İçeriğe geç

TEM-102-04·Toplum, Toplumsal Yapı ve Toplumsal Düzen

Norm, değer, yaptırım ve meşruiyet

temel2.904 kelime≈ 19 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Bir kuralla karşılaştığında sırayla sorulacak yedi soru.

  1. Norm, bir topluluğun paylaştığı ve bozulduğunda karşılık doğuran davranış kuralıdır; ikinci kişi yoksa kural değil alışkanlık vardır.
  2. Değer bir yön, norm o yönün belirli bir durumdaki somut kuralıdır ve aynı değerden ters kurallar türeyebilir.
  3. Görenek tuhaflıkla, töre ahlaki öfkeyle, yasa resmî karşılıkla korunur ve üçü arasındaki sınır oynar.
  4. Yaptırım ceza da ödül de olabilir; ödül çoğu zaman daha ucuza çalışır, çünkü uygulayanı bedel ödemez.
  5. Yaptırım uygulamanın bir bedeli vardır ve kural, o bedeli birinin ödemesine bağlıdır; ilk bedeli kimin ödeyeceği başlı başına bir sorudur.
  6. Meşruiyet, kuralın ya da yaptırımın hak edilmiş sayılmasıdır; uyum onu göstermez, denetim kalktığında olan gösterir.
  7. Meşru sayılmayan yaptırım kuralı güçlendirmez, cezalandırılanın etrafında bir birlik kurar.

Açılış sahnesi

Bir apartmanda on iki daire var ve aidat her ayın ilk haftasında yöneticinin hesabına yatırılıyor.

Üçüncü kattaki daire iki ay üst üste ödemiyor. İlk ay kimse bir şey demiyor; herkes bir gecikme olduğunu varsayıyor.

İkinci ayın sonunda yönetici kapıya küçük bir not bırakıyor. Not kibar, imzalı ve hiçbir tehdit içermiyor.

Üçüncü ay yönetici, borçlu dairelerin numaralarını giriş kapısındaki panoya asıyor. Üçüncü katın numarası listede tek başına duruyor.

O hafta apartmanda başka bir şey oluyor. İki komşu yöneticiye gidip panodaki listeye itiraz ediyor: borç doğru olabilir, ama herkesin göreceği yere asmak yapılacak şey değil. Yönetici listeyi indiriyor ve avukata gitmekten söz ediyor.

Dört ay içinde aynı borca dört ayrı karşılık verildi: sessizlik, not, pano, avukat. Dördüncüsü yolda ve iki komşu üçüncüsünü reddetti.

Bu derste ne olacak

Geçen ders bir soruyu açık bıraktı: bir beklentiye uymayan kişi neden bir baskı hisseder, o baskı nereden gelir?

Apartmandaki dört karşılık cevabın parçaları. Bir beklenti kurala dönüşünce arkasında bir karşılık durmaya başlıyor; karşılıkların bir sırası var; ve karşılığın kendisi de yargılanıyor. Panodaki listeyi indirten şey borcun ödenmesi değil, iki komşunun o yaptırımı haksız bulmasıydı.

Ders dört kavramı birbirine göre yerleştiriyor. Kural ile kuralın arkasındaki genel ölçüt birbirinden ayrılacak; kuralın arkasındaki karşılığın türleri sıralanacak; en sonunda da karşılığın ne zaman hak edilmiş sayıldığı sorusuna geleceğiz, çünkü bir kuralın gerçek gücü orada yatıyor.

Apartman, işyeri ve kasaba anlatıları kurgudur; hiçbiri belirli bir yerde yaşanmış bir olayı aktarmaz. Karşılığın nasıl basamak basamak ağırlaştığını tek bir hikâyede izlenebilir kılmak için kuruldular.

Sıfır noktası — beklentiden kurala

Bir statüden beklenen davranış, o beklentiyi paylaşan bir kalabalık olduğu sürece yalnız bir beklenti değildir. Kalabalık büyüyünce ve beklenti tekrarlanınca beklenti bir ad kazanır.

Normu kişisel alışkanlıktan ayıran şey ikinci kişidir. Her sabah aynı saatte kahve içmek bir alışkanlıktır; komşuya sabah selam vermek bir normdur, çünkü verilmediğinde karşı taraf bunu fark eder ve bir anlam yükler.

Normun altında daha genel bir şey durur ve ikisini karıştırmak sık yapılan bir hatadır.

İkisi arasındaki ilişki tek yönlü değil. Değer normu doğurur, ama norm da uzun süre uygulandığında arkasındaki değeri şekillendirir; kural alışkanlığa, alışkanlık ölçüte döner.

