mekanizma burada: sınır bulunmaz, seçilir; seçim, hangi sorunun sorulduğuna göre yapılır ve yazılır. Fatura sorusu ülke birimini, cami sorusu ağ birimini, su sorusu küresel birimi, okul sorusu hareketlilik birimini ister.
Yaygın yanlışBirim seçiminin bir kere yapılıp bütün araştırma boyunca korunması gerektiği düşünülür.
Aynı çalışma içinde birim değiştirilebilir ve çoğu zaman değiştirilmelidir; önemli olan her değişimin yazılmasıdır. Köyün suyu ülke biriminde, düğünü ağ biriminde incelenebilir ve iki bulgu, hangi birimle üretildiği bilindiği sürece yan yana durur.
Kuramsal mercekler
Toplumun nerede bittiği sorusuna sosyolojide üç büyük cevap veriliyor ve üçü de köyün bir yanını görüyor.
Birinci cevap: toplum ulus-devlettir. Bu görüşe göre modern dünyada toplumlar devletlerin sınırlarıyla örgütlenmiştir; hukuk, dil, eğitim, ordu ve ekonomi bu sınırlar içinde birleşmiş ve toplum kelimesi gerçek karşılığını burada bulmuştur. Cevabın gücü, gündelik hayatın gerçekten büyük ölçüde bu birimde düzenlenmesidir. Kör noktası, sınırı aşan her şeyi ya yok sayması ya da geçici bir durum gibi kaydetmesidir.
İkinci cevap: toplum diye bir şey yoktur, ağlar vardır. Bu görüşe göre kap fikrinin tamamı yanıltıcıdır; incelenmesi gereken şey, nerede seyrelirse seyrelsin, bağların kendisidir ve "toplum" bu bağların keyfî bir kesitine verilmiş addır. Cevabın gücü, ulus-devletin göremediği her şeyi görebilmesidir. Kör noktası, sınırın gerçek bir aktör olduğunu unutmasıdır: pasaportu olmayan kişi ağın her yerine gidemez ve ağ, o kişinin önündeki kapıyı açmaz.
Üçüncü cevap: tek bir dünya toplumu vardır. Bu görüşe göre ulus-devletler, tek bir küresel düzenin parçalarıdır ve toplumun sınırı gezegenin sınırıdır; iklim, salgın, finans ve iletişim bu düzeni her gün yeniden kurar. Cevabın gücü, ülkeden büyük sorunlara tek başına bakabilmesidir. Kör noktası, çoğu insanın gündelik ilişkisinin hâlâ birkaç kilometreye sığmasıdır; küresel bağ herkese aynı ölçüde ulaşmaz ve ulaştığı yerde eşit ağırlıkta hissedilmez.
Üçünün ortak sorunu, kabı sabit tutmalarıdır: biri devleti, biri ağı, biri dünyayı. Hareketliliği izleyen dördüncü hat kabı sabit tutmayı reddeder ve birimi, insanların gerçekten gidip geldiği yerlerden kurar. Bu hattın bedeli açık: her araştırma için birim yeniden çizilir ve karşılaştırma zorlaşır.
Yaygın yanlışBu cevaplardan birinin ötekilerini eskittiğine inanılır.
Ulus-devlet cevabı hizmetin nereye ulaştığını, ağ cevabı kararın nerede alındığını, dünya cevabı riskin nereden geldiğini sorar. Üçü de bugün sorulan sorulardır ve hiçbiri ötekinin sorusunu cevaplayamaz. Elindeki soruya hangi kabın yakıştığını sormak, bir kabı seçip ötekileri gömmekten fazlasını öğretir.
Ölçek
Sınır sorusu her düzeyde başka görünüyor ve düzeyler arasında bir çelişki var: alt düzeyde geçirgen olan sınır, üst düzeyde katıdır.
Mikro düzeyde sınır neredeyse yoktur. Bir hane iki ülkede kurulabilir, bir sohbet üç kıtayı bağlayabilir ve bir aile karar verirken kimin nerede oturduğuna bakmaz. Bu düzeyde toplum, kişinin gerçekten konuştuğu ve yükümlü olduğu insanlardır ve o insanlar haritada dağınıktır.
