Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Kesişimsellik, Sojourner Truth'tan Combahee Nehri Kolektifi'ne uzanan bir siyah feminist düşünce geleneğinden doğdu.
- Eşzamanlı ezilme, farklı baskı biçimlerinin bir insanın hayatında aynı anda ve birbirine kenetlenmiş biçimde yaşandığını anlatır.
- Crenshaw, kavşak metaforuyla tek eksenli hukukun kesişim noktasındaki insanları koruyamadığını gösterdi.
- Yapısal kesişimsellik kurumların tasarımından, siyasal kesişimsellik ise tek eksenli hareketlerin arasında kalmaktan doğan dezavantajı anlatır.
- Collins'e göre içerideki yabancı, egemen grubun dünyasını içeriden bilen ama ona hiçbir zaman tam ait olmayan bir bakış noktasına sahiptir.
- Tahakküm matrisi, farklı baskı eksenlerinin farklı alanlarda birbirine kenetlenerek örgütlendiği bütündür; denetleyici imgeler bu matrisi doğal gösterir.
- Türkiye'de başörtülü kadınların deneyimi, tek eksenli siyasal çerçevelerin arasında kalan bir konumun örneği olarak tartışılmıştır.
Açılış sahnesi
Bir sanayi kentinde, genç bir kadın aylardır iş arıyor. Lise mezunu, bilgisayar kullanmayı biliyor, düzgün bir özgeçmişi var. Kentin çeperindeki eski bir mahallede, küçük bir etnik azınlığın yaşadığı sokaklarda büyümüş.
Başvurduğu büyük bir lojistik firmasının insan kaynakları müdürü, firmada ayrımcılık yapılmadığını gururla anlatıyor. Ofiste çalışanların çoğu kadın; kadınlara karşı bir önyargıları yok. Depoda da genç kadının mahallesinden birçok erkek çalışıyor; o topluluğa karşı da bir önyargıları yok. Ama ofisteki kadınların hepsi kentin merkezî semtlerinden, depodaki işçilerin hepsi erkek. Genç kadının başvurusu, ne ofise ne de depoya uygun görülüyor.
Genç kadın, bir hukuk bürosuna danışıyor. Avukat, iki soru soruyor: firma kadınları işe almıyor mu? Alıyor. Firma sizin topluluğunuzdan kimseyi işe almıyor mu? Alıyor. Avukat omuz silkiyor: ayrımcılığı kanıtlamak zor. Genç kadın büroyu terk ederken, kendisinin iki sorunun da arasına düştüğünü, ama iki sorudan hiçbirinin onun durumunu kapsamadığını düşünüyor.
Bu derste ne olacak
Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.
Temel derslerde kesişimselliği, birden çok eşitsizlik ekseninin bir araya geldiği yerde ayrı eksenlerin toplamından farklı bir konumun ortaya çıkması olarak tanımlamış, iki ekseni toplayarak sonucu bulmaya çalışmanın toplama yanılgısı olduğunu görmüştük. Görünmezleştirilen gelenekler dersinde de Anna Julia Cooper ve Ida B. Wells'in bu düşüncenin erken örneklerini verdiğini ele almıştık.
Bu ders, kesişimsellik kavramının nereden geldiğini, onu geliştiren siyah feminist düşünürleri ve onların sosyolojiye kazandırdığı kavramları ele alıyor. Önce on dokuzuncu yüzyıldan yetmişli yıllara uzanan bir gelenek çizgisini, sonra kavrama adını veren hukukçuyu ve kesişimselliği bir kurama dönüştüren sosyoloğu göreceğiz. En sonda kavrama yöneltilen eleştirileri tartışacağız.
Sıfır noktası — ben kadın değil miyim
On dokuzuncu yüzyılın ortasında Amerika'da, köleliğe karşı mücadele eden ve kadın hakları hareketine katılan eski bir köle kadın, Sojourner Truth, bir kadın hakları toplantısında bir konuşma yaptı. Konuşmanın sonradan en çok bilinen biçimi, ben kadın değil miyim sorusu etrafında kurulur: kadınların narin olduğu ve korunmaya muhtaç olduğu söylenirken, tarlada erkekler kadar çalışan, kırbaçlanan ve çocukları satılan bir kadın nereye düşüyordu? Bu konuşmanın bugün bilinen metninin, yıllar sonra başka biri tarafından yeniden yazıldığı ve Truth'un kendi sözlerinden farklı olduğu da bilinmektedir. Ama soru, siyah kadınların kadın kategorisinden de, siyahlar kategorisinden de dışarıda kaldığı bir deneyimi yakalıyordu.
Yetmişli yıllarda Boston'da bir araya gelen siyah feminist bir kadın grubu, Combahee Nehri Kolektifi, bu deneyimi siyasal bir bildiride dile getirdi. Grup, ırkçılığın, cinsiyetçiliğin, heteroseksizmin ve sınıf baskısının birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini, siyah kadınların bu baskıları aynı anda yaşadığını savundu.
