Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Said, Batı'nın Doğu hakkında ürettiği bilginin sömürge yönetimiyle ve egemenlikle iç içe geçtiğini göstererek oryantalizmi bir söylem ve kurumsal yapı olarak tanımladı.
- Said, bilgi ile iktidarın ayrılmazlığını Foucault'dan, bir düşünme biçiminin sağduyuya dönüşmesini Gramsci'den aldı.
- Hayalî coğrafya, dünyanın biz ve onlar olarak bölündüğü ve Doğu'nun tek bir özü olan bir bütün olarak tasavvur edildiği zihinsel haritadır.
- Kontrpuan okuma, bir kültürel eseri merkezinin yanında sessizce varsaydığı sömürge ilişkileriyle birlikte okumaktır.
- Kendini oryantalize etme, Batı'nın Doğu imgelerinin Doğulular tarafından içselleştirilmesi ve yeniden sahnelenmesidir.
- Oksidentalizm, Batı'nın tek parça, maddeci ve ahlaken çökmüş bir bütün olarak betimlenmesidir; oryantalizmin ters yüz edilmiş aynası gibi işleyebilir.
- Türkiye'nin oryantalizmle ilişkisi iki yönlüdür: hem Batı'nın bakışının nesnesi olmuş hem de kendi çevresine benzer bir bakışla yaklaşmıştır.
Açılış sahnesi
Ankara'dan bir Avrupa kentine değişim öğrencisi olarak giden Zeynep, ilk haftasında bir öğrenci partisine katılıyor. Yeni tanıştığı arkadaşları merakla sorular soruyor: Türkiye'de kadınlar okuyabiliyor mu, ailesi onun buraya gelmesine nasıl izin verdi, evde deve besliyorlar mı, harem hâlâ var mı? Biri, Zeynep'in başörtüsü takmamasına şaşırıyor; bir başkası, onun ne kadar Avrupalı göründüğünü söylüyor, bir iltifat olarak.
Zeynep önce gülüyor, sonra sabırla anlatmaya çalışıyor. Ama birkaç hafta sonra, bir kültür gecesinde Türkiye'yi tanıtması istendiğinde, kendini bambaşka bir şey yaparken buluyor: masaya lokum ve nazar boncukları koyuyor, bir derviş fotoğrafı asıyor, kahve falı bakıyor. Arkadaşları çok memnun. Zeynep ise gece eve dönerken, kendi ülkesini anlatırken onlara zaten bildiklerini düşündükleri Doğu'yu sunduğunu fark ediyor.
Bu Doğu imgesi nereden geliyordu? Zeynep'in arkadaşları Türkiye'yi hiç görmemişti; ama onun hakkında kesin bilgilere sahip olduklarını düşünüyorlardı. Bu bilgiler, yüzyıllardır yazılan kitaplardan, resimlerden, gezi notlarından ve haberlerden birikmişti.
Bu derste ne olacak
Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.
Önceki derste Fanon'un sömürgeciliğin sömürgeleştirilenlerin bedenlerini ve bilinçlerini nasıl biçimlendirdiğini gösterdiğini gördük. Bu ders, sömürgeciliğin bir başka boyutuna, bilgi ve temsil boyutuna odaklanıyor. Filistin kökenli Amerikalı edebiyat eleştirmeni Edward Said, yetmişli yılların sonunda yayımladığı bir kitapla, Doğu hakkında yazılan bilimsel ve edebî metinlerin, Doğu'yu yöneten güçlerin işine nasıl yaradığını gösterdi.
Önce Said'in oryantalizm kavramını ve bu kavramı kurarken yararlandığı düşünürleri ele alacağız. Sonra Doğu'nun nasıl bir hayal coğrafyası olarak kurulduğuna, oryantalist bilginin edebiyat, bilim ve siyaset arasında nasıl dolaştığına ve temsil edilenlerin bu temsilleri nasıl içselleştirebildiğine geçeceğiz. En sonda Said'e yöneltilen eleştirileri tartışacağız.
Sıfır noktası — bir sürgünün kitabı
Said, İngiliz yönetimi altındaki Kudüs'te, Hristiyan Filistinli bir ailede doğdu. Ailesi, İsrail devletinin kuruluşu sırasında Kahire'ye taşındı. Said, gençliğinde Amerika'ya gitti, orada edebiyat okudu ve New York'taki bir üniversitede ömrünün sonuna kadar karşılaştırmalı edebiyat hocalığı yaptı. Aynı zamanda Filistin davasının dünyadaki en tanınmış sözcülerinden biri oldu.
Said, yetmişli yılların sonunda yayımladığı oryantalizm üzerine kitabında, Avrupa'nın, özellikle İngiltere ve Fransa'nın, on sekizinci yüzyılın sonundan itibaren Doğu hakkında ürettiği bilgiyi inceledi. Bu bilginin kaynakları çeşitliydi: dil bilimciler, tarihçiler, gezginler, romancılar, ressamlar, sömürge yöneticileri ve askerler. Said'e göre bu farklı kaynaklar, birbirini besleyen ve güçlendiren tutarlı bir söylem oluşturuyordu.
