Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Martineau, Amerika'da yaptığı uzun bir yolculuktan bir toplum çözümlemesi çıkardı ve bir toplumun nasıl gözlemleneceğine dair ilk sistemli yöntem kitaplarından birini yazdı.
- Ahlak bir toplumun doğru saydığı ilkeleri, görgü ise insanların gündelik hayatta fiilen sürdürdüğü davranışları anlatır; ikisi ayrı ayrı gözlemlenmelidir.
- Kendi ölçüsüyle değerlendirme, bir toplumu gözlemcinin değil, o toplumun kendi ilan ettiği ilkelerle tartar.
- Nesneler üzerinden gözlem, insanların sözleri yerine kurumlar, yapılar, kayıtlar ve şarkılar gibi somut izlere bakar.
- Anlayışlı gözlem, gözlemcinin önce yargılamak yerine anlamaya çalışmasını ister; birkaç kişiden bir ulus karakteri çıkarmak Martineau'nun uyardığı bir tuzaktır.
- İlke ile uygulama arasındaki mesafe her zaman ikiyüzlülük değildir; bir yönelimi ya da geçişi de gösterebilir.
- Türkiye'deki kâğıt üstünde ifadesi bu mesafeyi gündelik dilde taşır; Martineau'nun yöntemi onu kabullenmek yerine ölçmeyi önerir.
Açılış sahnesi
Bir araştırmacı, bir sahil kasabasının değerleri üzerine yazmak için bir ay boyunca orada kalıyor. İlk hafta kasabanın ileri gelenleriyle görüşüyor. Belediye başkanı, okul müdürü ve eski bir esnaf aynı şeyi söylüyor: burada herkes eşittir, komşuluk güçlüdür, kimse kimseyi dışlamaz, kadınlara saygı büyüktür.
İkinci hafta araştırmacı konuşmayı bırakıp dolaşmaya başlıyor. Kasabanın mezarlığında, eski ailelerin mezarlarının duvarla çevrili ayrı bir bölümde, sonradan gelen mevsimlik işçilerinkinin ise arka tarafta, taşsız toprak yığınları olarak durduğunu görüyor. Pazar yerinde tezgâhların hemen hepsinin başında erkekler duruyor; kadınlar yalnız alıcı olarak var. Muhtarlıkta, son yıllarda yapılan miras paylaşımlarında tarlaların çoğunun oğullara, evlerin ise çoğunlukla kızlara bırakıldığını gösteren kayıtlara rastlıyor.
Ay sonunda araştırmacının defterinde iki ayrı kasaba var. Biri insanların anlattığı kasaba, öbürü taşlarda, tezgâhlarda ve kayıtlarda duran kasaba. Araştırmacı, hangisinin gerçek kasaba olduğunu değil, ikisinin arasındaki mesafenin neyi anlattığını sormaya karar veriyor.
Bu derste ne olacak
Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.
Comte'un pozitivist programını İngilizce okura ulaştıran kişi, on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında yaşamış İngiliz yazar Harriet Martineau'ydu. Ama Martineau'nun sosyolojiye asıl katkısı bu çeviriden önce geldi. Amerika Birleşik Devletleri'nde yaklaşık iki yıl süren bir yolculuk yaptı, bu yolculuktan bir toplum çözümlemesi çıkardı ve aynı yıllarda, bir toplumun nasıl gözlemleneceğine dair belki de ilk sistemli yöntem kitabını yazdı.
Ders önce Martineau'nun ahlak ile görgü arasında yaptığı ayrımı, sonra bir toplumu kendi ilan ettiği ilkelerle karşılaştırma önerisini ve nesneler üzerinden gözlem yöntemini ele alıyor. Ardından gözlemcinin kendi ön yargılarıyla nasıl başa çıkacağına dair uyarılarına ve onun uzun süre kanonun dışında kalmasının nedenlerine geçiyor. Ders bittiğinde, bir topluluğun kendisi hakkında söyledikleri ile yaptıkları arasındaki mesafeyi sistemli olarak nasıl ölçebileceğini tasarlayabilmelisin.
Sıfır noktası — ahlak ile görgü
Martineau, bir toplumu anlamak için iki şeyin birlikte incelenmesi gerektiğini söyledi: insanların neyi doğru bildiği ve insanların gerçekte nasıl davrandığı.
Bu ayrım basit görünür, ama gözlemcinin işini kökten değiştirir. İnsanlara ne düşündüklerini sormak yalnız ahlak alanını gösterir. Onların nasıl yaşadığını görmek için başka türden kanıtlar gerekir.
Mekanizma — bir toplumu kendi ölçüsüyle tartmak
Martineau'nun yöntem önerilerinin merkezinde, bir toplumu gözlemcinin kendi değerleriyle değil, o toplumun kendi ilan ettiği ilkelerle değerlendirme fikri vardı.
