İçeriğe geç

TEM-101-06·Sosyoloji Nedir?

Sağduyu bilgisi ile sosyolojik açıklama

temel2.249 kelime≈ 15 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Aşağıdakiler, bundan sonra her duyduğun toplumsal iddiaya uygulanabilir.

  1. Sağduyu bilgisi gerçek bir bilgidir ve gündelik hayatı sürdürmek için kurulmuştur; ölçütü doğruluk değil işe yararlıktır.
  2. Sosyolojinin işi sağduyuyu çürütmek değil sınamak: nerede geçerli, nerede tükeniyor ve neden orada tükeniyor?
  3. Karşıt sınama en ucuz alettir: bir iddianın tersi de bariz geliyorsa, iddia hangi sonucun gerçekleşeceğini söylemiyordur.
  4. Gündelik bilgi her sonuç için hazır bir cümle bulur, çünkü anlamlandırmak üzere kurulmuştur; tahmin etmek üzere kurulmamıştır.
  5. Gündelik bilginin gücü ölçek büyüdükçe düşer; kimse bir toplumu deneyimlemez, yalnız kendi kesitini deneyimler.
  6. Herkesin çevresi toplumun eğri bir kesitidir ve bunun sebebi hafıza değil, insanların kendilerine benzeyenlerle bir arada bulunmasıdır.
  7. Ayrımı yapan şey konu ya da kelime dağarcığı değil usul: neye bakılacağının önceden yazılması, aleyhte olanın da kaydedilmesi ve sınırların belirtilmesi.

Açılış sahnesi

Bir eğitimde katılımcılar iki salona ayrılıyor ve ikisine de bir araştırma bulgusu okunuyor.

Birinci salona şu söyleniyor: yeni bir işyerinde insanlar en çok, kendilerine en çok benzeyen kişilerle arkadaş oluyor. Salondan onaylayan sesler geliyor. Biri "insan kendi gibi olanı bulur" diyor ve kimse itiraz etmiyor.

İkinci salona bulgunun tersi okunuyor: yeni bir işyerinde insanlar en çok, gün içinde en sık karşılaştıkları kişilerle arkadaş oluyor, benzerlikten bağımsız olarak. Bu salondan da onaylayan sesler geliyor. Biri "sürekli gördüğün insanla yakınlaşırsın" diyor ve burada da kimse itiraz etmiyor.

İki salon da bulguyu bariz buldu. İki bulgu birbirinin tersi ve ikisi birden doğru olamaz.

Sahnede kimse aptal değil. İki salonda da insanlar kendi hayatlarından gerçek örnekler hatırladı ve hatırladıkları doğruydu. Sorun hatırlananın yanlışlığında değil, hangi bulgu okunursa okunsun bir hatırlamanın hazır olmasında.

Bu derste ne olacak

Buraya kadar sosyolojinin ne sorduğunu kurduk. Bu ders bir adım geri çekiliyor ve daha rahatsız edici bir soruyu soruyor: bütün bunlara neden ihtiyaç var, insanlar toplumu zaten bilmiyor mu?

Soru ciddiye alınmayı hak ediyor. Bir fizikçi kimseye günlük deneyimiyle rekabet ettiğini anlatmak zorunda kalmaz; bir sosyolog her konuda kendi bilgisi olan insanlarla konuşur.

Bu ders üç şey yapıyor. Gündelik bilginin ne olduğunu ve neden gerçekten bilgi sayıldığını gösteriyor. Sonra onu sınamanın bir yolunu kuruyor. Ardından sosyolojik açıklamanın ondan hangi ölçülebilir noktalarda ayrıldığını sıralıyor.

Ders boyunca anlatılan salonlar, mahalleler ve işyerleri kurgudur ve gerçek bir olayın kaydı değildir. Anlatım, aynı iddianın iki yönünü de yan yana duyurabilmek için kuruldu.

Sıfır noktası — gündelik bilgi bir bilgidir

Tartışmanın çoğu, bu bölümün atlanmasından çıkıyor. Gündelik bilgiyi bir hata deposu saymak hem yanlış hem işe yaramaz.

