İçeriğe geç

KUR-212-07·Irk, Postkolonyal ve Dekolonyal Kuram

Evrenselcilik, görecilik ve kuramsal çeviri

temel2.395 kelime≈ 16 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Said'e göre kuramlar yolculuk eder; başka bir bağlama taşındıklarında yeni koşullarla karşılaşarak dönüşür.
  2. Kuramsal çeviri, bir kavramın başka bir dile ve bağlama aktarılırken anlamlarının, çağrışımlarının ve varsayımlarının da yeniden kurulmasıdır.
  3. Alatas'ın tutsak zihin kavramı, Batı dışındaki sosyal bilimcilerin Batı kuramlarını eleştirisiz taklit etmesini bir sömürge mirası olarak görür.
  4. Chakrabarty, Avrupa'nın kavramlarını vazgeçilmez ama yetersiz sayar ve onları evrensel ölçü olmaktan çıkarıp taşralaştırmayı önerir.
  5. Connell'in güney kuramı, dünyanın Güney'inde üretilen kuramların da sosyolojinin genel kuramları olarak ciddiye alınmasını ister.
  6. İnsan haklarının evrenselliği tartışmasında, kimin kültür adına konuşabildiği ve hakların farklı kültürlerin kendi değerleri içinden nasıl temellendirilebileceği sorusu belirleyicidir.
  7. Türkiye'de sosyolojinin kavramlarının çevirisi, cemiyetten topluma ve ferdden bireye uzanan bir yolculukta, kavramların çağrışımlarını ve toplumun kendini anlama biçimini değiştirdi.

Açılış sahnesi

Bir yayınevinde çevirmen olarak çalışan Nur, İngilizce yazılmış bir sosyoloji kitabını Türkçeye çeviriyor. Kitabın her sayfasında aynı sözcük geçiyor: community. Nur, ilk bölümde bu sözcüğü cemaat diye çeviriyor. Sonra duraksıyor. Türkçede cemaat, pek çok okur için bir cami cemaatini ya da dinî bir örgütlenmeyi çağrıştırıyor. Yazarın anlattığı ise bir mahallede komşuların birbirine yardım etmesi.

İkinci denemede sözcüğü topluluk diye çeviriyor. Bu kez metin soğuk ve teknik görünüyor; yazarın sözcüğe yüklediği sıcaklık, aidiyet ve dayanışma duygusu kayboluyor. Üçüncü denemede, bağlama göre bazen cemaat, bazen topluluk, bazen de camia diyor. Editörü, bir kavramın kitap boyunca tek bir karşılıkla çevrilmesi gerektiğini hatırlatıyor.

Nur, bir akşam masasında sözlüklerle çevrili otururken, yaptığı işin yalnız bir sözcüğü başka bir dile aktarmak olmadığını fark ediyor. Her seçim, bir toplumda doğmuş bir düşünceyi başka bir toplumun tarihine, diline ve deneyimine yerleştiriyor. Ve her yerleştirme, o düşünceyi biraz değiştiriyor.

Bu derste ne olacak

Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.

Irk ve sömürge mirası üzerine kurulan kurs bu dersle kapanıyor. Temel derslerde evrenselcilik ile kültürel görelilik arasındaki gerilimi, mutlak göreciliğin tehlikesini ve bir toplumun ölçütünü evrensel sanan sahte evrenselliği ele almıştık. Türkiye sosyolojisi kursunda da yerli sosyoloji arayışlarını görmüştük.

Bu ders, bu tartışmayı kuramların kendisine taşıyor. Önce kuramların bir toplumdan ötekine nasıl yolculuk ettiğini ve bu yolculukta nasıl değiştiğini ele alacağız. Sonra Batı dışındaki toplumlarda sosyal bilimlerin, Batı'da üretilen kuramları nasıl aldığına dair eleştirilere, Avrupa'yı evrensel ölçü olmaktan çıkarma önerilerine ve dünyanın farklı bölgelerinden gelen kuramların eşit biçimde tartışılabileceği bir sosyoloji arayışına geçeceğiz.

Sıfır noktası — yolculuk eden kuramlar

Said, yolculuk eden kuramlar üzerine kaleme aldığı ve sık alıntılanan bir denemede, kuramların da insanlar gibi yolculuk ettiğini ileri sürdü.

Kuramların yolculuğu, çoğu zaman dilin yolculuğudur. Bir kavram başka bir dile çevrildiğinde, o dilin kendi tarihinden ve çağrışımlarından gelen yeni anlamlar kazanır.

Mekanizma — tutsak zihin

Malezyalı sosyolog Syed Hussein Alatas, Asya'daki sosyal bilimlerin durumu üzerine yetmişlerin başında kaleme aldığı yazısında, Asya'daki sosyal bilimcilerin çoğunun, Batı'da üretilen kuramları, kavramları ve sorunları eleştirisiz biçimde taklit ettiğini ileri sürdü.

