Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Bu dersten sonraki bütün derslerde kullanılacak olanlar.
- Toplum, yoğunlaşmış ve süreklilik kazanmış, kendini yeniden üretebilen ilişkiler bütünüdür; içindeki insanların toplamı değildir.
- Tanım bilerek sınır içermez: bir toplumun nerede bittiği ampirik bir sorudur ve her araştırmada yeniden cevaplanır.
- Toplumu ülke sınırıyla özdeşleştirmek en yaygın kestirmedir; idari sınır bir kararla çizilir, ilişki yoğunluğu o karara uymaz.
- Sınır bir çizgi değil bir seyrelmedir; aranacak şey ilişkilerin nerede kesildiği değil, nerede inceldiğidir.
- Tipoloji karşılaştırma aracıdır, sıralama aracı değil; türleri bir merdiven gibi okumak sıralayanı kendiliğinden en üste koyar.
- Cemaat ve cemiyet ardışık dönemler değil, aynı gün içinde yan yana kullanılan iki ilişki biçimidir.
- Hiç kimse bir toplumu doğrudan gözlemleyemez; makro birim küçük gözlemlerin açıkça yazılmış bir kuralla birleştirilmesiyle kurulur.
Açılış sahnesi
Bir araştırmacı basit görünen bir işe başlıyor: bu toplumda yaşlı bakımının nasıl yürüdüğünü incelemek.
İlk cümleyi yazarken duruyor. Hangi toplum?
Ülkenin tamamı bir seçenek. Ama incelemek istediği şey hanelerin içinde olup bitiyor ve haneler birbirine hiç benzemiyor.
Bir şehir başka bir seçenek. Şehirde üç ayrı dil konuşuluyor ve bakım düzenlemeleri bu üç grupta farklı işliyor.
Bir mahalle daha dar bir seçenek. Ne var ki mahallede oturanların önemli bir kısmı yaşlısını başka bir şehirdeki akrabasına gönderiyor; bakım mahalleye sığmıyor.
Dördüncü bir seçenek de var ve haritada hiçbir yere karşılık gelmiyor: yıllar önce göç etmiş ve iki ülke arasında düzenli olarak gidip gelen bir akrabalık ağı. Bakım büyük ölçüde bu ağın içinde yürüyor.
Dört seçenek dört ayrı cevap veriyor ve hiçbiri yanlış değil. Araştırmacının vereceği karar bir tercih ve bu tercih, bulacağı sonucun yarısını şimdiden belirliyor.
Bu derste ne olacak
Önceki kurs boyunca bir kelimeyi tanımlamadan kullandık. Şimdi onun üstüne gidiyoruz ve iş göründüğünden çetin çıkıyor.
Sosyolojinin adında geçen şey bu kavram ve alanın en tartışmalı kavramı da bu. Bazı sosyologlar onsuz çalışılamayacağını söylüyor, bazıları onu bırakmayı öneriyor.
Ders şu sırayla yürüyecek. Önce kavramın hangi işi gördüğünü ve hangi tuzağı taşıdığını kuracağız. Ardından bir toplumun sınırının nasıl belirlendiğini göstereceğiz. Sonra toplumların nasıl sınıflandırıldığına ve bu sınıflandırmaların hangi noktada zarar verdiğine bakacağız.
Buradaki mahalleler, ağlar ve kurumlar kurgudur ve belirli bir yerin kaydı değildir. Aynı sorunun sınır değiştikçe nasıl başka cevaplar verdiğini gösterebilmek için düzenlendiler.
Sıfır noktası — kavramın yaptığı iş
Gündelik kullanımda toplum bir kap gibi düşünülür: içine insanların doldurulduğu, sınırları belli bir hazne.
Varsayımın kolaylığı da tehlikesi de aynı yerden geliyor. Sınır hazır geldiği için kimse onu tartışmıyor ve tartışılmayan sınır, bulunan her sonucun içine sessizce giriyor.
Tanımın içinde bir şey yok ve yokluğu kasıtlı: sınır. Tanım bir toplumun nerede bittiğini söylemiyor, çünkü bu ampirik bir sorudur ve her durumda ayrıca cevaplanır.
Tanımın en çok iş gören parçası son cümlesi: yeni gelenleri kendi düzenlemelerine katabilme. Bir insan kümesini toplumdan ayıran şey budur.
Yaygın yanlışToplumun bir ülkeyle aynı şey olduğu sanılır.
Ülke bir hukuki ve idari birimdir ve sınırları bir kararla çizilir. İlişkilerin yoğunluğu ise o sınırı ne bilir ne de ona uyar; sınırın iki yanında aynı ağın parçası olan insanlar bulunabilir ve aynı sınır içinde birbirine hiç değmeyen kesitler olabilir.
Mekanizma — sınır nasıl bulunur
Sınır sorusunun cevaplanabilir bir hâli var ve cevap bir çizgi değil.
Bir toplumun sınırını arıyorsan, ilişkilerin nerede kesildiğine değil nerede seyreldiğine bakarsın. Yoğunluk düşer, kesilmez.
