Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Simmel'e göre çatışma, toplumsal ilişkinin yokluğu değil, onun biçimlerinden biridir; kayıtsızlık, çatışmadan daha kesin bir ilişkisizliktir.
- Yakın ilişkilerde çatışma daha serttir, çünkü ortak zemin ne kadar genişse ayrılık o kadar ihanet gibi hissedilir.
- Kişiüstü çatışmalar, taraflar kendilerini bir davanın temsilcisi olarak gördüğü için daha uzlaşmaz ve daha acımasızdır.
- Coser, belirli bir amaca yönelik gerçekçi çatışma ile birikmiş gerilimi boşaltan gerçekçi olmayan çatışmayı ayırdı.
- Çatışma, taraflar arasındaki güç dengesini görünür kılan bir sınama olarak işleyebilir ve sonraki uzlaşmanın zeminini hazırlayabilir.
- Bazı gruplar, iç bütünlüklerini korumak ve iç eleştiriyi bastırmak için dışarıda bir düşman arayabilir.
- Türkiye'deki küslük, çatışmanın da bir ilişki biçimi olduğunu gösterir ve bayramlar gibi törenler bu çatışmaları onurlu bir biçimde bitirmek için kanallar sunar.
Açılış sahnesi
İki kardeş, babalarından kalan bir nalbur dükkânını birlikte işletiyor. Yıllar içinde aralarındaki anlaşmazlıklar büyüyor: kimin daha çok çalıştığı, kimin kasadan ne aldığı, dükkânın gelecekte ne olacağı. Bir gün tartışma öyle sertleşiyor ki büyük kardeş dükkândan çıkıp gidiyor ve iki kardeş aylarca konuşmuyor. Aynı çarşıdaki başka esnafla aralarında da zaman zaman anlaşmazlık çıkıyor, ama hiçbiri bu kadar acı olmamış.
Bir yıl sonra çarşının girişine büyük bir zincir mağaza açılıyor ve nalbur dükkânının müşterileri azalmaya başlıyor. Küçük kardeş, bir akşam büyük kardeşin kapısını çalıyor. İkisi uzun uzun konuşuyor, eski kavgalarını bir kenara bırakıyor ve dükkânı birlikte kurtarmak için bir plan yapıyor. Birkaç ay içinde iki kardeş, hiç olmadığı kadar uyumlu çalışmaya başlıyor.
Çarşının yaşlı bir esnafı olup biteni şöyle özetliyor: en sert kavga kardeşler arasında olur, ama kapıya bir yabancı dayanınca kardeşten iyi müttefik de olmaz. Bu cümle, sosyolojide çatışma üzerine yazılmış en etkili metinlerden bazılarının özetine çok yakın.
Bu derste ne olacak
Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.
Bir önceki derste çatışmanın kaynaklarını sorduk: kıt kaynaklar, farklı çıkarlar ve eşit olmayan güç. Bu ders, çatışmanın kendisinin neler ürettiğini soruyor. Simmel'in toplumsal hayatı biçimler üzerinden okuyan yaklaşımını Diğer Kurucu Sesler kursunda görmüştük; çapraz kesen bağlar kavramını da temel derslerde tanımlamıştık. Yapısal işlevselcilik kursunda ise Coser'in dış çatışmanın grup içi bağları güçlendirdiğine ve güvenlik supabı kurumlarına dair fikirlerini tanımıştık.
Bu ders, o kısa tanışmanın ötesine geçiyor. Önce Simmel'in çatışmayı bir toplumsal biçim olarak gören yaklaşımını ve yakın ilişkilerde çatışmanın neden daha sert olduğunu ele alıyor. Sonra Coser'in çatışmayı türlerine ayırmasına, çatışmanın güç ilişkilerini nasıl ölçtüğüne ve grupların neden bazen düşman aradığına geçiyor. En sonda da çatışmanın işlevlerinden söz etmenin sınırlarını tartışıyor.
Sıfır noktası — çatışma bir ilişkidir
Simmel, çatışma üzerine yazdığı bir bölümde, çoğu insanın sezgisine aykırı bir iddia ileri sürdü: çatışma, toplumsal ilişkinin yokluğu değil, bir biçimidir. İki kişi ya da iki grup çatıştığında, birbirleriyle ilişki içindedir; birbirlerini hesaba katar, birbirlerine yönelir, birbirlerine göre davranırlar. Kayıtsızlık, çatışmadan çok daha kesin bir ilişkisizliktir.
Simmel'e göre hiçbir grup yalnız uyumdan oluşmaz. Her ilişkide yakınlaşma ile uzaklaşma, işbirliği ile rekabet, sevgi ile öfke iç içedir. Tamamen uyumlu bir grup düşünmek, bir gerçeklik değil bir soyutlamadır. Çatışma, ilişkinin öbür yüzüdür.
