Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Bir topluluğun bir arada olup olmadığını sorarken sırayla elde tutulacaklar.
- Dayanışma, karşılık beklemeden ve hesabın ötesinde yük üstlenmektir; ölçüsü duygu değil ödenen bedeldir ve her zaman bir "biz" sınırı çizer.
- Bütünleşme benzeşme değil karşılıklı bağımlılıktır; ölçüsü bağların sıklığı, çok yönlülüğü ve dayanıklılığıdır.
- Çatışma yarıştan ve anlaşmazlıktan ayrılır: kuralın kendisi tartışmaya girer ve taraflar birbirini engellemeye başlar.
- Çatışmanın bağı kesip kesmeyeceğini çatışma değil, üstüne düştüğü bağ dizilişi belirler: çapraz kesen çizgiler sınırlar, üst üste binen çizgiler böler.
- Karşıt bir dış taraf ve çapraz bağlar varsa çatışma bağı sıkılaştırır ve o bağ çatışmadan uzun yaşar.
- Çözülme çatışmanın karşıtı değil, çatışacak bağın bile kalmamasıdır; belirtisi gürültü değil sessizliktir.
- Kurumun varlığı bağın varlığını göstermez; bağ, bedelin ödendiği ve yokluğun fark edildiği yerden okunur.
Açılış sahnesi
Bir maden kasabasında bir sabah ocakta göçük oluyor ve kasabanın bütün erkekleri, kadınları ve çocukları aynı saat içinde ocağın kapısında toplanıyor.
Üç gün boyunca kimse evine gitmiyor. Fırıncı ekmeği ücretsiz dağıtıyor, kahveci çayı bedava veriyor, komşu kasabalardan gelenler için evler açılıyor. Hiç kimse kimseye bunu istemediği hâlde yapıyor.
Cenazeler bir hafta boyunca kaldırılıyor ve her cenazede kasabanın tamamı var. O hafta kimse siyaset konuşmuyor, kimse borç istemiyor, kimse eski bir kırgınlığı hatırlamıyor.
Bir yıl sonra kasaba ikiye bölünmüş durumda. Ölenlerin bir kısmının ailesi şirkete dava açtı; öteki kısmının ailesi, hâlâ o şirkette çalışan oğulları için, davaya karşı çıkıyor.
Dava açanlar bir kahvede, açmayanlar öteki kahvede oturuyor. Bir yıl önce aynı tabutu birlikte taşıyan iki adam artık birbirine selam vermiyor.
Kasaba bir yılda iki kez değişti: önce hiç olmadığı kadar bir oldu, sonra hiç olmadığı kadar ayrıldı. Her iki hâlde de aynı insanlar, aynı sokaklar ve aynı ocak vardı.
Bu derste ne olacak
Geçen ders düzeni kasten soğuk tuttu ve iki boşluk bıraktı: öngörü bittikten sonra insanları hâlâ bir arada tutan şeyin adı ve bir çatışmanın bir bağı ne zaman kopardığı.
Kasaba iki boşluğu birden gösteriyor. Göçüğün ardındaki hafta öngörüyle açıklanamaz; kimse fırıncının ekmeği bedava vereceğini hesaplamıyordu. Bir yıl sonraki bölünme de yalnız çatışmayla açıklanamaz; başka kasabalarda benzer davalar açılmış ve kahveler ayrılmamıştı.
Bu ders dört kavramı, dördü birden aynı kasabada görülebildiği için, birlikte ele alıyor. Önce insanları birbirine bağlayan şeyin adını koyacağız ve onu düzenden ayıracağız. Sonra bir toplumun parçalarının ne kadar bağlı olduğunu ölçen kavramı kuracağız. Ardından çatışmayı tanımlayacağız ve sorunun kilidine geleceğiz: aynı çatışma bir yerde bağı sıkılaştırıyor, başka yerde kopartıyorsa, aradaki fark nerede? En son, kimsenin kavga etmediği hâlde bağın nasıl eridiğine bakacağız.
