İçeriğe geç

KUR-205-05·Diğer Kurucu Sesler

Georg Simmel: biçimler, para, kent ve yabancı

temel2.397 kelime≈ 16 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Simmel toplumsal hayatı içerikler ve biçimler olarak ayırdı; sosyolojinin özgül konusunu, farklı içeriklerde tekrarlanan etkileşim biçimleri olarak gördü.
  2. Sosyallik, dış bir amaç gütmeden yalnız bir arada olmanın hazzı için kurulan etkileşim biçimidir ve içine bir çıkar girdiğinde bozulur.
  3. Büyük kent, yoğun uyaranlarla insanı akılla tepki vermeye, dakikliğe ve bıkkın bir tutuma yöneltir.
  4. Kentin mesafesi hem bir yalnızlaşma hem de küçük toplulukların denetiminden bir özgürleşmedir.
  5. Para ilişkileri niceliğe indirger ve nesnelleştirir, ama aynı zamanda insanları kişisel bağımlılıklardan kurtarır.
  6. Yabancı, gelip kalan ama tam olarak ait sayılmayan kişidir; bu konum ona hem bir yük hem de bir nesnellik kazandırır.
  7. Türkiye'deki Almancı sözcüğü, gurbetçinin hem gittiği yerde hem de geldiği yerde yaşadığı çifte yabancılığı dile getirir.

Açılış sahnesi

Bir Anadolu kasabasında büyümüş genç bir kadın, üniversiteyi kazanıp büyük bir kente taşınıyor. İlk haftalar ona soğuk geliyor. Metroda yüzlerce insan yan yana duruyor ama kimse kimsenin yüzüne bakmıyor. Apartmanda komşuların adını bilmiyor. Bakkal yok; alışverişini kartla ödediği, kasiyerin her gün değiştiği bir marketten yapıyor.

Birkaç ay sonra aynı soğukluğun başka bir yüzünü fark ediyor. Kasabada giydiği her şey, gittiği her yer, kiminle konuştuğu hemen konuşulurdu. Burada kimse ne giydiğine bakmıyor, kimse nereye gittiğini sormuyor. İstediği saatte eve dönebiliyor, istediği kişiyle arkadaş olabiliyor.

Yılın sonunda, yurttaki oda arkadaşı başka bir ülkeden gelmiş bir öğrenci. Kadın, kasabasındaki hiç kimseye anlatmadığı bazı dertlerini ona anlatıyor. Belki de onu tanımayan, onun kasabasını ve ailesini bilmeyen, bir gün buradan gidecek biri olduğu için. Kentin mesafesi, onu hem yalnızlaştırıyor hem de özgürleştiriyor.

Bu derste ne olacak

Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.

Tönnies'in büyük kentte bir kayıp gördüğü yerde, Berlin'de yaşayan Georg Simmel bir çelişki gördü: kent insanı hem yalnızlaştırıyor hem de özgürleştiriyordu. Simmel, on dokuzuncu yüzyılın sonu ile yirminci yüzyılın başında yazdığı denemelerle sosyolojiye çok farklı konular kazandırdı: kentten paraya, modadan sırra, sohbetten yabancıya.

Ders önce Simmel'in toplumsal hayatı biçimler ve içerikler olarak ayırma önerisini, sonra onun sohbet gibi amaçsız görünen etkileşimlere verdiği önemi ele alıyor. Ardından büyük kentin ve paranın insan ilişkilerine etkisine, en sonda da yabancının konumuna geçiyor. Bu dersin hedefi, gündelik bir etkileşimin biçimini içeriğinden ayırabilmen ve bir mesafenin hem bir kayıp hem de bir olanak olabileceğini görmendir.

Sıfır noktası — biçim ve içerik

Simmel'e göre toplum, bireylerin birbirleriyle etkileşimlerinden oluşur. Bu etkileşimlerin her birinde iki şey ayırt edilebilir: insanları bir araya getiren içerik ve bu bir araya gelişin aldığı biçim.

Simmel, grup büyüklüğünün de bir biçim olduğunu gösterdi. Temel derslerde gördüğümüz ikiliden üçlüye geçişin niteliksel sonuçları, onun bu alandaki çözümlemelerinden gelir: üçüncü bir kişinin katılmasıyla arabuluculuk, koalisyon ve iki tarafın çatışmasından yararlanan bir üçüncü ortaya çıkar.

Mekanizma — sohbetin oyunu

Simmel'in dikkat çektiği biçimlerden biri, hiçbir dış amacı olmayan bir arada olma hâliydi.

