İçeriğe geç

KUR-208-05·Çatışma, İktidar ve Eleştirel Kuram

Gramsci: hegemonya ve organik aydın

temel2.570 kelime≈ 17 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Gramsci, düşüncesinin önemli bir bölümünü faşist bir hapishanede, sansürü atlatan dolaylı bir dille, bitmemiş defterlere yazdı.
  2. Çelişkili bilinç, kişinin kendi pratiğinden doğan kavrayış ile egemen gruplardan eleştirisiz biçimde devralınan dünya görüşünün aynı zihinde çatışmasıdır.
  3. Sağduyu, farklı kaynaklardan gelen inançların tutarsız bir karışımıdır; içindeki iyi duyu çekirdeği değişimin başlangıç noktası olabilir.
  4. Siyasal toplum zorun, sivil toplum ise rızanın üretildiği alandır; güçlü bir sivil toplumda devlet yalnız bir ön hendektir.
  5. Manevra savaşı devlete doğrudan ve hızlı bir saldırıyı, mevzi savaşı ise sivil toplumun kurumlarında uzun süreli bir mücadeleyi anlatır.
  6. Tarihsel blok, farklı grupların ortak bir dil ve dünya görüşüyle bir araya gelerek bir düzeni ayakta tutmasıdır.
  7. Pasif devrim, köklü dönüşümün yukarıdan, kitlelerin etkin katılımı olmadan yönetilmesidir; Türkiye'nin modernleşme tarihinde bu kavramın ne kadar uygulanabileceği tartışmalıdır.

Açılış sahnesi

Bir ilçedeki dokuma fabrikasında grevin üçüncü günü. Sabah saatlerinde fabrika kapısının önünde, ateşin başında Hasan Usta konuşuyor. Kırk yıllık dokumacı; patronun işçilerin emeğiyle zenginleştiğini, ücretlerin yıllardır yerinde saydığını, birlik olmazlarsa hiçbir şeyin değişmeyeceğini anlatıyor. Genç işçiler onu dikkatle dinliyor.

Aynı akşam Hasan Usta evinde, üniversiteyi yeni bitiren oğluyla konuşuyor. Oğlu, bir arkadaşıyla birlikte küçük bir kooperatif kurmayı düşündüğünü söylüyor. Hasan Usta başını sallıyor: öyle işler bize göre değil oğlum, düzen böyle kurulmuş, büyük balık küçük balığı yer, sen git bir devlet kapısına gir, başını da derde sokma.

Oğul şaşkın. Sabah kapının önünde düzene karşı birlik çağrısı yapan adam, akşam sofrada düzenin değişmezliğini savunuyor. İki konuşmanın hangisi babasının gerçek düşüncesi? Belki ikisi de.

Bu derste ne olacak

Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.

Marksist gelenek içindeki çizgileri ele aldığımız derste, Antonio Gramsci'nin iki kavramıyla tanışmıştık: egemen grubun toplumu rıza kazanarak yönetmesi anlamında hegemonya ve bir toplumsal grubun içinden çıkıp onun deneyimini dile getiren organik aydın. Bu ders o tanımları tekrarlamıyor; Gramsci'nin düşüncesinin o derste açılmayan katmanlarına iniyor.

Önce Gramsci'nin hayatına ve düşüncesini nasıl, hangi koşullarda yazdığına bakacağız. Sonra insanların zihnindeki çelişkilere, devlet ile sivil toplum arasındaki ilişkiye, iki farklı mücadele stratejisine, farklı toplumsal grupların nasıl bir araya geldiğine ve değişimin yukarıdan nasıl yönetilebildiğine geçeceğiz. En sonda bu kavramların sınırlarını tartışacağız.

Sıfır noktası — hücredeki defterler

Gramsci, İtalya'nın yoksul adası Sardinya'da doğdu ve Torino'da üniversite okudu. Torino, o yıllarda İtalya'nın en büyük otomobil fabrikalarının bulunduğu bir sanayi kentiydi. Gramsci, Birinci Dünya Savaşı'nın ardından fabrika işçilerinin kurduğu fabrika konseylerini destekleyen bir gazete çıkardı, sonra İtalyan Komünist Partisi'nin kurucularından biri oldu ve milletvekili seçildi.