Simmel, çatışmanın yakın ilişkilerde daha sert olduğunu da gözlemledi. Birbirini iyi tanıyan, çok şey paylaşan insanlar arasında ortaya çıkan bir anlaşmazlık, yabancılar arasındaki bir anlaşmazlıktan çok daha derin yaralar açar. Çünkü ortak zemin ne kadar genişse, ayrılık o kadar ihanet gibi hissedilir. Açılış sahnesindeki kardeşlerin kavgası da bu yüzden çarşıdaki öbür anlaşmazlıklardan daha acıydı.
Simmel ayrıca, çatışmanın kişisel olmaktan çıkıp bir ilke ya da dava uğruna yürütüldüğünde daha da sertleştiğini ileri sürdü.
Mekanizma — Coser'in ayrımları
Coser, Simmel'in bu gözlemlerini sistemli önermelere dönüştürmeye çalıştı. Onun en önemli ayrımlarından biri, çatışmanın bir amaca ulaşmak için mi yoksa yalnız gerilimi boşaltmak için mi yürütüldüğüne dairdir.
Coser'e göre gerçekçi olmayan çatışmalar, özellikle bir grubun gerçek sorunlarına çözüm bulamadığı dönemlerde, güçsüz ya da farklı grupları hedef alabilir. Bir toplumun ekonomik zorluklarının suçu, bu zorluklarla ilgisi olmayan bir azınlığa yüklenebilir.
Çatışma neyi ölçer, neyi kurar
Coser'e göre çatışma, taraflar arasındaki güç ilişkisini de görünür kılar. Taraflar birbirlerinin gücünü çoğu zaman tam olarak bilmez; çatışma, bu gücün ne olduğunu ortaya çıkarır ve sonraki ilişkiler bu yeni bilgiye göre düzenlenir.
Coser, dış çatışmanın grubun içini güçlendirdiğini yapısal işlevselcilik kursunda gördüğümüz biçimde vurgulamıştı. Ama aynı düzeneğin tehlikeli bir yanı da vardı: bazı gruplar, kendi içlerindeki bütünlüğü korumak için dışarıda bir düşmana ihtiyaç duyabilir.
Coser ayrıca, bir toplumda birbirini kesen çok sayıda küçük çatışmanın, tek bir büyük bölünme çizgisinden daha az tehlikeli olduğunu ileri sürdü. Temel derslerde tanımladığımız çapraz kesen bağlar, Coser'in bu fikrinin de temelindedir: bir konuda karşı karşıya gelen insanlar başka bir konuda aynı tarafta olduğunda, hiçbir çatışma toplumu ikiye bölecek kadar derinleşemez.
Ölçüt nerede yanlış çalışıyor
Çatışmanın işlevlerinden söz etmek, önemli sınırlarla birlikte düşünülmelidir.
Birincisi, her çatışmayı işlevsel ya da yararlı saymaktır. Bazı çatışmalar, grupları bütünleştirmek yerine onları yıkar; ilişkileri kurmak yerine kalıcı olarak koparır. Kuşaklar boyunca süren kan davaları, aileler arasındaki ilişkileri yeniden kurmak yerine ölümler ve göçlerle sonuçlanabilir.
İkincisi, güç sınamasını her zaman adil bir sonuca götüren bir süreç saymaktır. Çatışma, güçlü tarafın gücünü görünür kılabilir; ama bu, güçsüz tarafın kaybını meşru kılmaz. Bir çatışmanın ardından varılan uzlaşma, çoğu zaman güçlü tarafın koşullarını yansıtır.
Üçüncüsü, gerçekçi olan ile olmayan çatışmayı her zaman kolayca ayırabileceğimizi sanmaktır. Pek çok çatışma, hem belirli bir amaca yönelik hem de birikmiş öfkenin boşaltılması olarak işler.
Kuramsal mercekler
Simmel ve Coser'in çatışma anlayışına üç ayrı yerden bakılabilir.
Biçimci okuma, Simmel'in çatışmayı bir toplumsal biçim olarak görmesini, onun sosyolojiye en özgün katkılarından biri sayar. Bu okumaya göre çatışma, rekabet, işbirliği ve kayıtsızlık gibi biçimler, toplumsal hayatın içeriklerinden bağımsız olarak incelenebilecek ve her alanda yeniden karşımıza çıkan yapılardır.
Coser'in işlevselcilikle çatışma kuramı arasında kurduğu köprüden bakan okuma ise, kavganın da bağın da aynı toplumsal dokudan örüldüğünü düşünür. Bu gözle bakıldığında dayanıklı bir topluluğu ayıran şey, anlaşmazlığı susturması değil, onu açıkça konuşabilmesi ve kurallı yollara taşıyabilmesidir.
Eleştirel okuma ise çatışmanın işlevlerinden söz eden dilin, çatışmanın yıkıcılığını ve arkasındaki güç eşitsizliklerini hafifletebileceği konusunda uyarır. Bu okumaya göre bir işçi grevinin işlevlerinden söz etmek, grevin neden gerekli olduğu sorusunu ve grev yapan işçilerin maruz kaldığı koşulları gölgede bırakmamalıdır.
