Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Habermas, Frankfurt Okulu'nun ikinci kuşağındandır ve modernliğin, hocalarının karamsarlığına karşı, akıl yürütmeye dayalı yeni tartışma alanları da açtığını savundu.
- Kamusal alan, özel kişilerin devletten ve piyasadan ayrı bir yerde, konumlarını değil gerekçelerini öne çıkararak ortak meseleleri tartıştığı alandır.
- Yeniden feodalleşme, kamusal alanın tartışma yerine gösterinin öne çıktığı ve kamunun izleyiciye dönüştüğü bir alana dönüşmesidir.
- Stratejik eylem başkalarını amaca ulaşmak için yönlendirir; iletişimsel eylem ise karşılıklı gerekçe sunarak anlaşmayı hedefler.
- Her söz, doğruluk, yerindelik ve içtenlik üzerine üç geçerlilik iddiası taşır ve her biri sorgulanabilir.
- Yaşam dünyası anlaşmayla, sistem ise para ve idari güçle eşgüdümlenir; sistemin mantığının yaşam dünyasına yayılması sömürgeleştirmedir.
- Habermas'a yöneltilen başlıca eleştiriler, kamusal alanın dışlayıcılığı, uzlaşma idealinin çatışmayı gizlemesi ve tartışma çerçevesindeki gücün gözden kaçmasıdır.
Açılış sahnesi
Altı katlı bir apartmanın sığınağında, bir kış akşamı kat malikleri toplantısı. Gündemde tek madde var: asansörün yenilenmesi. Yönetici, bir firmadan aldığı teklifi okuyor ve masrafın bütün dairelere eşit bölünmesini öneriyor.
Zemin kattaki aile hemen itiraz ediyor: asansörü hiç kullanmıyorlar, neden aynı payı ödesinler? Üst katlardan biri, eşit bölüşümün yasal olduğunu, tartışmaya gerek olmadığını söylüyor. Üç dairenin sahibi olan bir yatırımcı, oylamaya hemen geçilmesini istiyor; oylar zaten onun tarafında. Tartışma sertleşiyor, herkes birbirinin sözünü kesiyor.
Sonra ikinci kattan, tekerlekli sandalye kullanan emekli bir öğretmen söz istiyor. Asansörün onun için bir konfor değil, evden çıkabilmenin tek yolu olduğunu anlatıyor. Masrafın nasıl bölüşüleceğine dair bir karar vermeden önce, herkesin gerekçesini sırayla ve kesilmeden söylemesini öneriyor. Toplantı yavaşlıyor. Bir saat sonra ortaya, kimsenin toplantıya gelirken aklında olmayan bir bölüşüm çıkıyor: zemin kat daha az ödüyor, yatırımcı oylamadan vazgeçiyor. Aynı insanlar, aynı odada, birbirlerini oyla mı, gerekçeyle mi ikna edecekleri konusunda iki farklı yol denedi.
Bu derste ne olacak
Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.
Jürgen Habermas, Frankfurt Okulu'nun ikinci kuşağının en etkili düşünürüdür. Genç bir araştırmacı olarak Adorno'nun yanında çalıştı, ama hocalarının karamsarlığını paylaşmadı. Ona göre modern toplum yalnız aklın bir hesap aracına dönüşmesinin tarihi değildi; aynı modernlik, insanların birbirlerine gerekçe sunarak anlaşabildikleri yeni alanlar da açmıştı.
Ders önce Habermas'ın kamusal alanın doğuşu ve dönüşümü üzerine tarihsel çalışmasını ele alıyor. Sonra onun eylem kuramına, yani insanların birbirlerini nasıl yönlendirdiğine ve birbirleriyle nasıl anlaştığına geçiyor. Ardından yaşam dünyası ile sistem arasındaki gerilimi, en sonda da Habermas'a yöneltilen güçlü eleştirileri tartışıyor.
Sıfır noktası — kamusal alanın doğuşu
Habermas'ın ilk büyük kitabı, kamusal alanın yapısal dönüşümü üzerineydi. Kitap, on yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda Avrupa'nın bazı kentlerinde yeni bir toplumsal alanın nasıl ortaya çıktığını anlatır.
Londra'nın kahve evlerinde, Paris'in salonlarında ve Alman kentlerinin okuma derneklerinde, tüccarlar, avukatlar, yazarlar ve memurlar bir araya gelip gazeteleri, kitapları ve devletin işlerini tartışmaya başladı. Bu tartışmalarda bir kişinin unvanı ya da serveti değil, ileri sürdüğü gerekçenin gücü önemliydi; en azından ilke buydu. Mektuplar, gazeteler ve dergiler, bu tartışmaların bir odadan ötekine, bir kentten ötekine taşınmasını sağlıyordu.
Habermas, bu kamusal alanın bir sınıfın, yani mülk sahibi ve eğitimli kentlilerin alanı olduğunu kabul ediyordu. Ama ona göre bu alanın ilkeleri, onun kendi sınırlarını da eleştirmeyi mümkün kılıyordu: herkese açık olduğunu iddia eden bir tartışma, dışarıda bıraktıklarının itirazıyla yüzleşmek zorundaydı.