Büyük kent ve zihinsel hayat

Simmel, büyük kent ve zihinsel hayat üzerine yazdığı ünlü bir denemede, kentin insanın iç dünyasını nasıl biçimlendirdiğini sordu. Ona göre büyük kent, insanı sürekli ve hızla değişen uyaranlara maruz bırakır: kalabalıklar, trafik, reklamlar, sesler, karşılaşmalar. Küçük bir kasabada insan her gün aynı yüzleri görür; büyük kentte ise her gün yüzlerce yabancının yanından geçer.

Simmel'e göre kent insanı, bu uyaran yağmuruna karşı kendini korumak için duygu yerine akılla tepki vermeyi öğrenir. Kentte ilişkiler hesaplı, zamanlar dakik, karşılaşmalar kısa ve amaca yöneliktir.

Simmel bu mesafenin öbür yüzünü de vurguladı. Küçük bir topluluk, üyelerini yakından denetler ve farklı olana dar bir alan bırakır. Büyük kent ise kimsenin kimsenin her hâlini bilmediği bir yer olduğu için, bireye daha önce hiç olmadığı kadar bir özgürlük tanır.

Paranın felsefesi

Simmel'in en kapsamlı eseri, paranın insan ilişkilerine ve modern kültüre etkisini inceleyen bir çalışmaydı. Ona göre para, her şeyi tek bir nicelik ölçüsüne indirir: bir iyilik, bir eşya, bir saatlik emek, bir sanat eseri aynı birimle ölçülebilir hâle gelir. Bu da ilişkileri nesnelleştirir ve kişisel bağlardan bağımsızlaştırır.

Simmel, paranın bu nesnelleştirici etkisinin aynı zamanda bir özgürleşme de sağladığını gösterdi. Para, insanları kişisel bağımlılık ilişkilerinden kurtarır: parayla ödeme yapan biri, karşısındakine ayrıca minnet ya da sadakat borçlu değildir.

Yabancı

Simmel'in en çok okunan kısa metinlerinden biri, yabancı üzerine yazdığı bir ara bölümdür. Burada kastettiği, bir gün gelip ertesi gün giden bir gezgin değil, bugün gelip yarın da kalan kişidir.

Simmel, yabancının tarihsel olarak çoğunlukla bir tüccar olduğunu, çünkü bir topluluğa dışarıdan mal getirenin çoğu zaman oradan olmayan biri olduğunu hatırlattı. Avrupa tarihinde Yahudilerin konumunu da bu çerçevede tartıştı.

Ölçüt nerede yanlış çalışıyor

Simmel'in kavramları gündelik diline kolayca taşınır, ama bu taşınma sırasında önemli nüansları kaybedebilir.

Birincisi, bıkkın tutumu yalnız bir ahlaki kusur, kent insanının bencilliği olarak görmektir. Simmel bu tutumu, yoğun bir çevreye verilen bir uyum tepkisi ve aynı zamanda bir özgürlüğün koşulu olarak da gördü.

İkincisi, yabancıyı misafirle karıştırmaktır. Misafir gelir ve gider; yabancı ise kalır. Yabancının güçlüğü de gücü de, kalmasına rağmen tam olarak ait sayılmamasından gelir.

Üçüncüsü, biçimlerin içeriklerden tamamen bağımsız olduğunu sanmaktır. Aynı rekabet biçimi iki fırın arasında başka, iki kardeş arasında başka sonuçlar doğurabilir. Biçimi görmek, içeriği unutmayı gerektirmez.

Kuramsal mercekler

Simmel'e yönelik üç okuma öne çıkar.

Biçimsel sosyoloji okuması, onun etkileşim biçimlerine dair çözümlemelerini, sonraki mikro sosyoloji geleneğinin öncüsü olarak görür. Simmel'in Berlin'deki derslerine katılmış olan Amerikalı sosyolog Robert Park, bu yaklaşımı Chicago'daki kent araştırmalarına taşıdı.

Modernlik okuması, Simmel'i modern kültürün en keskin gözlemcilerinden biri olarak okur. Bu okumaya göre Simmel, nesnel kültürün, yani insanların ürettiği şeylerin, bilgilerin ve kurumların, bireylerin öznel olarak özümseyebileceğinden çok daha hızlı büyüdüğünü ve bu uçurumun modern insanın temel gerilimlerinden biri olduğunu gösterdi.

Eleştirel okuma ise Simmel'in denemeci ve dağınık tarzını sorgular. Bu okumaya göre Simmel parlak gözlemler yaptı, ama bunları sistemli bir kuram ya da sınanabilir önermeler hâline getirmedi. Simmel'in akademide uzun süre kadrosuz kalmasının nedenleri arasında bu tarzın yanı sıra dönemin Alman üniversitelerindeki Yahudi karşıtlığının da bulunduğu sıkça vurgulanır.