Said, bu kavramı kurarken iki düşünürden yararlandı. Fransız düşünür Michel Foucault'dan, bilgi ile iktidarın birbirinden ayrılamayacağı ve söylemlerin, yani belirli bir konu hakkında neyin söylenebileceğini düzenleyen kurallar bütününün, iktidar ilişkilerini hem yansıttığı hem de ürettiği fikrini aldı. Çatışma kursunda gördüğümüz Gramsci'den ise hegemonya kavramını ödünç aldı: oryantalizm, yalnız zorla değil, Batılıların ve kimi zaman Doğuluların kendilerinin de doğal kabul ettiği bir sağduyu olarak işliyordu.
Mekanizma — hayal edilen bir coğrafya
Said'e göre Doğu, haritadaki bir bölgeden çok, Batı'nın zihninde kurulan bir yerdi.
Said, oryantalist bilginin çoğu zaman bir sefer, bir işgal ya da bir yönetim projesiyle birlikte geldiğini gösterdi. Napolyon'un on sekizinci yüzyılın sonunda Mısır'a düzenlediği sefere, askerlerin yanı sıra çok sayıda bilim insanı, dil bilimci ve ressam katıldı. Bu bilim insanlarının hazırladığı çok ciltli eser, Mısır'ı Avrupa için bilinir, sınıflandırılabilir ve yönetilebilir bir ülke hâline getirdi.
Temsil ve kültür
Said, sonraki büyük kitabında, oryantalizmin yalnız doğrudan Doğu'yu anlatan metinlerde değil, Avrupa kültürünün en sevilen ve en masum görünen eserlerinde de iz bıraktığını gösterdi. Ona göre büyük Avrupa romanlarının çoğunda, sömürgeler arka planda, bir servetin kaynağı, bir kahramanın gidip döndüğü uzak bir yer olarak sessizce bulunuyordu.
Said'e göre oryantalist temsiller, zamanla temsil edilenler tarafından da içselleştirilebiliyordu. Doğulular, kendilerini Batı'nın gözünden görmeye, Batı'nın onlar hakkında söylediklerini kendileri hakkında tekrarlamaya ve kimi zaman bu imgeleri kendi çıkarları için sahnelemeye başlayabiliyordu.
Ölçüt nerede yanlış çalışıyor
Said'in kitabı, sosyal bilimlerde ve beşerî bilimlerde bir dönüm noktası oldu; ama güçlü eleştirilere de konu oldu.
Birincisi, Batı'yı tek parça bir bütün olarak sunmasıdır. Eleştirmenler, Said'in oryantalizmi eleştirirken Batı'yı da tek bir özü olan bir bütün olarak betimlediğini, Batılı düşünürler arasındaki farklılıkları ve oryantalist geleneğin içindeki çeşitliliği gözden kaçırdığını ileri sürdü. Bazıları, Said'in İngiliz ve Fransız oryantalizmine odaklanarak, doğrudan sömürge gücü olmayan Alman oryantalistlerini dışarıda bıraktığını vurguladı.
Bu yazının yaptığı şeyin de bir adı vardır.
İkincisi, Doğuluların etkinliğini görmezden gelme eleştirisidir. Bazı eleştirmenler, Said'in Doğuluları yalnız temsil edilen, konuşulan ve edilgen bir nesne olarak gösterdiğini, onların oryantalist bilgiye nasıl direndiğini, onu nasıl kendi amaçları için kullandığını ve kendi temsillerini nasıl ürettiğini yeterince göstermediğini ileri sürdü.
Üçüncüsü, oryantalizmin kendisinin Batı'ya özgü olmadığıdır. Güçlü devletler ve imparatorluklar, kendi çevrelerindeki halkları da benzer biçimlerde, geri, vahşi ve medenileştirilmeye muhtaç olarak betimleyebilir.
Kuramsal mercekler
Said'in oryantalizmi üç farklı yönde okunur.
Foucault'ya yaslanan okuma, oryantalizmi, Doğu hakkında neyin söylenebileceğini düzenleyen ve iktidarla iç içe geçmiş bir söylem olarak inceler.
Siyasal okuma, oryantalizmin sömürgecilikle, emperyalizmle ve bugünkü dış politikalarla ilişkisine odaklanır ve Doğu hakkındaki bilginin askerî ve siyasal kararlarda nasıl kullanıldığını sorgular.
Kültürel okuma ise romanlarda, resimlerde, reklamlarda ve gündelik temsillerde Doğu'nun nasıl sunulduğunu ve bu temsillerin hem Batılılar hem de Doğulular tarafından nasıl alımlandığını inceler.
Zeynep'in kültür gecesindeki masasına bu okumalar sırayla şunları sorar: masaya konan nesneler hangi söylemin içinden seçildi, bu söylem kimin çıkarına hizmet ediyor ve Zeynep bu imgeleri neden ve nasıl yeniden üretti?
