Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Goffman, Shetland'daki bir otelde, Washington'daki bir hastanede ve gündelik hayatın sayısız sahnesinde yaptığı gözlemlerle, yüz yüze karşılaşmaların görünmez kurallarını inceledi.
- Tiyatro benzetmesi Goffman için bir iskeledir; dünya bir sahne değil, ama sahnenin kavramları dünyanın bazı yanlarını görünür kılar.
- Yüz çalışması, karşılaşmadaki herkesin birbirinin toplumsal değerini korumak için yaptığı sürekli iştir.
- Rol mesafesi, kişinin bir rolü sürdürürken ondan daha fazlası olduğunu gösteren davranışlarıdır.
- Bütüncül kurumlar, bütün gündelik hayatı tek bir çatı altında, tek bir otorite altında düzenler ve içindekilerin benliğini derinden dönüştürür.
- Damgası görünenler karşılaşmadaki gerginliği, damgası gizlenebilenler ise bilgiyi yönetmek zorunda kalır.
- Etkileşim düzeni, yüz yüze karşılaşmaların kendi kuralları olan ayrı bir toplumsal alan olduğunu anlatır; Türkiye'de huzurevleri bu kavramların birçoğunu bir arada gösterir.
Açılış sahnesi
Bir iş merkezinin zemin katında asansörün kapısı açılıyor. Altı kişi içeri giriyor. Hepsi aynı hareketi yapıyor: kapıya dönüyor, gözlerini kat numaralarının yandığı küçük ekrana dikiyor, kollarını gövdelerine yaklaştırıyor. Kimse konuşmuyor. Asansör üçüncü katta durduğunda biri iniyor, ötekiler hiç konuşmadan kendilerini yeniden yerleştiriyor, aradaki boşlukları eşit bölüyor.
Beşinci katta bir adam biniyor ve kapıya değil, içeridekilere dönüyor. Yüzü herkese dönük, gülümsüyor, sanki bir odaya girmiş gibi. Asansörde bir gerginlik dalgası yayılıyor. Bir kadın telefonuna bakmaya başlıyor, bir genç öksürüyor, biri çantasını karıştırıyor. Adam hiçbir kural çiğnemedi, kimseye dokunmadı, tek bir söz söylemedi. Ama herkes, bir şeylerin ters gittiğini hissediyor.
Sekizinci katta adam iniyor. Kapı kapanırken asansördekiler birbirlerine ilk kez bakıyor ve kısa, rahatlamış bir gülümseme paylaşıyor. Az önce var olmayan bir şey, adamın ardından birden görünür oldu: bu altı yabancının, hiç konuşmadan, birlikte ve özenle sürdürdüğü bir düzen.
Bu derste ne olacak
Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.
Temel derslerde benlik sunumunu, izlenim yönetimini, ön bölge ile arka bölgeyi, ekip performansını, sivil kayıtsızlığı, onarımı ve damgayı tanımıştık. Bu kavramların büyük kısmının arkasında aynı sosyolog durur: Erving Goffman. Bu ders o kavramları yeniden tanımlamıyor; Goffman'ın kendisini, çalışma biçimini ve düşüncesinin temel derslerde açılmamış yanlarını ele alıyor.
Önce Goffman'ın yöntemine ve tiyatro benzetmesinin sınırlarına bakacağız. Sonra karşılaşmalarda yüzü korumanın kurallarına, insanların rollerinden nasıl mesafe aldığına, bütün hayatı kuşatan kurumlara, gizlenebilir ve gizlenemez damgalara ve Goffman'ın hayatının sonunda adını koyduğu etkileşim düzenine geçeceğiz.
Sıfır noktası — bir adada, bir otelin mutfağında
Goffman, Kanada'da, Ukrayna'dan göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Chicago Üniversitesi'nde doktora yaparken, tezinin sahası olarak İskoçya'nın kuzeyindeki Shetland adalarından birini seçti. Adada uzun süre yaşadı, adalıların gündelik karşılaşmalarını ve adadaki küçük bir otelin işleyişini yakından gözlemledi. Otelin mutfak kapısının iki yanında garsonların nasıl iki farklı insana dönüştüğünü, mutfakta müşterilerle alay eden garsonun salona geçer geçmez saygılı bir hizmetkâra nasıl dönüştüğünü not etti.
Bu gözlemler, sonradan benlik sunumu üzerine yazdığı ünlü kitaba dönüştü. Goffman'ın yöntemi, sosyolojide sık görülmeyen bir karışımdı: kendi saha notları, romanlardan ve anılardan alıntılar, görgü kitapları, gazete haberleri ve meslek el kitapları yan yana dururdu. Amacı istatistiksel bir genelleme değil, gündelik karşılaşmaların içindeki görünmez kuralları gün ışığına çıkarmaktı.
Goffman tiyatro benzetmesini sınırlarıyla birlikte kullandı. Kitabının sonunda, bu benzetmenin bir iskele olduğunu ve bina yükseldiğinde sökülmesi gerektiğini yazdı. Dünya bir sahne değildi; ama sahnenin kavramları, dünyanın bazı yanlarını görünür kılıyordu.
