İçeriğe geç

KUR-208-03·Çatışma, İktidar ve Eleştirel Kuram

Dahrendorf: otorite ve çıkar grupları

temel2.234 kelime≈ 15 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Dahrendorf'a göre sanayi toplumlarında sahiplik ile yönetim ayrıştı ve çalışanlar da beceri, ücret ve otorite bakımından farklılaştı.
  2. Yarı grupların örgütlü çıkar gruplarına dönüşmesi, önderlik ve düşünce çerçevesi, örgütlenme özgürlüğü ve iletişim gibi koşullara bağlıdır.
  3. Çatışmanın yoğunluğu tarafların çatışmaya yatırdığı enerji ve bağlılığı, şiddeti ise kullanılan araçların sertliğini anlatır.
  4. Otorite ilişkilerinin farklı alanlarda üst üste binmesi çatışmayı yoğunlaştırır; farklı alanlarda farklı konumlar ise çatışmayı yumuşatır.
  5. Toplumsal hareketlilik arttıkça, emir alan konumdaki insanlar durumlarını kalıcı görmez ve çatışmaya daha düşük yoğunlukla katılır.
  6. Dahrendorf'a göre çatışma ortadan kaldırılamaz, ama uzlaştırma, arabuluculuk ve tahkim gibi yollarla düzenlenebilir.
  7. Türkiye'de iş uyuşmazlıklarında zorunlu arabuluculuk, çatışma düzenlemesinin bir örneğidir ve bu düzenlemenin güç eşitsizliğini dengeleyip dengelemediği tartışılır.

Açılış sahnesi

Bir ilçede iki büyük fabrika var ve ikisinde de aynı yıl ücretler üzerine bir anlaşmazlık çıkıyor. Ama iki anlaşmazlık bambaşka yollardan ilerliyor.

Birinci fabrikanın sahibi, aynı zamanda ilçenin belediye başkanı. İşçilerin oturduğu evlerin çoğu onun ailesine ait, ilçenin en büyük derneği de onun kardeşi tarafından yönetiliyor. İşçiler fabrikada ona karşı çıktıklarında, aynı anda ev sahiplerine, belediyeye ve derneğe de karşı çıkmış oluyor. Anlaşmazlık kısa sürede büyüyor, fabrikanın önünde gerginlik tırmanıyor, bazı işçiler evlerinden çıkarılmakla tehdit ediliyor.

İkinci fabrikanın sahibi ise başka bir kentte yaşayan bir şirket. İşçiler fabrikada yönetimle anlaşmazlık içinde, ama akşam evlerine döndüklerinde başka bir dünyaya giriyorlar: kendi evlerinde oturuyorlar, bir kısmı belediye meclisinde, bir kısmı hemşeri derneklerinde, bir kısmı spor kulübünün yönetiminde. Anlaşmazlık birkaç haftalık bir toplu sözleşme görüşmesiyle sona eriyor. Aynı ilçede, aynı yıl, aynı konuda başlayan iki çatışmanın bu kadar farklı seyretmesinin nedeni, kimin kime hangi alanlarda emir verdiğiyle ilgili.

Bu derste ne olacak

Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.

Dahrendorf'un temel fikirlerini yapısal işlevselcilik kursunda görmüştük: modern toplumlarda çatışmanın kaynağının örgütlerdeki otorite ilişkileri olduğunu, zorunlu eşgüdümlü birlik ve yarı grup kavramlarını ve çatışmanın kurumsallaştığını. Bu ders, Dahrendorf'un kuramının o derste ele alınmayan yanlarına geçiyor.

Ders önce Dahrendorf'un kendi döneminin sanayi toplumlarında sınıfların nasıl dönüştüğüne dair gözlemlerini, sonra yarı grupların hangi koşullarda örgütlü çıkar gruplarına dönüştüğünü ele alıyor. Ardından çatışmanın neden bazı durumlarda yoğun ve şiddetli, bazı durumlarda ise yumuşak ve kurallı olduğunu açıklayan etkenlere ve çatışmanın nasıl düzenlenebileceğine geçiyor. En sonda Dahrendorf'un kuramına yöneltilen eleştirileri tartışıyor.

Sıfır noktası — sınıfların dağılması

Dahrendorf, sanayi toplumlarının Marx'ın döneminden bu yana köklü biçimde değiştiğini ileri sürdü. Marx'ın zamanında fabrikanın sahibi aynı zamanda onu yöneten kişiydi; işçiler ise görece benzer koşullarda çalışan tek bir kitle oluşturuyordu. Dahrendorf'a göre yirminci yüzyılın ortasında bu iki yapı da dağılmıştı.