Seksenli yılların başında bell hooks, feminist hareketin, varlıklı ve beyaz kadınların dertlerini bütün kadınların derdi gibi sunduğunu, siyah özgürlük hareketinin ise siyah erkeklerin deneyimini merkeze aldığını gösteren kitaplar yazdı. Onun başlıklarından biri, Truth'un sorusunu yeniden soruyordu.
Mekanizma — kavşaktaki kaza
Kavrama bugünkü adını veren, Amerikalı hukuk kuramcısı Kimberlé Crenshaw oldu. Crenshaw, seksenli yılların sonunda yayımladığı bir makalede, açılış sahnesine çok benzeyen bir davayı inceledi. Bir otomobil şirketine karşı dava açan siyah kadınlar, şirketin siyah kadınları işe almadığını ileri sürmüştü. Mahkeme ise davayı iki ayrı soruya böldü: şirket kadınları işe alıyor muydu? Alıyordu, ama beyaz kadınları ofis işlerine. Şirket siyahları işe alıyor muydu? Alıyordu, ama siyah erkekleri fabrika işlerine. Mahkeme, siyah kadınların ayrı bir grup olarak ayrımcılığa uğradığını kabul etmedi.
Crenshaw, bu durumu bir kavşak metaforuyla anlattı: bir kavşakta meydana gelen bir kaza, bir yoldan gelen araçlardan da, öteki yoldan gelen araçlardan da kaynaklanabilir; ama kavşakta duran biri, her iki yönden gelen trafiğin tehlikesine birden açıktır. Hukuk, bu kavşakta durdukları için yaralanan insanları, yalnız bir yoldan gelen trafiğe bakarak koruyamazdı.
Crenshaw, sonraki bir makalesinde kesişimselliğin farklı düzeylerde işlediğini gösterdi.
Tahakkümün matrisi
Amerikalı sosyolog Patricia Hill Collins, siyah feminist düşünce üzerine doksanların başında çıkan kitabıyla, siyah feminist düşünceyi sistemli bir sosyolojik kurama dönüştürdü. Görünmezleştirilen gelenekler dersinde tanımladığımız duruş noktası kavramını, siyah kadınların deneyimine dayanarak geliştirdi.
Collins, daha önce yazdığı bir makalede, beyaz ailelerin evlerinde uzun yıllar ev işçisi olarak çalışmış siyah kadınların özel bir bakış noktasına sahip olduğunu ileri sürmüştü.
Collins, farklı baskı biçimlerinin birbirine kenetlenerek örgütlendiği yapıyı da adlandırdı.
Collins, siyah kadınları belirli kalıplara hapseden ve onların ezilmesini doğal ve kaçınılmaz gösteren imgelerin de bu matrisin bir parçası olduğunu gösterdi.
Ölçüt nerede yanlış çalışıyor
Kesişimsellik, sosyolojinin en çok kullanılan kavramlarından biri hâline geldi; ama bu yaygınlık, bazı sorunları da beraberinde getirdi.
Birincisi, kavramın kökeninden koparılmasıdır. Kesişimsellik, siyah kadınların somut deneyiminden ve bu deneyimi görünmez kılan hukuki ve siyasal düzeneklerin eleştirisinden doğdu. Kavram, her türlü çeşitliliği anlatan genel bir sözcüğe dönüştürüldüğünde, bu eleştirel gücünü yitirebilir.
İkincisi, sonsuz bölünme sorunudur. Her kesişim yeni alt gruplar yaratır ve sonunda her birey kendi başına bir kategoriye dönüşebilir. Eleştirmenler, bu durumun ortak siyasal eylemi zorlaştırabileceğini ve araştırmayı yönetilemez hâle getirebileceğini ileri sürer.
Üçüncüsü, kimlik ile yapı arasındaki karışıklıktır. Kesişimsellik bazen yalnız bireylerin çoklu kimlikleri olarak anlaşılır; oysa Crenshaw ve Collins'in vurgusu, bu kimlikleri eşitsizliğe dönüştüren kurumlar ve yapılar üzerindeydi.
Kuramsal mercekler
Kesişimsellik üç farklı biçimde kullanılır.
Hukuki ve siyasal kullanım, Crenshaw'ın izinden gider ve kesişimselliği, tek eksen üzerine kurulu yasaların, kurumların ve hareketlerin dışarıda bıraktığı insanları görünür kılmak için bir eleştiri aracı olarak kullanır.
Kuramsal kullanım, Collins'in tahakküm matrisi kavramından yola çıkar ve farklı baskı biçimlerinin toplumun farklı alanlarında nasıl birbirine kenetlendiğini inceler.
Yöntemsel kullanım ise kesişimselliği araştırma tasarımının bir ilkesi hâline getirir: verilerin tek eksene göre değil, kesişen gruplara göre çözümlenmesini ve kesişimlerdeki farklılıkların ayrıca incelenmesini önerir.
Açılış sahnesindeki genç kadının avukatla yaptığı konuşma bu üç kullanımı birden sınar: onun sorunu bir yasa boşluğu mudur, bir tahakküm matrisinin kesişim noktası mı, yoksa ayrımcılığı ölçen araçların tek eksenli tasarımı mı?