Mekanizma — yüzü korumak
Goffman'ın karşılaşmalar üzerine yazdığı denemelerinin merkezinde, yüz kavramı durur.
Temel derslerde tanımladığımız onarım, yüz çalışmasının bir aksamadan sonraki biçimidir. Goffman'a göre yüz çalışması yalnız aksamaların ardından değil, onlar ortaya çıkmadan önce de sürer: insanlar bazı konuları açmaz, bazı soruları sormaz, bazı hataları görmemiş gibi yapar.
Rolün içinde, rolün dışında
Goffman, insanların rollerini her zaman bütün benlikleriyle üstlenmediğini de gösterdi. Bazen bir rolü yerine getirirken, o rolün kendilerini tamamen tanımlamadığını çevrelerine göstermek isterler.
Bütün hayatı kuşatan kurumlar
Goffman, ellili yılların ortasında Washington'daki büyük bir ruh sağlığı hastanesinde, spor müdürünün yardımcısı olarak çalışarak bir yıl geçirdi. Bu gözlemlerden, sosyolojinin en çok alıntılanan kavramlarından biri doğdu.
Goffman, bu tür kurumlarda yaşayan insanların, kendi benliklerine dair anlatılarının zaman içinde nasıl değiştiğini de izledi. Bir hastanın ahlaki kariyeri, onun hastaneye yatmadan önceki, hastanedeki ve hastaneden çıktıktan sonraki evrelerde kendini nasıl gördüğünün ve başkalarının onu nasıl gördüğünün değişen öyküsüdür. Goffman, hastaların bu kurumlara karşı da sessiz yollarla direndiğini, kuralları esnettiğini ve kendilerine küçük özerklik alanları açtığını gösterdi.
Gizlenen ve gizlenemeyen damga
Temel derslerde damgayı, kişiye yapışan ve ortam değiştiğinde de onunla gelen bir tanım olarak ele almıştık. Goffman, damga üzerine yazdığı kitabında, damgalı insanların karşılaşmaları nasıl yönettiğine odaklandı ve iki farklı durumu birbirinden ayırdı.
Etkileşim düzeni
Goffman, Amerikan Sosyoloji Derneği'nin başkanlığına seçildiğinde, başkanlık konuşması için bir metin hazırladı. Ama ağır bir hastalık nedeniyle konuşmayı yapamadı; metin, onun ölümünün ardından bir dergide yayımlanarak okurlarına ulaştı. Metinde Goffman, bütün çalışmalarının ortak konusunu adlandırdı.
Açılış sahnesindeki asansör, etkileşim düzeninin küçük bir örneğidir. Hiçbir yazılı kural, yabancıların asansörde kapıya dönmesini emretmez; ama bu düzen, onu bozan biri çıktığında birden görünür hâle gelir.
Ölçüt nerede yanlış çalışıyor
Goffman'ın kavramları çok okunur ve çok kullanılır; bu yüzden yanlış kullanılmaları da kolaydır.
Birincisi, Goffman'ın benliğini tamamen hesapçı bir oyuncu olarak okumaktır. Tiyatro benzetmesi, insanların her davranışını bir hile ya da bir maske gibi göstermeye elverişlidir. Oysa Goffman, performansların çoğunun içten olduğunu, insanların oynadıkları rollere çoğu zaman gerçekten inandığını da vurgular.
İkincisi, Goffman'ın kavramlarını güç ilişkilerinden bağımsız kullanmaktır. Bazı insanlar performanslarını seçebilir, sahnelerini ayarlayabilir, kulislerine çekilebilir; bazıları ise böyle bir lükse sahip değildir. Kimin arka bölgesinin olduğu, kimin sürekli görünür olmak zorunda kaldığı, bir güç meselesidir.
Üçüncüsü, yöntemin sınırlarını unutmaktır. Goffman'ın örnekleri parlak, ama sistemli bir örneklemden gelmez. Eleştirmenler, onun kavramlarının hangi toplumlara ve hangi sınıflara ne ölçüde uygulanabileceğinin ayrıca sınanması gerektiğini vurgular.
Kuramsal mercekler
Goffman üç farklı biçimde okunur.
Sembolik etkileşimci okuma, Goffman'ı Chicago geleneğinin bir devamı olarak görür: benlik, karşılaşmalar içinde sürekli kurulur ve başkalarının tepkilerine bağlıdır.
Yapısalcı okuma ise Goffman'ın bireylerden çok kurallarla ilgilendiğini vurgular. Bu okumaya göre Goffman'ın asıl konusu insanlar değil, insanların karşılaştıkları anlarda uymak zorunda kaldıkları görünmez düzenin kendisidir. Goffman'ın Durkheim'ın ritüel kavramını gündelik karşılaşmalara taşıdığı bu okumada öne çıkar.
Eleştirel okuma ise Goffman'ın bütüncül kurumlar ve damga üzerine yazdıklarının, ruh sağlığı hastanelerinin eleştirisine ve damgalanan grupların hak mücadelelerine nasıl malzeme olduğuna dikkat çeker.
