İçeriğe geç

TEM-101-07·Sosyoloji Nedir?

Sosyolojinin kullanım alanları ve meslekler

temel2.134 kelime≈ 14 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kursu kapatırken elde kalanlar.

  1. Sosyolojinin doldurduğu boşluk bilgi eksikliği değil; bulgunun bittiği ve tercihin başladığı aralığın görünmez olmasıdır.
  2. Bir bulgu karar üretmez; seçeneklerin her birinin kime neye mal olacağını gösterir ve seçimi yapan yerin adını değiştirmez.
  3. İşin dört hareketi var: soruyu doğru düzeye yerleştirmek, kimin görünmediğini sormak, bedeli hesaba katmak ve çözümün adresini belirlemek.
  4. Ölçülmeyen şey karara girmez; ölçülmemesinin sebebi önemsizliği değil, ölçmenin zor olmasıdır.
  5. Sipariş bir kusur değil, kapsam belirleyicidir: kim ısmarladı, kim ödedi ve hangi soru sorulmadı — üçü de yazılır.
  6. Aynı konu üç düzeyde üç ayrı iş üretir ve üç ürün birbirinin yerine geçmez.
  7. Her bulgunun bir iddia sınırı vardır; sınırı yazılmayan bulgu, taşındıkça kendisinden fazlasını söyler hâle gelir.

Açılış sahnesi

Eski bir mahalledeki evler yenilendi ve oturanlar yakındaki yeni bloklara taşındı. Yeni evler daha geniş, daha yalıtımlı, daha güvenli.

Taşınmadan birkaç yıl sonra bir tuhaflık göze çarpıyor. Ailelerin bir bölümü geri dönmenin yolunu aramış, bir bölümü ise eski mahalleye günlük olarak gidip gelmeye devam ediyor.

Kararı verenler için tablo anlaşılmaz. Ölçülen her şey iyileşmişti: metrekare, ısınma gideri, yapı dayanıklılığı.

Ölçülmeyen bir şey vardı. Eski mahallede bir kadın işe giderken çocuğunu alt kattaki komşuya bırakıyordu. Bir esnaf tanıdığı müşteriye ay sonuna kadar vade açıyordu. Bir genç, işi ilk kez sokakta konuşulan bir duyumla bulmuştu.

Bunların hiçbiri hesapta yoktu, çünkü hiçbiri bir tabloya girmiyordu. Yeni evler taşındı; komşuluk taşınmadı.

Bu derste ne olacak

Bu kurs boyunca bir bakış kurduk. Şimdi son soru geliyor ve en somut olanı: bu bakış nerede işe yarıyor, kim kullanıyor ve karşılığında ne teslim ediyor?

Soru öğrenciler için bir kariyer sorusu, ama yalnızca o değil. Bir bilgi türünün nerede kullanıldığını bilmek, o bilginin ne iddia edebileceğini de sınırlar.

Üç başlık var. Sosyolojinin doldurduğu boşluğun ne olduğunu göstereceğiz. Bir kurumda oturan araştırmacının masasında hangi işin durduğunu adım adım açacağız. Sonunda işin en tartışmalı yerine geleceğiz: bu bilgi kimin için üretiliyor?

Anlatılan mahalleler, kurumlar ve projeler kurgudur ve belirli bir uygulamayı anlatmıyor. Amaç, aynı işin farklı kurumlarda nasıl göründüğünü karşılaştırabilmek.

Sıfır noktası — doldurulan boşluk

Sosyolojinin nerede kullanıldığını anlamanın yolu, meslek adlarını saymak değil. Önce hangi boşluğun var olduğunu görmek gerekiyor.

Bir kurum karar verirken elinde iki şey bulunur: ne yapmak istediği ve elindeki sayılar. İkisi arasında kapanmayan bir aralık kalır.

Bu boşluk bir kusur değil ve kapatılamaz. Yapılabilecek şey, boşluğun nerede başladığını açıkça göstermektir.

Yaygın yanlışSosyolojinin işinin karar vermek olduğu sanılır.
Doğrusu

Bir bulgu karar üretmez; kararın hangi zeminde verildiğini görünür kılar. Bulgu, seçeneklerin her birinin kime neye mal olacağını gösterir ve seçimi yapan yerin adını değiştirmez.

Yaygın yanlışSosyolojinin yalnız akademide iş bulduğu düşünülür.
Doğrusu

Bu ders yazılırken bile sosyologların çalıştığı yerler arasında kamu kurumları, belediyeler, sivil toplum kuruluşları, araştırma şirketleri, sağlık ve eğitim kurumları ile teknoloji şirketleri var. Ortak nokta unvan değil, sorulan sorunun biçimidir.

Mekanizma — bir sosyolog ne teslim eder

İşin somut hâli dört harekette görülüyor ve dördü de bu kursta tek tek kuruldu.