Martineau bu yöntemi Amerika üzerine yazdığı kitapta uyguladı. Ülkenin kurucu metinlerinde ilan edilen özgürlük ve eşitlik ilkelerini, bu ilkelerin köleliğin sürdüğü eyaletlerde ve kadınların siyasal hayattan dışlandığı kurumlarda ne ölçüde karşılık bulduğuyla karşılaştırdı. Kadınların siyasal hayattaki yokluğunu ayrı bir başlık altında tartışması, döneminin toplum yazıları arasında dikkat çekiciydi. Martineau köleliğin kaldırılmasını açıkça savunan bir yazardı; bu savunu, dışarıdan getirilmiş bir ölçüte değil, Amerikalıların kendi kurucu metinlerine dayanıyordu.
Martineau, bu mesafenin her zaman bir ikiyüzlülük anlamına gelmediğini de düşündü. İlan edilen ilke, bir toplumun henüz ulaşamadığı ama yöneldiği bir hedefi gösterebilir. Gözlemcinin işi, mesafeyi kaydetmek ve onun hangi kurumlarda, hangi gruplar için büyüdüğünü göstermektir.
Nesneler ve kurumlar üzerinden gözlem
Martineau, gezginlerin bir toplum hakkında en çok konuştukları insanların sözlerine dayandığını ve bunun yanıltıcı olduğunu söyledi. Konuşulan kişiler sınırlı sayıdadır, çoğunlukla belirli bir kesimden gelir ve gözlemciye söylemek istediklerini söyler. Martineau bu yüzden gözlemcinin dikkatini insanların sözlerinden, toplumun bıraktığı izlere çevirmesini önerdi.
Gözlemcinin kendisi
Martineau, yöntem kitabının önemli bir bölümünü gözlemcinin kendisine ayırdı. Ona göre bir toplumu gözlemleyenin en büyük engeli, kendi ülkesinin ve kendi sınıfının alışkanlıklarını evrensel ölçü sanmasıydı. Bu ön yargıyı temel derslerde etnosentrizm adıyla tanımlamıştık; Martineau bu kavram henüz yokken aynı sorunu tarif ediyordu.
Martineau, gözlemcinin karşısındakileri anlamaya çalışan bir tutum taşıması gerektiğini de vurguladı. Yargılamak için değil anlamak için bakan gözlemci, bir davranışın o toplum içindeki anlamını daha iyi kavrar.
Martineau bir başka tuzağa da dikkat çekti: birkaç kişiyle yapılan konuşmalardan bir ulusun karakteri hakkında sonuç çıkarmak. Bir gezginin karşılaştığı birkaç kaba ya da nazik kişi, o toplum hakkında bir şey söylemez; genelleme ancak çok sayıda ve farklı türden kanıt bir araya geldiğinde yapılabilir.
Ölçüt nerede yanlış çalışıyor
Martineau'nun yöntemleri güçlüdür, ama kolayca yanlış kullanılabilecek yerleri de vardır.
Birincisi, ilke ile uygulama arasındaki her mesafeyi ikiyüzlülük olarak okumaktır. Bir ilke, henüz gerçekleşmemiş bir yönelimi, bir mücadelenin hedefini ya da bir geçiş sürecini de gösterebilir.
İkincisi, nesneler üzerinden gözlemi insanların sözlerini tamamen dışlamak biçiminde uygulamaktır. Martineau, sözleri değersiz saymadı; onları başka kanıtlarla karşılaştırmayı önerdi. Mezarlık da pazar da yorumlanmak zorundadır ve yorum çoğu zaman insanların anlattıklarına ihtiyaç duyar.
Üçüncüsü, kendi ölçüsüyle değerlendirmeyi, her toplumun ilkelerini sorgulanamaz kabul etmek sanmaktır. Martineau, bir toplumun ilkelerinin kendilerinin de tartışılabileceğini reddetmedi; ama gözlemcinin eleştirisini önce toplumun kendi sözüne dayandırmasının daha güçlü ve daha adil olacağını düşündü.
Kuramsal mercekler
Martineau'ya bugünden bakan üç okuma öne çıkar.
Yöntem okuması, onun yöntem kitabını sosyolojinin ilk sistemli yöntem metinlerinden biri olarak görür. Bu okumaya göre Martineau, gözlemcinin konumu, genellemenin sınırları ve farklı türde kanıtların karşılaştırılması gibi sonraki kuşakların temel sorunlarını erkenden dile getirdi.
Yeniden keşif okuması, Martineau'nun neden uzun süre sosyoloji tarihlerinde anılmadığını sorar. Bu okumaya göre, bir kadın olması, üniversite dışında bir yazar olması ve çalışmalarının geniş okura yönelik yazılması, onun kanonun dışında tutulmasında rol oynadı. Yirminci yüzyılın ikinci yarısından sonra özellikle feminist sosyologlar onun çalışmalarını yeniden gündeme taşıdı.