Asansördeki sahneye üç okuma üç ayrı soruyla yaklaşır: altı yabancının benliği o birkaç saniyede nasıl kuruldu, onları hangi kural bir arada tuttu ve o düzeni bozan adamın yerinde kim olsa daha büyük bir bedel öderdi?
Ölçek
Goffman'ın asıl ölçeği, iki ya da daha fazla insanın fiziksel olarak bir arada bulunduğu karşılaşmadır: bir asansör, bir bekleme salonu, bir sofra ya da bir otobüs durağı.
Kurumların içinde kavramlar, hastanelerin, hapishanelerin, okulların ve iş yerlerinin, içindeki insanların benliklerini nasıl biçimlendirdiğini ve bu insanların kurumun kurallarına karşı nasıl küçük özerklik alanları açtığını incelemeye yarar.
Toplum ölçeğinde kavramlar, damgalı grupların gündelik karşılaşmalarda nasıl bir yük taşıdığını ve bu yüklerin hangi politikalarla hafifletilebileceğini ya da ağırlaştırılabileceğini görünür kılar.
Türkiye'de huzurevi
Türkiye'de yaşlıların bakımı uzun süre ailenin bir görevi olarak görüldü. Yaşlanan anne babayı bir huzurevine yerleştirmek, birçok ailede bir utanç kaynağı, ailenin görevini yerine getirmediğinin kanıtı sayıldı. Son yıllarda nüfusun yaşlanması, kadınların çalışma hayatına katılması ve ailelerin küçülmesiyle birlikte huzurevleri ve bakım merkezleri yaygınlaştı; ama bu kurumlara yönelik tutumlar hâlâ ikircikli.
Goffman'ın kavramlarıyla huzurevleri, bütüncül kurumun bazı özelliklerini taşır: yaşlılar ortak bir programa göre yemek yer, dinlenir ve etkinliklere katılır; kişisel eşyalarının bir kısmından ayrılır; kendi evlerindeki alışkanlıklarını kurumun kurallarına uydurur. Öte yandan pek çok huzurevi, yaşlıların dışarı çıkmasına, ziyaretçi kabul etmesine ve kendi odalarını düzenlemesine izin vererek bütüncül kurumun katı sınırlarını gevşetir.
Aynı zamanda huzurevi, hem yaşlılar hem de aileleri için bir damga taşıyabilir. Aileler, anne babalarının huzurevinde kaldığını komşularından ve akrabalarından gizleyebilir; yaşlılar da, çocuklarının onları bıraktığı izlenimini düzeltmek için, burada kendi istekleriyle kaldıklarını vurgulayabilir.
Başka ülkelerdeki yaşlı bakım modelleriyle karşılaştırıldığında, bakımın aileyle kurum arasında nasıl bölüşüldüğünün, kurumlara yönelik damganın gücünü ve bu kurumlarda yaşayanların benlik deneyimini belirgin biçimde etkilediği görülür.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Goffman'ın önermeleri, farklı kurulumlarla izlenir ve sınanır.
Yaygın hatalar
Aklında kalsın
- Goffman, Shetland'daki bir otelde, Washington'daki bir hastanede ve gündelik hayatın sayısız sahnesinde yaptığı gözlemlerle, yüz yüze karşılaşmaların görünmez kurallarını inceledi.
- Tiyatro benzetmesi Goffman için bir iskeledir; dünya bir sahne değil, ama sahnenin kavramları dünyanın bazı yanlarını görünür kılar.
- Yüz çalışması, karşılaşmadaki herkesin birbirinin toplumsal değerini korumak için yaptığı sürekli iştir.
- Rol mesafesi, kişinin bir rolü sürdürürken ondan daha fazlası olduğunu gösteren davranışlarıdır.
- Bütüncül kurumlar, bütün gündelik hayatı tek bir çatı altında, tek bir otorite altında düzenler ve içindekilerin benliğini derinden dönüştürür.
- Damgası görünenler karşılaşmadaki gerginliği, damgası gizlenebilenler ise bilgiyi yönetmek zorunda kalır.
- Etkileşim düzeni, yüz yüze karşılaşmaların kendi kuralları olan ayrı bir toplumsal alan olduğunu anlatır; Türkiye'de huzurevleri bu kavramların birçoğunu bir arada gösterir.
Sonraki derse köprü
Goffman, karşılaşmaların kurallarını ayrıntılı biçimde betimledi. Ama bu kuralların arkasında daha temel bir soru durur: insanlar, karşılaştıkları dünyanın ne olduğunu nasıl bu kadar kolay bilir? Bir asansörün asansör, bir yabancının yabancı, bir sabahın sıradan bir sabah olduğunu kimse sorgulamaz; bu bilgi çoğu zaman düşünülmeden, kendiliğinden işler. Avusturya'dan Amerika'ya göç etmiş bir düşünür, bir yandan bankacılık yaparken bir yandan da bu sorgulanmayan bilginin yapısını inceledi. Ona göre insanlar gündelik dünyayı, kuşaktan kuşağa aktarılan hazır tiplemeler ve bir bilgi stoku aracılığıyla anlamlandırıyordu. Sonraki ders Alfred Schutz'u ve toplumsal dünyanın fenomenolojisini ele alıyor.