İçeriğe geç

KUR-212-01·Irk, Postkolonyal ve Dekolonyal Kuram

Irkın toplumsal kuruluşu ve ırksallaştırma

temel2.542 kelime≈ 17 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. İnsanlığı bedensel özelliklere göre büyük gruplara bölüp hiyerarşiye sokan modern ırk fikri, sömürgecilik ve Atlantik köle ticaretiyle birlikte biçimlendi.
  2. Bilimsel ırkçılık, ırklar arasında doğal bir hiyerarşi olduğunu kanıtlamaya çalıştı; sonraki bilimsel çalışmalar bu iddiaları çürüttü.
  3. Genetik çeşitliliğin çok büyük kısmı ırk denilen grupların arasında değil, içinde bulunur.
  4. Irk, biyolojik olarak keskin sınırlara karşılık gelmeyen, ama sonuçları son derece gerçek olan bir toplumsal kategoridir.
  5. Irksal oluşum, ırk kategorilerinin toplumsal, ekonomik ve siyasal güçlerle yaratıldığı ve dönüştürüldüğü tarihsel süreçtir.
  6. Kurumsal ırkçılık, niyetten bağımsız olarak kurumların olağan işleyişiyle sürer; renk körü ırkçılık ise ırkı görmemeyi eşitsizliği sürdürmenin bir aracına dönüştürür.
  7. Türkiye'deki Afro-Türklerin deneyimi, ırksallaştırmanın ırk sözcüğü kullanılmadan da işleyebileceğini gösterir.

Açılış sahnesi

Bir aile sofrasında, emekli bir öğretmen olan Haluk Bey, oğlunun hediye ettiği genetik soy testinin sonuçlarını okuyor. Tabloya göre atalarının büyük kısmı Anadolu'dan, bir kısmı Kafkasya'dan, bir kısmı Balkanlardan, küçük bir parçası da Kuzey Afrika'dan geliyor.

Masada bir tartışma başlıyor. Haluk Bey'in kardeşi, bu sonuçların saçmalık olduğunu, ailenin yüzyıllardır aynı köyden geldiğini söylüyor. Kızı, Kuzey Afrika kısmına takılıyor ve gülerek babasına artık Afrikalı sayılıp sayılmayacağını soruyor. Torun, okulda öğrendiği bir bilgiyi hatırlatıyor: bütün insanların ataları zaten Afrika'dan çıkmış. Haluk Bey'in eşi ise yıllar önce, dayısının esmer olduğu için askerde Arap diye çağrıldığını anlatıyor.

Tartışma bir saat sürüyor ve sonuçta kimse ikna olmuyor. Ama masadaki herkes, bir şeyi sezgiyle fark ediyor: ten rengi, köken ve ırk hakkında konuştukları şeylerin çoğu, genlerden çok, onları kimin, nerede ve nasıl gördüğüyle ilgili.

Bu derste ne olacak

Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.

Bu dersle yeni bir kurs açılıyor: konusu, insanları bedenlerine ve kökenlerine göre sıralayan düzenler ve bu düzenlerin sömürge geçmişiyle bağı. Kurucu sesler kursunda Du Bois'nın renk çizgisi, peçe ve çifte bilinç kavramlarını ve bir insana ırksal bir anlam yüklenmesi süreci olarak ırkçılaştırmayı görmüştük. Temel derslerde de etnisiteyi, ortak bir köken iddiası etrafında kurulan ilişkisel bir aidiyet olarak tanımlamıştık.

Bu ders, bu temeller üzerine, ırkın nasıl bir toplumsal kategori olarak kurulduğunu daha ayrıntılı biçimde ele alıyor. Önce ırk fikrinin tarihsel olarak nasıl ortaya çıktığını ve bilimin bu fikri nasıl desteklediğini, sonra sosyologların ırkı nasıl bir toplumsal kuruluş olarak açıkladığını göreceğiz. Ardından ırkçılığın bireysel önyargının ötesinde kurumlarda ve görünürde tarafsız düzenlemelerde nasıl işlediğine geçeceğiz.

Sıfır noktası — bir fikrin tarihi

İnsanlar tarih boyunca birbirlerini farklı topluluklara, dinlere, dillere ve soylara göre ayırdı. Ama insanlığı, deri tonu, saç ve burun biçimi gibi bedensel özelliklere göre birkaç büyük ve kalıcı gruba bölen ve bu grupları bir hiyerarşiye yerleştiren modern ırk fikri, büyük ölçüde on altıncı yüzyıldan sonra, Avrupa'nın sömürgeci yayılması ve Atlantik köle ticaretiyle birlikte biçimlendi.

On sekizinci yüzyılda doğa bilimciler, bitkileri ve hayvanları sınıflandırdıkları gibi insanları da sınıflandırmaya başladı. İsveçli doğa bilimci Linnaeus insanları kıtalara göre gruplara ayırdı ve her gruba bedensel özelliklerin yanında karakter özellikleri de yükledi. Alman bir hekim, Blumenbach, insanlığı beş ırka böldü ve bunlardan birine Kafkas adını verdi. On dokuzuncu yüzyılda bazı bilim insanları kafatası ölçümleriyle bu ırklar arasında zihinsel bir hiyerarşi olduğunu kanıtlamaya çalıştı.

