İçeriğe geç

KUR-215-05·Sosyolojik Teori Karşılaştırma Laboratuvarı

Aynı olguyu yedi kuramla açıklamak

temel2.715 kelime≈ 18 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Kuramları karşılaştırmadan önce açıklanan olguyu tek ve kesin bir cümleyle tanımlamak gerekir.
  2. Aşırı eğitim, yani eğitim düzeyinin yapılan işin gerektirdiğinden yüksek olması, yedi farklı okumayla açıklanabilir.
  3. İşlevselcilik geçici bir uyumsuzluk, insan sermayesi ve sinyal yaklaşımı bireysel yatırımların toplam sonucu, Marksist okuma işverenin pazarlık gücü görür.
  4. Weberci belgecilik diplomaları statü kapanmasının aracı, Bourdieu diploma enflasyonunun kuşak hayal kırıklığı olarak yaşanışı, etkileşimcilik kimlik anlatıları, feminizm cinsiyete göre farklılaşan sonuçlar üzerinde durur.
  5. Kuramlar bazen açıklayıcı bir iş bölümüyle birbirini tamamlar, bazen de aynı olgu hakkında çelişen iddialar taşır.
  6. Çelişen kuramları ayırt etmenin yolu, farklı sonuç bekledikleri noktada ayırt edici öngörüler kurmaktır; kesin sınamalar sosyolojide nadirdir.
  7. Türkiye'de atanamayan öğretmenler, yükseköğretimin genişlemesi ile iş olanakları arasındaki mesafenin yedi okumayla okunabilecek somut bir örneğidir.

Açılış sahnesi

Selin iktisat bölümünü iki yıl önce bitirdi. Şimdi bir zincir marketin kasasında çalışıyor. Kasanın başında geçen günlerinde, müşterilerin çoğu onun üniversite mezunu olduğunu bilmiyor. Bilenler de iki tür tepki veriyor: kimi «Yazık, okumuşsun» diyor, kimi «İyi ki bir işin var, çoğu arkadaşın boşta» diye teselli ediyor.

Aynı hafta Selin'in lise arkadaşları bir kafede buluşuyor. Masada altı kişi var ve beşi üniversite mezunu. Biri bir inşaat şirketinde mühendis olarak çalışıyor; ötekiler bir çağrı merkezinde, bir kargo deposunda, bir kafede ve bir dershanede ücretli öğretmen olarak. Lise diploması olan tek kişi, babasının yanında elektrik tesisatçılığı öğrenmiş ve masadakilerin çoğundan daha fazla kazanıyor. Konuşma bir noktada şu soruya geliyor: biz neden okuduğumuz işi yapmıyoruz?

Masadaki herkesin bir cevabı var. Biri ekonomiyi suçluyor, biri bölüm seçimini, biri işverenlerin her iş için diploma istemesini, biri de «Artık herkes üniversiteli, diplomanın değeri kalmadı» diyor. Bu derste, bu sorunun sosyolojik cevaplarını tek tek dinleyeceğiz.

Bu derste ne olacak

Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.

Laboratuvarın ilk dört dersinde kuramları karşılaştırmak için araçlar edindik. Bu derste o araçları tek bir olgu üzerinde işleteceğiz. Önceki ünitenin son dersinde beş çağdaş kuramı bir apartman kararına uygulamıştık; bu kez hem klasik hem çağdaş gelenekten yedi kuramsal okumayı, daha büyük ölçekli bir olguya uygulayacağız.

Olgu, üniversite diplomalı gençlerin önemli bir kısmının, eğitimlerinin gerektirdiğinden daha az nitelik isteyen işlerde çalışmasıdır. Her kuram için aynı üç soruyu soracağız: bu olguyu nasıl bir soruya çeviriyor, hangi kanıtı arıyor ve hangi sonuca varıyor? En sonda, açıklamaların birbirini nerede tamamladığını, nerede çürüttüğünü ve nerede birbirini duymadığını tartışacağız.

Sıfır noktası — önce olguyu tanımlamak

Bir olguyu yedi kuramla açıklamaya başlamadan önce, neyi açıkladığımızı netleştirmek gerekir.

