İçeriğe geç

KUR-205-08·Diğer Kurucu Sesler

Kurucu kanonun seçim siyasetini sorgulamak

temel2.265 kelime≈ 15 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Sosyolojinin klasik üçlüsü, düşünürlerin yaşadığı dönemde değil, sonraki kuşakların ders kitapları, çevirileri ve kuramsal sentezleri aracılığıyla kuruldu.
  2. Geriye dönük kanonlaştırma, bir alanın kurucularını sonradan, kendini anlatma ihtiyacına göre seçmesidir.
  3. Kanon, izlencenin sınırlı alanı, çeviri, hoca öğrenci zinciri ve birikimli avantaj gibi gündelik düzeneklerle ayakta kalır.
  4. Ekle ve karıştır yaklaşımı yeni isimleri görünür kılar, ama ana anlatıyı ve ölçütleri değiştirmediği için onları kenarda bırakabilir.
  5. Kanon revizyonu, alana girme ölçütlerini ve alanın kendi kuruluş anlatısını yeniden düşünmeyi gerektirir.
  6. Kanonun tümüyle reddi de, eklenen düşünürlerin yalnız kimlikleriyle okunması da kendi tuzaklarını taşır.
  7. Türkiye'de kurucu sıfatı, sosyolojinin tarihini tek bir başlangıç noktasına bağlama eğilimini gösterir ve bu eğilimin neye yaradığı sorgulanabilir.

Açılış sahnesi

Bir üniversitenin sosyoloji bölümünde, birinci sınıfların alacağı sosyolojik düşünce dersinin izlencesi yeniden yazılıyor. Ders on dört hafta sürüyor ve her haftaya bir okuma düşüyor. Bölüm toplantısında, yıllardır değişmeyen listenin önüne yeni bir öneri konuyor: Martineau, Du Bois ve Addams listeye girsin.

Bir öğretim üyesi öneriyi destekliyor, ama bir soru soruyor: bu üç isim girerse, hangi üç okuma çıkacak? Bir başkası klasik üçlünün zaten yeterince zor olduğunu, öğrencilerin önce bu üçünü iyi öğrenmesi gerektiğini söylüyor. Toplantıya katılan öğrenci temsilcisi ise başka bir soru ekliyor: listede neden Türkiye'den ya da dünyanın başka bölgelerinden hiçbir düşünür yok?

Toplantı sonunda liste değişmiyor, ama bir karar alınıyor: bir sonraki toplantıda, listenin bugünkü hâlini kimin, ne zaman ve hangi gerekçeyle kurduğu araştırılacak. Öğretim üyelerinden biri, bu listeyi kendi hocasından devraldığını, hocasının da onu kendi hocasından devraldığını fark ediyor. Kimse listeyi kurmamış gibi; ama liste bir yerden gelmiş.

Bu derste ne olacak

Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.

Dizinin ilk kursunda, bir alanın kendi temeli saydığı işler kümesini kanon olarak tanımlamış ve kanonun dışarıda kalan işleri reddederek değil, başka bir rafa yazarak koruduğunu görmüştük. Bu kursta ise o rafa yazılmış birkaç düşünürü tek tek okuduk. Bu son ders, bu somut hikâyelerden yola çıkarak kanonun nasıl kurulduğunu, nasıl korunduğunu ve ona karşı hangi stratejilerin geliştirildiğini ele alıyor.

Ders önce sosyolojinin klasik üçlüsünün aslında ne zaman ve nasıl üçlü hâline geldiğini gösteriyor. Sonra kanonu ayakta tutan kurumsal düzenekleri, çeviriyi, izlenceleri ve hoca öğrenci zincirini ele alıyor. Ardından kanona yöneltilen eleştirilere verilen iki farklı cevaba, isim eklemeye ve ölçütleri değiştirmeye geçiyor. Buradaki sorun, kimin kanona girmesi gerektiği değil, kanona girme ölçütlerinin kendisinin nasıl tartışılabileceği.

Sıfır noktası — üçlü sonradan kuruldu

Bugün birçok giriş kitabı sosyolojinin kuruluşunu Marx, Weber ve Durkheim üçlüsüyle anlatır. Bu üçlü, sanki sosyolojinin doğuşundan beri böyle anılıyormuş gibi sunulur. Oysa bu sıralama, yirminci yüzyılın içinde, belirli kişiler ve kurumlar tarafından adım adım kuruldu.

Yirminci yüzyılın ilk yarısında Amerikan sosyolojisinde Spencer gibi düşünürler çok daha görünürdü ve Marx bir sosyolog olarak pek anılmıyordu. Talcott Parsons, yirminci yüzyılın ortasına doğru yazdığı etkili bir kuramsal çalışmada Weber ve Durkheim'ı merkeze aldı ve Weber'in bazı metinlerini İngilizceye kendisi çevirdi. Marx'ın bu ikiliye eklenerek bir üçlünün oluşması ise daha sonraki on yıllarda, özellikle Anthony Giddens'ın üç düşünürü birlikte ele alan bir kitabının yaygın bir ders kitabına dönüşmesiyle pekişti.