Mezo düzeyde sınır kurumlarla ortaya çıkar. Okul, hastane ve belediye bir yerde durur ve o yerde oturmayanı ancak kısmen görür. Köy derneği bu düzeyin tuhaf bir örneğidir: bir yerin kurumu olup başka bir yerde çalışır ve iki yeri birden mezo düzeyde bağlar.
Makro düzeyde sınır en katı hâlini alır. Yasa, vergi, sayım ve pasaport ülke biriminde işler ve bu birimi aşan hayatlar, kayıtta ya iki kere görünür ya hiç görünmez. Buradaki ders, üst düzeyin katılığının alt düzeyin geçirgenliğini ortadan kaldırmadığıdır; iki düzey aynı anda doğrudur ve aynı insan sabah ağın içinde, öğlen pasaport kuyruğunda yaşar.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Sınırın nerede olduğu, sınırın kendisi sorularak değil, sınırı geçenler izlenerek bulunuyor.
Türkiye bağlamı ve karşılaştırma
Türkiye'de toplumun sınırı sorusunun en uzun süredir yaşandığı yer, altmış yılı aşan işçi göçünün kurduğu iki yerli hayatlar.
Anadolu'nun pek çok köyünde bugün iki takvim var: kışın köyde yaşayanların takvimi ve yazın gelenlerin takvimi. Köyün camisi, yolu, çeşmesi ve düğün salonu çoğu zaman başka bir ülkede kurulmuş bir derneğin parasıyla yapılmış; köy hakkındaki kararların bir kısmı köyde, bir kısmı Almanya'nın ya da Hollanda'nın bir şehrinde alınıyor. Köy, yerleşiklik varsayımıyla bakıldığında boşalan bir yer; hareketlilik izlendiğinde, iki ülkeye yayılmış ve her yaz kendine dönen bir toplum.
Aynı iki yerlilik ülke içinde de kuruluyor. Şehre göçmüş ailelerin köydeki evi kapanmıyor; hasatta, bayramda ve cenazede köye dönülüyor, köyde oy kullanılıyor, köyün derneği şehirde toplanıyor. Mevsimlik tarım işçiliği ise her yıl aynı yollarda, aynı ailelerle, aynı haftalarda tekrarlanan bir hareketlilik ve gittiği ilçenin toplumunu birkaç haftalığına başka bir şeye çeviriyor.
Türkiye'nin bu deneyimi tek değil ve karşılaştırma, benzer bir düzenin başka yerlerde nasıl kurulduğunu gösteriyor. Meksika'nın kasabaları ile Amerika Birleşik Devletleri'ndeki göçmenleri arasında, Anadolu köylerinin Avrupa'daki dernekleriyle neredeyse aynı işi gören memleket dernekleri var; kasabanın okulunu, kilisesini ve yolunu sınırın öte yanından toplanan parayla yapıyorlar ve bazı kasabalarda kamu bütçesi bu paraya eşlik ediyor. Filipinler'de ise yurt dışında çalışanların hanelerine gönderdiği para ve kolilerle kurulan çok yerli aileler, ülkenin en yaygın hane biçimlerinden biri hâline gelmiş durumda. Üç ülkede de aynı şey görülüyor: bir yerin toplumu, o yerin nüfusundan büyük.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışYöntemsel ulusçuluğun ulus-devleti reddetmekle düzeltileceği düşünülür.
Ulus-devlet gerçek bir birimdir ve hukuk, hizmet ve pasaport onunla çalışır; onu yok saymak, sınırda durdurulan kişiyi görmemektir. Düzeltme kabı kırmak değil, kabın bir seçim olduğunu yazmaktır.
Yaygın yanlışAğ bakışının sınırı ortadan kaldırdığına inanılır.
Ağ, bağların nereye uzandığını gösterir; bağın üstünden geçen kişinin kapıda durdurulup durdurulmayacağını göstermez. Aynı ailede para her gün sınırı geçerken dede vize alamaz ve iki olgu birbirini yalanlamaz.