Mekanizma — yedi okuma

Birinci okuma: işlevselcilik. İşlevselci gelenek, eğitimin toplumun ihtiyaç duyduğu becerileri üretmek için genişlediğini varsayar. Teknik değişim daha nitelikli işgücü gerektirdikçe, eğitim sistemi büyür. Bu okumaya göre aşırı eğitim, eğitim sistemi ile ekonomi arasındaki geçici bir uyumsuzluktur: ekonomi zamanla nitelikli işgücünü soğuracak ya da eğitim sistemi arzı ayarlayacaktır. Aranan kanıt, işlerin beceri gereksinimlerinin zaman içinde artıp artmadığıdır.

İkinci okuma: insan sermayesi ve sinyal. İktisatçıların geliştirdiği insan sermayesi yaklaşımı, eğitimi bireylerin gelecekteki kazançlarını artırmak için yaptığı bir yatırım olarak görür. Buna eklenen sinyal yaklaşımına göre ise diploma, becerileri doğrudan artırmaktan çok, işverene adayın çalışkan ve öğrenmeye yatkın olduğunu gösteren bir işarettir. Herkes aynı işareti taşıdığında, işaret ayırt ediciliğini yitirir ve bireyler daha yüksek bir diplomaya yönelir. Aranan kanıt, bireylerin eğitim kararlarını nasıl verdiği ve diplomanın ücret üzerindeki etkisidir.

Üçüncü okuma: Marksist çatışma kuramı. Marksist gelenek, olguyu sermaye ile emek arasındaki ilişkiden okur. İşverenler için nitelikli ve fazla sayıda işgücü, ücretleri düşük tutmanın ve işçileri birbirinin yerine konabilir kılmanın bir yoludur. Amerikalı yazar Harry Braverman, yetmişlerde yayımlanan bir çalışmasında, iş süreçlerinin parçalanarak beceriden arındırıldığını ileri sürmüştü. Bu okumaya göre aşırı eğitim, bir uyumsuzluk değil, işgücü piyasasının işverenler lehine işlemesinin bir sonucudur. Aranan kanıt, ücretlerin, iş güvencesinin ve iş süreçlerinin nasıl değiştiğidir.

Dördüncü okuma: Weberci belgecilik. Weberci gelenek, diplomaları statü gruplarının kendi konumlarını korumak için kullandığı toplumsal kapanma araçları olarak görür. Amerikalı sosyolog Randall Collins, yetmişlerin sonunda yayımlanan bir kitabında, eğitimin genişlemesinin teknik ihtiyaçlardan çok, diplomaların işlere erişimde bir statü belgesi olarak kullanılmasından kaynaklandığını savundu. Bu okumaya göre, bir işin gerçekten ne gerektirdiği ile işe girmek için hangi belgenin istendiği birbirinden kopabilir. Aranan kanıt, iş ilanlarındaki şartların işin gerçek içeriğiyle ilişkisidir.

Beşinci okuma: Bourdieu. Bourdieu'ye göre diploma, kurumsallaşmış kültürel sermayenin bir biçimidir ve değeri, piyasadaki öteki diplomalarla ilişkisinden gelir. Eğitim genişledikçe diplomalar enflasyona uğrar; aynı diploma, bir önceki kuşakta sağladığı konumu artık sağlamaz. Bourdieu, bu durumun özellikle eğitime yeni erişen sınıflardan gelen gençler arasında derin bir hayal kırıklığı yarattığını yazmıştı. Aranan kanıt, kuşaklar arasında diplomanın getirdiği konumun karşılaştırılması ve farklı sınıflardan gelen mezunların sonuçlarıdır.

Altıncı okuma: sembolik etkileşimcilik. Etkileşimci gelenek, olgunun kendisinden çok, insanların bu durumu nasıl yaşadığını ve anlamlandırdığını sorar. Diplomalı bir genç, işini başkalarına nasıl anlatır, kendine nasıl bir hikâye kurar ve bu hikâye zamanla nasıl değişir? Aranan kanıt, görüşmeler ve gözlemlerle toplanan kimlik anlatılarıdır.

Yedinci okuma: feminist kuram. Feminist gelenek, olgunun kadınlar ve erkekler için farklı biçimlerde işlediğine dikkat çeker. Diplomalı kadınlar, uygun iş bulamadıklarında erkeklerden daha sık işgücü piyasasından tamamen çekilebilir; evlilik, çocuk ve bakım sorumlulukları bu kararı biçimlendirir. Bazı mesleklerin kadınlara uygun görülmesi, kadın mezunları belirli sektörlerde yoğunlaştırır. Aranan kanıt, cinsiyete göre ayrıştırılmış istihdam, işgücüne katılım ve zaman kullanımı verileridir.

