Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Yapı ile fail sorusu, toplumsal düzenliliklerin ve değişimin birlikte nasıl açıklanacağı sorusudur ve her kuşak onu yeniden sorar.
- Yapıdan başlayan kuramlar kalıcılığı açıklamakta güçlüdür, ama yapısal belirlenimcilik değişimi ve farklı yolları açıklamakta zorlanır.
- Wrong'un eleştirdiği aşırı toplumsallaşmış insan anlayışı, toplumsallaşmanın hiçbir zaman tamamlanmış olmadığını hatırlatır.
- Eylemden başlayan kuramlar bireysel stratejileri ve yaratıcılığı iyi görür, ama iradecilik seçimlerin koşullarını hafife alabilir.
- Birleştirenler eylemi ve yapıyı tek bir sürecin içinde düşünür; ayıranlar ise ikisini analizde ayırıp zaman içindeki etkileşimlerini izler.
- Emirbayer ve Mische'ye göre faillik, geçmişe dönük yineleme, geleceğe dönük tasarı ve şimdiye dönük pratik değerlendirme olmak üzere üç zaman yönelimi taşır.
- Türkiye'de «kendi göbeğini kendin kes» sözü, hem failliğin gururunu hem de kurumsal güvencelerin zayıflığını taşıyan gündelik bir yapı ile fail kuramıdır.
Açılış sahnesi
Bayram sofrasında bütün aile toplanmış. Melek tıp fakültesini bitirmiş, uzmanlık sınavını kazanmış; bu yemek biraz da onun için. Ağabeyi Cem ise liseden sonra babasının hırdavat dükkânında çalışmaya başlamış, şimdi dükkânı neredeyse tek başına işletiyor.
Tatlılar gelince konuşma bir anda ciddileşiyor. Baba, gururla Melek'e bakıyor: «Bu kız çalıştı, gece gündüz ders başındaydı. Cem'e söyledik, dinlemedi.» Amca gülerek araya giriyor: «Siz kızı dershaneye yolladınız, oğlanı on beşinde dükkâna aldınız. Kim okuyacaktı?» Anne, Cem'in çocukken çok hareketli olduğunu, öğretmenlerinin onu hiç sevmediğini hatırlatıyor. Cem omuz silkiyor: «Dükkân batacaktı, biri durmalıydı.» Melek ise sessizce, sınavı kazandığı yıl sorulara çok iyi denk geldiğini, bir yıl önce girse belki kazanamayacağını söylüyor.
Aynı sofrada beş ayrı açıklama duyuluyor: çalışkanlık, ailenin kararları, çocukluktaki mizaç, ailenin ihtiyaçları ve şans. Kimse yalan söylemiyor. Ama her biri, iki kardeşin farklı yollarını başka bir yerden açıklıyor.
Bu derste ne olacak
Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.
Temel derslerde yapıyı, davranışa sınır çizen ve yön veren süreğen ilişki örüntüleri; failliği de insanların seçme ve başka türlü yapabilme kapasitesi olarak tanımlamıştık. Önceki ünitede Bourdieu, Giddens ve Archer'ın bu iki kavramı nasıl ilişkilendirdiğini ayrı ayrı gördük. Bu laboratuvar dersinde, sosyoloji tarihinin bu soruya ürettiği başlıca cevapları yan yana koyacağız.
Cevapları dört aileye ayıracağız: yapıdan başlayanlar, eylemden başlayanlar, ikisini birleştirenler ve ikisini analizde ayıranlar. Sonra failliğin kendisinin nasıl daha ince ayrımlarla düşünülebileceğine bakacağız. Her ailenin neyi iyi açıkladığını ve nerede zorlandığını karşılaştıracağız.
Sıfır noktası — soru neden hep geri geliyor?