Hindistanlı tarihçi Dipesh Chakrabarty, iki binli yılların başında yayımladığı bir kitapta, Avrupa'nın düşünce tarihinin vazgeçilmez ama yetersiz olduğunu ileri sürdü.

Güneyden kuram

Avustralyalı sosyolog Raewyn Connell, iki binli yılların ortasında yayımladığı bir kitapta, sosyolojinin kurucu kanonunun ve temel kuramlarının neredeyse tamamen Kuzey'in, yani Avrupa ve Kuzey Amerika'nın metropollerinde üretildiğini, Güney'in ise yalnız veri toplanan bir alan olarak görüldüğünü ileri sürdü.

Evrensel değerler tartışması da bu kuramsal tartışmanın bir parçasıdır. Doksanlı yıllarda bazı Asya ülkelerinin yöneticileri, insan haklarının Batı'ya özgü değerler olduğunu, Asya toplumlarının farklı değerler taşıdığını ileri sürdü. Eleştirmenler ise bu söylemin, çoğu zaman yöneticilerin kendi baskıcı uygulamalarını eleştiriden korumak için kullanıldığını, aynı toplumlardaki muhalif hareketlerin de insan haklarını kendi talepleri olarak sahiplendiğini gösterdi.

Sudanlı hukukçu Abdullahi Ahmed An-Na'im gibi düşünürler, insan haklarının farklı kültürlerde meşruiyet kazanabilmesi için, bu hakların o kültürlerin kendi değerleri ve gelenekleri içinden de temellendirilmesi gerektiğini savundu.

Ölçüt nerede yanlış çalışıyor

Kuramların yolculuğu ve evrensellik tartışması, kolayca iki uca savrulabilir.

Birincisi, yerliciliktir. Batı'da üretilen bütün kavramları yabancı ve zararlı sayıp reddetmek, sosyal bilimleri dünyanın geri kalanından koparır ve çoğu zaman milliyetçi ya da dinî bir kapalılığa dönüşür. Alatas'ın kendisi de, tutsak zihnin çözümünün Batı bilgisini reddetmek değil, onunla eleştirel ve yaratıcı bir ilişki kurmak olduğunu vurguladı.

İkincisi, sahte evrenselliğe geri dönmektir. Güney kuramına ve yerel kavramlara açılmayı bir çeşitlilik süsü olarak görüp, kuramların ağırlık merkezini değiştirmemek, eski hiyerarşiyi yeni bir dille sürdürmek anlamına gelebilir.

Üçüncüsü, evrensellik ile göreciliği iki kesin seçenek olarak görmektir. Birçok düşünür, farklı toplumların kendi deneyimlerinden yola çıkarak, birbirleriyle diyalog içinde, ortak ama dışarıdan dayatılmamış değerlere ulaşabileceği ara yollar önerdi.

Kuramsal mercekler

Kuramların dolaşımı üzerine düşünenler üç ayrı soruyla işe başlar.

Bilgi sosyolojisi okuması, kuramların hangi toplumsal koşullarda üretildiğini, hangi kurumlar aracılığıyla dolaştığını ve kimin kuramının genel, kimin kuramının yerel sayıldığını inceler.

Çeviri okuması, kavramların diller arasındaki yolculuğunu, bu yolculukta neyin kazanıldığını ve neyin kaybedildiğini ve çevirmenlerin kavramları nasıl yeniden kurduğunu inceler.

Normatif okuma ise insan hakları, eşitlik ve adalet gibi değerlerin evrensel olup olamayacağını, farklı kültürler arasında nasıl bir diyalog kurulabileceğini ve kimin kültür adına konuşabileceğini sorgular.

Nur'un masasındaki sözlükler bu üç okumanın her birini ayrı bir kapıdan davet eder: community sözcüğünün hangi kentte, hangi sorun için doğduğu, Türkçedeki üç karşılığın her birinin neyi kazandırıp neyi kaybettirdiği ve okurun o sözcükle hangi toplumu düşleyeceği.

Ölçek

Tek bir araştırmacının çalışmasında bu kavramlar, onun hangi kavramları nereden aldığını, bu kavramların kendi sahasına ne ölçüde uyduğunu ve sahasındaki insanların kendi kategorilerini nasıl duyabileceğini sorgulamaya yarar.

Kurumlar düzeyinde kavramlar, üniversitelerin müfredatlarını, dergilerin yayın politikalarını, çeviri tercihlerini ve konferansların düzenini, hangi bilginin merkezde hangi bilginin kenarda durduğu açısından incelemeye yarar.

Gezegenin bütününe bakıldığında kavramlar, bilgi üretiminin Kuzey ile Güney arasındaki eşitsiz dağılımını ve farklı toplumların kuramlarının eşit biçimde tartışılabileceği bir sosyolojinin imkânını sorgular.