Yaygın yanlışNormların bir listesinin var olduğu ve öğrenilebileceği sanılır.
Doğrusu

Normların büyük bölümü yalnız bozulduğunda görünür. Bir topluluğun kurallarını öğrenmenin en hızlı yolu, o toplulukta yeni olan birinin başına gelenleri izlemektir; yeni gelen, herkesin bilmeden bildiği kuralları tek tek çarparak bulur.

Normların hepsi aynı ağırlıkta değil ve ağırlık, arkasındaki karşılıkla ölçülüyor.

Mekanizma — karşılık nasıl işler

Bir kural kendi başına kimseyi durdurmaz. Onu işleten şey, uyulmadığında ya da uyulduğunda gelen karşılıktır.

Apartmandaki dört karşılık, yaptırımın bir merdiven gibi işlediğini gösteriyor. Sessizlik, not, pano ve avukat aynı borca verilen dört ayrı basamaktı ve her basamak öncekinden daha pahalıydı; hem borçlu için hem de yaptırımı uygulayan için.

Bu ikinci bedel çoğu zaman gözden kaçıyor ve mekanizmanın en ilginç parçası orada. Yaptırım uygulamak masrafsız değildir: sıraya girmeyene "sıra var" diyen kişi bir tartışma riskine girer, borçlunun adını panoya asan yönetici komşuluğunu tehlikeye atar. Kural, onu uygulamanın bedelini birilerinin ödemesine bağlıdır ve o bedeli kimin ödeyeceği başlı başına bir sorudur.

Yaptırımın en ucuz biçimi, hiç uygulanmak zorunda kalınmayan biçimidir. Bir kural yeterince uzun süre uygulanmışsa insanlar onu dışarıdan bir karşılık beklemeden yerine getirmeye başlar; kural kişinin içine taşınır ve bekçisi kişinin kendisi olur. Bu taşınmanın nasıl gerçekleştiği toplumsallaşma kursunun konusu; burada yalnız sonucunu görmek yeterli: içe taşınmış bir kural dışarıdan bakan kimse olmadığında da işler.

Yaygın yanlışYaptırımın yalnız ceza olduğu sanılır.
Doğrusu

Ödül de yaptırımdır ve çoğu zaman cezadan daha ucuza çalışır, çünkü ödülü uygulamanın bir bedeli yoktur; kimse övgü verdiği için tartışmaya girmez. Cezaya dayanan bir kural, ceza vereni bulmaya bağlıdır; ödüle dayanan kural ödülü isteyeni bulur ve isteyen her zaman daha kolay bulunur.

Şimdi dersin son kavramına geliyoruz ve apartmandaki iki komşunun itirazı burada anlam kazanıyor.

Meşruiyetin mekanizmadaki yeri bir maliyet meselesi. Meşru sayılmayan kural yalnız yaptırımla ayakta durur ve her uygulama bedel ister; meşru sayılan kural çoğu zaman kendi kendine işler, çünkü uyanlar onu kendi kuralı sayar. Yönetici pano listesiyle bir borcu tahsil etmeye çalışıyordu; iki komşu ise yaptırımın kendisini yargıladı ve yönetici listeyi indirdi. Yaptırım borcun kuralına dayanıyordu ama kendi meşruiyetini kuramamıştı.

Kuramsal mercekler

Normların nereden geldiği ve neden tutunduğu konusunda sosyoloji üç ayrı cevabı yan yana tutuyor.

Birinci cevap: normlar ortak değerlerin dışavurumudur. Bu görüşe göre bir topluluğun kuralları, üyelerinin gerçekten paylaştığı ölçütlerden türer; kurala uymak bir zorunluluk değil bir katılımdır ve yaptırım, ortak değeri tazelemenin bir yoludur. Bu cevap, insanların kimse bakmadığında da neden kurala uyduğunu iyi açıklar.

İkinci cevap: normlar, yaptırım gücünü elinde tutanların çıkarını yansıtır. Bu görüşe göre hangi davranışın kural sayılacağını herkes birlikte kararlaştırmaz; kuralı, karşılığı uygulayabilecek durumda olanlar yazar ve öteki herkes ona "ortak değer" demeyi öğrenir. Bu cevap, aynı davranışın farklı kesimlerde neden farklı cezalandırıldığını ve bazı kuralların kime yaradığını iyi açıklar.

Üçüncü cevap: norm, uygulanan yerde vardır. Bu görüşe göre kural ne değerde ne çıkarda, karşılaşmanın kendisinde yaşar; bir kuralın var olduğunu söylemenin tek güvenilir yolu, bozulduğunda bir karşılık gelmesidir. Karşılık gelmiyorsa ortada bir kural yoktur, yalnız bir söz vardır. Bu cevap, yazılı kuralların çoğunun neden kâğıtta kaldığını iyi açıklar.