Açılış sahnesindeki iki kardeşin hikâyesi, üç okumanın da bir şey bulacağı bir hikâyedir: yakın bir ilişkide çatışmanın sertliği, dış bir tehdidin yarattığı bütünleşme ve bu bütünleşmenin arkasındaki çarşı esnafının zor koşulları.
Ölçek
Yüz yüze ilişkilerde Simmel ve Coser'in kavramları, aile içi kavgalarda, arkadaşlar arasındaki kırgınlıklarda ve iş yerindeki gerilimlerde görünür.
Kurum ölçeğinde bu kavramlar, bir örgütün iç anlaşmazlıklarını nasıl yönettiğini, dışarıdan gelen tehditlere nasıl tepki verdiğini ve çatışmaları hangi kanallara yönlendirdiğini anlamak için kullanılır.
Toplum ölçeğinde bu kavramlar, farklı grupların bir toplumu nasıl böldüğünü ya da bir arada tuttuğunu, kriz dönemlerinde öfkenin kimlere yöneldiğini ve toplumların iç bütünlüklerini korumak için dışarıda nasıl düşmanlar aradığını açıklamaya yardım eder.
Türkiye'de küslük
Türkiye'de gündelik hayatta sık görülen küslük, Simmel'in çatışmanın bir ilişki biçimi olduğu fikrinin çarpıcı bir örneğidir. Küs olan iki kişi birbirleriyle konuşmaz, selam vermez, aynı ortamda bulunmaktan kaçınır. Ama küslük, ilişkinin bitmesi değildir. Küs olanlar birbirlerini sürekli hesaba katar, birbirlerinin haberlerini dolaylı yollardan öğrenir, birbirlerine karşı nasıl davranacaklarını düşünür. Küslük, yabancılıktan çok daha yoğun bir ilişkidir.
Küslüklerin en sert olanları da Simmel'in gözlemine uygun biçimde, çoğu zaman en yakın ilişkilerde, kardeşler, akrabalar ve eski dostlar arasında yaşanır. Bayramlar, cenazeler ve düğünler gibi törenler, küslüklerin sona erdirilmesi için toplumsal olarak kabul görmüş fırsatlar sunar; bu törenler, çatışmanın bir yere kadar sürdürülebildiği, sonra onurlu bir biçimde bitirilebildiği kanallar gibi işler.
Farklı toplumlara bakan bir karşılaştırma, küslüğe benzer ilişki biçimlerinin ve onları sona erdiren törenlerin birçok yerde bulunduğunu, ama bu törenlerin biçiminin ve gücünün yerden yere değiştiğini gösterir.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Simmel ve Coser'in önermeleri, farklı araştırma kurulumlarıyla sınanır.
Yaygın hatalar
Aklında kalsın
- Simmel'e göre çatışma, toplumsal ilişkinin yokluğu değil, onun biçimlerinden biridir; kayıtsızlık, çatışmadan daha kesin bir ilişkisizliktir.
- Yakın ilişkilerde çatışma daha serttir, çünkü ortak zemin ne kadar genişse ayrılık o kadar ihanet gibi hissedilir.
- Kişiüstü çatışmalar, taraflar kendilerini bir davanın temsilcisi olarak gördüğü için daha uzlaşmaz ve daha acımasızdır.
- Coser, belirli bir amaca yönelik gerçekçi çatışma ile birikmiş gerilimi boşaltan gerçekçi olmayan çatışmayı ayırdı.
- Çatışma, taraflar arasındaki güç dengesini görünür kılan bir sınama olarak işleyebilir ve sonraki uzlaşmanın zeminini hazırlayabilir.
- Bazı gruplar, iç bütünlüklerini korumak ve iç eleştiriyi bastırmak için dışarıda bir düşman arayabilir.
- Türkiye'deki küslük, çatışmanın da bir ilişki biçimi olduğunu gösterir ve bayramlar gibi törenler bu çatışmaları onurlu bir biçimde bitirmek için kanallar sunar.
Sonraki derse köprü
Bu derste çatışmanın neler ürettiğini sorduk: ilişkiler, güç dengeleri, iç bütünlük ve bazen de düşmanlar. Ama modern toplumlarda en kalıcı çatışmalar nereden doğar? Yapısal işlevselcilik kursunda tanıdığımız Dahrendorf, bu soruya örgütlerdeki otorite ilişkileriyle cevap vermişti. Sonraki ders onun kuramına daha yakından bakıyor: çıkar gruplarının hangi koşullarda örgütlendiği, çatışmanın neden bazen sert ve şiddetli, bazen yumuşak ve kurallı olduğu ve sınıf çatışmasının modern toplumlarda nasıl dönüştüğü. Sonraki ders Dahrendorf'u, otoriteyi ve çıkar gruplarını ele alıyor.