Mussolini'nin faşist rejimi onu tutuklattı. Yargılanması sırasında savcının, bu beynin yıllarca çalışmasının engellenmesi gerektiğini söylediği aktarılır. Beyin çalışmaya devam etti. Gramsci, hapishanede, ağır hastalıklarla boğuşurken, sansürü atlatmak için dolaylı bir dille, kavramlara takma adlar vererek, yüzlerce sayfalık notlar yazdı. Hapisten ağır hasta olarak, gözetim altında bir kliniğe nakledildi ve kısa süre sonra öldü. Defterleri, baldızı tarafından gizlice dışarı çıkarıldı ve ancak İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yayımlandı.

Bu koşullar, Hapishane Defterleri'nin biçimini de belirledi. Metin bitmiş bir kitap değil; yarım kalmış notlardan, tekrarlardan, yeniden yazılmış paragraflardan oluşuyor. Bu yüzden Gramsci'nin kavramları farklı yorumculara farklı biçimlerde açılır.

Gramsci'nin başlangıçtaki sorusu, Batı Avrupa'da işçi hareketlerinin neden başarısız olduğu, emekçilerin neden kendilerini ezen partilere oy verdiği ve faşizmin geniş kitleleri neden arkasına alabildiğiydi. Cevabın bir parçası, insanların zihnindeydi.

Açılış sahnesindeki Hasan Usta, çelişkili bilincin bir örneğidir. Grev kapısında konuşan, işçilerle birlikte yaşadığı deneyimdir; sofrada konuşan ise ona yıllarca tekrarlanmış atasözleri ve öğütlerdir.

Gramsci, bu devralınmış dünya görüşüne sağduyu adını verdi. Sağduyu, farklı dönemlerden kalmış inançların, atasözlerinin, dinî öğretilerin ve bilimsel bilgi kırıntılarının tutarsız bir karışımıdır. Ama sağduyunun içinde, insanların kendi deneyimlerinden süzülmüş daha sağlam bir çekirdek de vardır; Gramsci ona iyi duyu der. Değişim, dışarıdan yeni bir öğreti getirmekle değil, bu çekirdeği işleyip tutarlı hâle getirmekle başlar.

Mekanizma — hendek ve kale

Gramsci, Rusya'da devrimin neden başarıya ulaştığını, Batı Avrupa'da ise neden başarısız olduğunu karşılaştırdı. Cevabını, devletin toplumla ilişkisinde buldu.

Ona göre bir toplumda iki alan vardır. Siyasal toplum, zor kullanma yetkisine sahip devlet kurumlarından, yani ordudan, polisten, mahkemelerden ve bakanlıklardan oluşur. Sivil toplum ise okullar, dinî kurumlar, dernekler, sendikalar, partiler, gazeteler ve aileden oluşan, rızanın üretildiği alandır. Gramsci, Rusya'da devletin her şey olduğunu, sivil toplumun ise zayıf ve biçimsiz kaldığını yazdı. Batı'da ise devlet yalnız bir ön hendekti; arkasında sağlam bir kale ve siperler zinciri, yani güçlü bir sivil toplum duruyordu. Bu yüzden iki farklı mücadele stratejisi gerekiyordu.

Tarihsel blok ve pasif devrim

Gramsci, egemenliğin tek bir sınıfın gücüne dayanmadığını, farklı toplumsal grupların belirli bir dönemde bir araya gelmesiyle kurulduğunu vurguladı.

Gramsci, egemen grupların değişimi de kendi lehlerine yönetebildiğini gözlemledi. İtalya'nın birleşmesi, geniş halk kitlelerinin katılımıyla değil, üst sınıfların ve bir krallığın yönetiminde, yukarıdan gerçekleşmişti. Muhalefetteki önderler de zamanla düzene katılmış, yönetimde birer koltuk kazanmıştı.