Ölçek
Bir insanın hayatında kesişimsellik, aynı kişinin farklı ortamlarda farklı konumlarda bulunduğunu ve bu konumların birbirini nasıl etkilediğini görmeye yarar.
Bir kurumun işleyişinde kavram, işe alım, terfi, hizmet sunumu ve şikâyet süreçlerinin tek eksen üzerine kurulu olup olmadığını ve kesişim noktalarındaki insanları nasıl dışarıda bıraktığını incelemeye yarar.
Toplumsal hareketler ve siyaset düzeyinde ise kavram, farklı hareketlerin kimleri temsil ettiğini, kimlerin sesinin iki hareketin arasında kaybolduğunu ve farklı mücadelelerin nasıl bir araya gelebileceğini sorgular.
Türkiye'de başörtülü kadınlar
Türkiye'de bir dönem, üniversitelerde ve kamu kurumlarında başörtüsüyle öğrenim görmek ve çalışmak kısıtlandı. Bu kısıtlamalar iki binli yılların ikinci on yılına doğru büyük ölçüde kaldırıldı. Kısıtlamaların sürdüğü dönemde, başörtülü kadınların deneyimi, kesişimsellik kavramının Türkiye'deki tartışmalardan biri oldu.
Bu kadınlar, bir yandan dinî kimlikleri nedeniyle kamusal alanda kısıtlamalarla karşılaştı; öte yandan kadın olarak, kendi dinî ve muhafazakâr çevrelerinde de sınırlamalarla karşılaşabiliyordu. Kısıtlamalara karşı çıkan muhafazakâr çevrelerin önemli bir kısmı, meseleyi daha çok bir din özgürlüğü sorunu olarak ele alırken, başörtülü kadınların kendi toplulukları içindeki konumlarını çoğu zaman gündeme getirmedi. Feminist çevreler ise bu konuda bölündü: kimileri kısıtlamalara karşı başörtülü kadınlarla dayanışma gösterdi, kimileri başörtüsünü ataerkil bir düzenin simgesi olarak gördü.
Bu tartışmalar, Crenshaw'ın siyasal kesişimsellik dediği şeyin somut bir örneğini sunar: başörtülü kadınların deneyimi, dinî özgürlük hareketlerinin de, bazı feminist çevrelerin de tek eksenli çerçevelerine tam olarak uymuyordu. Bazı başörtülü kadınlar, bu deneyimden yola çıkarak hem kendi toplulukları içindeki eşitsizlikleri hem de kamusal alandaki dışlanmayı birlikte eleştiren yazılar ve örgütler ortaya koydu.
Farklı ülkelerde dinî kıyafetlere yönelik düzenlemeler karşılaştırıldığında, bu düzenlemelerin çoğu zaman özellikle kadınları etkilediği ve din, cinsiyet ve kimi zaman göçmenlik eksenlerinin kesiştiği bir alanda tartışıldığı görülür.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Kesişimselliğin önermeleri, farklı kurulumlarla incelenir.
Yaygın hatalar
Aklında kalsın
- Kesişimsellik, Sojourner Truth'tan Combahee Nehri Kolektifi'ne uzanan bir siyah feminist düşünce geleneğinden doğdu.
- Eşzamanlı ezilme, farklı baskı biçimlerinin bir insanın hayatında aynı anda ve birbirine kenetlenmiş biçimde yaşandığını anlatır.
- Crenshaw, kavşak metaforuyla tek eksenli hukukun kesişim noktasındaki insanları koruyamadığını gösterdi.
- Yapısal kesişimsellik kurumların tasarımından, siyasal kesişimsellik ise tek eksenli hareketlerin arasında kalmaktan doğan dezavantajı anlatır.
- Collins'e göre içerideki yabancı, egemen grubun dünyasını içeriden bilen ama ona hiçbir zaman tam ait olmayan bir bakış noktasına sahiptir.
- Tahakküm matrisi, farklı baskı eksenlerinin farklı alanlarda birbirine kenetlenerek örgütlendiği bütündür; denetleyici imgeler bu matrisi doğal gösterir.
- Türkiye'de başörtülü kadınların deneyimi, tek eksenli siyasal çerçevelerin arasında kalan bir konumun örneği olarak tartışılmıştır.
Sonraki derse köprü
Kesişimsellik, kadın ve erkek gibi kategorilerin içindeki farklılıkları görünür kıldı. Ama bazı düşünürler daha köklü bir soru sordu: kadın ve erkek kategorilerinin kendisi, bedenin doğal bir gerçeği mi, yoksa sürekli tekrarlanan davranışlarla, konuşmalarla ve kurallarla üretilen bir şey mi? Toplumun, insanların arzularını ve ilişkilerini tek bir kalıba göre düzenleyen ve bu kalıbın dışındakileri anormal sayan beklentileri nereden geliyor? Amerikalı bir filozof, toplumsal cinsiyetin bir öz değil, sürekli tekrarlanan bir performans olduğunu ileri sürdü. Sonraki ders queer kuramı, heteronormativiteyi ve performativiteyi ele alıyor.