İçeriğe geç

KUR-203-04·Durkheim ve Durkheimcı Gelenek

İntihar ve karşılaştırmalı açıklama

temel2.258 kelime≈ 15 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Durkheim tek tek intiharları değil, toplulukların oranlarını ve bu oranların sistemli farklılıklarını açıklamaya çalıştı.
  2. Durkheim'a göre oranlar iki eksende hareket eder: kişinin bir gruba ne kadar sıkı tutunduğu ve toplumun beklentilere ne kadar sınır çizdiği.
  3. Bu iki eksen, bencil, özgeci, anomik ve kaderci olmak üzere dört tip ayırt etmeyi sağlar.
  4. Yalnız ekonomik krizler değil, beklenmedik zenginleşmeler de anomik bir belirsizlik yaratabilir.
  5. Resmî istatistikler kayıt biçimlerinden ve damgalamadan etkilenir ve bu yüzden dikkatle okunmalıdır.
  6. Grup düzeyindeki bulgulardan bireyler hakkında sonuç çıkarmak ekolojik yanılgıdır.
  7. Toplumsal bağları güçlendiren müdahaleler, Durkheim'ın bulgularını önlemeye dönüştürebilir ve intihar önlenebilir bir ölüm nedenidir.

Açılış sahnesi

Bir halk sağlığı birimi, bir bölgedeki kentlerin ve kasabaların ölüm kayıtlarını inceliyor. Ekibin genç bir araştırmacısı, kendi canına kıyarak ölenlerin sayısını, yerleşim yerlerine, yaşa, cinsiyete ve medeni duruma göre ayırıyor. Her kaydın arkasında bir insan, bir aile ve bir yas var. Araştırmacı bu kayıtlara bakarken her birinin kendine özgü bir acıyla ilgili olduğunu biliyor.

Ama tablolar ortaya çıktığında, araştırmacı başka bir şey fark ediyor. Oranlar, yerden yere ve gruptan gruba sistemli biçimde farklılaşıyor. Tek başına yaşayan yaşlılarda, ailesiyle ve komşularıyla sık görüşen yaşlılardan daha yüksek. Bölgedeki büyük bir fabrikanın kapandığı yıl, o ilçede oran belirgin biçimde artmış. Sıkı bağları olan küçük bir topluluğun yaşadığı kasabada ise oran, çevredeki kasabalardan hep daha düşük. Araştırmacı, her birinin kendi hikâyesi olan bu ölümlerin, toplandığında bir düzen gösterdiğini ve bu düzenin bireylerin kişisel acılarından çok, onların başkalarıyla ve toplumla bağlarıyla ilgili olduğunu düşünüyor.

Bu derste ne olacak

Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.

Bu ders, ağır bir konuyu ele alıyor. Konu sana ya da yakınlarından birine kişisel olarak ağır geliyorsa, bir yakınınla, bir sağlık çalışanıyla ya da acil yardım hattıyla konuşmak bir güçsüzlük değil, bir güç işaretidir. İntihar önlenebilir bir ölüm nedenidir ve toplumsal bağlar, bu dersin de göstereceği gibi, koruyucu bir etkiye sahiptir.

Önceki ders, ahlaki düzenlemenin zayıfladığı durumlarda insanların yaşadığı huzursuzluğu ele aldı. Durkheim, bu huzursuzluğun en ağır sonuçlarından birini, intiharı, sosyolojinin kendine özgü bir açıklama biçimini göstermek için inceledi. Seçimi bilinçliydi: insanın en mahrem kararı sayılan bir eylemin bile toplumsal bir boyutu olduğunu gösterebilirse, sosyolojinin kendi başına bir bilim olduğunu kanıtlamış olacaktı. Ders, Durkheim'ın bu çalışmadaki açıklama mantığını, önerdiği tipolojiyi bu çalışmaya yöneltilen itirazları ve bugünkü kullanımlarını tartışıyor.

Sıfır noktası — birey değil oran

Durkheim, tek tek intiharları açıklamaya çalışmadı. Bir kişinin neden kendi hayatına son verdiğini anlamak, onun kişisel tarihini, ruh sağlığını ve yaşadığı koşulları bilmeyi gerektirir ve bu, psikolojinin ve psikiyatrinin alanıdır. Durkheim'ın sorduğu soru başkaydı: neden bazı topluluklarda intihar oranı başka topluluklardakinden sistemli olarak yüksek ya da düşüktür ve bu oran neden yıldan yıla şaşırtıcı bir kararlılık gösterir?

Bu ayrım, sosyolojik açıklamanın temel bir özelliğini gösterir. Bir oran, bireylerin toplamından doğar, ama bireylerin tek tek özellikleriyle açıklanamaz. Bir topluluğun oranı, o topluluğun kendi özelliklerine, yani üyeleri arasındaki bağların sıklığına ve topluluğun beklentilere çizdiği sınırlara dayanır.