Birinci hareket: soruyu düzeye yerleştirmek. "Neden bu kişiler memnun değil" sorusu ile "neden bu program bu grupta tutmadı" sorusu farklı birimlerde durur ve farklı cevaplar alır. Yanlış düzeye sorulan soru, tutarlı ama işe yaramaz bir cevap verir.

İkinci hareket: kimin görünmediğini sormak. Her kayıt bir kapıdan geçenleri sayar. Kapıdan hiç geçmemiş olanlar kayıtta yoktur ve çoğu zaman asıl mesele onlardadır.

Üçüncü hareket: bedeli hesaba katmak. Bir davranışın neden sürdüğü sorulduğunda, o davranıştan vazgeçmenin kişiye neye mal olacağı sorulur. Kimsenin uymadığı bir kural genellikle uymanın bedeli yüksek olduğu için işlemez.

Dördüncü hareket: çözümün adresini belirlemek. Sıkıntı kişide mi, örgütün usulünde mi, yoksa geniş düzenlemede mi üretiliyor? Adresi şaşan bir müdahale eksiksiz uygulanır, bütçesi harcanır ve ölçüm iğneyi hiç oynatmaz.

Yaygın yanlışBu işin bir anket yapmaktan ibaret olduğu sanılır.
Doğrusu

Anket bir veri toplama aracıdır ve hangi sorunun sorulacağına karar veremez. Yukarıdaki dört hareketin hiçbiri anketle yapılmaz; anket ancak dördü yapıldıktan sonra doğru yere kurulur.

Kuramsal mercekler

İşin en tartışmalı yeri burası ve tartışma iyi bir sebeple kapanmıyor.

Birinci konum: yararlılık ölçüttür. Bu görüşe göre bir bilgi ancak kullanıldığında bir şeye yarar ve kullanılması için birinin ona ihtiyaç duyması gerekir. Kurumların sorularına cevap veren sosyoloji, kararların daha az kişiye zarar vermesini sağlar. Uzak durmak, alanı hiçbir sosyolojik bilgi taşımayan kararlara bırakmak demektir.

İkinci konum: kimin sorduğu belirleyicidir. Bu görüşe göre araştırılan insanlar araştırmayı ısmarlamaz ve bedelini ödemez. Soruyu ödeyen taraf kurduğunda, incelenen kişilerin kendi sorunları hiç sorulmamış olur. Bu konum, sorunun kimden geldiğinin bulgunun kendisi kadar önemli olduğunu söyler.

Aradaki gerilim çözülmüyor ve saklanması da doğru olmuyor. Yerleşik uygulama gerilimi ortadan kaldırmak yerine görünür kılmak üzerine kurulu: araştırmayı kimin istediği, kimin ödediği ve hangi soruların kapsam dışında bırakıldığı raporun kendisinde yazılır.

Yaygın yanlışSipariş edilen araştırmanın tanım gereği taraflı olduğu düşünülür.
Doğrusu

Taraflılık siparişten değil, siparişin gizlenmesinden doğar. Kimin ne için ısmarladığı yazıldığında okur bulguyu o çerçeveyle birlikte okur; yazılmadığında aynı bulgu nesnel bir tespit gibi dolaşır.

Ölçek

Sosyolojik iş her üç düzeyde de yapılıyor ve düzey değiştikçe işin adı, süresi ve teslim edilen ürün değişiyor.

Küçük ölçekte iş saha işidir. Bir hizmetin kullanıcılarıyla görüşmek, bir mekânda ne olduğunu gözlemek, bir uygulamanın gündelik kullanımını izlemek. Ürün genellikle bir betimleme ve bir dizi tipik durumdur.

Orta ölçekte iş örgüt işidir. Bir kurumun kendi işleyişini incelemek, kararın nerede tıkandığını bulmak, birimler arasındaki bilgi akışını haritalamak. Ürün genellikle bir teşhis ve seçeneklerin karşılaştırılmasıdır.

Büyük ölçekte iş politika işidir. Resmî istatistik üretmek, bir düzenlemenin etkisini izlemek, nüfus ve eşitsizlik eğilimlerini takip etmek. Ürün genellikle bir gösterge dizisi ve bir değerlendirme raporudur.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Bu işin gerçekten bir fark yaratıp yaratmadığı da sorulabilir bir sorudur ve sorulur.

Türkiye bağlamı ve karşılaştırma

Türkiye'de sosyoloji eğitimi almış kişilerin çalıştığı yerler geniş bir yelpazeye yayılıyor ve tek bir kariyer yolu yok.

Kamu tarafında resmî istatistik üretimi, sosyal politika birimleri ve belediyelerin sosyal hizmet müdürlükleri var. Sivil toplum tarafında saha araştırması, ihtiyaç analizi ve izleme değerlendirme işleri var. Özel sektörde ise kullanıcı araştırması, pazar araştırması ve kurum içi çalışan araştırmaları yürütülüyor.

