Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Her kuram, toplumsal dünyada neyin var olduğuna dair örtük bir liste taşır; bu listeye ontolojik taahhüt denir.
- Durkheim toplumsal olgulara, Weber anlamlı eyleme, Marx üretim ilişkilerine, etkileşimciler anlam süreçlerine, Bourdieu ilişkisel konumlara, Foucault söylem ve pratiklere dayanır.
- Toplumsal inşacılık, insanların kurduğu kategorilerin gerçek sonuçlar doğurduğunu vurgular; inşa edilmiş olan gerçek dışı değildir.
- Doğalcılık, toplumsal dünyanın doğa bilimlerine benzer biçimde incelenebileceğini savunur; bilginin incelediği şeyi değiştirebilmesi, ona yöneltilen güçlü bir itirazdır.
- Kapsayıcı yasa, mekanizma ve açıklayıcı anlamanın yanında, sosyolojide işlevsel ve niyetsel açıklamalar da sık kullanılır.
- İşlevsel açıklama, işlevin olguyu nasıl sürdürdüğünü gösteren bir mekanizmaya ihtiyaç duyar; niyetsel açıklama ise alışkanlıkları ve istenmeyen sonuçları hafife alma riski taşır.
- Türkiye'de «devlet baba» ifadesi, devletin ne olduğu sorusuna farklı kuramların nasıl farklı ontolojik cevaplar verdiğini gösterir.
Açılış sahnesi
Yüksek lisans öğrencisi Deniz, kuram dersinin dönem ödevi için büyük bir kâğıda bir tablo çiziyor. Sütunlara, dönem boyunca okudukları kuramcıların adlarını yazıyor: Durkheim, Weber, Marx, Mead, Bourdieu, Foucault. Satırlara üç soru koyuyor: bu kuramcıya göre toplumsal dünya neyden oluşur, onu nasıl bilebiliriz ve bir şeyi açıkladığında ne tür bir açıklama yapar?
İlk sütunlar kolay dolar gibi görünüyor. Durkheim için «toplumsal olgular, bireylerin dışında ve üstünde», «istatistik ve dışsal göstergeler», «neden ve işlev» yazıyor. Weber için «anlamlı eylemde bulunan bireyler», «anlama ve karşılaştırma», «nedensel yeterlilik». Sonra Foucault sütununa geliyor ve duruyor. Toplumsal dünya neyden oluşur sorusuna «söylemler ve pratikler» yazıyor. Ama açıklama satırında kalem havada kalıyor. Foucault bir şeyin nedenini mi gösteriyor, bir işlevini mi buluyor, yoksa bambaşka bir şey mi yapıyor?
Ertesi gün hocasına tabloyu gösteriyor. Hoca, boş hücreye uzun uzun bakıyor ve gülümsüyor: «Bu boşluk, tablonun en iyi yeri. Bir kuramın bir satıra sığmaması, o satırın sorusunun o kuram için yanlış kurulmuş olabileceğini gösterir.»
Bu derste ne olacak
Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.
Bu ders, kuram karşılaştırma laboratuvarının ilk dersidir. Önceki ünitede beş çağdaş kuramı aynı vakaya uyguladık ve kuramların yalnız farklı ayrıntıları görmediğini, farklı varsayımlarla işlediğini fark ettik. Bu derste bu varsayımları sistemli biçimde çıkarmayı öğreneceğiz.
Yöntem derslerinde ontolojiyi, toplumsal dünyanın neyden oluştuğu üzerine düşünme; epistemolojiyi ise bu dünya hakkında neyin geçerli bilgi sayılacağı üzerine düşünme olarak tanımlamıştık. Orada bu kavramları araştırma tutumları, yani pozitivizm, yorumculuk, eleştirel realizm ve pragmatizm üzerinden işledik. Burada aynı kavramları kuramları karşılaştırmak için bir araç olarak kullanacağız ve üçüncü bir soru ekleyeceğiz: kuramlar hangi tür açıklamalar üretir?
Sıfır noktası — her kuramın bir envanteri var
Her kuram, açıkça söylesin ya da söylemesin, dünyada neyin var olduğuna dair bir liste taşır. Bu listeyi görmek, kuramı anlamanın en kısa yoludur.
Deniz'in tablosundaki ilk satır, aslında bu taahhütleri çıkarma çabasıdır. Durkheim, toplumsal olguları bireylerin toplamına indirgenemeyen gerçeklikler olarak alır. Weber için temel birim, başkalarını hesaba katarak anlamlı biçimde eyleyen bireydir. Marx'ta temel olan, insanların üretim sürecinde girdiği ilişkilerdir. Mead ve sembolik etkileşimciler, anlamların etkileşim içinde kurulduğu süreçleri temel alır. Bourdieu ilişkisel bir ontolojiyle çalışır: bir konumun değeri, başka konumlarla ilişkisinden gelir. Foucault ise söylemleri ve pratikleri, yani neyin söylenebilir ve yapılabilir olduğunu belirleyen düzenleri inceler.
