Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Durkheimcı gelenek, toplumu bireylerin toplamından fazlası olarak gören yöntemsel bütüncülüğe dayanır.
- Geleneğin kavramları bugün sağlık ve yalnızlık, ritüel ve tören ve grup sınırları araştırmalarında yaygın biçimde kullanılır.
- Dinamik yoğunluk, insanlar arasındaki etkileşimin sıklığıdır ve kentleşme ile dijitalleşme araştırmalarında yeniden gündeme gelir.
- Sembolik sınırlar, grupların kendilerini başkalarından ayırmak için kullandığı ölçütlerdir ve hem bütünleştirir hem dışlar.
- Geleneğe yöneltilen en temel eleştiri, uzlaşı varsayımının çatışmayı, gücü ve eşitsizliği gözden kaçırmasıdır.
- Değişim, faillik ve cinsiyet eleştirileri, geleneğin başka sınırlarını gösterir.
- Gündelik dildeki bizden biri ifadesi, sembolik sınırın hem dayanışma hem dışlama üreten gücünü dile getirir.
Açılış sahnesi
Bir üniversitede sosyoloji bölümünün dönem sonu semineri. Konu, bir büyük kentin kenar mahallesinde yaşanan hızlı dönüşüm. Dört öğrenci aynı mahallede birer ay saha çalışması yapmış ve bulgularını sunuyor.
Birinci öğrenci, mahallenin eski sakinlerinin kentsel dönüşümle birlikte dağıldığını, komşuluk ilişkilerinin çözüldüğünü ve yaşlıların yalnızlaştığını anlatıyor. Ona göre mahalle, bütünleşme kaybı yaşıyor. İkinci öğrenci, mahallede her yıl yapılan bir anma töreninin, dağılmış ailelerin bile o gün geri gelmesini sağladığını ve mahallenin ortak kimliğini ayakta tuttuğunu gösteriyor. Üçüncü öğrenci, eski sakinler ile yeni gelenler arasında görünmez bir çizgi çekildiğini, kimin mahalleli sayılıp kimin sayılmadığının sürekli konuşulduğunu anlatıyor.
Dördüncü öğrenci ise itiraz ediyor. Ona göre üç sunum da mahalleyi bir bütün gibi ele alıyor, oysa asıl mesele, dönüşümden kimin kazançlı kimin kayıplı çıktığı, müteahhitlerin, belediyenin ve ev sahiplerinin çıkarlarının nasıl çatıştığı. Hoca, ilk üç sunumun bu kursun geleneğinden beslendiğini, dördüncüsünün ise o geleneğe yöneltilen en eski eleştiriyi dile getirdiğini söylüyor.
Bu derste ne olacak
Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.
Altı derstir aynı düşünürün bir yüzyılı aşan önerilerini tek tek sınadık. Kapanış dersi iki soru soruyor. Birincisi, bu düşünceler bugün sosyolojik araştırmada nasıl kullanılıyor? İkincisi, bu geleneğe hangi eleştiriler yöneltildi ve bu eleştiriler geleneğin nerede güçlü, nerede zayıf olduğunu gösteriyor?
Onun öğrencileri ve izleyicileri bu mirası hediyeleşme, ortak bellek ve sistem kuramı gibi alanlara taşıdı; bu dallar akademinin sonraki kurslarında kendi başlıklarıyla bekliyor. Bu ders ise geleneğin kendisine, onun temel varsayımlarına ve bu varsayımların bugünkü kullanımına ve eleştirisine odaklanıyor.
Sıfır noktası — bütünden başlamak
Durkheimcı geleneğin bütün kullanımlarını birbirine bağlayan bir başlangıç noktası vardır: toplum, onu oluşturan bireylerin toplamından fazlasıdır ve toplumsal olgular, bireylerin özellikleriyle değil, bütünün özellikleriyle açıklanmalıdır.
Mekanizma — geleneğin güncel kullanımları
Durkheimcı gelenek, bugün pek çok farklı alanda araştırmacılara araç sağlıyor. Bu kullanımların üçü özellikle yaygındır.
Birinci kullanım, toplumsal bütünleşme ile sağlık ve refah arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmalardır. Durkheim'ın intihar üzerine bulguları, bugün yalnızlık, sosyal destek ve toplumsal bağların sağlık üzerindeki etkisini inceleyen geniş bir araştırma alanının temelini oluşturur.
