İçeriğe geç

KUR-212-06·Irk, Postkolonyal ve Dekolonyal Kuram

Yerli bilgi sistemleri ve bilgi adaleti

temel2.438 kelime≈ 16 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Geleneksel ekolojik bilgi, toplulukların bir çevreyle uzun süreli ilişkisi içinde biriktirdiği, sürekli sınanan ve uyarlanan bilgi, uygulama ve değerler bütünüdür.
  2. Yerli toplulukların bilgisi, orman yangınlarının yönetiminden iklim değişikliğinin izlenmesine kadar birçok alanda bilimsel ölçümleri tamamlayabilir.
  3. Biyokorsanlık, geleneksel bilginin ve biyolojik kaynakların izinsiz ve kazanç paylaşılmadan patentlenmesidir.
  4. Yarar paylaşımı, bu kaynakların ve bilginin kullanımından elde edilen kazancın kaynak topluluklarla paylaşılmasıdır; ama bilgi adaletinin tamamı değildir.
  5. Yorumsal adaletsizlik, bir grubun kendi deneyimini adlandıracak kavramlardan toplumsal olarak yoksun bırakılmasıdır.
  6. Bilgi ekolojisi, farklı bilgi biçimleri arasında hiyerarşi yerine karşılıklı öğrenmeye dayalı bir ilişki önerir.
  7. Türkiye'de atalık tohumları koruma çabaları, yerel bilginin ve biyolojik çeşitliliğin birlikte nasıl yaşatılabileceğini gösterir.

Açılış sahnesi

İç Anadolu'da bir köyde, Hatice Nine'nin kilerinde bez torbalar dizili. Her torbada başka bir tohum var: annesinden kalma bir buğday, kayınvalidesinin getirdiği bir fasulye, komşu köyden takasla aldığı bir kabak. Her yıl hasattan sonra en iyi başakları, en sağlam fasulyeleri seçiyor ve bir sonraki yıl için ayırıyor.

Birkaç yıl önce köye gelen bir tarım danışmanı, köylülere daha verimli olduğu söylenen yeni tohumlar önermiş. Köylülerin çoğu bu tohumlara geçmiş; hasatları gerçekten artmış. Ama her yıl yeni tohum satın almaları, daha çok gübre ve ilaç kullanmaları gerekmiş. Hatice Nine ise kendi tohumlarından vazgeçmemiş; komşuları ona eski kafalı demiş.

Sonra kurak bir yıl gelmiş. Yeni tohumların çoğu susuzluğa dayanamamış; Hatice Nine'nin eski buğdayı ise az da olsa ürün vermiş. O yıl komşular, bir kese tohum almak için teker teker Hatice Nine'nin kapısını çalmış. Hatice Nine, tohumların hangi toprakta, hangi yağmurda, hangi ayda nasıl davrandığını biliyordu. Ama bu bilgi, hiçbir tarım kitabında yazmıyordu.

Bu derste ne olacak

Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.

Bir önceki ders epistemik itaatsizlik çağrısıyla kapanmıştı: Avrupa'da doğmuş bilginin tek ölçü olmadığını söylemek. Bu ders, küçümsenen bu bilgi biçimlerinden birine, yerli ve yerel toplulukların kuşaklar boyunca biriktirdiği bilgi sistemlerine odaklanıyor.

Önce bu bilgi sistemlerinin ne olduğunu ve neden sosyolojinin konusu olduğunu ele alacağız. Sonra bu bilgilerin nasıl sahiplenildiğine ve kimin kazanç sağladığına, bilginin adil bir biçimde tanınması ve paylaşılması sorununa geçeceğiz. Spivak dersindeki epistemik şiddet ile Cooper ve Wells dersinde karşılaştığımız tanıklık adaletsizliği, bu dersin arka planında duruyor. En sonda bu alandaki tartışmaları ve tehlikeleri ele alacağız.

Sıfır noktası — kuşaklar boyunca biriken bilgi

Dünyanın dört bir yanında, yerli ve yerel topluluklar, yaşadıkları toprak, su, iklim, bitki ve hayvanlar hakkında son derece ayrıntılı bilgiler biriktirdi. Bu bilgiler, çoğu zaman yazıya geçirilmeden, sözlü olarak, uygulamayla, hikâyelerle, şarkılarla ve törenlerle kuşaktan kuşağa aktarıldı.

Mekanizma — bilginin sahiplenilmesi

Geleneksel bilgiler, uzun süre bilim dışı, batıl ya da ilkel olarak küçümsendi. Ama yirminci yüzyılın sonlarından itibaren, ilaç, kozmetik ve tarım şirketleri, bu bilgilerin ekonomik değerini fark etti. Bazı şirketler, yerli toplulukların yüzyıllardır kullandığı bitkilerin şifa özelliklerini ya da tohumların niteliklerini inceleyip bu bilgileri kendi buluşları gibi patentlemeye başladı.