Buradaki kasaba, apartman ve dernek anlatımları uydurulmuş örneklerdir; kurgu oldukları için, dört kavramın aynı yerde nasıl sırayla göründüğünü tek bir hikâyede izlemek mümkün oldu.
Sıfır noktası — düzenin ötesindeki bağ
Geçen dersin taksicisi kavşağın ortasına yürürken kimseye borçlu değildi ve kimseden alacağı yoktu. Hesabın bittiği yerde başlayan şeyin bir adı var.
Tanımın "biz" kelimesi işin bütün yükünü taşıyor. Dayanışma her zaman bir sınır çizer: kimin yükü üstlenilecek, kiminki üstlenilmeyecek? Kasabada fırıncı ekmeği ocak kapısındakilere bedava verdi, yoldan geçen yabancıya değil. Sınırın nasıl çizildiği ve kimi dışarıda bıraktığı, ileride topluluk ve dışlanma kurslarının konusu; burada yalnız sınırın her zaman var olduğunu görmek yeterli.
Bağın yalnız tek tek kişiler arasında değil, bir toplumun parçaları arasında da ölçülebilen bir hâli var.
Dayanışma ile bütünleşme arasındaki fark, dersin ilerleyen bölümlerinde işe yarayacak. Dayanışma bir yükün üstlenilmesidir; bütünleşme, yükün üstlenilebileceği bağların var olmasıdır. Bağı olmayan yerde dayanışma gösterilemez; bağı olan yerde dayanışma gösterilmeyebilir.
Yaygın yanlışBütünleşmiş bir toplumun herkesin aynı şeye inandığı toplum olduğu düşünülür.
Herkesin aynı şeye inandığı ama birbirine muhtaç olmadığı köyler, kolayca dağılır; kimsenin aynı şeye inanmadığı ama herkesin birbirine muhtaç olduğu şehirler, dağılmaz. Bütünleşmeyi taşıyan şey benzerlik değil karşılıklı bağımlılıktır.
Mekanizma — çatışma bağı ne zaman keser, ne zaman sıkar
Kasabanın ikinci yılını anlamak için önce çatışmayı, gündelik dilde kendisiyle karıştırılan iki şeyden ayırmak gerekiyor.
Şimdi dersin asıl sorusu. Aynı çatışma kasabada bağı kopardı; başka yerlerde benzer çatışmalar bağı güçlendiriyor. Aradaki farkı gösteren mekanizma, çatışmanın kendisinde değil, çatışmanın üstüne bindiği bağların dizilişinde.
Kasabada olan şey buydu. Dava açanlar ile açmayanlar arasındaki çizgi, ocakta çalışanlar ile çalışmayanlar, kasabanın aşağı mahallesi ile yukarı mahallesi ve iki büyük aile arasındaki eski çizgilerin tam üstüne düştü. Bir çatışma dört çizgiyi birden aktifleştirdi ve kahveler ayrıldı.
Çapraz kesen bağların olduğu yerde çatışma tuhaf bir iş görüyor: bağı koparmak yerine sıkılaştırıyor. Bir grevde birbiriyle hiç konuşmamış işçiler aynı kapıda haftalarca birlikte durur ve grev bittiğinde, grevden önce olmayan bir bağ kalır. Dışarıdaki bir karşıt, içerideki farkları küçültür. Çatışmanın bu bağlayıcı etkisinin kendi kuramı ve kendi adları var; çatışma kuramı kursunda uzun uzun tartışılacak.
Yaygın yanlışÇatışmanın her durumda bağı güçlendirdiğine inanılır.
Çatışma bağı, taraflar başka bağlarla birbirine bağlıysa ve karşıt bir dış taraf varsa sıkılaştırır. Çizgiler üst üste bindiğinde ve dış taraf yoksa, aynı çatışma bir topluluğu ikiye böler. Mekanizma çatışmanın kendisinde değil, çatışmanın düştüğü bağ dizilişindedir.