Mekanizma — kanonu ayakta tutan düzenekler

Bir kanonun oluşması bir kez yapılmış bir seçimle bitmez. Kanonu kuşaktan kuşağa taşıyan ve dışarıdakileri dışarıda tutan gündelik düzenekler vardır.

Birincisi, izlencenin sınırlı alanıdır. Bir ders belirli sayıda haftadan oluşur ve her yeni okuma bir eskisinin yerini alır. Bu yüzden kanon genişletme çağrıları, her zaman bir çıkarma tartışmasıyla karşılaşır.

İkincisi, dil ve çeviridir. Bir düşünürün metinleri geniş okunan bir dile çevrilmemişse, o dilde öğretim yapan bölümlerin izlencelerine girmesi zordur. Çeviri, bir kanonun sınırlarını sessizce çizer.

Üçüncüsü, hoca öğrenci zinciridir. Bir öğretim üyesi, çoğu zaman kendi hocasından öğrendiği isimleri öğretir. Böylece bir kuşağın seçimi, sonraki kuşaklarda bir alışkanlığa dönüşür.

Dördüncüsü, birikimli avantajdır. Temel derslerde tanımladığımız bu düzenek, kanonda da işler: çok okunan bir düşünür daha çok atıf alır, daha çok atıf alan daha çok okunur. Bu döngünün öbür yüzünde, katkıları ünlü bir meslektaşa ya da hocaya mal edilen ve bu nedenle görünmez kalan araştırmacılar vardır; bilim tarihçileri kadınların katkılarının bu biçimde görünmez kılınmasına ayrıca dikkat çekmiştir.

Kanona verilen iki cevap

Kanonun dışarıda bıraktığı seslerin fark edilmesi, iki farklı cevap üretti.

İlk cevap, kanona yeni isimler eklemektir. Bu yaklaşım görünürlüğü artırır ve öğrencilerin daha çeşitli seslerle tanışmasını sağlar. Ama eleştirmenler, bu eklemenin çoğu zaman kanonun kendi yapısını değiştirmeden yapıldığını vurguladı.

İkinci cevap, kanona girme ölçütlerinin kendisini değiştirmektir. Bu yaklaşım, neyin sosyoloji sayıldığını, hangi metin türlerinin kuramsal kabul edildiğini ve bir alanın kuruluş hikâyesinin nasıl anlatıldığını yeniden tartışır.

Ölçüt nerede yanlış çalışıyor

Kanon eleştirisi de kendi tuzaklarını taşır.

Birincisi, kanonu tümüyle ortadan kaldırmanın her sorunu çözeceğini sanmaktır. Kanonun bir işlevi de, bir alanda çalışan insanların ortak bir dil ve ortak bir başlangıç noktası paylaşmasını sağlamaktır. Bu ortak dil yok olursa, farklı çevrelerin birbirini anlaması zorlaşabilir.

İkincisi, eklenen düşünürleri yalnız temsil ettikleri kimlik üzerinden okumaktır. Du Bois'yı yalnız siyah bir sosyolog, Martineau'yu yalnız bir kadın sosyolog olarak okumak, onların yöntemsel ve kuramsal katkılarını yine görünmez kılabilir.

Üçüncüsü, kanon eleştirisini yalnız Batı'daki tartışmalara bakarak yapmaktır. Başka dillerde, başka ülkelerde ve başka geleneklerde yazılmış sosyolojik düşünce, çoğu zaman bu tartışmaların da dışında kalır.

Kuramsal mercekler

Kanon tartışması üç farklı bakış açısıyla okunabilir.

Bilgi sosyolojisi okuması, kanonu bir kurumsal üretim olarak görür. Bu okumaya göre hangi düşünürlerin kurucu sayıldığı, üniversitelerin, yayınevlerinin, çeviri politikalarının ve akademik ağların ürünüdür; bir kanonu anlamak için onu üreten kurumları incelemek gerekir.

Savunu okuması, kanonun değerini ortak bir dil sağlamasında görür. Bu okumaya göre klasik metinler, kuşaklar boyunca tartışılmaları sayesinde zenginleşmiş ve bir alanın temel sorularını keskin biçimde ortaya koyan metinlerdir; onları okumak, yeni sesleri anlamak için de gerekli bir zemindir.

Küresel okuma ise kanonun coğrafyasını sorgular. Bu okumaya göre sosyolojinin klasik kanonu büyük ölçüde birkaç Batı Avrupa ülkesinin ve Kuzey Amerika'nın deneyiminden doğdu ve dünyanın geri kalanını bu deneyimin ölçüsüyle okudu. Güney kuramı adıyla anılan eleştiriler, sosyolojinin başka bölgelerin düşünce geleneklerini de kendi kurucu kaynakları arasında görmesi gerektiğini savunur.