İkinci kullanım, ritüellerin ve törenlerin toplumsal işlevini inceleyen araştırmalardır. Anma törenleri, spor karşılaşmaları, siyasal mitingler ve çevrim içi toplu yaslar, Durkheim'ın kolektif coşku ve ritüel kavramlarıyla inceleniyor.
Durkheim, toplumların bir biçimden ötekine nasıl geçtiğini açıklarken bir kavram kullanmıştı ve bu kavram bugün kentleşme ve dijitalleşme araştırmalarında yeniden gündeme geliyor.
Üçüncü kullanım, toplulukların kendilerini başkalarından nasıl ayırdığını inceleyen araştırmalardır. Durkheim'ın dokunulmaz olanı gündelikten ayıran çizgisi, bugün grupların kendi aralarına çektiği sınırları anlamak için genişletiliyor.
Ölçüt nerede yanlış çalışıyor
Durkheimcı geleneğe yöneltilen eleştiriler, geleneğin temel varsayımlarını hedef alır.
Birinci eleştiri, çatışma ve güç eleştirisidir. Önceki kursun geleneğinden gelen bu eleştiriye göre, Durkheim toplumu ortak değerler etrafında bütünleşmiş bir düzen olarak gördüğü için, toplumsal düzenin aslında güçlü grupların çıkarlarını koruyan bir düzen olabileceğini göremez. Sahnedeki dördüncü öğrencinin itirazı bu eleştirinin bir örneğidir: mahallenin dönüşümünü bir bütünleşme kaybı olarak anlatmak, bu dönüşümden kimin kazançlı çıktığını görünmez kılar.
İkinci eleştiri, değişim eleştirisidir. Durkheim'ın düzen ve bütünleşme üzerine kurulu kavramları, toplumların neden ve nasıl değiştiğini, özellikle de hızlı ve çatışmalı dönüşümleri açıklamakta yetersiz kalır. Anomi kavramı bir istisna sunar, ama anomi de değişimi bir bozulma olarak görür.
Üçüncü eleştiri, birey ve faillik eleştirisidir. Yöntemsel bütüncülük, bireylerin toplumsal kuralları nasıl yorumladığını, onlara nasıl direndiğini ve onları nasıl değiştirdiğini gözden kaçırır. Bu eleştiri, sonraki kursun konusu olan anlamacı gelenekten gelir.
Dördüncü bir eleştiri ise Durkheim'ın kadınlara ve aileye ilişkin görüşlerinin, döneminin cinsiyet varsayımlarını taşıdığını ve bu varsayımların bazı bulgularının yorumunu etkilediğini gösterir.
Kuramsal mercekler
Durkheimcı geleneğin bugünkü değerini tartışan araştırmacılar üç farklı tutum alır.
Bir tutum, geleneği bir araç kutusu olarak görür. Bu tutuma göre bütünleşme, anomi, ritüel ve sembolik sınır gibi kavramlar, geleneğin genel varsayımlarından bağımsız olarak, belirli sorulara cevap arayan araştırmalarda kullanılabilir. Eleştiriler, kavramların nerede kullanılmaması gerektiğini gösterir, ama kavramları geçersiz kılmaz.
İkinci bir tutum, geleneğin çatışma ve güç eleştirilerini içine alarak yenilenmesini önerir. Bu tutuma göre ritüeller ve sembolik sınırlar yalnızca bütünleştirmez, aynı zamanda dışlar ve hiyerarşi üretir; Durkheimcı kavramlar, güç ilişkileriyle birlikte kullanıldığında daha güçlü açıklamalar üretir. Bazı çağdaş kültür sosyologları, Durkheim'ın kutsal ve ritüel kavramlarını bu yönde yeniden yorumlamıştır.
Üçüncü bir tutum ise geleneği, sosyolojinin tarihine ait, bugün sınırlı bir değeri olan bir düşünce sistemi olarak görür. Bu tutuma göre Durkheim'ın düzen ve uzlaşı varsayımları, çağdaş toplumların çoğulluğunu, çatışmalarını ve hızlı değişimini anlamak için yetersizdir.
Bu tutumlar arasındaki tartışma, Durkheimcı kavramların belirli bir araştırmada ne ürettiğine bakılarak sürdürülebilir: kavramlar, güç ilişkileriyle birlikte kullanıldığında mı yoksa tek başına mı daha çok şey gösteriyor?