Ölçüt nerede yanlış çalışıyor

Gramsci'nin kavramları, özellikle hegemonya, sosyolojide o kadar yaygın kullanılır ki, sınırları kolayca gözden kaçar.

Birincisi, her uyumu rıza saymaktır. Bazı eleştirmenler, alt grupların egemen görüşleri çoğu zaman benimsemediğini, yalnız başka bir seçenekleri olmadığı için düzene katlandığını ileri sürdüler. Bu durumda düzeni ayakta tutan şey inanç değil, zorunluluk ve günlük hayatın dayatmalarıdır. Bazı araştırmacılar da güçsüzlerin, güçlülerin önünde söylediklerinden çok farklı şeyleri kendi aralarında konuştuğunu gösterdi.

İkincisi, hegemonyayı tek yönlü bir süreç gibi okumaktır. Gramsci'ye göre hegemonya hiçbir zaman tamamlanmaz; sürekli pazarlık edilir ve zaman zaman bir krizle çatlar.

Üçüncüsü, kavramı gerçek bir tarihsel çözümleme yerine bir slogan olarak kullanmaktır. Hegemonyayı her yerde görmek, onun hangi kurumlarda, hangi gruplar arasında ve hangi anlaşmalar üzerinden kurulduğunu gösterme sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Kuramsal mercekler

Gramsci'nin mirası üç ayrı yönde yorumlanır.

Kültür çalışmaları geleneği, Gramsci'yi kültürü bir mücadele alanı olarak gören ilk düşünürlerden biri sayar. Frankfurt Okulu'nun karamsar tablosuna karşı, bu gelenek Gramsci'den yola çıkarak popüler kültürün hem egemen grupların rızayı kazandığı hem de alt grupların direndiği bir alan olduğunu vurgular.

Söylem kuramcıları ise Gramsci'nin kavramlarını sınıf temelinden ayırarak kullanır. Onlara göre tarihsel blokları bir arada tutan şey, önceden var olan ekonomik çıkarlar değil, farklı talepleri birbirine bağlayan ortak bir dilin kurulmasıdır. Bu okuma, kavramları esnekleştirir, ama ekonomik eşitsizliklerin ağırlığını gözden kaçırmakla eleştirilir.

Tarihsel sosyoloji ise Gramsci'yi karşılaştırmalı bir çözümleme aracı olarak okur: farklı ülkelerde devlet ile sivil toplum arasındaki ilişkinin nasıl kurulduğunu, modernleşmenin hangi toplumlarda yukarıdan, hangilerinde aşağıdan gerçekleştiğini sorar.

Hasan Usta'nın iki konuşması, bu okumaların her biri için bir malzeme sunar: bir kültürel mücadelenin izleri, iki farklı dilin çatışması ve bir sanayi havzasının tarihi.

Ölçek

Tek bir insanın zihninde Gramsci'nin kavramları, çelişkili bilincin ve sağduyunun katmanlarını ayırt etmeye yarar: bir inancın insanın kendi deneyiminden mi, yoksa devralınmış bir öğütten mi geldiğini sormak.

Bir sendikanın, bir derneğin ya da bir partinin düzeyinde kavramlar, bir örgütün gündelik hayatta ne kadar kök saldığını, kendi aydınlarını kendi içinden yetiştirip yetiştiremediğini ve hangi gruplarla ittifak kurduğunu incelemek için kullanılır.

Ulusal ölçekte ise mesele, bir toplumun tarihsel bloğunun nasıl kurulduğu, hangi krizlerde çatladığı ve büyük dönüşümlerin aşağıdan mı yoksa yukarıdan mı yönetildiğidir.

Türkiye'de pasif devrim tartışması

Gramsci'nin pasif devrim kavramı, Türkiye'nin modernleşme tarihini tartışan araştırmacılar tarafından sık sık kullanılmıştır. Bazı araştırmacılar, geç Osmanlı döneminden Cumhuriyet'in kuruluşuna uzanan dönüşümü, dar bir asker ve bürokrat kadrosunun yukarıdan yönettiği, geniş halk kitlelerinin örgütlü katılımına dayanmayan bir süreç olarak okudu. Bu okumaya göre dönüşüm köklüydü, ama köylülerin ve kent emekçilerinin kendi örgütlü güçleri bu süreçte oluşmadı.