Türkiye'de sosyolojinin sözcükleri

Türkiye'de sosyoloji, on dokuzuncu yüzyılın sonunda ve yirminci yüzyılın başında, büyük ölçüde Fransız sosyolojisinin çevirileri ve yorumları üzerinden tanındı. Disiplin önce içtimaiyat adıyla anıldı; Ziya Gökalp gibi düşünürler, Durkheim'ın kavramlarını Osmanlı ve Türk toplumunun sorunlarına uyarlamaya çalıştı. Sonraki yıllarda, dil devrimiyle birlikte, sosyolojinin birçok kavramı için yeni Türkçe karşılıklar önerildi: cemiyet yerine toplum, ferd yerine birey, içtimai yerine toplumsal.

Bu çeviriler, yalnız sözcükleri değil, kavramların çağrışımlarını da değiştirdi. Cemiyet sözcüğü Arapça kökenli ve dinî ve geleneksel çağrışımları olan bir sözcükken, toplum sözcüğü daha tarafsız ve modern bir çağrışım taşıyordu. Batı dillerinden alınan bazı kavramlar ise Türkçede yeni anlamlar kazandı; örneğin Fransızcadan alınan laiklik kavramı, Türkiye'de dinin devlet tarafından düzenlenmesi ve denetlenmesi anlamını da içeren özgül bir biçim aldı ve kaynak dildeki kullanımından farklılaştı.

Bu süreç, kuramsal çevirinin yalnız teknik bir iş olmadığını, bir toplumun kendini nasıl anlayacağına dair bir seçim olduğunu gösterir. Türkiye'de sosyoloji tarihi boyunca, Batı'dan gelen kuramların eleştirisiz aktarılması ile yerli kavramlar geliştirme arayışları arasındaki tartışma, hep canlı kaldı.

Başka ülkelerin sosyoloji tarihleriyle karşılaştırıldığında, Japonya'dan Çin'e ve Arap dünyasına kadar pek çok toplumda, toplum, birey ve sınıf gibi temel kavramların Batı dillerinden yeni sözcüklerle çevrildiği ve bu çevirilerin o toplumların kendilerini düşünme biçimini derinden etkilediği görülür.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Kavramların dolaşımını ölçmek için kullanılan birkaç yol var.

Yaygın hatalar

Aklında kalsın

  1. Said'e göre kuramlar yolculuk eder; başka bir bağlama taşındıklarında yeni koşullarla karşılaşarak dönüşür.
  2. Kuramsal çeviri, bir kavramın başka bir dile ve bağlama aktarılırken anlamlarının, çağrışımlarının ve varsayımlarının da yeniden kurulmasıdır.
  3. Alatas'ın tutsak zihin kavramı, Batı dışındaki sosyal bilimcilerin Batı kuramlarını eleştirisiz taklit etmesini bir sömürge mirası olarak görür.
  4. Chakrabarty, Avrupa'nın kavramlarını vazgeçilmez ama yetersiz sayar ve onları evrensel ölçü olmaktan çıkarıp taşralaştırmayı önerir.
  5. Connell'in güney kuramı, dünyanın Güney'inde üretilen kuramların da sosyolojinin genel kuramları olarak ciddiye alınmasını ister.
  6. İnsan haklarının evrenselliği tartışmasında, kimin kültür adına konuşabildiği ve hakların farklı kültürlerin kendi değerleri içinden nasıl temellendirilebileceği sorusu belirleyicidir.
  7. Türkiye'de sosyolojinin kavramlarının çevirisi, cemiyetten topluma ve ferdden bireye uzanan bir yolculukta, kavramların çağrışımlarını ve toplumun kendini anlama biçimini değiştirdi.

Sonraki derse köprü

Bu kursun son dersi, kuramların toplumlar arasında nasıl yolculuk ettiğini ele aldı. Sonraki kurs, çağdaş sosyolojinin en etkili kuramcılarından birinin, tam da böyle bir yolculukla başlayan çalışmasıyla açılıyor. Bir Fransız sosyolog, ellili yılların ortasında askerlik için gittiği sömürge Cezayir'inde, köylülerin gündelik davranışlarını, onur anlayışlarını ve ekonomik hesaplarını gözlemledi. Orada geliştirdiği kavramları, daha sonra kendi ülkesine, Fransız okullarına, beğenilere ve sınıflara taşıdı. İnsanların bedenlerine işlenmiş eğilimleri, farklı sermaye türlerini ve toplumun birbirinden ayrı oyun alanlarını anlatan bu kavramlar, sosyolojinin temel araçları arasına girdi. Sonraki kurs, Bourdieu ile başlıyor ve ilk ders alan, habitus ve sermaye kavramlarını ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.