Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Dahrendorf, işlevselciliğin toplum tasarımını çatışmasız ve tarihsiz bir ütopyaya benzetti ve toplumun uzlaşma kadar çatışma ve zor yüzünü de vurguladı.
- Dahrendorf'a göre modern toplumlarda çatışmanın temel kaynağı, örgütlerdeki otorite ilişkileridir.
- Yarı gruplar, ortak çıkarlarının farkına varıp örgütlendiklerinde çıkar gruplarına dönüşür.
- Coser'e göre çatışma, bir grubu bütünleştirebilir ve güvenlik supabı kurumları gerilimleri boşaltabilir, ama gerilimin kaynağını değiştirmeyebilir.
- Mills, soyut büyük kuramı eleştirdi ve sosyolojinin kişisel yaşam öykülerini tarihle ve kamusal meselelerle birleştirmesi gerektiğini savundu.
- Gouldner'in düşünümsel sosyolojisi, sosyologların kendi kuramlarının arkasındaki varsayımları ve konumları sorgulamasını önerir.
- Türkiye'de toplu sözleşme masası çatışmanın kurumsallaşmasını gösterir, ama bu kurumsallaşmanın sınırları çatışmanın bir kısmını masanın dışında bırakır.
Açılış sahnesi
Bir otomotiv yan sanayi fabrikasının yönetimi, bir danışmanlık şirketine çalışan memnuniyeti üzerine bir araştırma yaptırıyor. Danışmanlar, çalışanlara uzun bir anket dolduruyor, fabrikanın bölümlerini inceliyor ve sonunda kalın bir rapor sunuyor. Rapora göre fabrika uyum içinde çalışan bir sistem: her bölüm kendi işlevini yerine getiriyor, çalışanların çoğu işinden memnun olduğunu söylüyor, ortak değerler paylaşılıyor.
Raporun teslim edilmesinden üç ay sonra fabrikada bir grev başlıyor. İşçiler, yıllardır süren vardiya düzenine, ustabaşlarının keyfi davranışlarına ve ücretlerin enflasyon karşısında erimesine karşı iş bırakıyor. Yönetim şaşkın; raporda böyle bir gerilimin izi yoktu.
Bir sosyolog, raporu okuduktan sonra bir şeyin eksik olduğunu söylüyor. Rapor, fabrikanın nasıl bir arada durduğunu anlatmış, ama kimin kime emir verdiğini, kimin çıkarının kimin çıkarıyla çatıştığını ve bu gerilimlerin zaman içinde nasıl biriktiğini hiç sormamış. Anket, çalışanların söyleyebildiklerini kaydetmiş; söyleyemediklerini değil.
Bu derste ne olacak
Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.
İşlevselciliğin eşitsizlik, aile ve modernleşme araştırmalarını bir önceki derste gördük ve her birinin nasıl eleştirildiğini de not ettik. Bu ders, o eleştirileri tek tek dağınık itirazlar olarak değil, yirminci yüzyılın ortasında işlevselciliğe karşı yükselen sistemli bir karşı çıkış olarak ele alıyor.
Ders dört eleştiri çizgisini izliyor. Birincisi, toplumu ortak değerler yerine otorite ilişkileri ve çıkar çatışmaları üzerinden okuyan çatışma kuramı. İkincisi, çatışmanın da toplum için işlevsel olabileceğini gösteren ara bir yol. Üçüncüsü, işlevselciliğin kuramsal dilini ve siyasal varsayımlarını sorgulayan eleştiriler. Dördüncüsü de toplumsal değişimi tarihsel karşılaştırmalarla açıklamaya çalışan tarihsel sosyoloji. Toplumsal çatışmayı ve Mills'in kişisel sorun ile kamusal mesele ayrımını temel derslerde tanımlamıştık; bu ders o kavramların kuramsal kökenine iniyor.
Sıfır noktası — denge ütopyası
Alman sosyolog Ralf Dahrendorf, yirminci yüzyılın ortasında yazdığı bir denemede, Parsons'ın toplum tasarımını edebiyattaki ütopyalara benzetti. Ütopyalarda da toplum, çatışmasız, ortak değerlere dayanan, tarihsiz ve dışarıdan etkilenmeyen bir bütün olarak tasarlanır. Dahrendorf'a göre işlevselcilik, gerçek toplumları değil, böyle bir ütopyayı tarif ediyordu.
Dahrendorf, toplumun iki yüzü olduğunu ileri sürdü: biri uzlaşma ve bütünleşme, öbürü çatışma ve zor. İşlevselcilik yalnız birinci yüzü görüyordu. Ona göre gerçek toplumlar, sürekli değişen, her noktasında çatışma barındıran ve bir kısım üyenin başkaları üzerinde uyguladığı zora dayanan yapılardı.