Dersin son kavramı, çatışmanın karşıtı sanılan ama ondan çok daha sessiz olan bir şeyi adlandırıyor.
Yaygın yanlışÇatışmanın çözülmenin belirtisi olduğu sanılır.
Çoğu zaman tersi doğrudur: çatışma, tarafların hâlâ birbirini önemsediğini ve bir şeyi paylaştığını gösterir. Bağın gerçekten koptuğu yerde kavga bile çıkmaz. Bir apartmanda kavga varsa henüz bir apartman vardır; sessizlik daha kötüye işaret olabilir.
Kuramsal mercekler
Toplumu bir arada tutan şeyin ne olduğu konusunda üç büyük cevap var; kasabaya baktıklarında üçü de başka bir şey görüyor.
Birinci cevap: toplumu ortak inançlar ve karşılıklı bağımlılık tutar. Bu görüşe göre bütünleşme, ya herkesin aynı şeye inanmasından ya da herkesin birbirinin işine muhtaç olmasından doğar ve çatışma, bu bağların zayıfladığı yerde beliren bir belirtidir. Kasabanın ilk haftası bu cevabın en güçlü kanıtıdır; ikinci yılı ise ona göre bir hastalıktır.
İkinci cevap: toplum, çıkarları uyuşmayan tarafların geçici bir dengesidir. Bu görüşe göre bütünleşme görüntüsü, güçlü tarafın kendi düzenini herkesin düzeni gibi sunabilmesinden gelir; çatışma bir belirti değil, toplumun asıl hâlidir ve değişimin motorudur. Kasabanın ikinci yılı bu cevaba göre bir bozulma değildir; ilk haftada örtülen çıkar farkının açığa çıkmasıdır.
Üçüncü cevap: çatışmanın kendisi bir bağdır. Bu görüşe göre iki tarafın birbiriyle uğraşması, birbirinden kopmuş olmasından çok farklıdır; kavga eden taraflar hâlâ aynı oyunun içindedir ve kavga, tarafların her birini kendi içinde sıkılaştırır. Bu cevaba göre bağın karşıtı çatışma değil kayıtsızlıktır ve kasabanın asıl tehlikesi iki kahve değil, ikisine de gitmeyenlerdir.
Yaygın yanlışBu cevaplardan birinin bütün toplumları açıkladığına inanılır.
Afet sonrası haftalarda birinci, uzun süreli eşitsizliklerde ikinci, sürüp giden ama kimseyi koparmayan gerginliklerde üçüncüsü öne çıkar. Kasabanın bir yılı üçüne de sırayla malzeme verdi; tek birine yaslanmak, o yılın üçte ikisini gözden kaçırmak demektir.
Ölçek
Dayanışma ve çözülme her düzeyde yaşanıyor, ama düzey büyüdükçe bağın nasıl kurulduğu değişiyor ve büyük düzeydeki bağ, küçüktekinin tekrarı değil.
Mikro düzeyde bağ yüz yüze kurulur ve hesabı olmaz. Hasta yatağının başındaki nöbet, borcu silinen komşu, kavgadan sonra ilk arayan arkadaş bu düzeyin dayanışmasıdır. Çözülme de burada en sessizdir: iki arkadaşın birbirini aramamaya başladığı an kimse kaydetmez.
Mezo düzeyde bağ, kurumların ve mahallelerin bağıdır ve burada çapraz kesen bağlar görünür hâle gelir. Bir mahallede caminin, okulun, pazarın ve spor kulübünün üye listeleri ne kadar iç içe geçiyorsa mahalle o kadar zor bölünür. Bu düzeydeki dayanışma çoğu zaman bir aracıya ihtiyaç duyar: bir dernek, bir vakıf, bir kooperatif.