Ölçüt şu üç soruyla işliyor. İnsanlar gündelik ihtiyaçlarının ne kadarını bu küme içinde karşılıyor? Bu kümenin içinde geçerli olan düzenlemeler dışına çıkıldığında geçerliliğini kaybediyor mu? Küme, yeni doğanları ve dışarıdan gelenleri kendi düzenlemelerine katabiliyor mu?
Üç sorunun cevabı ne kadar güçlü olursa, elindeki kümeye toplum demek o kadar isabetli olur.
Yaygın yanlışSınırın bulunamamasının kavramı işe yaramaz kıldığı düşünülür.
Sınırın belirsizliği ölçülebilir bir şeydir ve kendisi bir bulgudur. Nerede seyreldiğini göstermek, keskin bir çizgi çizmekten daha çok bilgi verir.
Türler ve tipolojiler
Toplumları sınıflandırmak sosyolojinin en eski işlerinden biri ve en çok kötüye kullanılanı.
En yaygın eksen geçim biçimidir. Geçimini avcılık ve toplayıcılıkla sağlayan, tarıma dayanan, sanayiye dayanan ve üretiminin ağırlığı hizmet ile bilgi işine kaymış toplumlar ayrı türler olarak ele alınır.
Bu eksenin gücü, geçim biçiminin başka pek çok şeyi birlikte sürüklemesidir: yerleşiklik, nüfus yoğunluğu, iş bölümünün derinliği ve düzenlemelerin karmaşıklığı.
Ayrımın en sık atlanan yeri şu: ikisi ardışık dönemler değil, aynı anda bulunan iki ilişki biçimi. Bir şehirde her ikisi de vardır ve çoğu kişi gün içinde ikisi arasında gidip gelir.
Bu okuma bir üslup kusuru değil, ölçülebilir bir hatadır. Farklı geçim biçimlerine sahip toplumlar birbirinin geçmişi değildir; bugün bir arada var olurlar ve birbirleriyle ilişki içindedirler.
Yaygın yanlışTipolojinin bir toplumu bütünüyle tarif ettiği sanılır.
Bir tipoloji tek bir ekseni gösterir ve o eksende bile sınırlar bulanıktır. Bir toplumun geçim biçimine göre sınıflandırılması, o toplumun aile düzeni, inanç dünyası ya da siyasi biçimi hakkında kendiliğinden bir şey söylemez.
Kuramsal mercekler
Kavramın kendisi tartışmalı ve tartışma iki uç arasında sürüyor.
Birinci konum: toplum gerçek bir bütündür. Bu görüşe göre toplum, üyelerinin toplamına indirgenemeyen özellikleri olan bir varlıktır. Konuşulan dilin kuralları, geçerli olan hukuk ve yerleşmiş iş bölümü kimsenin tek başına kurmadığı, kişiler değiştiğinde de süren gerçekliklerdir. Kavramı bırakmak, bu gerçekliği inceleyecek aracı da bırakmak olur.
İkinci konum: toplum bir kısaltmadır. Bu görüşe göre elimizde yalnız ilişkiler, ağlar ve alanlar vardır; toplum, bunların yoğun bir kümesine verilen pratik bir addır. Kavramı bir varlık gibi kullanmak, sınırları ampirik bir soru olması gerekirken hazır kabul edilmiş bir kaba çevirir.
İkinci konumun daha keskin bir sürümü kavramın tamamen bırakılmasını ve yerine sınırları her seferinde çizilen birimlerin konmasını öneriyor. Tartışmanın bu ucu bu kursun son dersinde ayrıca ele alınacak; orada ulus, ağ ve küresel bağlantı birlikte tartışılıyor.
Yaygın yanlışBu tartışmada bir tarafın kavramı savunduğu, ötekinin reddettiği sanılır.
İki taraf da aynı şeyi istiyor: sınırın verili sayılmaması. Ayrıldıkları nokta, sınırı belirsiz bir kavramı kullanmaya devam etmenin yararlı mı yoksa yanıltıcı mı olduğu.
Ölçek
Toplum makro düzeyde tanımlanan bir birim ve bu, incelenmesinde tuhaf bir sonuç doğuruyor.
Hiç kimse bir toplumu doğrudan gözlemleyemez. Gözlenebilen şey her zaman daha küçüktür: bir konuşma, bir hane, bir kurum, bir mahalle.
Makro birim ancak küçük gözlemlerin belirli bir kuralla birleştirilmesiyle kurulur. Kural açıkça yazılmadığında, araştırmacının gördüğü birkaç yer bütünün yerine geçer.
Orta ölçek burada köprü işini görüyor. Okullar, işyerleri ve kurumlar hem tek tek gözlenebilecek kadar küçük hem de bütün hakkında bilgi taşıyacak kadar yaygındır.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Bir toplumun nerede başlayıp nerede bittiği üç ayrı yolla araştırılıyor.
Türkiye bağlamı ve karşılaştırma
"Türk toplumu" ifadesi gündelik konuşmada tek bir özneymiş gibi kullanılır ve çoğu cümlede bu kullanım işe yarar.
