İçeriğe geç

KUR-203-05·Durkheim ve Durkheimcı Gelenek

Din, ritüel ve kolektif temsiller

temel2.224 kelime≈ 15 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Durkheim dinin tanımına tanrılardan değil, dünyanın kutsal ve profan olarak iki alana bölünmesinden başladı.
  2. Ona göre din, kutsal etrafındaki inanç ve uygulamaları paylaşan bir ahlaki topluluktur.
  3. Kolektif coşku, insanların bir kalabalık hâlinde aynı ritüeli yaptığı anlarda doğar ve topluluk bağının kaynağıdır.
  4. Durkheim'a göre bir topluluğun kutsal saydığı simge, o topluluğun kendisinin bir temsilidir.
  5. Zaman ve mekân gibi temel kategoriler de, toplumun ortak yaşamından doğan kolektif temsillerdir.
  6. Durkheim'ın kuramı veri, indirgeme ve genelleme bakımından eleştirilmiştir ve dinî deneyimin bütününü kapsamaz.
  7. Dinî ve millî bayramların aynı sözcükle anılması, farklı törenlerin benzer bir toplumsal işlev paylaşabileceğini gösterir.

Açılış sahnesi

Bir futbol takımının şampiyonluk maçı. Stadyumda on binlerce taraftar aynı renklere bürünmüş, aynı marşları söylüyor, aynı anda ayağa kalkıp aynı anda oturuyor. Birbirini hiç tanımayan insanlar, bir gol anında birbirine sarılıyor. Tribünde yaşlı bir adam, çocukluğundan beri bu takımı tuttuğunu ve bu anı yıllardır beklediğini söylerken ağlıyor. Maç bittiğinde taraftarlar sokaklara dökülüyor, arabalar korna çalıyor, bir yabancı öbürüne takımın atkısını hediye ediyor.

Ertesi gün aynı kentte, büyük bir camide bir cenaze namazı kılınıyor. Mahalleden, iş yerinden ve akrabalardan yüzlerce kişi toplanmış. Herkes aynı sırayla saf tutuyor, aynı duaları dinliyor ve aynı anda eğiliyor. Cenazeden sonra ailenin evine gidiliyor, yemekler getiriliyor, günlerce taziyeler kabul ediliyor.

İki tören birbirinden çok farklı. Biri bir sevinç, öbürü bir yas; biri dünyevi, öbürü dinî. Ama ikisinde de insanlar aynı yerde toplanıyor, aynı hareketleri yapıyor, aynı duyguyu paylaşıyor ve dağıldıklarında ait oldukları çevreyi eskisinden güçlü duyuyor.

Bu derste ne olacak

Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.

Din, kutsal ve ritüel kavramlarını temel derslerde tanımlamıştık. Önceki ders, bazı dinî toplulukların üyelerini birbirine sıkıca bağlayarak koruyucu bir etki yarattığını gösterdi. Bu ders, Durkheim'ın son büyük çalışmasının sorusunu ele alıyor: inancı ve ibadeti paylaşmak, bir gruba neyi kazandırır?

Durkheim'ın cevabı hem etkili hem de tartışmalı oldu. Ona göre dinin özü, doğaüstü varlıklara inanç değil, bir grubun dokunulmaz ilan ettiği şeylerin çevresinde toplanması ve tekrarlanan törenlerle kendi birliğini yeniden üretmesidir. Ders bu öneriyi, onun dinî olmayan törenlere nasıl genişletildiğini ve Durkheim'ın bir toplumun dünyayı düşünme biçimlerinin kökeni hakkındaki iddialarını ele alıyor. Dersin konusu dinlerin doğruluğu değil, dinî yaşamın toplumsal boyutudur.

Sıfır noktası — iki ayrı alan

Durkheim, dinin tanımına doğaüstü güçlerden ya da tanrılardan değil, bir ayrımdan başladı. Ona göre bütün dinlerde ortak olan şey, dünyanın iki ayrı alana bölünmesidir.

Bu ayrımın ardından Durkheim, dinin tanımına ikinci bir öğe ekledi: kutsal etrafındaki inanç ve uygulamaları paylaşan bir topluluk.

Mekanizma — toplumun kendini kutsaması

Durkheim, dinin kökenini araştırmak için döneminin en basit toplumları olarak gördüğü toplulukların dinî yaşamını, başka araştırmacıların saha gözlemlerine dayanarak inceledi. Bu toplulukların her birinin bir hayvanı ya da bitkiyi kendisinin simgesi olarak kutsal saydığını ve bu simge etrafında düzenli olarak toplandığını gözlemledi.