Makro düzeyde bağ, birbirini hiç görmeyecek milyonlarca insan arasında kurulmak zorundadır ve yüz yüze bağın araçları burada işlemez. Bu düzeyde dayanışma vergiyle, sigortayla ve ortak simgelerle taşınır; afetlerde ülkenin bir ucundan ötekine akan yardım bu düzeyin dayanışmasıdır. Çözülme de burada başka türlü görünür: kimsenin kavga etmediği ama kimsenin de ortak bir şeye katkı vermek istemediği bir sessizlik.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Bağın varlığı doğrudan görülmez; görülen şey bağın bedel ödediği ya da eksikliğinin bir şeyi eksik bıraktığı anlardır.
Türkiye bağlamı ve karşılaştırma
Türkiye'de dayanışmanın en görünür gündelik biçimlerinden biri, bir bedelin hiç tanınmayan biri için önceden ödenmesi: fırınlarda askıda ekmek.
Müşteri kendi ekmeğinin yanında bir ekmek daha öder ve fırıncı bunu askıya yazar; ihtiyacı olan biri gelip askıdaki ekmeği alır. Veren alanı görmez, alan vereni bilmez ve ikisi arasındaki bağı fırıncı taşır. Bu, geçen dersin üçüncü tarafının tersine çevrilmiş hâlidir: orada üçüncü taraf, birbirini bir daha görmeyecek insanlar arasında yaptırımı taşıyordu; burada aynı konumdaki fırıncı, birbirini hiç görmeyecek insanlar arasında dayanışmayı taşıyor.
Aynı biçim başka ülkelerde de var. Napoli'de kahvehanelerde bir müşteri iki kahve öder, birini içer ve ötekini askıda bırakır; sonradan gelen bir yoksul askıdaki kahveyi ister. Ekmek ile kahve arasındaki fark, dayanışmanın hangi ihtiyaca yöneldiğini gösterir; iki şehirde de mekanizma aynıdır ve iki şehirde de tanımadığı biri için ödeyenler, ödedikleri kişiyle hiçbir zaman karşılaşmaz.
Türkiye'de dayanışmanın bir de sınır çizen yüzü var ve o yüz en açık, büyük şehirlere göçün derneklerinde görülüyor. Aynı ilden ya da aynı köyden gelenlerin kurduğu hemşehri dernekleri, yeni gelene iş, ev ve kefil bulur, cenazesini memlekete gönderir, düğününü toplar. Bu bağ, hesabın ötesinde bir dayanışmadır ve aynı anda bir sınırdır: kapıdan içeri, o ilden olan girer. Aynı mahallede farklı illerin dernekleri yan yana durur ve mahallenin bölünmeye ne kadar açık olduğu, bu derneklerin üye listelerinin okul, cami ve işyeri listeleriyle ne kadar kesiştiğine bağlıdır.
Karşılaştırmanın öteki ucu, dayanışmanın kurumları kalsa da bağın çözülebildiğini gösteriyor. Japonya'da mahalle derneklerinin yüz yıllık bir geleneği var; buna rağmen büyük şehirlerde yalnız yaşayan bir kişinin ölümünün günler, kimi zaman haftalar sonra fark edildiği olaylar, kendi adı olan bir olgu hâline geldi. Dernek yerinde duruyor, üyelik listesi tutuluyor ve yokluk fark edilmiyor. Kurumun varlığı bağın varlığını garanti etmiyor; bu ders, bağı kurumdan değil, bedel ödenen ve yokluğun fark edildiği yerden okumayı öğretiyor.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışDayanışmanın sevgi ya da uyum olduğu düşünülür.
Dayanışma, karşılıksız yük üstlenme davranışıdır ve birbirini sevmeyen insanlar arasında da işler; grev kapısında yan yana duran iki işçi birbirinden hoşlanmayabilir. Ölçüsü duygu değil ödenen bedeldir.
Yaygın yanlışDayanışmanın her zaman iyi bir şey olduğu varsayılır.