Yapı ile fail sorusu, sosyolojide bir kez sorulup cevaplanan bir soru değildir. Her kuşak onu yeniden sorar, çünkü soru, sosyolojinin varlık nedenine dokunur. Eğer insanlar tamamen özgürse, toplumsal düzenlilikler nereden gelir? Eğer insanlar tamamen yapılar tarafından belirleniyorsa, değişim, direniş ve yaratıcılık nasıl mümkün olur?
Marx bu gerilimi, sık alıntılanan bir cümlesinde özetlemişti: insanlar kendi tarihlerini yaparlar, ama kendi seçtikleri koşullar altında değil, geçmişten devraldıkları koşullar altında yaparlar. Bu cümlenin iki yarısından hangisine ağırlık verildiği, kuramları birbirinden ayıran en önemli farklardan biridir.
Mekanizma — dört cevap ailesi
Birinci aile: yapıdan başlayanlar. Bu aileye göre bireylerin davranışlarını açıklamak için önce onların içinde bulunduğu yapıya bakmak gerekir. Durkheim'ın toplumsal olguları bireylerin dışında ve üstünde gören yaklaşımı, Parsons'un olgunlaşmış işlevselciliği ve bazı yapısalcı Marksist yorumlar bu ailenin örnekleridir. Fransız düşünür Louis Althusser, bireyleri yapının konumlarını dolduran taşıyıcılar olarak tanımlayarak bu tutumun en uç biçimlerinden birini dile getirdi.
Amerikalı sosyolog Dennis Wrong, altmışların başında yazdığı etkili bir makalede, bu ailenin insan anlayışını eleştirdi.
İkinci aile: eylemden başlayanlar. Bu aileye göre toplumsal hayatın temel birimi, anlamlı biçimde eyleyen bireylerdir; yapılar, bu eylemlerin toplamından ya da etkileşimlerinden doğar. Weber'in anlamlı eylem sosyolojisi, rasyonel seçim kuramı, sembolik etkileşimcilik ve etnometodoloji, farklı biçimlerde bu aileye yakındır.
Üçüncü aile: birleştirenler. Bu aileye göre yapı ile eylem, birbirinden ayrı düşünülemez. Peter Berger ve Thomas Luckmann'ın toplumun insan ürünü olduğunu, insanın da toplum ürünü olduğunu anlatan diyalektiği, Bourdieu'nün yapılandırılmış ve yapılandırıcı habitus kavramı ve Giddens'ın yapının ikiliği bu ailenin başlıca örnekleridir. Bu yaklaşımlar, iki tek taraflı açıklamanın aşılmasını hedefler.
Dördüncü aile: ayıranlar. Archer'ın analitik düalizmi, bu aileyi temsil eder. Ona göre birleştiren yaklaşımlar yapı ile failin kendi güçlerini görünmez kılar; ikisini analizde ayırmak ve zaman içindeki etkileşimlerini evre evre izlemek gerekir. Eleştirel realist gelenek içindeki başka araştırmacılar da bu yolu izler.
Failliğin içine bakmak
Dört aile, yapı ile fail arasındaki ilişkiyi farklı kuruyor. Ama fail tarafının kendisi de çoğu zaman tek parça bir kapasite gibi ele alındı. Mustafa Emirbayer ve Ann Mische, doksanların sonunda yayımladıkları bir makalede, failliğin farklı zaman yönelimleri taşıdığını ileri sürdü.
Cevapları karşılaştırmak
Dört cevap ailesi, farklı olgularda farklı başarılar gösterir. Yapıdan başlayanlar, kuşaktan kuşağa süren eşitsizlikleri ve toplumsal düzenlilikleri açıklamakta güçlüdür. Eylemden başlayanlar, bireysel stratejileri, yaratıcılığı ve beklenmedik yol ayrımlarını açıklamakta güçlüdür. Birleştirenler, gündelik pratiklerin yapıyı nasıl taşıdığını ve yeniden ürettiğini göstermekte güçlüdür. Ayıranlar ise uzun dönemli değişimi ve yapı ile eylemin zaman içindeki karşılıklı etkisini evre evre izlemekte güçlüdür.