Durkheim'ın bu gözlemden çıkardığı sonuç, hem en etkili hem de en çok tartışılan önerisi oldu: bir topluluğun kutsal saydığı simge, aslında o topluluğun kendisinin bir temsilidir. İnsanlar kutsala tapınırken, farkında olmadan kendi topluluklarının gücünü ve birliğini kutsarlar.

Durkheim'a göre ritüeller bu coşkuyu düzenli aralıklarla yeniden üretir. Bir topluluğun bağları zamanla zayıflar ve ritüeller, bu bağları yeniden güçlendirmenin bir yoludur.

Durkheim, din üzerine düşüncelerini daha da genişletti. Ona göre insanların dünyayı düşünmek için kullandığı temel kategoriler, yani zaman, mekân ve neden gibi kavramlar da toplumsal kökenlidir.

Ölçüt nerede yanlış çalışıyor

Durkheim'ın din kuramı, üç ciddi eleştiriyle karşılaşmıştır.

Birincisi, veri eleştirisidir. Durkheim, incelediği toplulukları kendisi gözlemlemedi ve başka araştırmacıların saha notlarına dayandı. Sonraki antropolojik araştırmalar, bu toplulukların dinî yaşamının Durkheim'ın anlattığından çok daha çeşitli olduğunu ve onun genellemelerinin bazılarının dayandığı verilerin sınırlı olduğunu gösterdi.

İkincisi, indirgeme eleştirisidir. Durkheim'ın dini toplumun kendini kutsaması olarak açıklaması, inananların kendi deneyimlerini ve inançlarının içeriğini göz ardı etmekle eleştirildi. İnananlar için dinî deneyim, bir topluluk duygusu olmanın ötesinde, kendi anlamı ve hakikati olan bir şeydir. Durkheim'ın açıklaması, dinin toplumsal işlevini anlatabilir, ama dinin inananlar için ne olduğunu tüketmez.

Üçüncüsü, genelleme eleştirisidir. Durkheim'ın ritüelin topluluğu bütünleştirdiği fikri, ritüellerin çatışma, dışlama ve güç ilişkilerini de ürettiği durumları gözden kaçırabilir. Bir tören bazılarını birleştirirken başkalarını dışarıda bırakabilir.

Kuramsal mercekler

Durkheim'ın din kuramı, sonraki sosyolojide farklı yönlere genişletildi.

Bir yol, Durkheim'ın fikirlerini dinî olmayan törenlere uyguladı. Bu yaklaşıma göre modern toplumlar da, bayraklar, marşlar, anma törenleri ve millî bayramlar etrafında kendi kutsallarını ve ritüellerini üretir. Bazı araştırmacılar bu toplumsal törenlerin bütününü bir sivil din olarak adlandırdı. Bu yaklaşım doğruysa, dinî törenlerin azaldığı toplumlarda bile ortak törenlerin topluluk bağını yeniden üreten bir işlev görmeye devam etmesi beklenir.

İkinci bir yol, ritüellerin gündelik hayattaki küçük biçimlerine indi. Bu yaklaşıma göre selamlaşma, özür dileme ve teşekkür gibi gündelik etkileşimler de, kişiler arasındaki saygıyı ve bağı yeniden üreten küçük ritüellerdir. Durkheim'ın kutsal kavramı burada, bireyin kendisinin kutsal sayıldığı modern bir ahlaka uygulanır.

Üçüncü bir yol ise önceki kursun geleneğinden gelir ve dinin ve ritüellerin, toplumsal eşitsizlikleri meşrulaştırma ve egemen grupların çıkarlarını ortak değerler gibi gösterme işlevini vurgular. Bu yaklaşıma göre bir ritüelin kimi birleştirdiği kadar, kimin çıkarına hizmet ettiği de sorulmalıdır.

Bu yolların her biri, aynı törene farklı bir soruyla bakar: tören kimi birleştiriyor, gündelik ilişkilerde neyi kutsuyor ve kimin çıkarına hizmet ediyor?

Ölçek

Karşılaşma ölçeğinde ritüel, iki kişi arasındaki bir selamlaşma, bir sofra duası ya da bir taziye ziyareti olarak yaşanır. Bu küçük ritüeller, gündelik ilişkilerin dokusunu oluşturur.