Temel derslerde tanıştığımız yöntemsel bireycilik ve yöntemsel bütüncülük, bu taahhütlerin iki ucunu adlandırıyordu. Laboratuvarda göreceğimiz gibi, çoğu çağdaş kuram bu iki ucun arasında bir yer arar.
Mekanizma — üç soru, üç satır
Birinci soru: toplumsal dünya neyden oluşur? Bu sorunun en tartışmalı cevaplarından biri, toplumsal gerçekliğin insanlar tarafından kurulduğu fikridir.
İkinci soru: bu dünyayı nasıl bilebiliriz? Bu soru, sosyolojinin doğa bilimlerine ne kadar benzeyebileceği tartışmasına bağlanır.
Doğalcılığa yöneltilen en güçlü itirazlardan biri, toplumsal dünyada bilginin incelediği şeyi değiştirebilmesidir. Merton'ın kendini gerçekleştiren kehanet adını verdiği durum bunun bilinen bir örneğidir.
Epistemolojik farklar, araştırmacıların hangi kanıtı ciddiye aldığında da görünür.
Açıklama türleri
Üçüncü soru: kuram bir şeyi nasıl açıklar? Yöntem derslerinde, bir olayı genel bir yasanın örneği olarak gösteren kapsayıcı yasa modelini ve olayı üreten süreci adım adım gösteren mekanizma açıklamasını tanımıştık. Weber'le birlikte de açıklayıcı anlamayı, yani eylemin öznel anlamını kavrayarak onun nedenine ulaşmayı görmüştük. Sosyolojide sık kullanılan iki açıklama türü daha vardır.
Foucault'nun sütunundaki boş hücre, bu türlerin hiçbirine tam sığmayan bir açıklama biçimine işaret eder. Foucault, bir kurumun ya da kavramın nedenini ya da işlevini aramak yerine, onun hangi tarihsel koşullarda, hangi söylem ve pratiklerin birleşmesiyle mümkün hâle geldiğini izler. Bu, bir soyağacı çıkarmaya benzer: bugün doğal görünen bir şeyin, tesadüflerle ve mücadelelerle dolu bir geçmişi olduğunu gösterir.
Ölçüt nerede yanlış çalışıyor
Kuramları ontoloji, epistemoloji ve açıklama türü üzerinden karşılaştırmak güçlü bir araçtır, ama sınırları vardır.
Birincisi, kuramcılar çoğu zaman tek bir satıra sığmaz. Weber hem nedensel hem yorumlayıcı açıklamaları birlikte savundu; Durkheim hem işlevsel hem nedensel açıklamalar kullandı. Bir kuramcıyı tek bir hücreye yerleştirmek, onun karmaşıklığını silebilir.
İkincisi, tablo düzenli görünse de, satırlar birbirinden bağımsız değildir. Bir kuramın ontolojisi, epistemolojisini ve açıklama biçimini büyük ölçüde belirler. Söylemleri temel alan bir kuramın, anket verisini birincil kanıt sayması beklenmez.
Üçüncüsü, bu tür karşılaştırmalar, kuramların tarihsel bağlamlarını ve hangi sorulara cevap olarak geliştirildiklerini gözden kaçırabilir. Her kuram, kendi döneminin tartışmalarına verilmiş bir cevaptır.
Kuramsal mercekler
Karşılaştırma tablosunu kullanmanın üç ayrı yolu var.
Haritalama yolu, tabloyu bir harita gibi kullanır: kuramların hangi varsayımları paylaştığını, hangilerinde ayrıldığını gösterir ve öğrencinin kuramlar arasında yolunu bulmasını sağlar.
Eleştiri yolu, tabloyu bir kuramın iç tutarlılığını sınamak için kullanır: bir kuramcının ontolojisi ile açıklama biçimi birbiriyle uyumlu mu, epistemolojisi ontolojisinin gerektirdiği kanıtları toplayabiliyor mu?
Tasarım yolu ise tabloyu kendi araştırmasını kurmak için kullanır: araştırmacı, önce kendi sorusunun hangi ontolojik taahhütleri gerektirdiğini, hangi kanıtları bilgi sayacağını ve ne tür bir açıklama hedeflediğini belirler, sonra buna uygun kuramları seçer.
Deniz'in tablosu, ödevinin ilk hâlinde bir harita; hocasının yorumundan sonra bir eleştiri aracı; tezine başladığında ise bir tasarım rehberi hâline gelecek.
Ölçek
Bir makale ya da ödev ölçeğinde bu üç soru, yazarın hangi varsayımlarla çalıştığını açıkça göstermesini sağlar ve okurun metni daha iyi değerlendirmesine yardım eder.