Açıklamaları yan yana koymak

Yedi okuma, aynı olgunun farklı yönlerine ışık tutar. Kimi zaman birbirini tamamlar: insan sermayesi yaklaşımı bireylerin neden daha fazla diploma edindiğini, Bourdieu ise bu kararların toplamının diplomaların değerini nasıl düşürdüğünü açıklar. Etkileşimci okuma, bu yapısal sürecin bireylerin kimliğinde nasıl yaşandığını gösterir; feminist okuma, sürecin kimleri daha ağır etkilediğini.

Ama bazı okumalar gerçekten çatışır. İşlevselci okuma, eğitimin genişlemesini teknik ihtiyaçlara bağlarken, Collins'in belgeciliği aynı genişlemeyi statü mücadelesine bağlar. İkisi aynı anda tam olarak doğru olamaz. Böyle durumlarda kuramları ayırt etmenin yolu, farklı şeyler öngördükleri noktayı bulmaktır.

Ölçüt nerede yanlış çalışıyor

Yedi kuramı aynı olguya uygulamak, kuramların güçlerini ve zayıflıklarını görünür kılar. Ama bu egzersizin de sınırları vardır.

Birincisi, seçilen olgu bazı kuramların lehine işleyebilir. Aşırı eğitim, eğitim ve işgücü piyasası üzerine geliştirilmiş kuramlara doğal bir sahne sunar; başka bir olgu, örneğin bir dinî ritüel, bu kuramların bazılarını zorlayabilir.

İkincisi, her kuramın özeti kaçınılmaz olarak basitleştiricidir. Tek bir paragrafa sığdırılan bir kuram, kendi içindeki tartışmaları ve farklı versiyonlarını kaybeder.

Üçüncüsü, yedi kuram aynı masaya oturtulduğunda, aralarındaki ortak ölçülemezlik kolayca gözden kaçar. Etkileşimci okuma ile insan sermayesi yaklaşımı aynı olguya bakıyor gibi görünür; ama biri anlam, öbürü getiri peşindedir ve birinin kanıtı öbürü için çoğu zaman ilgisizdir.

Kuramsal mercekler

Yedi açıklamayı bir araya getirmenin üç biçimi var.

Rekabet biçimi, ayırt edici öngörüler kurar ve kuramları verilerle sınar. Bu biçim, kuramların iddialarını keskinleştirir, ama çoğu zaman kesin bir kazanan çıkarmaz.

Katmanlama biçimi, her kuramı olgunun bir katmanına yerleştirir: makro nedenleri çatışma ve belgecilik okumalarına, bireysel kararları insan sermayesi yaklaşımına, yaşanışı etkileşimci okumaya, dağılımı feminist okumaya bırakır. Bu biçim, geniş bir resim sunar, ama kuramların çelişkili varsayımlarını bastırma riski taşır.

Soru odaklı biçim ise önce araştırmanın asıl sorusunu seçer ve yedi kuramdan yalnız bu soruya doğrudan cevap veren birkaçını kullanır.

Selin'in lise arkadaşlarının masasındaki cevaplar, bu üç biçimin ham hâlidir: her biri kendi açıklamasını savunur, biri diğerlerini tamamladığını fark eder, bir başkası da hangi soruyu sorduklarını netleştirmeyi önerir.

Ölçek

Birey ölçeğinde, aşırı eğitim bir kimlik ve gelecek sorunu olarak yaşanır: yıllarca emek verilmiş bir diplomanın karşılığı nedir ve beklenti ile gerçeklik arasındaki fark nasıl taşınır?

Kurum ölçeğinde, üniversiteler, işverenler ve kamu kurumları, diploma şartlarını, kontenjanları ve işe alım ölçütlerini belirleyerek olgunun biçimini doğrudan etkiler.

Toplum ölçeğinde ise aşırı eğitim, yükseköğretimin genişlemesi, işgücü piyasasının yapısı, kuşaklar arası hareketlilik ve toplumsal beklentiler arasındaki ilişkinin bir göstergesidir.

Türkiye'de atanamayan öğretmen

Türkiye'de iki binli yıllarda yükseköğretim hızla genişledi; her ilde en az bir üniversite kurulması hedeflendi ve üniversiteye giren gençlerin sayısı belirgin biçimde arttı. Bu genişleme, daha önce üniversiteye erişimi sınırlı olan kesimler ve bölgeler için yeni imkânlar açtı. Aynı dönemde, bazı alanlarda mezun sayısı, o alandaki iş olanaklarının çok üzerine çıktı.