Yirminci yüzyılın ikinci yarısında genetik araştırmalar, insanlar arasındaki genetik çeşitliliğin çok büyük kısmının, ırk denilen grupların arasında değil, bu grupların içinde bulunduğunu gösterdi. Ten rengi gibi görünür özellikler, genetik çeşitliliğin çok küçük bir kısmını yansıtır ve bu özellikler kademeli olarak değişir; keskin sınırlar çizmez.

Mekanizma — ırk bir toplumsal kuruluştur

Irkın biyolojik olarak keskin gruplara karşılık gelmemesi, onun gerçek olmadığı anlamına gelmez. Sosyologlar, ırkın toplumsal bir gerçeklik olduğunu, insanların hayatlarını, fırsatlarını ve ilişkilerini derinden biçimlendirdiğini vurgular.

Irkın bir toplumsal kuruluş olduğunun en açık kanıtlarından biri, ırk kategorilerinin ülkeden ülkeye ve dönemden döneme değişmesidir. Bir ülkede siyah sayılan biri, başka bir ülkede karışık ya da beyaz sayılabilir. Bir ülkenin nüfus sayımında on yıl önce var olmayan bir ırk kategorisi, bir sonraki sayımda ortaya çıkabilir.

Amerikalı sosyologlar Michael Omi ve Howard Winant, seksenli yılların ortasında yayımladıkları bir kitapta, ırkın nasıl kurulduğunu açıklamak için bir kavram önerdi.

Kurucu sesler kursunda tanımladığımız ırkçılaştırma, bu projelerin bir grubu nasıl ırksal bir kategoriye dönüştürdüğünü anlatır. Tarihte, önceden ırk olarak görülmeyen bazı gruplar, göç, savaş ya da ekonomik rekabet dönemlerinde ırkçılaştırılmış, bazıları ise zamanla egemen kategorinin içine alınmıştır.

Kurumların ırkçılığı

Irkçılık çoğu zaman bireylerin önyargıları ve açık düşmanlığı olarak düşünülür. Ama sosyologlar, ırkçılığın kurumların işleyişine yerleşebildiğini ve kimsenin açıkça ırkçı niyet taşımadığı durumlarda bile sürebildiğini gösterdi.

Amerikalı sosyolog Eduardo Bonilla-Silva, iki binli yılların başında, ırkçılığın yeni bir biçimini adlandırdı: açık ırkçılığın toplumsal olarak kabul görmediği dönemlerde, ırk hakkında konuşmamanın kendisinin eşitsizliği sürdüren bir araç hâline gelmesi.

Ölçüt nerede yanlış çalışıyor

Irkın toplumsal bir kuruluş olduğu fikri, sosyolojinin en güçlü sonuçlarından biridir; ama sık sık yanlış anlaşılır.

Birincisi, toplumsal bir kuruluşu gerçek dışı bir şey saymaktır. Irk biyolojik olarak keskin gruplara karşılık gelmese de, insanların hayatını, sağlığını, gelirini ve güvenliğini gerçek biçimde etkiler. Toplumsal olarak kurulmuş olmak, önemsiz ya da kolayca ortadan kaldırılabilir olmak demek değildir.

İkincisi, ırk ile etnisiteyi birbirinin yerine kullanmaktır. İkisi iç içe geçebilir; ama etnisite daha çok ortak köken, dil ve kültür iddiasına, ırk ise daha çok bedensel özelliklere dayanan ve dışarıdan yüklenen bir hiyerarşiye işaret eder.

Üçüncüsü, ırk kavramını yalnız Amerika'ya ya da Avrupa'ya özgü saymaktır. Irksallaştırma süreçleri, farklı toplumlarda farklı biçimlerde, çoğu zaman ırk sözcüğü hiç kullanılmadan da işleyebilir.

Kuramsal mercekler

Irkın toplumsal kuruluşu üç farklı yönde okunur.

Tarihsel okuma, ırk fikrinin sömürgecilik, kölelik ve modern devletin nüfus yönetimiyle birlikte nasıl ortaya çıktığını ve dönüştüğünü inceler.

Kurumsal okuma, ırkçılığın yasalarda, işgücü piyasasında, konutta, eğitimde ve ceza adaletinde nasıl işlediğini ve bireysel niyetlerden bağımsız olarak nasıl sürdüğünü sorgular.

Gündelik okuma ise ırkın yüz yüze karşılaşmalarda, bakışlarda, sorularda ve şakalarda nasıl yeniden üretildiğine odaklanır.

Haluk Bey'in sofrasında üç okumanın her birine malzeme çıkıyor: genetik bir test tablosu, bir ordu koğuşunda takılan bir lakap ve bir ailenin kendini nereye ait gördüğü, ırkın üç farklı yüzü.

Ölçek

Tek bir kişinin gündelik karşılaşmalarında kavramlar, o kişinin hangi sorularla karşılaştığını, nasıl çağrıldığını ve kendini nereye ait gördüğünü anlamaya yarar.