Doksanlı yıllarda Hindistan'da yüzyıllardır yara iyileştirmek için kullanılan bir baharatın bu kullanımı, Amerika'da bir patent başvurusuyla sahiplenilmeye çalışıldı. Hint araştırma kurumları, bu kullanımın eski Hint metinlerinde zaten yer aldığını belgeleyince patent iptal edildi. Benzer tartışmalar, Hindistan'daki bir ağacın tohumlarından elde edilen böcek kovucu ürünler ve bir pirinç türü için de yaşandı.

Bu tür olaylara karşı, uluslararası düzeyde, biyolojik kaynakların ve geleneksel bilginin kullanımından elde edilen kazancın kaynak topluluklarla paylaşılmasını öngören düzenlemeler geliştirildi.

Bilgi adaleti

Bilgi sistemleri arasındaki eşitsizlik, yalnız ekonomik bir sorun değildir. İngiliz filozof Miranda Fricker, bilgiyle ilgili adaletsizliklerin iki biçimini ayırdı. Birincisi, dizide daha önce tanımlanan tanıklık adaletsizliğidir: konuşanın kim olduğu yüzünden sözünün hafife alınması. İkincisi ise daha derindir.

Portekizli sosyolog Boaventura de Sousa Santos, Batı biliminin ötekileri küçümsemesini ve yok etmesini, bilgi kıyımı anlamına gelen bir sözcükle adlandırdı. Santos, buna karşı, farklı bilgi biçimlerinin birbirinin yerine geçmeden, birlikte var olabileceği bir yaklaşım önerdi.

Ölçüt nerede yanlış çalışıyor

Yerli bilgi sistemleri üzerine yapılan çalışmalar, bilgi adaleti açısından önemli bir alan açtı; ama bu alanın da tehlikeleri var.

Birincisi, yerli bilgiyi romantikleştirmek ve dondurmaktır. Yerli toplulukları doğayla hep uyum içinde yaşayan, değişmeyen ve saf topluluklar olarak göstermek, onların tarihini, iç tartışmalarını ve modern dünyayla kurdukları ilişkileri görünmez kılar.

İkincisi, yerli bilgiyi yalnız bilimsel olarak doğrulandığı ölçüde değerli saymaktır. Bu yaklaşım, yerli bilgiyi yalnız bir veri kaynağı olarak görür ve onu bilimin diline çevirip içine katarken, onun kendi mantığını, değerlerini ve toplulukla bağını siler.

Üçüncüsü, yarar paylaşımını bilgi adaletinin tamamı saymaktır. Topluluklara bir pay vermek, onların kendi bilgilerini kendi koşullarında sürdürme, bilgilerinin nasıl kullanılacağına karar verme ve kendi topraklarını koruma haklarının yerini tutmaz.

Kuramsal mercekler

Yerli bilgi sistemleri üç farklı yönde tartışılır.

Siyasal iktisat okuması, biyokorsanlığı ve yarar paylaşımını, küresel kapitalizmin doğayı ve bilgiyi metaya dönüştürmesinin bir parçası olarak inceler ve bu sürecin kimin lehine işlediğini sorar.

Bilgi kuramı okuması, Fricker'ın ve Santos'un izinden gider ve farklı bilgi biçimleri arasındaki hiyerarşinin nasıl kurulduğunu, kimin bilgisinin tanındığını ve kimin kavramlarının eksik kaldığını sorgular.

Çevre okuması ise geleneksel ekolojik bilginin iklim değişikliği, biyolojik çeşitliliğin korunması ve doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimi için sunduğu katkılara odaklanır ve bu bilginin taşıyıcılarının karar süreçlerine katılmasını savunur.

Hatice Nine'nin kilerindeki tohum torbaları bu okumaların her birinden başka bir yüzle görünür: bir şirketin patentlemek isteyebileceği bir kaynak, hiçbir kitapta yazmayan bir bilgi ve kurak yıllara karşı bir sigorta.

Ölçek

Tek bir insanın hayatında bu kavramlar, onun ailesinden ve çevresinden öğrendiği bilgilerin okulda, hastanede ya da resmî kurumlarda nasıl karşılandığını ve bu bilgilerin ne zaman değerli, ne zaman batıl sayıldığını görmeye yarar.

Kurumlar düzeyinde kavramlar, üniversitelerin, hastanelerin, tarım kuruluşlarının ve şirketlerin yerli ve yerel bilgiyle nasıl bir ilişki kurduğunu, bu bilgiyi nasıl kullandığını ya da sildiğini incelemeye yarar.