Eleştirel okuma ise Martineau'nun kendi konumunu da sorgular. Martineau, kendi döneminin serbest piyasa ekonomisini geniş okura anlatan popüler öykülerle ün kazanmıştı ve bu ekonomik görüşün savunucusuydu. Bu okumaya göre onun gözlemleri de kendi sınıfının ve ülkesinin bakışından tamamen arınmış değildi; kendi uyardığı tuzaktan kendisi de ancak kısmen kurtulabildi.
Üç okuma, açılış sahnesindeki araştırmacının defterindeki iki kasabadan hangisinin daha çok onun kendi bakışını yansıttığı sorusunda buluşur.
Ölçek
Tek bir karşılaşmada ahlak ile görgü arasındaki mesafe, bir kişinin söylediği ile yaptığı arasında görünür: misafirperverliği öven birinin kapısını kime açıp kime açmadığı gibi.
Kurum ölçeğinde bu mesafe, yazılı kurallar ile uygulamalar arasında izlenir. Bir okulun yönetmeliği, bir hastanenin hasta hakları panosu ya da bir şirketin etik kuralları, gündelik uygulamalarla karşılaştırılabilir.
Toplum ölçeğinde mesafe, bir ülkenin anayasasında ve temel yasalarında ilan ettiği ilkeler ile kurumlarının fiilen nasıl işlediği arasında aranır. Martineau'nun Amerika çözümlemesi bu ölçekteydi ve bugün de ülkeleri kendi anayasal ilkeleriyle karşılaştıran çalışmalar aynı mantığı izler.
Türkiye'de kâğıt üstünde
Türkiye'de gündelik dilde kâğıt üstünde ifadesi, Martineau'nun ahlak ile görgü arasındaki ayrımını kendiliğinden taşır. Kâğıt üstünde eşitiz, kâğıt üstünde yasak, kâğıt üstünde herkesin hakkı var gibi cümleler, yazılı ilkenin bir yerde, gündelik uygulamanın başka bir yerde durduğunu dile getirir. Bu ifade, bir toplumun kendi ilkeleriyle ölçülmesinin gündelik bir biçimidir.
Ama aynı ifade, çoğu zaman bir kabullenmeyle de söylenir: kâğıt üstünde öyle, ama hayat böyle. Martineau'nun yöntemi burada bir adım daha ister: mesafenin hangi alanlarda, hangi gruplar için ve hangi kurumlarda büyüdüğünü sistemli olarak kaydetmek. Kabullenmenin bittiği yerde ölçüm başlar.
Başka ülkelerde de benzer karşılaştırmalar yapılır. Kurucu metinlerinde eşitlik ilan eden pek çok toplumda, bu ilkenin kadınlar, azınlıklar ya da göçmenler için ne ölçüde gerçekleştiği, Martineau'nun yönteminin bugünkü karşılığı olan çalışmaların konusudur.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Martineau'nun önerileri, bugün farklı araştırma kurulumlarında sürdürülür.
Yaygın hatalar
Aklında kalsın
- Martineau, Amerika'da yaptığı uzun bir yolculuktan bir toplum çözümlemesi çıkardı ve bir toplumun nasıl gözlemleneceğine dair ilk sistemli yöntem kitaplarından birini yazdı.
- Ahlak bir toplumun doğru saydığı ilkeleri, görgü ise insanların gündelik hayatta fiilen sürdürdüğü davranışları anlatır; ikisi ayrı ayrı gözlemlenmelidir.
- Kendi ölçüsüyle değerlendirme, bir toplumu gözlemcinin değil, o toplumun kendi ilan ettiği ilkelerle tartar.
- Nesneler üzerinden gözlem, insanların sözleri yerine kurumlar, yapılar, kayıtlar ve şarkılar gibi somut izlere bakar.
- Anlayışlı gözlem, gözlemcinin önce yargılamak yerine anlamaya çalışmasını ister; birkaç kişiden bir ulus karakteri çıkarmak Martineau'nun uyardığı bir tuzaktır.
- İlke ile uygulama arasındaki mesafe her zaman ikiyüzlülük değildir; bir yönelimi ya da geçişi de gösterebilir.
- Türkiye'deki kâğıt üstünde ifadesi bu mesafeyi gündelik dilde taşır; Martineau'nun yöntemi onu kabullenmek yerine ölçmeyi önerir.
Sonraki derse köprü
Martineau, Comte'un programını İngilizceye taşırken, İngiltere'de aynı yıllarda bir başka düşünür bütün bilgiyi tek bir ilkeyle açıklamaya çalışan dev bir sistem kuruyordu. Bu düşünür toplumu bir canlı bedene benzetti: organları, dolaşım sistemi ve sinir sistemi olan, basitten karmaşığa doğru büyüyen ve farklılaşan bir beden. Ona göre toplumlar da canlılar gibi evrilir, en uygun olanlar ayakta kalırdı. Bu düşünürün fikirleri, hem toplum biliminin gelişiminde hem de sosyal politikaların meşrulaştırılmasında derin izler bıraktı. Sonraki ders Herbert Spencer'ı ve evrimci toplum düşüncesini ele alıyor.