Bu dağılımın bir özelliği dikkat çekiyor: işlerin çoğu proje bazlı ve süreli. Bir araştırmacının aynı konuyu yıllar boyunca izlemesi, kurum içinde kadrolu olmadığı sürece zor.

Karşılaştırma bunun bir zorunluluk olmadığını gösteriyor. Bazı ülkelerde bakanlıkların ve büyük belediyelerin kendi araştırma birimleri var ve sosyologlar kurumun içinde kadrolu çalışıyor; orada birikim kurumda kalıyor ve uzun izlemeler mümkün oluyor. Bazı ülkelerde iş ağırlıklı olarak dışarıdan hizmet alımıyla yürüyor; orada esneklik yüksek, kurumsal hafıza zayıf.

İkisinin bedeli farklı yerlerde toplanıyor. Kadrolu düzende araştırmacının kurumun içinden çıkma ihtimali azalır ve eleştirel mesafe zorlaşır. Dışarıdan alım düzeninde mesafe korunur ve her proje sıfırdan başlar.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışSosyoloğun işinin sorunları çözmek olduğu düşünülür.
Doğrusu

Teslim edilen şey bir teşhistir: sorunun nerede üretildiği, kimi nasıl etkilediği ve hangi seçeneğin neye mal olacağı. Uygulama kararı ve sorumluluğu kurumda kalır.

Yaygın yanlışVerinin çok olduğu yerde sosyolojiye ihtiyaç kalmadığı sanılır.
Doğrusu

Veri arttıkça hangi verinin neyi ölçtüğü sorusu büyür. Bir gösterge her zaman bir tanımın sonucudur ve tanımı tartışmak, veriyi toplamaktan daha belirleyicidir.

Yaygın yanlışNitel çalışmanın "yumuşak", sayısal çalışmanın "sert" olduğu düşünülür.
Doğrusu

İkisi farklı soruların aracıdır: biri bir örüntünün ne kadar yaygın olduğunu, öteki o örüntünün nasıl işlediğini gösterir. Yaygınlığı bilip mekanizmayı bilmemek, karar için çoğu zaman yetersizdir.

Yaygın yanlışKamuya konuşmanın araştırmanın son adımı olduğu sanılır.
Doğrusu

Kime, hangi amaçla ve hangi belirsizlikle konuşulacağı araştırma tasarlanırken belirlenir. Sonradan eklenen bir iletişim adımı, çoğu zaman iddia sınırının aşıldığı yer olur.

Aklında kalsın

Kursu kapatırken elde kalanlar.

  1. Sosyolojinin doldurduğu boşluk bilgi eksikliği değil; bulgunun bittiği ve tercihin başladığı aralığın görünmez olmasıdır.
  2. Bir bulgu karar üretmez; seçeneklerin her birinin kime neye mal olacağını gösterir ve seçimi yapan yerin adını değiştirmez.
  3. İşin dört hareketi var: soruyu doğru düzeye yerleştirmek, kimin görünmediğini sormak, bedeli hesaba katmak ve çözümün adresini belirlemek.
  4. Ölçülmeyen şey karara girmez; ölçülmemesinin sebebi önemsizliği değil, ölçmenin zor olmasıdır.
  5. Sipariş bir kusur değil, kapsam belirleyicidir: kim ısmarladı, kim ödedi ve hangi soru sorulmadı — üçü de yazılır.
  6. Aynı konu üç düzeyde üç ayrı iş üretir ve üç ürün birbirinin yerine geçmez.
  7. Her bulgunun bir iddia sınırı vardır; sınırı yazılmayan bulgu, taşındıkça kendisinden fazlasını söyler hâle gelir.

Sonraki derse köprü

Bu kurs boyunca bir kelimeyi hiç tanımlamadan kullandık ve her derste kullandık.

Toplum. Toplumsal olgu, toplumsal düzenleme, toplumun bütününde geçerli olan kural derken hep ona işaret ettik ve sınırlarının nerede olduğunu bir kez bile sormadık.

Soru göründüğünden zor. Bir toplum bir ülkeyle mi sınırlıdır? Bir sınırın iki yanında yaşayan ve aynı dili konuşan insanlar iki ayrı topluma mı aittir? Bir kişinin gündelik hayatı üç ülkeye yayılmışsa hangi toplumun içindedir?

Sıradaki kurs tam buradan başlıyor. Toplumun ne olduğunu, hangi türlerinin ayırt edildiğini ve bu ayrımların neye yaradığını ele alacak. Ardından toplumsal yapıyı, statü ve rolleri, normları ve düzenin nasıl mümkün olduğunu tek tek kuracak. Bu kursta öğrendiğin aletlerin hepsi orada kullanılacak; değişen tek şey, artık üzerine uygulanacak olan nesnenin de tanımlanacak olması.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.