Bu bilgi işe yarıyor ve çoğu zaman şaşırtıcı derecede isabetli. Bir odaya girdiğinde gerginlik olup olmadığını saniyeler içinde anlarsın. Hiçbir anket bunu senin kadar hızlı ölçemez.

Yaygın yanlışSosyolojinin işinin sağduyuyu çürütmek olduğu sanılır.
Doğrusu

Böyle bir iş tarifi olsaydı, sonucu doğrulanan her araştırma başarısızlık sayılırdı. Sosyolojinin işi çürütmek değil sınamak: hangi durumda geçerli olduğunu, nerede tükendiğini ve neden tam da orada tükendiğini göstermek.

Bu bilginin resmî usulden daha isabetli olduğu durumlar da var ve bunları görmezden gelen bir ders kendi iddiasını abartmış olur.

Ayrım şurada başlıyor. Gündelik bilgi bir işi yapmak için kurulmuştur ve o işi yaparken doğru olması şart değildir, işe yaraması yeter. Sosyolojik açıklamanın ölçütü ise işe yaraması değil, sınanmaya dayanmasıdır.

İki ölçütün ayrıştığı yer önemli. Bir bilgi işini gördüğü sürece kimse onu sınamaz; sınanmadığı için de nerede tükendiği bilinmez. Tükendiği yeri ancak bir hata pahalıya patladığında öğrenirsin.

Mekanizma — karşıtın da makul göründüğü yer

Açılıştaki sahne bir gösteri değil, bir alettir. Aleti kullanmanın yolu şu: bir iddiayı duyduğunda tersini kur ve tersinin nasıl göründüğüne bak.

Bu ölçüt, önceki bir derste kurulan yanlışlanabilirlikle akrabadır ve aynı şey değildir. Yanlışlanabilirlik "bunu çürütecek gözlem nedir" diye sorar ve gözleme gider. Karşıt sınama hiçbir gözlem yapmadan, yalnız cümlenin kendisine bakarak çalışır ve daha ucuzdur.

Sağduyunun karşıt sınamada bu kadar sık düşmesinin bir sebebi var ve bir kusur değil. Gündelik bilgi bir tahmin aracı olarak değil, olup biteni anlamlandıran bir araç olarak kurulmuştur. Anlamlandırma her sonuç için bir cümle bulmak zorundadır; tahmin ise önceden tek bir cümle söylemek zorundadır.

Sınavın yalnız düşenleri gösterdiği sanılmasın; geçen iddialar da var ve neye benzediklerini görmek gerekiyor. Sınavı geçen bir cümle, tersi kurulduğunda tuhaf durur, çünkü içinde bir koşul taşır.

Yaygın yanlışKarşıt sınamanın atasözlerine özgü bir oyun olduğu düşünülür.
Doğrusu

Aynı sınav uzman görünümlü cümlelerde de aynı sonucu verir: "kurumlar baskı altında katılaşır" ile "kurumlar baskı altında esner" cümlelerinin ikisi de makul gelir. İddia ancak hangi koşulda hangisinin beklendiğini söylediğinde bir şey söylemiş olur.

Kuramsal mercekler

Gündelik bilginin sosyoloji açısından ne olduğu konusunda iki yerleşik konum var ve ikisi de yöntemsel sonuçlar doğuruyor.

Birinci konum: kopuş gerekir. Bu görüşe göre bir toplumun kendi hakkında kullandığı kelimeler, o toplumun kendini gördüğü biçimi taşır. Araştırmacı o kelimeleri olduğu gibi kullanırsa, açıklamak istediği şeyin kendi diliyle konuşmuş olur. Bu yüzden gündelik kavramların yerine, dışarıdan tanımlanmış ve sınırları çizilmiş kavramlar konmalıdır.

İkinci konum: süreklilik gerekir. Bu görüşe göre insanların kendi durumlarını nasıl tanımladığı, açıklanacak olgunun dışında değil içindedir. İnsanlar bir durumu gerçek sayarsa ona göre davranır ve davranışlarının sonuçları gerçekten ortaya çıkar. Bu tanımları atan bir açıklama, olgunun işleyen bir parçasını atmış olur.