Açılış sahnesindeki kadının kentteki ilk yılı, üç okumanın da bir şey bulabileceği bir hikâyedir: bir etkileşim biçimleri toplamı, modern kültürün bir deneyimi ve sistemli bir sınamayı bekleyen bir gözlem.

Ölçek

Tek bir karşılaşmada Simmel'in biçimleri, bir sohbetin, bir pazarlığın ya da bir tartışmanın aldığı şekilde görünür: kim konuşuyor, kim dinliyor, kim arabuluculuk yapıyor.

Kurumlarda biçimler, örgütlerin büyüklüğünde, hiyerarşisinde ve sır tutma kurallarında görünür. Küçük bir aile şirketinde herkes her şeyi bilirken, büyük bir kurumda bilgi katmanlara ayrılır ve sır, bir güç kaynağına dönüşür.

Toplum ölçeğinde Simmel'in kent ve para çözümlemeleri, kentleşmenin ve piyasanın genişlemesinin gündelik hayatı nasıl dönüştürdüğünü anlamak için kullanılır. Kent sosyolojisi, tüketim sosyolojisi ve göç sosyolojisi, onun kavramlarından beslenmeye devam ediyor.

Türkiye'de Almancı

Türkiye'de Almanya'ya ve başka Avrupa ülkelerine çalışmaya giden işçiler ve onların çocukları için kullanılan Almancı sözcüğü, Simmel'in yabancı kavramının çarpıcı bir örneğini sunar. Bu sözcük çoğu zaman küçümseyici bir tonla söylenir ve bu ton da yabancının konumunun bir parçasıdır.

Gurbetçi, gittiği ülkede gelip kalmış bir yabancıdır: orada çalışır, vergi öder, çocuklarını okula gönderir, ama çoğu zaman oranın bir parçası sayılmaz. Tatil için memleketine döndüğünde ise köyünde de bir tür yabancıya dönüşür: konuşması, giyimi, arabası ve harcama alışkanlıkları onu köylülerinden ayırır. İki yerde birden içeride ve dışarıda olmak, Simmel'in tarif ettiği yakınlık ile uzaklığın birleşimini iki kez yaşamak demektir.

Başka göç deneyimlerine sahip toplumlarla bir karşılaştırma, benzer adlandırmaların pek çok dilde bulunduğunu gösterir. Göç edenlerin hem gittikleri yerde hem de geldikleri yerde bir ara konumda kalması, göç sosyolojisinin temel konularından biridir.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Simmel'in önerileri, onun denemelerinden türeyen ve sonraki araştırmacıların geliştirdiği kurulumlarla incelenir.

Yaygın hatalar

Aklında kalsın

  1. Simmel toplumsal hayatı içerikler ve biçimler olarak ayırdı; sosyolojinin özgül konusunu, farklı içeriklerde tekrarlanan etkileşim biçimleri olarak gördü.
  2. Sosyallik, dış bir amaç gütmeden yalnız bir arada olmanın hazzı için kurulan etkileşim biçimidir ve içine bir çıkar girdiğinde bozulur.
  3. Büyük kent, yoğun uyaranlarla insanı akılla tepki vermeye, dakikliğe ve bıkkın bir tutuma yöneltir.
  4. Kentin mesafesi hem bir yalnızlaşma hem de küçük toplulukların denetiminden bir özgürleşmedir.
  5. Para ilişkileri niceliğe indirger ve nesnelleştirir, ama aynı zamanda insanları kişisel bağımlılıklardan kurtarır.
  6. Yabancı, gelip kalan ama tam olarak ait sayılmayan kişidir; bu konum ona hem bir yük hem de bir nesnellik kazandırır.
  7. Türkiye'deki Almancı sözcüğü, gurbetçinin hem gittiği yerde hem de geldiği yerde yaşadığı çifte yabancılığı dile getirir.

Sonraki derse köprü

Simmel'in yabancısı, bir topluluğun içinde olup ona ait sayılmayan kişiydi. On dokuzuncu yüzyılın son yıllarında Berlin'de öğrenim gören genç bir Amerikalı akademisyen, ülkesine döndüğünde bu konumu çok daha keskin bir biçimde yaşayan bir halkı inceledi: kendi doğduğu ülkede, yüzyıllardır yaşadığı topraklarda, derisinin rengi nedeniyle dışarıda tutulan bir halkı. Bu akademisyen, bu halkın üyelerinin kendilerine hem kendi gözleriyle hem de onları küçümseyen bir toplumun gözüyle bakmak zorunda kaldığını ve yeni yüzyılın temel sorununun renk çizgisi olacağını yazdı. Sonraki ders W.E.B. Du Bois'yı ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.