Uluslararası düzeyde ise kavramlar, patent rejimlerinin, biyolojik çeşitlilik anlaşmalarının ve yerli hakları bildirgelerinin bilginin küresel dağılımını nasıl biçimlendirdiğini sorgular.

Türkiye'de atalık tohum

Türkiye, pek çok tarım bitkisinin yabani atalarının ve eski çeşitlerinin bulunduğu bir coğrafyada yer alır. Kuşaklar boyunca köylüler, kendi tohumlarını seçip saklayarak, yerel iklime ve toprağa uyum sağlamış buğday, arpa, fasulye ve sebze çeşitleri geliştirdi. Bu tohumlara halk arasında atalık tohum ya da yerel tohum denir.

Yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren, daha verimli olduğu söylenen yeni ve melez tohumların yaygınlaşmasıyla, yerel tohumların önemli bir kısmı tarlalardan çekildi. İki binli yılların ortasında çıkarılan bir tohumculuk yasası, tohum ticaretini kayıt ve sertifika sistemine bağladı. Yasayı savunanlar, bu düzenlemenin tohum kalitesini güvence altına aldığını ve çiftçiyi sahte tohumlardan koruduğunu vurguladı. Eleştirenler ise kayıtlı olmayan yerel tohumların alınıp satılmasının zorlaştığını ve bunun yerel çeşitlerin kaybolmasını hızlandırabileceğini ileri sürdü.

Son yıllarda bazı dernekler, kooperatifler ve belediyeler, yerel tohumları koruyan tohum bankaları kuruyor ve köylülerin tohumlarını birbirleriyle paylaştığı tohum takas şenlikleri düzenliyor. Bu şenliklerde, tohumların yanı sıra, onların nasıl ekileceği, hangi toprakta nasıl yetiştiği ve hangi yemeklerde kullanıldığı bilgisi de paylaşılıyor.

Başka ülkelerdeki tohum politikalarıyla karşılaştırıldığında, çiftçilerin kendi tohumlarını saklama, takas etme ve satma haklarının farklı biçimlerde düzenlendiği ve bu düzenlemelerin yerel çeşitlerin yaşatılması üzerinde belirleyici bir etkisi olduğu görülür.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Bu dersin önermeleri, farklı kurulumlarla incelenir.

Yaygın hatalar

Aklında kalsın

  1. Geleneksel ekolojik bilgi, toplulukların bir çevreyle uzun süreli ilişkisi içinde biriktirdiği, sürekli sınanan ve uyarlanan bilgi, uygulama ve değerler bütünüdür.
  2. Yerli toplulukların bilgisi, orman yangınlarının yönetiminden iklim değişikliğinin izlenmesine kadar birçok alanda bilimsel ölçümleri tamamlayabilir.
  3. Biyokorsanlık, geleneksel bilginin ve biyolojik kaynakların izinsiz ve kazanç paylaşılmadan patentlenmesidir.
  4. Yarar paylaşımı, bu kaynakların ve bilginin kullanımından elde edilen kazancın kaynak topluluklarla paylaşılmasıdır; ama bilgi adaletinin tamamı değildir.
  5. Yorumsal adaletsizlik, bir grubun kendi deneyimini adlandıracak kavramlardan toplumsal olarak yoksun bırakılmasıdır.
  6. Bilgi ekolojisi, farklı bilgi biçimleri arasında hiyerarşi yerine karşılıklı öğrenmeye dayalı bir ilişki önerir.
  7. Türkiye'de atalık tohumları koruma çabaları, yerel bilginin ve biyolojik çeşitliliğin birlikte nasıl yaşatılabileceğini gösterir.

Sonraki derse köprü

Bu kurs boyunca, ırkın, sömürgeciliğin ve Avrupa merkezciliğin bilgi üretimini nasıl biçimlendirdiğini gördük. Ama bu eleştiriler, yeni ve zor bir soruyu da gündeme getiriyor. Eğer her bilgi belirli bir konumdan, belirli bir toplumdan ve belirli bir tarihten doğuyorsa, farklı toplumlar için geçerli ortak bir bilgi mümkün mü? İnsan hakları, eşitlik ya da özgürlük gibi değerler evrensel mi, yoksa her kültür kendi değerlerini mi taşır? Ve bir toplumda doğmuş bir kuram, başka bir topluma taşındığında ne olur? Sonraki ders, bu kursun son dersi olarak, evrenselcilik ile görecilik arasındaki tartışmayı ve kuramların toplumlar arasında nasıl çevrilebileceğini ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.