Aradaki uzlaşma ilk bakışta göründüğünden daha zor değil. İnsanların açıklamaları veri olarak alınır, açıklamanın kendisi olarak alınmaz. Bir kişinin "ben bunu şu yüzden yaptım" demesi, o kişinin nedeni değil, o kişinin nedeni nasıl kurduğunun kaydıdır ve bu kayıt kendi başına açıklanacak bir olgudur.

Yaygın yanlışSağduyudan kopmanın insanların anlattığını önemsememek olduğu sanılır.
Doğrusu

Kopuş, kelimeleri hazır tanımlarıyla kullanmamayı ister; insanların anlattığını dışarıda bırakmayı değil. Anlatılanı toplamayan bir sosyoloji, olgunun yarısını hiç görmez.

Ölçek

Gündelik bilginin gücü sabit değil; incelenen birim büyüdükçe düşüyor ve düşüşün sebebi zekâ değil konum.

Küçük ölçekte gündelik bilgi çok güçlü. Bir masadaki gerginliği, bir cümlenin kırıcı olup olmadığını ve bir ricanın zamanının uygun olup olmadığını doğrudan okursun. Bu ölçekte hiçbir yöntem senin yerini tutmaz.

Orta ölçekte güç azalmaya başlıyor. Kendi biriminin nasıl çalıştığını bilirsin ve öteki birimleri onların anlattığı kadar bilirsin. Bir kurumun bütünü hakkındaki izlenimin, aslında birkaç kişinin izleniminin toplamıdır.

Büyük ölçekte gündelik bilgi sistematik olarak yanılıyor ve sebebi basit: kimse bir toplumu deneyimlemez. Yalnız kendi kesitini deneyimler ve o kesit rastgele seçilmemiştir.

Yanılgının yönü de rastgele değil. Kişi kendi çevresinde yaygın olan şeyi ülke genelinde de yaygın sanır ve çevresinde hiç bulunmayan durumu istisna sayar. İki hata birlikte çalıştığı için sonuç, kişinin kendi konumunu ortalama sanmasıdır.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Sağduyu ile sosyolojik açıklamayı ayıran şey konu değil usul. Usulün üç ayağı var.

Türkiye bağlamı ve karşılaştırma

Sağduyunun en güçlü ve en çok sınanması gereken iddialarından biri Türkiye'de sık duyulur: komşuluk ve dayanışma eskiden daha güçlüydü, insanlar birbirine daha yakındı.

İddia bir gözleme dayanıyor ve gözlem gerçek. Apartman düzeni, çalışma saatleri, kent içi mesafeler ve hane büyüklükleri değişti; gündelik temasın biçimi de değişti.

Karşıt sınamayı burada uygulamak öğretici. Aynı dönemde "insanlar artık daha kolay yardım istiyor" diye bir cümle kurulsa, o da makul gelirdi. İkisi de kulağa doğru geldiğine göre, iddia hangi ilişki türünün zayıfladığını ve hangisinin güçlendiğini söylemeden bir şey söylemiş olmuyor.

Karşılaştırma ikinci bir uyarı veriyor. Dayanışmanın zayıfladığı yolundaki anlatı çok sayıda toplumda ve birbirinden çok uzak dönemlerde ortaya çıkıyor. Her yerde ve her zaman gözlenen bir "geriye gidiş", incelenen toplumun özelliği olamaz; anlatının kendisi bir olgudur ve açıklanması gerekir.

Türkiye örneğinde sistematik bakış farklı bir tablo veriyor. Kentleşmeyle birlikte hemşehrilik bağları, iş bulma ağları ve taşınma sırasında devreye giren yardımlaşma biçimleri güçlü kaldı; zayıflayan şey dayanışmanın kendisi değil, onun mekâna bağlı biçimi oldu. Komşuluk yerini başka kanallara bıraktı ve bu kanallar kapı önünde görünmediği için sayılmadı.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışSosyolojinin bulgularının zaten bilinen şeyleri süslü kelimelerle söylediği düşünülür.
Doğrusu

Bir bulgu duyulduktan sonra bariz görünür ve aynı kişi tersini duysaydı onu da bariz bulurdu. Bir açıklamanın değeri, sonucu bilindikten sonraki hâline bakılarak ölçülemez.