Kurum ölçeğinde ritüel, bir caminin cuma namazı, bir okulun sabah töreni, bir şirketin yıllık kutlaması ya da bir derneğin genel kurulu olarak düzenlenir. Bu ölçekte ritüeller, bir kurumun üyelerini bir arada tutar ve kurumun kimliğini yeniden üretir.

Toplum ölçeğinde ritüel, millî bayramlar, büyük dinî bayramlar ve ülke çapında yaşanan anma törenleri olarak görünür. Bu ölçekte ritüeller, milyonlarca insanı aynı anda aynı duyguda buluşturabilir.

Türkiye'de bayram sözcüğünün iki yüzü

Türkiye'de bayram sözcüğü, hem dinî bayramları hem de millî bayramları anlatır. Ramazan ve Kurban bayramları ile Cumhuriyet ve çocuk bayramı gibi millî bayramlar, aynı sözcükle anılır. Bu ortak ad, iki tür bayramın aynı toplumsal işlevi paylaştığını düşündürür: ikisinde de insanlar bir araya gelir, belirli ritüelleri yerine getirir, ortak simgeler etrafında toplanır ve bir aidiyet duygusunu tazeler.

Durkheim'ın bakış açısından, dinî ve millî bayramların aynı adla anılması şaşırtıcı değildir. Ona göre her iki tür bayram da, bir topluluğun kendi birliğini kutsadığı ve yeniden ürettiği törenlerdir. Ama bu benzerlik, iki tür bayramın aynı olduğu anlamına gelmez: biri inananlar için dinî bir anlam taşır, öbürü bir yurttaşlık bağını dile getirir ve toplumun farklı kesimleri bu bayramlara farklı biçimlerde katılabilir.

Karşılaştırma yapıldığında, bazı dillerde dinî ve dünyevi bayramların farklı sözcüklerle anıldığı görülür. Ortak bir sözcüğün kullanılması, bu iki tür törenin gündelik algıda birbirine ne kadar yakın durduğunu gösterebilir; ama aynı zamanda, bu yakınlığın toplumun farklı kesimlerinde farklı biçimlerde yaşandığını da hatırlatır.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Durkheim'ın din kuramı, törenlerin ve ritüellerin etkisini gözlemleyen araştırmalarla sınanabilir.

Yaygın hatalar

Aklında kalsın

  1. Durkheim dinin tanımına tanrılardan değil, dünyanın kutsal ve profan olarak iki alana bölünmesinden başladı.
  2. Ona göre din, kutsal etrafındaki inanç ve uygulamaları paylaşan bir ahlaki topluluktur.
  3. Kolektif coşku, insanların bir kalabalık hâlinde aynı ritüeli yaptığı anlarda doğar ve topluluk bağının kaynağıdır.
  4. Durkheim'a göre bir topluluğun kutsal saydığı simge, o topluluğun kendisinin bir temsilidir.
  5. Zaman ve mekân gibi temel kategoriler de, toplumun ortak yaşamından doğan kolektif temsillerdir.
  6. Durkheim'ın kuramı veri, indirgeme ve genelleme bakımından eleştirilmiştir ve dinî deneyimin bütününü kapsamaz.
  7. Dinî ve millî bayramların aynı sözcükle anılması, farklı törenlerin benzer bir toplumsal işlev paylaşabileceğini gösterir.

Sonraki derse köprü

Bu derste dinin ve ritüellerin, toplumu bir arada tutan güçlü bağlar ürettiğini gördük. Ama Durkheim, modern toplumda dinin bu işlevi eskisi kadar güçlü biçimde yerine getiremeyeceğini de düşünüyordu. Toplum giderek daha karmaşık, daha çeşitli ve daha bireysel hâle geliyordu. Bu durumda insanları bir arada tutacak yeni ahlaki bağlar nereden gelecekti? Durkheim bu soruya iki cevap önerdi. Birincisi, yeni kuşaklara ortak değerleri aktaracak dinî olmayan bir ahlak eğitimiydi. İkincisi, aynı mesleği yapanları bir araya getiren ve onlar için ortak kurallar üreten meslek gruplarıydı. Sonraki ders, Durkheim'ın eğitim ve meslek grupları üzerine düşüncelerini ve bu düşüncelerin modern toplumun bütünleşmesine dair ne söylediğini ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.