Zayıflıklar da aynı ölçüde belirgindir. Yapıdan başlayanlar değişimi, eylemden başlayanlar kalıcılığı açıklamakta zorlanır. Birleştirenler, yapı ile eylemin ayrı ağırlığını ölçmeyi zorlaştırır. Ayıranlar ise yapıyı insanlardan bağımsız bir nesne gibi gösterme riski taşır.
Ölçüt nerede yanlış çalışıyor
Yapı ile fail sorusunu bir karşılaştırma tablosu içinde ele almak da bazı sorunlar doğurur.
Birincisi, soru çoğu zaman gereğinden soyut kurulur. Gerçek araştırmalarda soru, yapının mı failin mi önemli olduğu değil, belirli bir durumda hangi koşulların hangi eylemlere hangi ölçüde alan açtığıdır. Soyut bir tartışma, bu somut soruyu gölgeleyebilir.
İkincisi, faillik çoğu zaman yalnız bireylere atfedilir. Oysa sendikalar, dernekler, şirketler ve toplumsal hareketler gibi kolektif aktörler de faillik taşır. Kolektif failliği ihmal eden bir tartışma, değişimin önemli bir kaynağını gözden kaçırır.
Üçüncüsü, yapı ile fail tartışması Batılı, bireyci bir insan anlayışını örtük olarak varsayabilir. Failliği ailelere, topluluklara ya da akrabalık ağlarına yayılmış olarak gören toplumlarda, bireysel seçim ile yapısal kısıt arasındaki karşıtlık farklı biçimlerde yaşanır.
Kuramsal mercekler
Bu dört aileyi araştırmada kullanmanın üç yolu var.
Açıklama gücü okuması, hangi ailenin belirli bir olguyu daha iyi açıkladığını sorar ve rakip açıklamaları aynı veriler üzerinde sınamaya çalışır.
Siyasal sonuçlar okuması, her cevabın siyasal çıkarımlarına bakar: yapıyı öne çıkaran açıklamalar çoğu zaman kurumsal reformu, eylemi öne çıkaran açıklamalar ise bireysel sorumluluğu ve fırsat eşitliğini savunan politikalarla yan yana düşer.
Sentez okuması ise ailelerin birbirinden öğrenebileceği şeyleri arar: bir araştırmacı, kalıcılığı açıklamak için yapısal kavramları, beklenmedik yolları açıklamak için eylem kavramlarını birlikte kullanabilir; ama bunu yaparken iki tutumun varsayımlarını açıkça tartışmalıdır.
Bayram sofrasındaki beş açıklama, bu dört ailenin gündelik hayattaki karşılıklarıdır: babanın çalışkanlık vurgusu iradeciliğe, amcanın ailenin kararlarına yaptığı vurgu yapısal bir açıklamaya, Cem'in ailenin ihtiyacına yaptığı vurgu ise koşullar içinde verilen bir karara yakındır.
Ölçek
Tek bir hayat ölçeğinde soru, bir insanın yolunun hangi noktalarında seçimlerin, hangi noktalarında koşulların belirleyici olduğudur. Yaşam öyküleri, bu noktaları görmek için elverişli bir malzemedir.
Kurum ölçeğinde soru, bir kurumun kurallarının ve kaynaklarının, içinde çalışanlara ne kadar hareket alanı bıraktığı ve çalışanların bu alanı nasıl kullandığıdır.
Toplum ölçeğinde ise soru, büyük toplumsal değişimlerin, örneğin kentleşmenin ya da kadınların çalışma hayatına girişinin, yapısal dönüşümlerle mi yoksa milyonlarca insanın tek tek verdiği kararların birikmesiyle mi açıklanacağıdır.
Türkiye'de kendi göbeğini kendin kes
Esnaftan emekliye, pek çok insanın ağzında dolaşan bir söz var: «kendi göbeğini kendin kes». Söz, bir insanın başkalarından, aileden, devletten ya da kurumlardan yardım beklemeden kendi işini kendisinin görmesi gerektiğini anlatır. Aynı söz, bazen övgüyle, kendi ayakları üzerinde duran bir insanın gücünü anlatmak için; bazen de yakınmayla, kimsenin kimseye yardım etmediği bir ortamı eleştirmek için kullanılır.