Başka araştırmacılar bu okumaya itiraz eder. Onlara göre bu dönemde yaygınlaşan kitlesel eğitim, yeni meslekler ve yeni kentli gruplar, toplumun geniş kesimlerini de dönüşüme katmıştı ve kavramı bu kadar geniş kullanmak, farklı toplumsal grupların etkinliğini görünmez kılar.

Kavram daha yakın dönemler için de kullanıldı. Bazı araştırmalar, düzene karşı bir muhalefet olarak doğan hareketlerin, önderlerinin yönetime katılmasıyla ve taleplerinin bir kısmının karşılanmasıyla zaman içinde var olan ekonomik düzenin içine nasıl alındığını pasif devrim kavramıyla açıklamaya çalıştı. Bu çalışmaların hangi hareketlere uygulanabileceği ve kavramın ne kadar esnetilebileceği, tartışmalı olmayı sürdürüyor.

İtalya'nın birleşmesi ile karşılaştırıldığında, Türkiye'deki tartışma kavramın başka koşullara taşınmasının hem verimli hem de sınırlı olduğunu gösterir: yukarıdan yönetilen dönüşümlerin ortak bir mantığı olabilir, ama her birinin toplumsal tabanı ve kurumları farklıdır.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Gramsci'nin kavramları, farklı araştırma kurulumlarıyla sınanır.

Yaygın hatalar

Aklında kalsın

  1. Gramsci, düşüncesinin önemli bir bölümünü faşist bir hapishanede, sansürü atlatan dolaylı bir dille, bitmemiş defterlere yazdı.
  2. Çelişkili bilinç, kişinin kendi pratiğinden doğan kavrayış ile egemen gruplardan eleştirisiz biçimde devralınan dünya görüşünün aynı zihinde çatışmasıdır.
  3. Sağduyu, farklı kaynaklardan gelen inançların tutarsız bir karışımıdır; içindeki iyi duyu çekirdeği değişimin başlangıç noktası olabilir.
  4. Siyasal toplum zorun, sivil toplum ise rızanın üretildiği alandır; güçlü bir sivil toplumda devlet yalnız bir ön hendektir.
  5. Manevra savaşı devlete doğrudan ve hızlı bir saldırıyı, mevzi savaşı ise sivil toplumun kurumlarında uzun süreli bir mücadeleyi anlatır.
  6. Tarihsel blok, farklı grupların ortak bir dil ve dünya görüşüyle bir araya gelerek bir düzeni ayakta tutmasıdır.
  7. Pasif devrim, köklü dönüşümün yukarıdan, kitlelerin etkin katılımı olmadan yönetilmesidir; Türkiye'nin modernleşme tarihinde bu kavramın ne kadar uygulanabileceği tartışmalıdır.

Sonraki derse köprü

Gramsci, rızanın kahvehanelerde, gazetelerde, derneklerde ve sofralarda, yani insanların bir araya gelip konuştuğu her yerde kazanıldığını ya da yitirildiğini gösterdi. Ama bu yerlerin kendisi nasıl ortaya çıktı? İnsanların devletin ve piyasanın dışında bir araya gelip ortak meseleleri tartışabildiği bir alan her zaman var mıydı, yoksa belirli bir tarihsel dönemde mi doğdu? Ve insanlar bir araya geldiğinde, birbirlerini yalnız güç ya da çıkar hesabıyla mı yönlendirir, yoksa gerekçelerini birbirlerine sunarak gerçekten anlaşabilirler mi? Frankfurt Okulu'nun ikinci kuşağından bir düşünür bu soruların peşine düştü. Sonraki ders Jürgen Habermas'ı, kamusal alanın doğuşunu ve dönüşümünü ve iletişimsel eylemi ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.