Öğretmenlik, bu durumun en görünür örneklerinden biridir. Devlet okullarına öğretmen ataması, merkezî bir sınav ve belirli kontenjanlar üzerinden yapılır. Her yıl çok sayıda eğitim fakültesi ve öğretmenlik formasyonu almış mezun, atanmayı beklemeye başlar. Gündelik dilde «atanamayan öğretmen» diye anılan bu grup, yıllarca sınava hazırlanır; bir kısmı özel okullarda, dershanelerde ya da etüt merkezlerinde düşük ücretle çalışır, bir kısmı tamamen başka işlere yönelir.

Bu olgu, yedi okumanın her biri için somut bir malzeme sunar. İşlevselci bir okuma, eğitim fakültelerinin kontenjanları ile öğretmen ihtiyacı arasındaki planlama uyumsuzluğunu görür. İnsan sermayesi okuması, gençlerin neden bu alanı seçtiğini ve atanma beklentisiyle hangi yatırımları yaptığını sorar. Marksist okuma, özel sektördeki düşük ücretleri ve güvencesizliği, fazla işgücü arzıyla ilişkilendirir. Weberci okuma, formasyon belgesinin ve sınav puanının bir erişim belgesi olarak nasıl işlediğine bakar. Bourdieu'den esinlenen bir okuma, öğretmenliğin eskiden taşıdığı saygınlık ile bugünkü konumu arasındaki farkı ve bunun yarattığı hayal kırıklığını inceler. Etkileşimci okuma, atanamayan öğretmenlerin kendilerini nasıl tanımladığını, «öğretmenim ama» diye başlayan anlatıları dinler. Feminist okuma ise öğretmenliğin kadınlara uygun bir meslek olarak görülmesinin kadın mezunları bu kuyruğa nasıl yönlendirdiğini sorar. Öğretmen yetiştirme ve atamanın yerel yönetimlere ya da okulların kendisine bırakıldığı ülkelerle karşılaştırıldığında, Türkiye'deki merkezî atama düzeni, bu beklemenin neden bu kadar kalabalık ve bu kadar uzun olabildiğini anlamaya yardım eder.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Yedi okumanın iddiaları, üç araştırma kurgusuyla birbirine karşı sınanabilir.

Yaygın hatalar

Aklında kalsın

  1. Kuramları karşılaştırmadan önce açıklanan olguyu tek ve kesin bir cümleyle tanımlamak gerekir.
  2. Aşırı eğitim, yani eğitim düzeyinin yapılan işin gerektirdiğinden yüksek olması, yedi farklı okumayla açıklanabilir.
  3. İşlevselcilik geçici bir uyumsuzluk, insan sermayesi ve sinyal yaklaşımı bireysel yatırımların toplam sonucu, Marksist okuma işverenin pazarlık gücü görür.
  4. Weberci belgecilik diplomaları statü kapanmasının aracı, Bourdieu diploma enflasyonunun kuşak hayal kırıklığı olarak yaşanışı, etkileşimcilik kimlik anlatıları, feminizm cinsiyete göre farklılaşan sonuçlar üzerinde durur.
  5. Kuramlar bazen açıklayıcı bir iş bölümüyle birbirini tamamlar, bazen de aynı olgu hakkında çelişen iddialar taşır.
  6. Çelişen kuramları ayırt etmenin yolu, farklı sonuç bekledikleri noktada ayırt edici öngörüler kurmaktır; kesin sınamalar sosyolojide nadirdir.
  7. Türkiye'de atanamayan öğretmenler, yükseköğretimin genişlemesi ile iş olanakları arasındaki mesafenin yedi okumayla okunabilecek somut bir örneğidir.

Sonraki derse köprü

Bu derste aynı olguyu yedi kuramla açıkladık ve açıklamaların kimi zaman birbirini tamamladığını, kimi zaman çatıştığını gördük. Ama bir araştırmacı, bir tez ya da bir makale yazarken yedi kuramın hepsini kullanamaz. Hangisini seçeceğine nasıl karar verir? İki kuramı birleştirmek istediğinde, hangi varsayımları uzlaştırması gerekir? Ve seçtiği kuramın neyi açıklayamayacağını okura nasıl dürüstçe söyler? Sonraki ders, kuram seçmenin, kuramları birleştirmenin ve bir kuramın sınırlarını açıkça belirtmenin yollarını ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.