Bu söz, yapı ile fail tartışmasının gündelik bir biçimidir. İradeci bir okuma, sözü bireysel sorumluluğun ve girişimciliğin bir ifadesi olarak görür. Yapısal bir okuma ise sözün, kurumsal güvencelerin zayıf olduğu, insanların işsizlik, hastalık ya da yaşlılık karşısında büyük ölçüde kendi kaynaklarına ve ailelerine dayanmak zorunda kaldığı bir ortamın ürünü olduğunu vurgular. Birleştirici bir okuma, sözün hem bu koşulları yansıttığını hem de insanlar onu tekrarladıkça, dayanışma beklentilerini zayıflatarak aynı koşulları yeniden ürettiğini gösterir.
Sözün kullanımı da eşit dağılmamıştır. Göbeğini kendi kesebilmek, bir sermayeye, bir mesleğe, bir sağlık durumuna ve bir çevreye sahip olmayı gerektirir. Bu kaynakları olmayanlar için söz, bir öneriden çok bir suçlama gibi işleyebilir. Sosyal güvenlik sistemlerinin daha kapsamlı olduğu bazı Kuzey Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında, bu tür sözlerin gündelik dildeki ağırlığı, bireylerin kendi başlarına ne kadar yük taşımak zorunda kaldığına dair bir ipucu verir.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Yapı ile fail arasındaki ağırlığa dair iddialar, üç ayrı araştırma kurgusuyla sınanır.
Yaygın hatalar
Aklında kalsın
- Yapı ile fail sorusu, toplumsal düzenliliklerin ve değişimin birlikte nasıl açıklanacağı sorusudur ve her kuşak onu yeniden sorar.
- Yapıdan başlayan kuramlar kalıcılığı açıklamakta güçlüdür, ama yapısal belirlenimcilik değişimi ve farklı yolları açıklamakta zorlanır.
- Wrong'un eleştirdiği aşırı toplumsallaşmış insan anlayışı, toplumsallaşmanın hiçbir zaman tamamlanmış olmadığını hatırlatır.
- Eylemden başlayan kuramlar bireysel stratejileri ve yaratıcılığı iyi görür, ama iradecilik seçimlerin koşullarını hafife alabilir.
- Birleştirenler eylemi ve yapıyı tek bir sürecin içinde düşünür; ayıranlar ise ikisini analizde ayırıp zaman içindeki etkileşimlerini izler.
- Emirbayer ve Mische'ye göre faillik, geçmişe dönük yineleme, geleceğe dönük tasarı ve şimdiye dönük pratik değerlendirme olmak üzere üç zaman yönelimi taşır.
- Türkiye'de «kendi göbeğini kendin kes» sözü, hem failliğin gururunu hem de kurumsal güvencelerin zayıflığını taşıyan gündelik bir yapı ile fail kuramıdır.
Sonraki derse köprü
Yapı ile fail sorusunun yakın bir akrabası daha var. Bir toplumda doğum oranının düşmesi, bir mahallenin ayrışması ya da bir ekonomik krizin yayılması gibi büyük ölçekli olgular, tek tek insanların küçük ölçekli kararlarından ve etkileşimlerinden nasıl ortaya çıkar? Tersine, büyük ölçekli koşullar, bir ailenin mutfağındaki konuşmaya nasıl yansır? Kimi sosyologlar bireysel eylemlerin toplanarak büyük sonuçlar ürettiği zincirleri çizmeye çalıştı; kimileri büyük yapıları, sayısız küçük karşılaşmanın ve ritüelin birikimi olarak gördü. Sonraki ders, mikro ile makro arasında bağ kurmanın farklı stratejilerini karşılaştırıyor.