Ölçek
Karşılaşma ölçeğinde Durkheimcı kavramlar, iki komşu arasındaki bir selamlaşmada, bir cenazeye katılımda ya da bir yabancının bir topluluğa kabul edilip edilmemesinde görünür.
Kurum ölçeğinde bu kavramlar, okulların, meslek örgütlerinin, dinî toplulukların ve derneklerin üyelerini nasıl bir arada tuttuğunu ve kimi dışarıda bıraktığını incelemek için kullanılır.
Toplum ölçeğinde Durkheimcı gelenek, bir toplumun bütünleşme düzeyini, ortak değerlerini ve ortak ritüellerini inceler. Bu ölçekte uzlaşı varsayımının sınırları en belirgin biçimde görünür, çünkü büyük ve çeşitli toplumlarda ortak değerlerin kapsamı ve paylaşılma düzeyi tartışmalıdır.
Türkiye'de bizden olmak
Türkiye'de gündelik konuşmada sık kullanılan bir ifade vardır: bizden biri. Bu ifade, bir kişinin aynı aileden, aynı köyden, aynı mahalleden, aynı inançtan ya da aynı siyasal görüşten olduğunu, yani ortak bir topluluğa ait olduğunu anlatır. Bizden olmak, güven, yardım ve kayırma beklentisini de beraberinde getirir. Bizden olmayan ise, çoğu zaman bir mesafe ve kuşkuyla karşılanır.
Bu ifade, sembolik sınır kavramının gündelik dildeki güçlü bir karşılığıdır. Bizden biri sözü, bir topluluğun kendi çevresine çektiği sınırı hem dile getirir hem de yeniden üretir. Durkheim'ın bakış açısından bu sınır, topluluğun bütünleşmesini güçlendirir. Ama eleştirel bir bakış açısından, aynı sınır, dışarıda kalanları dışlar ve kaynakların, fırsatların ve güvenin eşitsiz dağılmasına yol açar.
Başka toplumlarla karşılaştırıldığında, bizden olma sınırlarının hangi ölçütlere dayandığının, yani akrabalığa mı, dine mi, mesleğe mi yoksa yurttaşlığa mı, toplumdan topluma farklılaştığı görülür. Bu ölçütlerin değişmesi, bir toplumda dayanışmanın ve dışlamanın biçimini de değiştirir.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Durkheimcı kavramların güncel kullanımları ve onlara yöneltilen eleştiriler, somut araştırmalarla sınanabilir.
Yaygın hatalar
Aklında kalsın
- Durkheimcı gelenek, toplumu bireylerin toplamından fazlası olarak gören yöntemsel bütüncülüğe dayanır.
- Geleneğin kavramları bugün sağlık ve yalnızlık, ritüel ve tören ve grup sınırları araştırmalarında yaygın biçimde kullanılır.
- Dinamik yoğunluk, insanlar arasındaki etkileşimin sıklığıdır ve kentleşme ile dijitalleşme araştırmalarında yeniden gündeme gelir.
- Sembolik sınırlar, grupların kendilerini başkalarından ayırmak için kullandığı ölçütlerdir ve hem bütünleştirir hem dışlar.
- Geleneğe yöneltilen en temel eleştiri, uzlaşı varsayımının çatışmayı, gücü ve eşitsizliği gözden kaçırmasıdır.
- Değişim, faillik ve cinsiyet eleştirileri, geleneğin başka sınırlarını gösterir.
- Gündelik dildeki bizden biri ifadesi, sembolik sınırın hem dayanışma hem dışlama üreten gücünü dile getirir.
Sonraki derse köprü
Bu kursun geleneği, toplumu dışarıdan, bireylerin üstünde duran bir gerçeklik olarak inceledi. Ama bu dersin eleştirilerinden biri, tam da bu dışarıdan bakışın bireylerin eylemlerine yüklediği anlamları kaçırdığıydı. Aynı dönemde yazan bir başka kurucu düşünür, Max Weber, sosyolojinin işinin insanların eylemlerini, onların bu eylemlere yüklediği öznel anlamları anlayarak açıklamak olduğunu savundu. Ona göre bir toplumsal olgu, yalnızca dışarıdan gözlenen düzenliliklerle değil, eylemde bulunan insanların neden öyle davrandığını içeriden anlamakla açıklanabilirdi. Sonraki ders, Weber'in toplumsal eylem kavramını ve anlamacı açıklama önerisini ele alıyor.