Bankalar, okullar, emniyet teşkilatları ve işyerleri düzeyinde kavramlar, görünürde tarafsız kuralların belirli gruplar aleyhine nasıl sistemli sonuçlar ürettiğini incelemeye yarar.

Uluslar ve dünya düzeyinde ise kavramlar, ırk kategorilerinin sömürgecilik, göç ve ulus inşası süreçlerinde nasıl kurulduğunu ve devletlerin nüfuslarını nasıl sınıflandırdığını sorgular.

Türkiye'de Afro-Türkler

Türkiye'de ırk kavramı çoğu zaman Amerika'ya ya da Avrupa'ya ait bir mesele olarak görülür. Ama Osmanlı döneminde Afrika'dan getirilen ve özellikle Ege kıyılarında, İzmir, Ayvalık ve çevresindeki köylerde yerleşen kölelerin torunları, bugün de Türkiye'de yaşıyor. Bu topluluk, köleliğin kaldırılmasından sonra da uzun süre görünmez kaldı. Topluluğun üyeleri, gündelik dilde Arap diye çağrıldı; siyah tenli olanlar, doğup büyüdükleri kentlerde bile sık sık nereli olduklarını sorgulayan sorularla karşılaştı.

İki binli yıllarda, topluluğun bir üyesinin öncülüğünde Afro-Türklerin tarihini ve kültürünü araştıran ve koruyan bir dernek kuruldu. Dernek, Osmanlı döneminde İzmir'de Afrika kökenli topluluğun düzenlediği ve zamanla unutulan bir bahar şenliğini, dana bayramını yeniden canlandırdı. Bu çalışma, Türkiye'de ırk ve köken konusunun da bir tarihi olduğunu, ama bu tarihin çoğu zaman sessizlikle geçiştirildiğini gösterdi.

Irksallaştırma açısından Afro-Türklerin deneyimi, bir kategorinin ırk sözcüğü kullanılmadan da işleyebileceğini gösterir. Siyah ten, gündelik karşılaşmalarda yabancılığın, uzaklığın ve kimi zaman aşağılanmanın bir işareti olarak okunabilir; ama bu okuma çoğu zaman ırkçılık olarak adlandırılmaz, bir merak ya da bir şaka olarak geçiştirilir.

Başka ülkelerde de kölelik tarihinin torunlarının durumu karşılaştırıldığında, bu tarihin bazı ülkelerde kamusal tartışmanın merkezinde yer aldığı, bazılarında ise uzun süre sessizlikle örtüldüğü görülür; bu sessizlik, ırksallaştırmanın sürmesini engellemez, yalnız onu adlandırmayı zorlaştırır.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Irkın toplumsal kuruluşuna dair önermeler, farklı kurulumlarla sınanır.

Yaygın hatalar

Aklında kalsın

  1. İnsanlığı bedensel özelliklere göre büyük gruplara bölüp hiyerarşiye sokan modern ırk fikri, sömürgecilik ve Atlantik köle ticaretiyle birlikte biçimlendi.
  2. Bilimsel ırkçılık, ırklar arasında doğal bir hiyerarşi olduğunu kanıtlamaya çalıştı; sonraki bilimsel çalışmalar bu iddiaları çürüttü.
  3. Genetik çeşitliliğin çok büyük kısmı ırk denilen grupların arasında değil, içinde bulunur.
  4. Irk, biyolojik olarak keskin sınırlara karşılık gelmeyen, ama sonuçları son derece gerçek olan bir toplumsal kategoridir.
  5. Irksal oluşum, ırk kategorilerinin toplumsal, ekonomik ve siyasal güçlerle yaratıldığı ve dönüştürüldüğü tarihsel süreçtir.
  6. Kurumsal ırkçılık, niyetten bağımsız olarak kurumların olağan işleyişiyle sürer; renk körü ırkçılık ise ırkı görmemeyi eşitsizliği sürdürmenin bir aracına dönüştürür.
  7. Türkiye'deki Afro-Türklerin deneyimi, ırksallaştırmanın ırk sözcüğü kullanılmadan da işleyebileceğini gösterir.

Sonraki derse köprü

Du Bois, siyah Amerikalıların kendilerine hep başkalarının gözünden bakmak zorunda kaldığını, iki bilinç arasında bölündüğünü yazmıştı. Yarım yüzyıl sonra, Karayipler'deki bir Fransız sömürgesinde doğmuş bir psikiyatr, bu deneyimi sömürgeciliğin bütün dünyasına taşıdı. Bir gün sokakta bir çocuğun onu parmağıyla göstererek annesine söylediği bir cümleyle, kendi bedeninin başkalarının bakışında nasıl bir nesneye dönüştüğünü anlattı. Sömürgeciliğin yalnız toprakları ve emeği değil, sömürgeleştirilenlerin zihinlerini ve bedenlerini de nasıl biçimlendirdiğini sordu. Sonraki ders, Du Bois'ya dönerek Frantz Fanon'u ve sömürge öznesini ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.