Mekanizma — kamusal alanın çözülüşü
Habermas'ın kitabının ikinci yarısı, bu kamusal alanın on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda nasıl dönüştüğünü anlatır. Basın, kâr amacıyla işleyen büyük şirketlere dönüştü. Reklam ve halkla ilişkiler, kamuoyunu tartışarak oluşturmak yerine onu yönetmeye çalıştı. Devlet ile büyük çıkar örgütleri, kamusal tartışmanın dışında, kendi aralarında pazarlık ederek kararlar almaya başladı. Tartışan bir kamunun yerini, sunulan gösteriyi izleyen ve tüketen bir kamu aldı.
İki eylem biçimi
Habermas'ın ikinci büyük çalışması, iletişimsel eylem kuramı üzerineydi. Burada eski Frankfurt düşünürlerinin bir sorusuna cevap aradı: eğer akıl yalnız araç hesaplayan bir yeteneğe indirgendiyse, eleştirinin ölçütü nereden gelecek? Habermas bu ölçütü dilde, yani insanların birbirleriyle konuşarak anlaşma çabasında buldu.
Açılış sahnesindeki toplantı, iki eylem biçiminin aynı odada birbirinin yerini almasını gösterir. Yatırımcının oylamaya hemen geçme önerisi stratejiktir; öğretmenin gerekçelerin sırayla dinlenmesi önerisi ise toplantıyı iletişimsel eyleme doğru çeker.
Habermas'a göre her söz, dinleyene karşı üç farklı iddia taşır ve dinleyen bu iddiaların her birini sorgulayabilir.
Yaşam dünyası ve sistem
Habermas, modern toplumu iki farklı eşgüdüm biçiminin karşılaşması olarak anlattı.
Sistem ise ekonomi ile devlet idaresinden oluşur. Burada insanlar birbirleriyle anlaşarak değil, para ve idari güç aracılığıyla eşgüdümlenir: bir fiyat, bir yönetmelik ya da bir form, konuşmaya gerek kalmadan insanları yönlendirir. Habermas, sistemin modern toplum için vazgeçilmez olduğunu kabul eder. Sorun, onun mantığının yaşam dünyasının içine yayılmasıdır. Farklılaşma dersinde adını andığımız sömürgeleştirme, bu yayılmanın adıdır: anlaşmayla yürüyen ilişkiler, para ve idari güç ilişkilerine dönüşür.
Ölçüt nerede yanlış çalışıyor
Habermas'ın kuramı, sosyolojide ve siyaset kuramında büyük bir etki yarattı. Ama kavramları, güçlü eleştirilerle karşılaştı.
Birincisi, kamusal alanın tarihini idealleştirmektir. Nancy Fraser başta olmak üzere birçok eleştirmen, Habermas'ın anlattığı kamusal alanın kadınları, işçileri ve azınlıkları dışarıda bıraktığını, bu grupların kendi tartışma alanlarını, yani karşı kamuları kurmak zorunda kaldığını gösterdi. Habermas da sonraki yazılarında bu eleştirilerin önemli bir kısmını kabul etti.
İkincisi, uzlaşmanın her zaman mümkün ve istenir olduğunu varsaymaktır. Bazı siyaset kuramcıları, toplumsal çatışmaların bir kısmının gerekçelerle çözülemeyeceğini, uzlaşma ideali adına bu çatışmaların görünmez kılınabileceğini ileri sürdü. Onlara göre demokrasinin görevi çatışmayı ortadan kaldırmak değil, onu düşmanlıktan rekabete dönüştürmektir.
Üçüncüsü, tartışmanın içeriğine bakıp çerçevesini gözden kaçırmaktır. Bir tartışma kusursuz biçimde yürütülse de, hangi konuların gündeme alınacağına ve kimin davet edileceğine önceden karar verilmişse, gerekçelerin eşit dinlenmesi gücün izini silmez.
Kuramsal mercekler
Habermas'ın düşüncesi üç ayrı yönde okunur.
Müzakereci demokrasi kuramcıları, Habermas'ı demokrasinin yalnız oy toplamaktan ibaret olmadığını, kararların meşruiyetinin gerekçelerin açıkça tartışılmasından doğduğunu gösteren düşünür olarak okur. Bu okuma, yurttaş meclisleri ve danışma süreçleri gibi pratik denemelere ilham verdi.
Feminist eleştiri ise Habermas'ın kavramlarını reddetmeden genişletir. Bu okumaya göre tek bir kamusal alan yerine birbiriyle çatışan çok sayıda kamu vardır ve dışarıda bırakılanların kendi alanlarını kurması demokrasinin bir kusuru değil, genişlemesinin yoludur.
Çatışmacı okuma, bu kursun başından beri izlediğimiz soruya geri döner: toplum anlaşmayla mı, çatışmayla mı ayakta durur? Bu bakışa göre Habermas'ın uzlaşma ideali, çıkarların ve iktidarın kalıcı ağırlığını hafife alır.