Üçü de apartmanın panosuna bakıp başka bir şey görür. Birincisi, komşuların ortak bir düzen için borcun ödenmesini beklediğini görür. İkincisi, listeyi asma yetkisinin yalnız yöneticide olduğunu ve borçlunun aynı araçla karşılık veremediğini görür. Üçüncüsü, iki komşu itiraz edip liste inince, teşhir kuralının bu apartmanda aslında hiç var olmadığını görür.

Yaygın yanlışBu üç cevaptan birinin bütün normları açıkladığı sanılır.
Doğrusu

Cenazeye gitmek gibi köklü ve geniş paylaşılan kurallarda birinci cevap, işyeri disiplini gibi tek taraflı yazılan kurallarda ikinci cevap, kâğıt üstündeki yasaklar gibi uygulanmayan kurallarda üçüncü cevap daha çok şey söyler. Elindeki kurala önce hangi cevabın yakıştığını sormak, üçünden birini seçip ötekileri unutmaktan daha verimlidir.

Ölçek

Norm ve yaptırım her düzeyde çalışır ve düzey büyüdükçe yaptırımı uygulayanın kim olduğu değişir.

Mikro düzeyde kural bir karşılaşmada yaşar ve yaptırımı karşıdaki kişi uygular. Bir bakış, bir susma, bir "sıra var" cümlesi bu düzeyin bütün cezasıdır ve çoğu zaman yeter. Kuralın bozulduğu anla karşılığın geldiği an arasında saniyeler vardır.

Mezo düzeyde kural bir kurumun ya da mahallenin kuralıdır ve yaptırım kişiden gruba geçer. Bir işyerinde geç kalanı amir uyarır, ama daha ağır olanı meslektaşların soğukluğudur; bir mahallede komşuların konuşması, bir esnafı resmî cezadan daha çok korkutur. Bu düzeyde yaptırım dağılır: kimse tek başına uygulamaz, herkes biraz uygular.

Makro düzeyde kural yasadır ve yaptırımı ayrı bir kurum uygular. Buradaki asıl soru, yazılı kural ile alt düzeylerde yaşayan kuralın ne kadar örtüştüğüdür. Örtüşmedikleri yerde yasa kâğıtta kalır ya da yalnız yakalananı cezalandırır; örtüştükleri yerde yasa, zaten var olan kuralı yazıya geçirmiş olur ve neredeyse hiç uygulanmak zorunda kalmaz.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Bir normun gerçekten var olduğunu göstermek, insanların "burada şu yapılmaz" demesini kaydetmekten ibaret değil.

Türkiye bağlamı ve karşılaştırma

Yasanın kuralı ile yaşayan kural arasındaki mesafenin Türkiye'de gündelik hayatta en çok görünen yerlerinden biri, alışverişte fiş alma meselesi.

Satıcının fiş vermesi yazılı bir kuraldır ve arkasında resmî bir yaptırım durur. Ne var ki kural uzun süre yalnız kâğıtta yaşadı; müşteri fiş istemiyordu, satıcı sormadan vermiyordu ve iki taraf da bunu kimseye yapılan bir haksızlık olarak görmüyordu. Yaptırım uygulanacak bir yer bulamıyordu, çünkü kuralı bozan tek bir kişi değil bir alışkanlıktı.

Türkiye'de bir dönem bu mesafe farklı bir yaptırımla kapatılmaya çalışıldı: ücretli çalışanların yıl boyunca topladığı fişler, yıl sonunda bir vergi iadesine dönüştü. Cezanın yerini ödül aldı ve fiş istemek, kâğıt üstündeki kuraldan bir alışkanlığa doğru kaydı; hanelerde fiş biriktirilen zarflar yaygınlaştı. Uygulama kaldırıldıktan sonra fiş isteme alışkanlığının gerilediği sık dile getirilen bir gözlemdir. Bu, mekanizma bölümündeki iddianın bir sınaması sayılabilir: kural aynı kalırken yaptırımın yönü değişti ve uyum onunla birlikte gidip geldi.