Mekanizma — otorite ve çıkar
Dahrendorf, Marx'ın sınıf çatışması fikrini yeniden kurdu. Ona göre modern toplumlarda çatışmanın temel kaynağı mülkiyet değil, otoriteydi. Her örgütte bazıları emir verir, bazıları emir alır; bu ikilik çatışmanın zeminini oluşturur.
Dahrendorf, otorite ilişkisinin iki tarafının başlangıçta farkında olmadıkları çıkarlar taşıdığını da ileri sürdü.
Dahrendorf, modern toplumlarda sınıf çatışmasının ortadan kalkmadığını, ama kurumsallaştığını da gösterdi. Sendikalar, toplu sözleşmeler ve iş mahkemeleri gibi kurumlar, çatışmayı yok etmiyor, onu belirli kurallara bağlıyor ve şiddetini azaltıyordu.
Çatışmanın işlevleri
Amerikalı sosyolog Lewis Coser ise farklı bir yol izledi. Coser, Simmel'in çatışma üzerine yazdıklarından yola çıkarak, çatışmanın toplum için yalnız bir tehdit değil, aynı zamanda bir bütünleştirici güç olabileceğini gösterdi. Bir grubun dışarıyla çatışması, grubun kendi içindeki bağları güçlendirebilir; grup içi çatışma ise, eğer grup onu dile getirmeye izin veriyorsa, birikmiş gerilimleri boşaltabilir.
Büyük kuram ve düşünümsel sosyoloji
İşlevselciliğe yöneltilen bir başka eleştiri, onun dilini ve bilgi üretme biçimini hedef aldı. C. Wright Mills, kursun ilk dersinde gördüğümüz gibi, Parsons'ın soyut ve ağır dilini sert biçimde eleştirdi.
Amerikalı sosyolog Alvin Gouldner ise sosyologların kendi kuramlarının arkasındaki varsayımları sorgulaması gerektiğini savundu.
Tarihsel sosyolojinin dönüşü
İşlevselciliğe yöneltilen belki de en köklü eleştiri, onun tarihten kopuk olmasıydı. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında bir grup sosyolog, büyük toplumsal dönüşümleri, devrimleri, devletlerin oluşumunu ve farklı ülkelerin farklı siyasal yollara girmesini tarihsel karşılaştırmalarla açıklamaya yöneldi.
Amerikalı sosyolog Barrington Moore, diktatörlüğün ve demokrasinin toplumsal kökenleri üzerine yazdığı etkili bir çalışmada, farklı ülkelerin tarımdan sanayiye geçişte izlediği farklı yolları karşılaştırdı. Moore'a göre bir ülkenin demokrasiye mi yoksa diktatörlüğe mi yöneldiği, büyük ölçüde toprak sahipleri, köylüler ve kentli burjuvazi arasındaki güç ilişkilerine ve bu ilişkilerin modernleşme sürecinde nasıl dönüştüğüne bağlıydı.
Ölçüt nerede yanlış çalışıyor
Çatışma eleştirileri güçlüdür, ama kendi tuzaklarını da taşır.
Birincisi, uzlaşmayı ve ortak değerleri tamamen görmezden gelmektir. Dahrendorf'un kendisi de toplumun iki yüzü olduğunu vurgulamıştı. Her şeyi çatışma ve zorla açıklamak, insanların bazı kuralları gerçekten doğru bulduğunu ve gönüllü olarak uyduğunu gözden kaçırır.
İkincisi, işlevselciliği tek bir blok gibi eleştirmektir. Merton'un bir kurumun kimine yarayıp kimine zarar verebileceğini soran yaklaşımı, çatışma kuramcılarının eleştirilerinin bir kısmını önceden karşılıyordu. Eleştiri, en çok Parsons'ın erken dönem şemalarına yöneldiğinde isabetliydi.
Üçüncüsü, çatışmayı her zaman ilerici ve değiştirici bir güç saymaktır. Bazı çatışmalar toplumu dönüştürür, bazıları ise var olan eşitsizlikleri pekiştirir ya da şiddet döngüleri yaratır.
Kuramsal mercekler
Bu dersteki eleştiriler üç ayrı yerden okunabilir.
Çatışma kuramı okuması, Dahrendorf'un otorite ilişkilerini merkeze almasının, sınıf kavramını modern toplumların karmaşık örgütlerine uyarladığını vurgular. Bu okumaya göre toplumsal değişimin motoru, uzlaşma değil, çıkar grupları arasındaki çatışmadır.
Sentezci okuma, Coser'in yolunu izler ve çatışma ile bütünleşmenin birbirinin karşıtı değil, birbirini tamamlayan süreçler olduğunu savunur. Bu okumaya göre sağlıklı bir toplum çatışmayı bastıran değil, onu kurumsal kanallara yönlendiren toplumdur.
