Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Schutz, Husserl'in fenomenolojisini Weber'in anlamacı sosyolojisiyle birleştirerek gündelik dünyanın yapısını inceledi.
- Doğal tutumda insanlar dünyanın göründüğü gibi var olduğunu ve başkalarının da aynı dünyayı paylaştığını sorgulamadan kabul eder.
- Tipleştirme, insanların nesneleri, kişileri ve durumları genel tiplere yerleştirerek tanımasıdır; dünyayı öngörülebilir kılar ama farklılıkları görünmez yapabilir.
- Eldeki bilgi stoku, büyük kısmı başkalarından devralınmış tipleştirmelerden ve tariflerden oluşan, çelişkili ama pratik açıdan yeterli bir birikimdir.
- Öznelerarasılık, başkalarıyla ortak bir dünyayı paylaştığımıza dair sorgulanmayan temel kabuldür.
- Amaç güdüsü eylemi geleceğe, çünkü güdüsü geçmişe bağlar; insan gün içinde farklı anlam alanlarına girip çıkar.
- Türkiye'deki arzuhalciden dijital hizmet görevlisine uzanan değişim, gündelik bilgi stoku ile kurumların bilgisi arasındaki aracıların önemini gösterir.
Açılış sahnesi
Küçük bir ilçedeki banka şubesine yeni atanan genç bir memur, ilk sabahını veznede geçiriyor. Yanındaki gişede, otuz yıldır aynı şubede çalışan Kadriye Hanım oturuyor.
Kapı açıldığında Kadriye Hanım, müşteri daha ağzını açmadan işleme hazırlanıyor. Başörtülü yaşlı bir kadın geliyor: emekli maaşı, ayın bu günü, yarısını çekip yarısını bırakır. Ardından eli nasırlı bir adam: çiftçi, hasat sonu, kredi taksiti yatıracak ve bir de faiz soracak. Sonra takım elbiseli bir genç: yeni gelmiş bir memur, hesap açtıracak ve hangi kartın aidatsız olduğunu soracak. Kadriye Hanım üçünde de yanılmıyor. Hiçbirini tek tek tanımıyor; ama her birinin ne tür bir müşteri olduğunu biliyor.
Genç memur ise her müşteriye baştan sorular soruyor, formları tek tek gösteriyor, bir işlemi yarıda bırakıp Kadriye Hanım'a danışıyor. Öğle arasında Kadriye Hanım ona gülümsüyor: altı ay sonra sen de kapıdan gireni tanırsın. Genç memur, Kadriye Hanım'ın bildiği şeyin hiçbir el kitabında yazmadığını, ama şubedeki bütün işin onun üzerinde döndüğünü fark ediyor.
Bu derste ne olacak
Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.
Kursun ilk dört dersi, insanların karşılaşmalarda anlamı nasıl kurduğunu ve karşılaşmaların hangi kurallarla yürüdüğünü ele aldı. Bu ders, kursun ikinci geleneğine geçiyor: fenomenolojiye. Soru bu kez şudur: insanlar gündelik dünyanın ne olduğunu, çoğu zaman hiç düşünmeden, nereden ve nasıl bilir?
Önce Alfred Schutz'un kim olduğunu ve fenomenolojiyi felsefeden sosyolojiye nasıl taşıdığını göreceğiz. Sonra gündelik hayattaki sorgulanmayan tutuma, insanların dünyayı tipler aracılığıyla tanımasına, ellerindeki bilgi birikimine ve başkalarıyla ortak bir dünyada yaşadıklarını nasıl varsaydıklarına geçeceğiz. Ardından eylemlerin iki türlü güdüsünü ve insanın gün içinde geçtiği farklı gerçeklik alanlarını ele alacağız. En sonda Schutz'un yaklaşımının sınırlarını tartışacağız.