Ölçek
Bir insanın deneyiminde oryantalizm, başka bir ülkede ya da kendi ülkesinde, kendisine yöneltilen sorularda, iltifatlarda ve beklentilerde, onu tek bir imgeye indirgeyen bir bakış olarak hissedilir.
Kurumlar düzeyinde kavram, üniversitelerin, müzelerin, haber kuruluşlarının ve düşünce kuruluşlarının Doğu hakkında nasıl bilgi ürettiğini, bu bilginin kimler tarafından finanse edildiğini ve nasıl kullanıldığını incelemeye yarar.
Devletler arası ilişkiler düzeyinde ise kavram, hayalî coğrafyaların dış politika kararlarını, askerî müdahaleleri ve göç politikalarını nasıl biçimlendirdiğini sorgular.
Türkiye'de iki yönlü bakış
Türkiye'nin oryantalizmle ilişkisi iki yönlüdür. Bir yandan Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye, yüzyıllar boyunca Avrupalı gezginlerin, ressamların ve yazarların Doğu imgesinin merkezinde yer aldı. Harem, hamam, sultan ve derviş imgeleri, Avrupa'nın Doğu tasavvurunun temel öğeleriydi. Bugün turizm sektörü, bu imgelerin bir kısmını kendini oryantalize ederek yeniden sahneler.
Öte yandan bazı tarihçiler, on dokuzuncu yüzyılın sonunda, modernleşme reformlarını yürüten Osmanlı yöneticilerinin de imparatorluğun kendi çevresindeki halklara, özellikle Arap vilayetlerindeki ve kırsal bölgelerdeki topluluklara, benzer bir bakışla yaklaştığını ileri sürdü. Bu yöneticilerin raporlarında, göçebe aşiretler ve uzak vilayetlerin halkları, geri kalmış, medenileştirilmesi ve eğitilmesi gereken topluluklar olarak betimlendi. Bu tarihçiler, bu yaklaşıma Osmanlı oryantalizmi adını verdi.
Bu iki yönlü bakış, Said'in oryantalizm kavramının yalnız Batı ile Doğu arasında değil, merkez ile çevre arasındaki her ilişkide işleyebileceğini gösterir. Bir toplum, bir yandan başkalarının oryantalist bakışının nesnesi olurken, öbür yandan kendi çevresine benzer bir bakışla yaklaşabilir.
Başka imparatorlukların ve ulus devletlerin kendi çevreleriyle ilişkileri karşılaştırıldığında, merkezin çevreyi geri, vahşi ve medenileştirilmeye muhtaç olarak betimlemesinin, farklı coğrafyalarda ve dönemlerde tekrarlanan bir örüntü olduğu görülür.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Said'in önermeleri, farklı kurulumlarla incelenir.
Yaygın hatalar
Aklında kalsın
- Said, Batı'nın Doğu hakkında ürettiği bilginin sömürge yönetimiyle ve egemenlikle iç içe geçtiğini göstererek oryantalizmi bir söylem ve kurumsal yapı olarak tanımladı.
- Said, bilgi ile iktidarın ayrılmazlığını Foucault'dan, bir düşünme biçiminin sağduyuya dönüşmesini Gramsci'den aldı.
- Hayalî coğrafya, dünyanın biz ve onlar olarak bölündüğü ve Doğu'nun tek bir özü olan bir bütün olarak tasavvur edildiği zihinsel haritadır.
- Kontrpuan okuma, bir kültürel eseri merkezinin yanında sessizce varsaydığı sömürge ilişkileriyle birlikte okumaktır.
- Kendini oryantalize etme, Batı'nın Doğu imgelerinin Doğulular tarafından içselleştirilmesi ve yeniden sahnelenmesidir.
- Oksidentalizm, Batı'nın tek parça, maddeci ve ahlaken çökmüş bir bütün olarak betimlenmesidir; oryantalizmin ters yüz edilmiş aynası gibi işleyebilir.
- Türkiye'nin oryantalizmle ilişkisi iki yönlüdür: hem Batı'nın bakışının nesnesi olmuş hem de kendi çevresine benzer bir bakışla yaklaşmıştır.
Sonraki derse köprü
Said, oryantalist bilginin Doğu'yu konuşan, betimleyen ve temsil eden bir söylem olduğunu gösterdi. Ama bu eleştiri, yeni bir soruyu da gündeme getirdi: eğer temsil edilenler hep başkaları tarafından konuşuluyorsa, kendileri konuşabilir mi? Konuşsalar bile, sesleri duyulabilir mi? Hindistan kökenli bir kuramcı, sömürge arşivlerinde ve sömürgecilik karşıtı hareketlerin söylemlerinde, en alttakilerin, özellikle yoksul kadınların sesinin nasıl kaybolduğunu sordu. Başka bir kuramcı ise sömürgeleştirilenlerin sömürgecinin dilini ve davranışlarını taklit ederken onu nasıl farkında olmadan yerinden oynattığını ve iki kültür arasında melez bir alan açtığını ileri sürdü. Sonraki ders, Spivak'ı, Bhabha'yı ve maduniyet tartışmalarını ele alıyor.