Aynı ifade bir araştırma cümlesine girdiğinde sorun çıkarıyor. İçeride geçim biçimi, yerleşim düzeni, dil ve akrabalık örüntüleri bakımından belirgin biçimde ayrışan kesitler var. Kent ile kır arasındaki fark bunlardan yalnız biri ve tek başına yeterli değil.
Bir örnek ayrımı görünür kılıyor. Yaşlı bakımının nasıl yürüdüğü sorusu, hane büyüklüğünün ve akrabalık yakınlığının değiştiği yerlerde farklı cevaplar veriyor. Aynı ülkede, aynı mevzuat altında, birbirine benzemeyen düzenlemeler işliyor.
Karşılaştırma bunun Türkiye'ye özgü olmadığını gösteriyor. Her ulusal birim benzer bir iç çeşitlilik taşır ve iki ülkeyi iki türdeş blok gibi karşılaştırmak, ikisinin içindeki farkları birden siler. Ülkeler arası farkın ülke içi farktan büyük olduğu varsayımı sınanmadan kullanılmamalıdır.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışBir toplumun üyelerinin ortak bir kültürü paylaştığı varsayılır.
Ortaklık bir tanım gereği değil, araştırılacak bir sorudur. Bir toplumda birbirine taban tabana zıt değerler taşıyan kesitler bulunabilir ve bunları bir arada tutan şey ortak değerler değil, birbirine bağımlı ilişkiler olabilir.
Yaygın yanlışToplumun sabit bir şey olduğu düşünülür.
Bir toplum sürekli yeniden kuruluyor: insanlar doğuyor, göç ediyor, ilişkiler kuruluyor ve kopuyor. Süreklilik, hiçbir şeyin değişmemesinden değil, düzenlemelerin yeni gelenleri de kapsayabilmesinden geliyor.
Yaygın yanlışKüçük toplulukların basit, büyük toplumların karmaşık olduğu sanılır.
Küçük bir topluluğun akrabalık düzeni ya da yükümlülük ağı, büyük bir şehirdeki pek çok düzenlemeden daha karmaşık olabilir. Karmaşıklık nüfusla değil, ilişkilerin ve kuralların çeşitliliğiyle ölçülür.
Yaygın yanlışToplum tiplerinin birbirinin yerini aldığı düşünülür.
Yeni bir geçim biçimi yaygınlaştığında öncekiler ortadan kalkmaz; yan yana sürer ve birbiriyle bağlantı içinde çalışır. Bir sanayi kentinin gıdası, çoğu zaman tarıma dayalı bir üretimden geliyordur.
Aklında kalsın
Bu dersten sonraki bütün derslerde kullanılacak olanlar.
- Toplum, yoğunlaşmış ve süreklilik kazanmış, kendini yeniden üretebilen ilişkiler bütünüdür; içindeki insanların toplamı değildir.
- Tanım bilerek sınır içermez: bir toplumun nerede bittiği ampirik bir sorudur ve her araştırmada yeniden cevaplanır.
- Toplumu ülke sınırıyla özdeşleştirmek en yaygın kestirmedir; idari sınır bir kararla çizilir, ilişki yoğunluğu o karara uymaz.
- Sınır bir çizgi değil bir seyrelmedir; aranacak şey ilişkilerin nerede kesildiği değil, nerede inceldiğidir.
- Tipoloji karşılaştırma aracıdır, sıralama aracı değil; türleri bir merdiven gibi okumak sıralayanı kendiliğinden en üste koyar.
- Cemaat ve cemiyet ardışık dönemler değil, aynı gün içinde yan yana kullanılan iki ilişki biçimidir.
- Hiç kimse bir toplumu doğrudan gözlemleyemez; makro birim küçük gözlemlerin açıkça yazılmış bir kuralla birleştirilmesiyle kurulur.
Sonraki derse köprü
Bu derste toplumu ilişkilerin yoğunluğuyla tanımladık ve bir şeyi askıda bıraktık.
İlişkiler dedik, ama hangi ilişkiler? İki kişi arasındaki her temas aynı ağırlıkta değil. Bir amirle çalışan arasındaki ilişki, iki komşu arasındaki ilişkiyle aynı biçimde işlemiyor ve ikisi birbirinin yerine geçmiyor.
Dahası, bu ilişkiler rastgele dağılmıyor. Belirli konumlar arasında belirli türde bağlar tekrar tekrar kuruluyor ve kişiler değiştiğinde bile aynı örüntü sürüyor. Bir işyerinde çalışanlar tamamen yenilenebilir ve kimin kime rapor verdiği aynı kalır.
Sıradaki derste bu örüntüyü kuracağız. İlişkilerin nasıl düzenli hâle geldiğini, konumların birbirine göre nasıl tanımlandığını ve bir şeyi tek tek özellikleriyle değil ilişkileriyle düşünmenin ne demek olduğunu ele alacağız. Buradaki "yoğunluk" fikri orada bir biçim kazanacak: yoğun olan şey yalnız temas sayısı değil, tekrarlanan bağ türleridir.