Sermaye tarafında, şirketlerin sahipleri ile onları yöneten profesyonel yöneticiler birbirinden ayrılmıştı. Hisse senetleri binlerce kişi arasında dağılıyor, şirketi ise sahibi olmayan yöneticiler yönetiyordu. Emek tarafında ise işçiler, beceri düzeylerine, ücretlerine ve iş koşullarına göre birbirinden farklılaşmış, bir yeni orta sınıf ortaya çıkmıştı.

Mekanizma — yarı gruptan çıkar grubuna

Yarı grupların, yani ortak konumu paylaşan ama henüz örgütlenmemiş kümelerin, her zaman örgütlü çıkar gruplarına dönüşmediğini Dahrendorf açıkça vurguladı. Bu dönüşüm, belirli koşulların bir araya gelmesine bağlıydı.

Çatışmanın yoğunluğu ve şiddeti

Dahrendorf'un kuramının en önemli katkılarından biri, çatışmanın iki farklı boyutunu birbirinden ayırmasıdır.

Dahrendorf, çatışmanın yoğunluğunu artıran önemli bir etkenin, farklı alanlardaki otorite ilişkilerinin birbirinin üstüne binmesi olduğunu ileri sürdü.

Açılış sahnesindeki birinci fabrika, üst üste binmenin çarpıcı bir örneğidir: fabrikada, evde, belediyede ve dernekte hep aynı aile karşılarında. İkinci fabrikada ise işçiler, fabrikada emir alsa da başka alanlarda farklı konumlara sahip.

Dahrendorf, toplumsal hareketliliğin de çatışmanın yoğunluğunu etkilediğini ileri sürdü. Temel derslerde tanımladığımız toplumsal hareketlilik, yani insanların konumlar arasında geçiş yapabilmesi, arttıkça, emir alan konumdaki insanlar kendi durumlarını kalıcı olarak görmez ve çatışmaya daha az yoğunlukla katılır.

Çatışmanın düzenlenmesi

Dahrendorf, çatışmanın ortadan kaldırılamayacağını, ama düzenlenebileceğini savundu. Ona göre çatışmayı bastırmaya çalışmak, onu daha şiddetli hâle getirirdi; çatışmayı kurallara bağlamak ise onun şiddetini azaltırdı.

Ölçüt nerede yanlış çalışıyor

Dahrendorf'un kuramı güçlüdür, ama sınırları da vardır.

Birincisi, otoriteyi mülkiyetten tamamen ayırmaktır. Yönetici ile sahip ayrışmış olsa da, yöneticiler çoğu zaman sahiplerin çıkarlarına göre hareket eder ve mülkiyet, otoritenin arkasındaki belirleyici güç olmaya devam edebilir.

İkincisi, çatışma düzenlemesini çatışmanın çözümü saymaktır. Bir çatışmanın kurallara bağlanması, onun kaynağını ortadan kaldırmaz. Düzenleme, bazen yalnız güçlü tarafın koşullarının resmîleşmesi anlamına gelebilir.

Üçüncüsü, otorite ilişkilerini her zaman iki kutuplu, yani yöneten ve yönetilen olarak görmektir. Gerçek örgütlerde otorite çok katmanlıdır; ustabaşı gibi ara konumlar, hem emir verir hem emir alır ve iki tarafa da ait olabilir.

Kuramsal mercekler

Dahrendorf'un kuramına üç farklı açıdan bakılabilir.

Weberci çatışma okuması, Dahrendorf'u Weber'in otorite ve egemenlik kavramlarını çatışma kuramına taşıyan bir düşünür olarak görür. Bu okumaya göre modern toplumlarda asıl mücadele, mülkiyetten çok örgütlerin içindeki karar verme yetkisi üzerinedir.

Marksist eleştiri ise Dahrendorf'un otoriteyi mülkiyetten ayırarak sınıf sömürüsünü görünmez kıldığını savunur. Bu okumaya göre yöneticiler sahiplerin temsilcileridir ve çatışmanın temelinde hâlâ emeğin ürettiği değere kimin el koyduğu sorusu durur.

Liberal okuma, Dahrendorf'un sonraki çalışmalarındaki gelişmeye dikkat çeker. Dahrendorf, hayatının ilerleyen döneminde Londra'daki bir iktisat okulunun yöneticiliğini yaptı ve özgürlüğün, çatışmanın bastırılmasıyla değil, açık ve düzenli biçimde yürütülmesiyle korunduğunu savundu. Bu okumaya göre çatışma, açık toplumların canlılığının ve değişiminin kaynağıdır; temel derslerde tanımladığımız yaşam şansları da bu çatışmalar aracılığıyla genişler.

Açılış sahnesindeki iki fabrika, bu okumaların her birine malzeme sunar: otorite konumlarının üst üste binmesi, mülkiyetin gücü ve çatışmanın kurallı biçimde yürütülmesinin sonuçları.