Sıfır noktası — bankacı filozof
Schutz, Viyana'da doğdu ve orada hukuk okudu. Hayatı boyunca geçimini bir bankanın hukuk danışmanı olarak sağladı; felsefe ve sosyoloji çalışmalarını akşamları ve hafta sonları yürüttü. Otuzlu yılların başında yayımladığı ilk kitabında, Weber'in anlamacı sosyolojisini, Alman filozof Edmund Husserl'in fenomenolojisiyle birleştirmeye çalıştı. Weber, sosyolojinin eylemlerin öznel anlamını anlaması gerektiğini söylemişti; Schutz'a göre ama Weber bu öznel anlamın nasıl oluştuğunu hiç sormamıştı.
Nazi Almanyası'nın Avusturya'yı ilhak etmesinin ardından Schutz, ailesiyle birlikte önce Paris'e, ardından New York'a göç etti. New York'ta bankacılığı sürdürürken bir yandan da göçmen bilim insanlarının kurduğu bir yüksekokulda ders verdi. Göçmenlik deneyimi, onun en tanınmış denemelerine de konu oldu: yeni bir topluma giren yabancı ve uzun bir yokluktan sonra evine dönen kişi üzerine yazdığı yazılar.
Husserl, gündelik deneyimin, bilimin kavramlarından önce gelen ve onlara zemin hazırlayan bir dünya içinde gerçekleştiğini vurgulamıştı. Habermas dersinde yaşam dünyası adıyla karşılaştığımız kavram, Husserl'den Schutz'a, oradan sosyolojiye bu yoldan geçti. Schutz, bu yaşam dünyasının yapısını incelemeyi sosyolojinin temel görevlerinden biri saydı.
Mekanizma — sorgulanmayan dünya
Filozoflar, bilgiye ulaşmak için dünyanın varlığı hakkındaki inançlarını bir kenara bırakmayı, onları paranteze almayı önermişti. Schutz, gündelik hayatta insanların tam tersini yaptığını gözlemledi.
Schutz'a göre doğal tutumun içinde insanlar dünyayı, tek tek nesneler ve kişiler olarak değil, tipler aracılığıyla tanır.
Açılış sahnesindeki Kadriye Hanım'ın bildiği şey, tipleştirmelerin zengin bir birikimidir: emekli, çiftçi, yeni memur. Her tip, bir dizi beklentiyi ve bir dizi hazır davranışı beraberinde getirir.
Eldeki bilgi ve ortak dünya
Schutz, insanların gündelik hayatta kullandığı bilgilerin büyük kısmının kendi deneyimlerinden değil, başkalarından geldiğini vurguladı. Anne babalar, öğretmenler, arkadaşlar ve topluluk, kişiye dünyayı nasıl yorumlayacağına dair hazır bir birikim aktarır.
Schutz'a göre insanlar, başkalarıyla ortak bir dünyada yaşadıklarını da sorgulamadan varsayar. Birinin benim yerimde olsaydı aynı şeyleri göreceğini, benim de onun yerinde olsaydım onun gördüklerini göreceğimi kabul ederim. Schutz bu varsayımlara bakış açılarının karşılıklılığı adını verdi.
Schutz, insanların ortak dünyayı paylaşma biçimlerinin farklı olduğunu da gösterdi. Yüz yüze, aynı zamanı ve mekânı paylaştığımız biz ilişkilerinde, karşımızdakini canlı ve ayrıntılı bir biçimde tanırız. Aynı zamanda yaşadığımız ama doğrudan karşılaşmadığımız çağdaşlarımızı ise yalnız tipler aracılığıyla biliriz. Bizden önce yaşamış öncüllerimizi ve bizden sonra gelecek ardıllarımızı ise daha da soyut tiplerle düşünürüz.
İki güdü, birçok gerçeklik
Schutz, Weber'in eylem çözümlemesini inceltirken, bir eylemin arkasındaki güdüleri iki türe ayırdı.
Schutz, insanın gündelik hayat dışında da farklı gerçeklik alanlarına girip çıktığını vurguladı. Rüya, oyun, sanat, din ve bilim, her biri kendi kuralları ve kendi zaman duygusu olan ayrı anlam alanları oluşturur. Gündelik hayat ise bunların içinde en temel olanıdır; öteki alanlardan hep ona geri dönülür. Bir alandan ötekine geçiş, kısa bir şok gibi yaşanır.