Sığınaktaki toplantı bu üç okumayı da sınar: öğretmenin önerisi bir müzakere miydi, dışarıda kalan birinin sesini duyurması mı, yoksa oylamayla bastırılacak bir çatışmanın ertelenmesi mi?
Ölçek
İki kişi arasındaki bir konuşmada Habermas'ın kavramları, konuşmanın anlaşmaya mı yoksa yönlendirmeye mi yöneldiğini ve hangi geçerlilik iddiasının sorgulandığını ayırt etmeye yarar.
Bir apartman yönetiminde, bir okul aile birliğinde ya da bir hastane kurulunda, soru kararların gerekçe sunarak mı, yoksa oy çoğunluğu, para ya da hiyerarşi aracılığıyla mı alındığıdır.
Bütün bir toplumda ise kavramlar, medyanın yapısını, kamusal tartışmanın kimlere açık olduğunu ve piyasanın ve idarenin mantığının gündelik hayatın hangi alanlarına yayıldığını incelemek için kullanılır.
Türkiye'de kent konseyleri
Türkiye'de belediyeler yasası, kentlerde yurttaşların, meslek örgütlerinin, derneklerin ve yerel yönetimin bir araya gelerek kentin sorunlarını tartışabileceği kent konseylerinin kurulmasını öngördü. Kent konseyleri, kararlarını belediye meclisine öneri olarak sunar; bu kararlar belediye için bağlayıcı değildir. Pek çok kent konseyi, kendi içinde kadın meclisleri, gençlik meclisleri ve engelliler meclisleri gibi alt yapılar kurdu.
Habermas'ın kavramlarıyla kent konseyleri, yerel ölçekte bir kamusal alan kurma girişimi olarak okunabilir: farklı toplumsal grupların, gerekçelerini birbirlerine sunarak kentin geleceğini tartıştığı bir masa. Bazı kentlerde konseyler canlı tartışmalara ve belediyenin politikalarına yansıyan önerilere sahne oldu. Başka kentlerde ise konseyler, belediyeye yakın kişilerle dolduruldu, toplantıları seyrekleşti ya da yalnız bir tören işlevi gördü.
Bu farklılık, Habermas'ın kuramının önemli bir sorusunu gündeme getirir: bir tartışma masasının kurulması, orada gerçek bir iletişimsel eylemin gerçekleşeceğini güvenceye alır mı? Kararların bağlayıcı olmaması, tartışmayı güç ilişkilerinden mi özgürleştirir, yoksa onu bir gösteriye mi dönüştürür?
Farklı ülkelerin yerel katılım kurumları karşılaştırıldığında, danışma kurullarının etkisinin, kararlarının bağlayıcılığına, kaynaklarına ve katılımcılarının nasıl seçildiğine göre büyük farklar gösterdiği görülür.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Habermas'ın önermeleri, farklı kurulumlarla sınanır.
Yaygın hatalar
Aklında kalsın
- Habermas, Frankfurt Okulu'nun ikinci kuşağındandır ve modernliğin, hocalarının karamsarlığına karşı, akıl yürütmeye dayalı yeni tartışma alanları da açtığını savundu.
- Kamusal alan, özel kişilerin devletten ve piyasadan ayrı bir yerde, konumlarını değil gerekçelerini öne çıkararak ortak meseleleri tartıştığı alandır.
- Yeniden feodalleşme, kamusal alanın tartışma yerine gösterinin öne çıktığı ve kamunun izleyiciye dönüştüğü bir alana dönüşmesidir.
- Stratejik eylem başkalarını amaca ulaşmak için yönlendirir; iletişimsel eylem ise karşılıklı gerekçe sunarak anlaşmayı hedefler.
- Her söz, doğruluk, yerindelik ve içtenlik üzerine üç geçerlilik iddiası taşır ve her biri sorgulanabilir.
- Yaşam dünyası anlaşmayla, sistem ise para ve idari güçle eşgüdümlenir; sistemin mantığının yaşam dünyasına yayılması sömürgeleştirmedir.
- Habermas'a yöneltilen başlıca eleştiriler, kamusal alanın dışlayıcılığı, uzlaşma idealinin çatışmayı gizlemesi ve tartışma çerçevesindeki gücün gözden kaçmasıdır.
Sonraki derse köprü
Habermas'ı eleştirenler, onun kuramını çoğu zaman bir kenara atmadı; genişletmeye ve dönüştürmeye çalıştı. Habermas'ın öğrencileri arasından çıkan bir düşünür, toplumsal çatışmaların önemli bir kısmının yalnız çıkar ya da gerekçe üzerine değil, küçümsenen, görmezden gelinen insanların saygı görme talebi üzerine döndüğünü ileri sürdü. Başka bir düşünür ise adaletin iki farklı yüzü olduğunu savundu: kaynakların nasıl bölüşüldüğü ve insanların nasıl tanındığı. Aynı yıllarda, dijital platformların kamusal tartışmayı nasıl yeniden biçimlendirdiği de eleştirel kuramın yeni sorularından biri hâline geldi. Sonraki ders, eleştirel kuramın bu çağdaş uzantılarını ele alıyor.