Aynı mesafe başka ülkelerde de var ve karşılaştırma iki başka çözüm yolu gösteriyor. Tayvan'da her satış fişi bir piyango numarası taşır ve müşteri fiş istemekle bir çekilişe katılır; yaptırım burada da ödüldür, ama bireysel bir iade değil bir şans oyunudur ve alışkanlık on yıllardır sürüyor. Kimi ülkelerde ise fiş almak hiçbir ödüle bağlanmamıştır ve buna rağmen sorgulanmayan bir alışkanlıktır; kural orada meşru sayılan bir vergi düzeninin parçası olarak içe taşınmış, yaptırıma ihtiyaç kalmamıştır. Üç durumda kural aynıdır; ceza, ödül ve meşruiyet olmak üzere üç ayrı şeyle ayakta duruyor.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışDeğer ile normun aynı şey olduğu sanılır.
Doğrusu

Değer bir yön, norm o yönün belirli bir durumdaki kuralıdır. Aynı değeri paylaşan iki topluluğun normları ters olabilir ve aynı norm iki farklı değere dayandırılabilir; misafire ısrar etmek de etmemek de misafirperverlikten türer.

Yaygın yanlışYasanın en güçlü norm olduğu sanılır.
Doğrusu

Yasa, arkasında resmî bir kurumun yazılı karşılığı duran normdur; en yaygın uyulan norm değil. Cenazeye gitmemek yasak değildir ve neredeyse herkes gider; hız sınırı yasadır ve pek çok yerde yalnız radar varken uyulur. Bir kuralın gücü yazılı olmasından değil, arkasındaki karşılığın kaç kişi tarafından ve ne kadar çabuk uygulandığından gelir.

Yaygın yanlışKurala uyanın kuralı meşru saydığı sanılır.
Doğrusu

İnsanlar korkudan, alışkanlıktan ve bedelini ödemek istemediklerinden de uyar. Meşruiyetin ölçüsü uyum değil, denetim kalktığında ne olduğudur; yönetici odadan çıktığında telefon masadan kalkıyorsa kural uyulan ama meşru sayılmayan bir kuraldır.

Yaygın yanlışYaptırımın her zaman kuralı güçlendirdiği sanılır.
Doğrusu

Meşru sayılmayan bir yaptırım kuralı zayıflatır, çünkü cezalandırılanın yanına ötekileri çeker; bütün sınıfa verilen ceza, duvara yazan öğrenciyi yalnızlaştırmak yerine sınıfı onun etrafında birleştirdi. Bir yaptırımın işe yaradığını anlamak için uygulandığına değil, uygulandıktan sonra kuralın daha çok mu daha az mı kişi tarafından savunulduğuna bakılır.

Aklında kalsın

Bir kuralla karşılaştığında sırayla sorulacak yedi soru.

  1. Norm, bir topluluğun paylaştığı ve bozulduğunda karşılık doğuran davranış kuralıdır; ikinci kişi yoksa kural değil alışkanlık vardır.
  2. Değer bir yön, norm o yönün belirli bir durumdaki somut kuralıdır ve aynı değerden ters kurallar türeyebilir.
  3. Görenek tuhaflıkla, töre ahlaki öfkeyle, yasa resmî karşılıkla korunur ve üçü arasındaki sınır oynar.
  4. Yaptırım ceza da ödül de olabilir; ödül çoğu zaman daha ucuza çalışır, çünkü uygulayanı bedel ödemez.
  5. Yaptırım uygulamanın bir bedeli vardır ve kural, o bedeli birinin ödemesine bağlıdır; ilk bedeli kimin ödeyeceği başlı başına bir sorudur.
  6. Meşruiyet, kuralın ya da yaptırımın hak edilmiş sayılmasıdır; uyum onu göstermez, denetim kalktığında olan gösterir.
  7. Meşru sayılmayan yaptırım kuralı güçlendirmez, cezalandırılanın etrafında bir birlik kurar.

Sonraki derse köprü

Bu dersin her kavramı tek bir kuralı açıklıyor: bir norm, onun karşılığı, o karşılığın kabulü. Ama hiç kimse tek bir kuralla yaşamıyor.

Apartmanda aidat kuralı vardı ve panoya asma kuralı yoktu; sıra kuralı vardı ve onu kimin söyleyeceği belirsizdi; fiş kuralı vardı ve yıllarca kimse uygulamadı. Binlerce kural, her biri kendi karşılığıyla, her biri kendi meşruiyet sorusuyla yan yana duruyor ve aralarında hiçbir merkezî düzenleyici yok.

Buna rağmen sabah otobüsler kalkıyor, fırınlar açılıyor, kuyruklar bozulmuyor ve yabancılar birbirine çarpmadan kaldırımda yürüyor. Bunu kimse planlamıyor ve kimse denetlemiyor.

Sıradaki ders sosyolojinin en eski sorusuna geliyor: bu kadar çok insan, bu kadar az denetimle, nasıl oluyor da birbirinin üstüne yığılmıyor? Bu dersteki karşılık ve meşruiyet kavramları orada iki rakip cevabın malzemesi olacak: düzeni ortak kurallar mı ayakta tutuyor, yoksa herkesin kendi hesabı mı?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.