Ölçüt nerede yanlış çalışıyor
Schutz'un fenomenolojisi, gündelik hayatın görünmez temellerini göstermekte güçlüdür. Ama bazı sınırları vardır.
Birincisi, tipleştirmeleri masum ve tarafsız birer düzen aracı olarak görmektir. Tipleştirmeler dünyayı öngörülebilir kılar, ama aynı zamanda önyargıları, kalıp yargıları ve ayrımcılığı da taşıyabilir. Bir tipin kim tarafından ve kimin yararına kurulduğu, Schutz'un yaklaşımında yeterince sorgulanmaz.
İkincisi, gündelik dünyayı herkes için aynı saymaktır. Farklı sınıflardan, cinsiyetlerden ve kültürlerden insanların doğal tutumları ve bilgi stokları birbirinden önemli ölçüde farklıdır. Birinin sorgulamadan kabul ettiği bir dünya, bir başkası için her gün bir mücadele alanı olabilir.
Üçüncüsü, yapıyı ve tarihi paranteze almaktır. Bilgi stokunun nasıl oluştuğunu, hangi kurumların onu aktardığını ve hangi güç ilişkilerinin onu biçimlendirdiğini sormadan, yalnız onun gündelik işleyişini betimlemek, eksik bir çözümleme olur.
Kuramsal mercekler
Schutz'un mirası üç ayrı yoldan sosyolojiye girdi.
Toplumsal inşacı okuma, Schutz'un öğrencilerinden iki sosyoloğun, Peter Berger ile Thomas Luckmann'ın, onun kavramlarını genişlettiği bir yoldur. Bu okumaya göre gerçeklik, insanların tipleştirmeleri ve bilgi stoklarıyla toplumsal olarak kurulur, kurumlara dönüşür ve kuşaktan kuşağa aktarılır.
Etnometodolojik okuma ise, bu kursun bir sonraki dersinde ele alacağımız gibi, Schutz'un sorgulanmayan dünyasının nasıl sürdürüldüğünü, insanların bu dünyayı her an hangi pratik yöntemlerle yeniden ürettiğini soran bir yola sapar.
Anlamacı sosyoloji ise Schutz'u Weber'in bir devamı ve düzelticisi olarak okur. Bu okumaya göre Schutz, Weber'in öznel anlam kavramını daha sağlam bir temele oturttu ve sosyolojik kavramların gündelik hayatın kavramları üzerine kurulan ikinci derece kavramlar olduğunu gösterdi.
Kadriye Hanım'ın vezne başındaki bilgisi, bu üç yolun her birinden farklı görünür: kuşaktan kuşağa aktarılan bir kurumsal bilgi, her gün yeniden uygulanan bir pratik ya da sosyoloğun kendi kavramlarını kurarken üzerine basacağı bir zemin.
Ölçek
Tek bir insanın deneyiminde Schutz'un kavramları, bir durumu nasıl tanıdığımızı, hangi tipleri kullandığımızı ve hangi tariflere başvurduğumuzu fark etmeye yarar.
Bir meslek grubunun, bir kurumun ya da bir mahallenin düzeyinde kavramlar, orada paylaşılan bilgi stokunun nasıl aktarıldığını, yeni gelenlerin bu stoğa nasıl girdiğini ve hangi tipleştirmelerin kurumun gündelik işleyişini taşıdığını incelemek için kullanılır.
Bir toplumun bütününde ise kavramlar, farklı grupların doğal tutumlarının nasıl ayrıştığını ve bir grubun sorgulamadığı dünyanın öteki gruplara nasıl yabancı gelebileceğini anlamaya yarar.