Bir araştırma programı ölçeğinde, ekip üyelerinin farklı ontolojik ve epistemolojik tutumlarını baştan konuşması, ileride çıkabilecek anlaşmazlıkları önler ve farklı verilerin nasıl birleştirileceğini netleştirir.
Disiplin ölçeğinde ise bu sorular, sosyolojinin neden tek bir kuram etrafında birleşmediğini ve farklı okulların neden aynı olgulara farklı sorular sorduğunu anlamaya yardım eder.
Türkiye'de devlet baba
Türkiye'de gündelik dilde sık kullanılan bir ifade var: «devlet baba». İnsanlar bir yardım beklerken, bir haksızlığa uğradıklarında ya da bir işin yapılmasını isterken devleti bir baba figürü gibi anarlar. Aynı ifade, bazen şefkatli bir koruyucuyu, bazen sert ve ceza veren bir otoriteyi, bazen de her şeyi ondan beklemenin eleştirisini anlatır.
Bu ifade, ontoloji sorusunun somut bir sınamasıdır: devlet dediğimiz şey tam olarak nedir? Durkheim'dan esinlenen bir okuma, devleti toplumun ortak bilincini düşünen ve düzenleyen bir organ olarak görebilir. Weberci bir okuma, devleti belirli bir toprak üzerinde meşru zor kullanma tekelini başarıyla talep eden bir örgüt ve bu örgütün içinde eyleyen memurlar, yöneticiler ve yurttaşlar olarak ele alır. Marksist bir okuma, devleti sınıf ilişkilerinin bir ifadesi olarak görür. Foucault'dan esinlenen bir okuma ise tek bir devlet varlığı aramak yerine, nüfusu yöneten dağınık pratiklere bakar. Toplumsal inşacı bir okuma da «baba» benzetmesinin kendisinin, insanların devletten ne beklediğini ve ona nasıl seslendiğini biçimlendirdiğini vurgular.
Bu okumaların her biri, devlet hakkında farklı sorular sorar ve farklı kanıtlara bakar. Birincisi toplumsal bütünleşmeyi, ikincisi örgütlenmeyi ve meşruiyeti, üçüncüsü çıkar çatışmasını, dördüncüsü yönetim tekniklerini, beşincisi ise dili ve beklentileri inceler. Devleti gündelik dilde daha soğuk ve teknik bir kurum olarak anan başka toplumlarla karşılaştırıldığında, bu metaforun Türkiye'de devlet ile yurttaş arasındaki ilişkiye dair beklentileri nasıl taşıdığı daha açık görünür.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Kuramların örtük varsayımlarını görünür kılmak için üç araştırma kurgusu kullanılır.
Yaygın hatalar
Aklında kalsın
- Her kuram, toplumsal dünyada neyin var olduğuna dair örtük bir liste taşır; bu listeye ontolojik taahhüt denir.
- Durkheim toplumsal olgulara, Weber anlamlı eyleme, Marx üretim ilişkilerine, etkileşimciler anlam süreçlerine, Bourdieu ilişkisel konumlara, Foucault söylem ve pratiklere dayanır.
- Toplumsal inşacılık, insanların kurduğu kategorilerin gerçek sonuçlar doğurduğunu vurgular; inşa edilmiş olan gerçek dışı değildir.
- Doğalcılık, toplumsal dünyanın doğa bilimlerine benzer biçimde incelenebileceğini savunur; bilginin incelediği şeyi değiştirebilmesi, ona yöneltilen güçlü bir itirazdır.
- Kapsayıcı yasa, mekanizma ve açıklayıcı anlamanın yanında, sosyolojide işlevsel ve niyetsel açıklamalar da sık kullanılır.
- İşlevsel açıklama, işlevin olguyu nasıl sürdürdüğünü gösteren bir mekanizmaya ihtiyaç duyar; niyetsel açıklama ise alışkanlıkları ve istenmeyen sonuçları hafife alma riski taşır.
- Türkiye'de «devlet baba» ifadesi, devletin ne olduğu sorusuna farklı kuramların nasıl farklı ontolojik cevaplar verdiğini gösterir.
Sonraki derse köprü
Bu derste kuramları üç soru üzerinden karşılaştırdık: dünyanın neyden oluştuğu, nasıl bilineceği ve nasıl açıklanacağı. Ama sosyoloji tarihinde kuramları gruplamanın daha eski ve daha yaygın bir yolu var. Kuramlar, toplumun nasıl bir arada durduğunu mu, yoksa nasıl çatıştığını mı sorduklarına; insanların davranışlarını dışarıdan gözlenebilen düzenlilikler olarak mı, yoksa içeriden kavranması gereken anlamlar olarak mı ele aldıklarına göre de ayrılır. Bazı çağdaş yaklaşımlar ise ne bireyleri ne de yapıları, aralarındaki ilişkileri temel alır. Sonraki ders, kuramları düzen, çatışma, anlam ve ilişki eksenleri üzerinde konumlandırıyor.