Her dayanışma bir sınır çizer ve sınırın dışında kalan için aynı bağ bir dışlama duvarıdır; içeride kalan için ise çoğu zaman bir baskıdır, çünkü "biz"in yükünü üstlenmeyen üye derhal hissettirilir. Bir dayanışmayı değerlendirmek, onun kimi dışarıda bıraktığını ve içeridekilere neye mal olduğunu sormakla başlar.
Yaygın yanlışBütünleşmenin çatışmanın yokluğu anlamına geldiği sanılır.
Yüksek düzeyde bütünleşmiş bir toplumda çatışma eksik değildir, sınırlıdır: çapraz bağlar her kavgayı kendi alanında tutar. Çatışmanın hiç olmadığı yerde bütünleşme değil, çoğu zaman ya baskı ya da çözülme vardır.
Yaygın yanlışÇözülmenin bir anda ve gürültüyle olduğu düşünülür.
Çözülme yıllar içinde ve sessizce ilerler; belirtisi bir olay değil, olmayan olaylardır. Toplantıya gelmeyenler, aranmayan komşular ve sahiplenilmeyen çatı, hiçbir gün haber olmaz ve fark edildiğinde iş çoğu zaman bitmiştir.
Yaygın yanlışAynı çatışmanın her yerde aynı sonucu vereceğine inanılır.
Aynı dava iki kasabadan birini böldü, ötekini bölmedi; fark davada değil, davanın üstüne düştüğü bağların dizilişindeydi. Bir çatışmanın nereye varacağını kestirmek için çatışmaya değil, tarafları başka hangi çizgilerin bağladığına bakılır.
Aklında kalsın
Bir topluluğun bir arada olup olmadığını sorarken sırayla elde tutulacaklar.
- Dayanışma, karşılık beklemeden ve hesabın ötesinde yük üstlenmektir; ölçüsü duygu değil ödenen bedeldir ve her zaman bir "biz" sınırı çizer.
- Bütünleşme benzeşme değil karşılıklı bağımlılıktır; ölçüsü bağların sıklığı, çok yönlülüğü ve dayanıklılığıdır.
- Çatışma yarıştan ve anlaşmazlıktan ayrılır: kuralın kendisi tartışmaya girer ve taraflar birbirini engellemeye başlar.
- Çatışmanın bağı kesip kesmeyeceğini çatışma değil, üstüne düştüğü bağ dizilişi belirler: çapraz kesen çizgiler sınırlar, üst üste binen çizgiler böler.
- Karşıt bir dış taraf ve çapraz bağlar varsa çatışma bağı sıkılaştırır ve o bağ çatışmadan uzun yaşar.
- Çözülme çatışmanın karşıtı değil, çatışacak bağın bile kalmamasıdır; belirtisi gürültü değil sessizliktir.
- Kurumun varlığı bağın varlığını göstermez; bağ, bedelin ödendiği ve yokluğun fark edildiği yerden okunur.
Sonraki derse köprü
Bu ders boyunca "biz" kelimesini tırnak içinde tuttuk ve bunun bir sebebi vardı: her dayanışma bir sınır çiziyor ve o sınırın nereden geçtiğini hiç sormadık.
Kasabada sınır ocağın kapısındaydı; dernekte memleketin adıydı; askıda ekmekte fırının müşterileriydi. Her seferinde bir "biz" vardı ve her seferinde farklı büyüklükteydi. Bir "biz" ne kadar büyüyebilir?
Bu kursun ilk dersi bir soruyu bilerek açık bırakmıştı: bir toplum nerede biter? O gün cevabı ertelemiştik, çünkü cevabın malzemesi henüz elimizde değildi. Şimdi var: yapı, statü, kural, düzen ve bağ.
Kursun son dersi o soruya dönüyor. Bir "biz"in en büyük biçimi olarak ulusu, ulusu kesen ağları, ağların uzandığı küresel ölçeği ve bütün bu sınırları her gün geçen insanların hareketliliğini ele alacağız. Buradaki çapraz kesen bağlar fikri orada büyüyecek: sınırı kesen bağlar yalnız mahalleleri değil, ülkeleri de birbirine bağlıyor.