Türkiye'de arzuhalci
Türkiye'de uzun yıllar boyunca adliyelerin, tapu dairelerinin ve belediyelerin önünde, küçük bir masanın arkasında daktilosuyla oturan arzuhalciler vardı. Bir vatandaş bir dilekçe yazmak, bir itirazda bulunmak ya da bir başvuru yapmak istediğinde, onlara gider, derdini anlatır ve karşılığında resmî dile uygun bir metin alırdı.
Schutz'un kavramlarıyla arzuhalci, gündelik hayatın bilgi stoku ile devletin bilgi stoku arasında duran bir aracıdır. Sıradan bir vatandaş, resmî kurumların dilini, biçimlerini ve tariflerini bilmez; arzuhalci ise bu tarifleri bilir. Schutz, bilgiye sahip olma bakımından üç tip ayırmıştı: bir alanın uzmanı, gündelik tariflerle yetinen sokaktaki insan ve arada duran, kendi kanaatini oluşturmak için bilgi arayan iyi haberdar yurttaş. Arzuhalci, vatandaşla uzman arasında bir köprü kuruyordu.
İki binli yıllarla birlikte devlet hizmetlerinin önemli bir kısmı internet üzerinden sunulmaya başlandı. Bir vatandaş, artık birçok başvuruyu evinden, bir şifreyle yapabiliyor. Bu değişim, bilgi stokunun yapısını da değiştirdi: resmî işlemlerin tarifleri artık bir aracıda değil, bir ekranda. Ama bu ekranı kullanabilmek, kendi başına yeni bir tarif bilgisi gerektiriyor.
Başka ülkelerde de devlet hizmetlerinin dijitalleşmesiyle birlikte benzer aracılar ortaya çıkmıştır; bu değişimi karşılaştıran araştırmalar, dijital hizmetlerin bazı gruplar için bilgiye erişimi kolaylaştırırken, yaşlılar ve dijital araçlara erişimi sınırlı olanlar için yeni engeller yaratabildiğini gösterir.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Schutz'un önermeleri, farklı kurulumlarla izlenir.
Yaygın hatalar
Aklında kalsın
- Schutz, Husserl'in fenomenolojisini Weber'in anlamacı sosyolojisiyle birleştirerek gündelik dünyanın yapısını inceledi.
- Doğal tutumda insanlar dünyanın göründüğü gibi var olduğunu ve başkalarının da aynı dünyayı paylaştığını sorgulamadan kabul eder.
- Tipleştirme, insanların nesneleri, kişileri ve durumları genel tiplere yerleştirerek tanımasıdır; dünyayı öngörülebilir kılar ama farklılıkları görünmez yapabilir.
- Eldeki bilgi stoku, büyük kısmı başkalarından devralınmış tipleştirmelerden ve tariflerden oluşan, çelişkili ama pratik açıdan yeterli bir birikimdir.
- Öznelerarasılık, başkalarıyla ortak bir dünyayı paylaştığımıza dair sorgulanmayan temel kabuldür.
- Amaç güdüsü eylemi geleceğe, çünkü güdüsü geçmişe bağlar; insan gün içinde farklı anlam alanlarına girip çıkar.
- Türkiye'deki arzuhalciden dijital hizmet görevlisine uzanan değişim, gündelik bilgi stoku ile kurumların bilgisi arasındaki aracıların önemini gösterir.
Sonraki derse köprü
Schutz, gündelik dünyanın sorgulanmadan kabul edildiğini gösterdi. Ama bu sorgulanmayan dünya kendiliğinden ayakta durmaz; insanlar onu her an, küçük ve fark edilmeyen pratiklerle yeniden kurar. Bu pratikleri görmenin bir yolu, onları bilerek bozmaktır. Amerikalı bir sosyolog, öğrencilerinden kendi evlerinde birer kiracı gibi davranmalarını, sıradan bir sohbette karşılarındakinin her sözünün ne demek istediğini sormalarını istedi ve ortaya çıkan şaşkınlığı, öfkeyi ve karmaşayı kaydetti. Sonraki ders Harold Garfinkel'i ve insanların toplumsal düzeni gündelik olarak üretme yöntemlerini ele alıyor.