Ölçek

İki kişi arasındaki gündelik gerginlikte üst üste binme hemen fark edilir: bir şefle ona bağlı çalışan arasındaki sürtüşme, ikisi iş dışında da aynı hiyerarşide karşılaşıyorsa çok daha sert yaşanır.

Tek bir fabrikaya, okula ya da hastaneye bakıldığında soru, kimin karar verdiği, çalışanların hangi olanaklarla örgütlenebildiği ve anlaşmazlıkların hangi yollardan aktığıdır.

Toplum ölçeğinde Dahrendorf'un kuramı, bir toplumdaki farklı bölünme çizgilerinin birbirini kesip kesmediğini, grupların örgütlenme özgürlüğünü ve çatışmaların kurallı yollardan ne kadar taşmadan yürüdüğünü karşılaştırmak için kullanılır.

Türkiye'de zorunlu arabuluculuk

Türkiye'de yakın dönemde, işçi ile işveren arasındaki bireysel iş uyuşmazlıklarında, örneğin kıdem tazminatı ya da ücret alacağı davalarında, dava açmadan önce bir arabulucuya başvurmak zorunlu hâle getirildi. Bu düzenleme, Dahrendorf'un çatışma düzenlemesi dediği sürecin kurumsallaşmasının bir örneğidir: çatışma ortadan kalkmıyor, ama önce bir üçüncü tarafın aracılığıyla çözülmeye çalışılıyor.

Düzenlemenin savunucuları, bu yolun uyuşmazlıkları hızlandırdığını, mahkemelerin yükünü azalttığını ve tarafların uzlaşmasını kolaylaştırdığını vurgular. Eleştirenler ise işçinin işverene karşı güçsüz bir konumda olduğunu, arabuluculuk masasında bu güç farkının sürdüğünü ve işçilerin haklarından daha azına razı olmaya yönlendirilebileceğini ileri sürer. Bu tartışma, Dahrendorf'un kuramındaki temel bir soruyu gündeme getirir: düzenleme, güç eşitsizliğini dengeler mi, yoksa onu yalnız daha kurallı bir biçimde sürdürür mü?

Başka ülkelerle bir karşılaştırma, iş uyuşmazlıklarının çözümünde arabuluculuk, tahkim ve iş mahkemelerinin farklı birleşimlerinin kullanıldığını ve bu yolların işçilerin haklarını ne ölçüde koruduğunun, sendikaların gücüne ve işçilerin hukuki yardıma erişimine bağlı olduğunu gösterir.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Dahrendorf'un önermeleri, farklı kurulumlarla sınanır.

Yaygın hatalar

Aklında kalsın

  1. Dahrendorf'a göre sanayi toplumlarında sahiplik ile yönetim ayrıştı ve çalışanlar da beceri, ücret ve otorite bakımından farklılaştı.
  2. Yarı grupların örgütlü çıkar gruplarına dönüşmesi, önderlik ve düşünce çerçevesi, örgütlenme özgürlüğü ve iletişim gibi koşullara bağlıdır.
  3. Çatışmanın yoğunluğu tarafların çatışmaya yatırdığı enerji ve bağlılığı, şiddeti ise kullanılan araçların sertliğini anlatır.
  4. Otorite ilişkilerinin farklı alanlarda üst üste binmesi çatışmayı yoğunlaştırır; farklı alanlarda farklı konumlar ise çatışmayı yumuşatır.
  5. Toplumsal hareketlilik arttıkça, emir alan konumdaki insanlar durumlarını kalıcı görmez ve çatışmaya daha düşük yoğunlukla katılır.
  6. Dahrendorf'a göre çatışma ortadan kaldırılamaz, ama uzlaştırma, arabuluculuk ve tahkim gibi yollarla düzenlenebilir.
  7. Türkiye'de iş uyuşmazlıklarında zorunlu arabuluculuk, çatışma düzenlemesinin bir örneğidir ve bu düzenlemenin güç eşitsizliğini dengeleyip dengelemediği tartışılır.

Sonraki derse köprü

Dahrendorf açık çatışmalarla ilgilendi: çıkar gruplarının örgütlendiği, taraflarının belli olduğu ve kurallarla yönetilebilen çatışmalarla. Ama egemenlik bazen çatışmayı ortaya çıkmadan önce boğabilir. İnsanlar, kendilerine egemen olan düzeni doğal, kaçınılmaz ve hatta istenen bir şey olarak görmeye başlarsa, ortada açık bir çatışma kalmaz. Yirminci yüzyılın ilk yarısında Almanya'da bir araya gelen bir grup düşünür, bu sessiz egemenliğin nasıl işlediğini sordu. Onlara göre modern toplumda akıl bir araca dönüşmüş, kültür bir sanayiye dönüşmüş ve eğlence bile bir egemenlik biçimi hâline gelmişti. Sonraki ders Frankfurt Okulu'nu, aklın dönüşümünü, kültür endüstrisini ve tahakkümü ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.