Yaygın yanlışGündelik bilginin yerine geçecek şeyin sayı olduğu sanılır.
Doğrusu

Yerine geçen şey usuldür: neye bakılacağının önceden belirlenmesi, aleyhteki durumun da kaydedilmesi ve sınırların yazılması. Bu usul, sayı kullanmayan bir alan çalışmasında da aynen geçerlidir.

Yaygın yanlışUzmanlık arttıkça sağduyunun devreden çıktığı düşünülür.
Doğrusu

Araştırmacı da sağduyu kullanır ve kullanmak zorundadır: hangi sorunun sorulmaya değer olduğunu, hangi cevabın tuhaf durduğunu ondan öğrenir. Fark, sağduyunun sonuç yerine başlangıç sayılmasıdır.

Yaygın yanlışBir açıklamanın tanıdık gelmesinin doğruluk işareti olduğu sanılır.
Doğrusu

Tanıdıklık, açıklamanın senin daha önce duyduğun kalıplara uyduğunu gösterir. Doğruluk ise başka bir şeyle sınanır: bu açıklama, gerçekleşmeyen sonucu da açıklıyor mu?

Aklında kalsın

Aşağıdakiler, bundan sonra her duyduğun toplumsal iddiaya uygulanabilir.

  1. Sağduyu bilgisi gerçek bir bilgidir ve gündelik hayatı sürdürmek için kurulmuştur; ölçütü doğruluk değil işe yararlıktır.
  2. Sosyolojinin işi sağduyuyu çürütmek değil sınamak: nerede geçerli, nerede tükeniyor ve neden orada tükeniyor?
  3. Karşıt sınama en ucuz alettir: bir iddianın tersi de bariz geliyorsa, iddia hangi sonucun gerçekleşeceğini söylemiyordur.
  4. Gündelik bilgi her sonuç için hazır bir cümle bulur, çünkü anlamlandırmak üzere kurulmuştur; tahmin etmek üzere kurulmamıştır.
  5. Gündelik bilginin gücü ölçek büyüdükçe düşer; kimse bir toplumu deneyimlemez, yalnız kendi kesitini deneyimler.
  6. Herkesin çevresi toplumun eğri bir kesitidir ve bunun sebebi hafıza değil, insanların kendilerine benzeyenlerle bir arada bulunmasıdır.
  7. Ayrımı yapan şey konu ya da kelime dağarcığı değil usul: neye bakılacağının önceden yazılması, aleyhte olanın da kaydedilmesi ve sınırların belirtilmesi.

Sonraki derse köprü

Bu dersin sonunda elimizde bir ölçüt var: sosyolojik açıklamanın sağduyudan ayrıldığı yer usuldür ve usul ölçülebilir.

Buradan pratik bir soru çıkıyor. Bir bilgi türü, gündelik bilginin ulaşamadığı yerlere ulaşabiliyorsa, o bilgiyi kim ve nerede kullanır?

Cevap sanılandan geniş. Bir belediyenin hangi mahalleye kreş açacağı, bir hastanenin randevu aralığını nasıl belirleyeceği, bir şirketin işten ayrılmaları neden durduramadığı ve bir derneğin kimlere ulaşamadığı — hepsi bu dersteki usulle kurulmuş sorular.

Sıradaki derste sosyolojinin nerelerde iş gördüğüne bakacağız. Hangi alanlarda kullanıldığını, hangi mesleklerin bu bilgiyle çalıştığını ve bir sosyoloğun bir kurumda tam olarak ne yaptığını ele alacağız. Bu dersteki uyarı orada da geçerli kalacak: bir bulgunun kullanışlı olması onu doğru yapmaz ve doğru olması kendiliğinden kullanışlı kılmaz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.