Yaygın yanlışKüresel bağın herkese aynı ölçüde ulaştığı varsayılır.
Küresel ölçek bazı sorunlarda tek uygun ölçektir; ama çoğu insanın gündelik hayatı hâlâ birkaç kilometreye sığar ve küresel bağ, ulaştığı yerde bile eşit hissedilmez. Köyün suyu küreseldir, köyün düğünü değildir.
Yaygın yanlışGöç eden kişinin bir toplumdan çıkıp ötekine girdiği sanılır.
Çok yerli hane iki yerde birden durur; ikisinde de tam üye olmayabilir ve ikisinden de çıkmamıştır. "Arada kalmışlık" olarak okunan şey, çoğu zaman iki yerin arasındaki ilişkinin kendisidir ve o ilişki, kaydı tutulmadığı için bir eksiklik gibi görünür.
Yaygın yanlışHareketin istisna, yerleşikliğin kural olduğu varsayılır.
Mevsimlik işçilik, yaz köyü, günlük gidiş geliş ve iki ülke arasında dönüşümlü yaşam düzenli, tekrarlanan ve kuşaklar boyu süren biçimlerdir. İstisna olan hareket değil, hareketin kayıtlarda bir sorun olarak görünmesidir.
Aklında kalsın
Kursu kapatırken, bir toplumun sınırı sorulduğunda sırayla elde tutulacaklar.
- Toplumun sınırı bulunmaz, seçilir; seçim, sorulan soruya göre yapılır ve her araştırmada açıkça yazılır.
- Kabın en yaygın biçimi ulus-devlettir ve onu doğal saymak bir siyasi görüş değil, verinin biçiminden gelen bir araştırma alışkanlığıdır.
- Ulus-devlet gerçek bir birimdir: hizmetin nereye ulaştığını ve kimin kapıda durdurulduğunu yalnız o gösterir.
- Ağ birimi bağların nereye uzandığını gösterir; sınırın bir aktör olduğunu göstermez ve ikisi aynı ailede yan yana durur.
- Küresel birim ülkeden büyük sorunlar için tek uygun ölçektir; ama herkese aynı ölçüde ulaşmaz ve gündelik hayatın çoğunu açıklamaz.
- Hareket istisna değildir; yerleşikliği olağan saymak, düzenli ve kuşaklar boyu süren biçimleri kayıtta sorun gibi gösterir.
- Çok yerli hane iki yerde birden durur; iki yerin arasındaki ilişki, hiçbir kayıtta görünmese de, o hanenin toplumudur.
Sonraki derse köprü
Bu kurs boyunca toplumu ilişkilerle tanımladık: diziliş, statü, kural, düzen, bağ ve en sonunda sınır. Ağustosta köye dönen dört yüz kişi bütün bu ilişkileri taşıyor ve onlarla birlikte, bu kursun hiç adlandırmadığı bir şey daha taşıyor.
Kahvede konuşulan o karışık dil, düğünde çalınan havalar, sofrada neyin ne sırayla geldiği, bir ölünün nasıl uğurlandığı ve hangi şakaya kimin güleceği: bunlar diziliş değil, kural değil, bağ da değil. Üç ülkeye dağılmış insanların, hiç konuşmadan aynı biçimde yaptığı şeyler.
Bu kursta bir "biz"in nerede bittiğini sorduk; o "biz"in içinde neyin paylaşıldığını hiç sormadık. Paylaşılan şeyin bir kısmı kuraldı ve onu gördük; büyük bir kısmı ise anlam, alışkanlık ve simge ve onları görecek aletimiz bu kursta yoktu.
Bir sonraki kurs o aleti kuruyor. Kültürün nelerden oluştuğunu, örüntülerin nasıl tekrarlandığını ve aynı köyün Duisburg'daki halıyla köydeki halıyı neden aynı biçimde seçtiğini oradan başlayarak ele alacağız. Buradaki çok yerlilik fikri orada bir soruya dönüşecek: iki yerde birden duran bir hane, iki kültürde mi yaşıyor, yoksa üçüncü bir şeyde mi?