Eleştirel ve tarihsel okuma ise Mills, Gouldner ve Moore'un çizgisini birleştirir. Bu okumaya göre sosyoloji, kendi varsayımlarını sorgulamalı, somut toplumsal sorunlara yönelmeli ve toplumları tarihsel süreçler içinde açıklamalıdır.
Açılış sahnesindeki fabrika, üç okuma için de verimli bir alan: otorite ilişkilerinden doğan bir çatışma, kurumsal kanallara yönlendirilebilecek bir gerilim ve danışmanlık raporunun görmezden geldiği varsayımlar.
Ölçek
Yüz yüze ilişkilerde çatışma kuramının kavramları, bir yönetici ile çalışanı, bir öğretmen ile öğrencisi ya da bir ev sahibi ile kiracısı arasındaki gerilimlerde görünür.
Kurum ölçeğinde kavramlar, bir örgütün otorite yapısını, bu yapının ürettiği çıkar ayrılıklarını ve bu ayrılıkların sendikalar, şikâyet mekanizmaları ya da iş mahkemeleri gibi kurumlar aracılığıyla nasıl yönetildiğini anlamak için kullanılır.
Toplum ölçeğinde çatışma ve tarihsel sosyoloji, devrimleri, siyasal rejimlerin dönüşümünü, toplumsal hareketleri ve sınıflar arası ittifakları açıklamak için büyük karşılaştırmalar yapar.
Türkiye'de toplu sözleşme masası
Türkiye'de işçi ve işveren arasındaki çıkar çatışmasının kurumsallaşmış biçimlerinden biri, toplu iş sözleşmesi görüşmeleridir. Sendikalar ile işverenler, ücretleri, çalışma saatlerini ve sosyal hakları belirli bir süre için belirleyen sözleşmeler için masaya oturur. Anlaşma sağlanamazsa arabuluculuk, grev ve lokavt gibi yasal yollar devreye girer.
Bu düzen, Dahrendorf'un çatışmanın kurumsallaşması dediği süreci yansıtır: çatışma yok olmaz, ama belirli kurallara bağlanır. Ama Türkiye'de bu kurumsallaşmanın sınırları da tartışma konusudur. Sendikalaşma oranının düşüklüğü, kayıt dışı çalışmanın yaygınlığı ve grevlerin zaman zaman hükümet kararlarıyla ertelenmesi, çatışmanın bir kısmının kurumsal kanalların dışında kaldığını gösterir.
Başka ülkelerle bir karşılaştırma, toplu sözleşme düzenlerinin, sendikalaşma oranlarının ve grev hakkının kullanılabilirliğinin ülkeden ülkeye çok farklı olduğunu ve bu farkların, çatışmanın ne ölçüde kurumsal kanallarda kaldığını belirlediğini gösterir.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Çatışma ve tarih eleştirileri, farklı araştırma kurulumlarıyla sınanır.
Yaygın hatalar
Aklında kalsın
- Dahrendorf, işlevselciliğin toplum tasarımını çatışmasız ve tarihsiz bir ütopyaya benzetti ve toplumun uzlaşma kadar çatışma ve zor yüzünü de vurguladı.
- Dahrendorf'a göre modern toplumlarda çatışmanın temel kaynağı, örgütlerdeki otorite ilişkileridir.
- Yarı gruplar, ortak çıkarlarının farkına varıp örgütlendiklerinde çıkar gruplarına dönüşür.
- Coser'e göre çatışma, bir grubu bütünleştirebilir ve güvenlik supabı kurumları gerilimleri boşaltabilir, ama gerilimin kaynağını değiştirmeyebilir.
- Mills, soyut büyük kuramı eleştirdi ve sosyolojinin kişisel yaşam öykülerini tarihle ve kamusal meselelerle birleştirmesi gerektiğini savundu.
- Gouldner'in düşünümsel sosyolojisi, sosyologların kendi kuramlarının arkasındaki varsayımları ve konumları sorgulamasını önerir.
- Türkiye'de toplu sözleşme masası çatışmanın kurumsallaşmasını gösterir, ama bu kurumsallaşmanın sınırları çatışmanın bir kısmını masanın dışında bırakır.
Sonraki derse köprü
Bu derste işlevselciliğe yöneltilen güç, çatışma ve tarih eleştirilerini gördük. Bu eleştiriler, yirminci yüzyılın son çeyreğinde işlevselciliğin gözden düşmesine yol açtı. Ama işlevselcilik tamamen ortadan kalkmadı. Bir grup sosyolog, Parsons'ın mirasını eleştirileri hesaba katarak yeniden kurmaya, onu çatışmaya, değişime ve bireysel eyleme daha açık bir çerçeveye dönüştürmeye çalıştı. Aynı dönemde sistem kuramı da yeni ve daha soyut biçimlerde gelişmeye devam etti. Sonraki ders neo-işlevselci ve sistem kuramsal açılımları ele alıyor.