Sahnedeki bölüm toplantısı, bu üç okumanın bir odada karşılaştığı bir an olarak okunabilir: liste bir kurumsal üretimdir, liste bir ortak dildir ve liste belirli bir coğrafyanın deneyimini taşır.

Ölçek

Tek bir derste kanon, hangi metnin ilk hafta, hangisinin son hafta okutulduğunda görünür. İlk haftanın metni, öğrencilerin sosyolojiyi nasıl tanıyacağını belirler.

Kurum ölçeğinde kanon, bir bölümün zorunlu derslerinde, yeterlik sınavlarının okuma listelerinde ve kadro ilanlarında aranan uzmanlık alanlarında yeniden üretilir.

Toplum ölçeğinde kanon, bir ülkenin sosyoloji geleneğinin kendini nasıl anlattığında, hangi düşünürlerin adının okullara, sokaklara ya da ödüllere verildiğinde görünür.

Türkiye'de kurucu sıfatı

Türkiye'de sosyoloji eğitiminde kanon sorusu iki katmanda ortaya çıkar. Birinci katmanda Batı sosyolojisinin kanonu vardır ve bu kanon çoğu zaman çeviriler aracılığıyla olduğu gibi aktarılır. İkinci katmanda ise Türkiye sosyolojisinin kendi kanonu vardır. Türkiye sosyolojisi kursunda gördüğümüz gibi, bu kanonun merkezinde uzun süre tek bir isim, Türk sosyolojisinin kurucusu sıfatıyla anılan Ziya Gökalp durdu.

Kurucu sıfatı, bir alanın kendi tarihini tek bir başlangıç noktasına bağlama eğilimini yansıtır. Bu eğilim, Gökalp'ten önceki ve onunla aynı dönemdeki başka düşünürleri, Prens Sabahaddin gibi farklı bir çizgiyi temsil edenleri ya da sonraki kuşaklarda sahada çalışmış kadın sosyologları geri planda bırakabilir. Kanon sorusu, Türkiye'de de kim kurucu sayılır sorusundan önce, kurucu sıfatının neye yaradığı sorusunu gerektirir.

Başka ülkelerle bir karşılaştırma, pek çok ulusal sosyoloji geleneğinin benzer biçimde tek bir kurucu figür etrafında anlatıldığını ve bu anlatıların son yıllarda farklı seslerin eklenmesiyle yeniden tartışıldığını gösterir.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Kanonun nasıl kurulduğu ve değiştiği, farklı araştırma kurulumlarıyla incelenir.

Yaygın hatalar

Aklında kalsın

  1. Sosyolojinin klasik üçlüsü, düşünürlerin yaşadığı dönemde değil, sonraki kuşakların ders kitapları, çevirileri ve kuramsal sentezleri aracılığıyla kuruldu.
  2. Geriye dönük kanonlaştırma, bir alanın kurucularını sonradan, kendini anlatma ihtiyacına göre seçmesidir.
  3. Kanon, izlencenin sınırlı alanı, çeviri, hoca öğrenci zinciri ve birikimli avantaj gibi gündelik düzeneklerle ayakta kalır.
  4. Ekle ve karıştır yaklaşımı yeni isimleri görünür kılar, ama ana anlatıyı ve ölçütleri değiştirmediği için onları kenarda bırakabilir.
  5. Kanon revizyonu, alana girme ölçütlerini ve alanın kendi kuruluş anlatısını yeniden düşünmeyi gerektirir.
  6. Kanonun tümüyle reddi de, eklenen düşünürlerin yalnız kimlikleriyle okunması da kendi tuzaklarını taşır.
  7. Türkiye'de kurucu sıfatı, sosyolojinin tarihini tek bir başlangıç noktasına bağlama eğilimini gösterir ve bu eğilimin neye yaradığı sorgulanabilir.

Sonraki derse köprü

Bu kursla, klasik üçlünün dışında kalan kurucu sesleri tamamladık. Bu seslerden biri, Jane Addams, yoksul bir göçmen mahallesinin ortasında yaşayıp mahalleyi haritalamıştı. Aynı kentte, onun mahallesinden çok uzak olmayan bir üniversitede, yirminci yüzyılın başlarında bir grup sosyolog kenti bir laboratuvar olarak incelemeye başladı. Öğrencilerini sokaklara, göçmen mahallelerine, dans salonlarına ve kiralık odalara gönderdiler, kentin nasıl büyüdüğünü ve farklı grupların kentte nasıl yer değiştirdiğini haritalarla gösterdiler. Bu okul, erken yirminci yüzyıl sosyolojisinin en etkili akımlarından biri oldu. Sonraki kurs erken yirminci yüzyıl okullarına geçiyor ve ilk ders Chicago Okulu'nu ve onun kent laboratuvarını ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.