Mekanizma — iki eksen, dört tip

Durkheim, farklı toplulukların oranlarını karşılaştırarak iki temel eksen buldu. Birincisi bütünleşmedir, yani bireylerin bir gruba ne ölçüde bağlı olduğu. Bütünleşme kavramını temel derslerde tanımlamıştık. İkincisi düzenlemedir, yani toplumun bireylerin isteklerine ve davranışlarına ne ölçüde sınır koyduğu. Önceki derste ahlaki düzenleme kavramını ele almıştık. Durkheim'a göre her iki eksende de hem aşırı düşüklük hem de aşırı yükseklik, oranları artırır. Bu da ona dört tip ayırt etme olanağı verdi.

Ölçüt nerede yanlış çalışıyor

Durkheim'ın çalışması, sosyolojinin en çok tartışılan klasiklerinden biridir ve üç ciddi eleştiriyle karşılaşmıştır.

Birincisi, veri eleştirisidir. Durkheim resmî istatistiklere dayandı. Ama bir ölümün intihar olarak kaydedilip kaydedilmemesi, ölümü inceleyen görevlilere, ailelerin tutumuna ve toplumun bu konudaki damgalamasına bağlıdır. İntiharın dinî ya da toplumsal olarak ayıplandığı topluluklarda aileler ölümleri başka nedenlere bağlayabilir ve kayıtlar bu yüzden düşük görünebilir. Bu eleştiri, Durkheim'ın bulduğu farkların bir kısmının gerçek oran farkları değil, kayıt farkları olabileceğini ileri sürer.

İkincisi, ekolojik yanılgı eleştirisidir. Temel derslerde tanımladığımız bu yanılgı, grup düzeyindeki bir ilişkiden bireyler hakkında sonuç çıkarmaktır. Bir bölgede belirli bir dinî topluluğun oranının yüksek olması, o topluluğun üyelerinin bireysel olarak daha yüksek risk taşıdığını kendi başına göstermez. Durkheim'ın bazı çıkarımları, bu yanılgıya düşmekle eleştirilmiştir.

Üçüncüsü, anlam eleştirisidir. Bazı araştırmacılar, intiharın farklı topluluklarda farklı anlamlar taşıdığını ve bu anlamların dışarıdan bakan bir istatistikçi tarafından yakalanamayacağını savundu. Onlara göre bir eylemi sınıflandırmak için, o eylemin onu yaşayanlar için ne anlama geldiğini anlamak gerekir.

Kuramsal mercekler

Durkheim'ın çalışması, bugün de sosyolojik açıklamanın farklı yollarını tartışmak için bir başlangıç noktası olarak kullanılıyor.

Bir yaklaşım, Durkheim'ın karşılaştırmalı mantığını sosyolojinin temel yöntemi sayar. Bu yaklaşıma göre toplumsal olgular, farklı toplulukların sistemli olarak karşılaştırılmasıyla açıklanır ve Durkheim'ın bütünleşme ile düzenleme eksenleri, bugün de sosyal destek, yalnızlık ve ekonomik belirsizlik araştırmalarında işe yarar.

İkinci bir yaklaşım, oranlar ile anlamlar arasında bir köprü kurmaya çalışır. Bu yaklaşıma göre istatistikler bir düzen gösterir, ama bu düzenin nasıl ortaya çıktığını anlamak için insanların kendi deneyimlerine ve anlamlarına da bakmak gerekir. Nicel karşılaştırma ile nitel görüşmeler birlikte kullanılır.

Üçüncü bir yaklaşım ise halk sağlığı ve önleme perspektifinden gelir. Bu yaklaşıma göre Durkheim'ın bulduğu ilişkiler, yalnız bir açıklama değil, bir önleme fırsatıdır: toplumsal bağları güçlendiren programlar, ekonomik sarsıntılarda destek hizmetleri ve yalnızlığı azaltan düzenlemeler, oranları düşürmeye yardım edebilir.

Üç yaklaşımın birbirini dışlaması gerekmez. Asıl soru, toplumsal bağlara ilişkin bulguların, önleme programlarında ne ölçüde ve hangi yöntemlerle sınandığıdır.

Ölçek

Karşılaşma ölçeğinde toplumsal bağlar, bir komşunun kapıyı çalması, bir arkadaşın telefon etmesi ya da bir yakının yalnız birini ziyaret etmesi olarak yaşanır. Bu küçük temaslar, bir insanın kendini bir çevreye ait hissetmesinin gündelik biçimleridir.

Kurum ölçeğinde bütünleşme ve düzenleme, aileler, okullar, işyerleri ve dinî topluluklar gibi kurumların üyelerine ne ölçüde destek ve yön verdiğinde görünür.

Toplum ölçeğinde bu eksenler, oranlarda ve uzun dönemli eğilimlerde izlenir: ekonomik krizler, göç dalgaları, aile yapısındaki değişimler ve kentleşme, bir toplumun bütünleşme ve düzenleme düzeyini değiştirebilir.

Türkiye'de kimsesiz kalmak

Türkiye'de gündelik dilde kimsesiz sözcüğü, ailesi, akrabası ya da kendisine sahip çıkacak birileri olmayan kişiyi anlatır. Sözcük, bir yoksunluğu ve bir korunmasızlığı dile getirir: kimsesiz birinin derdini paylaşacağı, zor gününde yanında duracak biri yoktur. Kimsesizler mezarlığı, kimsesiz çocuklar gibi ifadeler, bu yoksunluğun toplumda nasıl algılandığını gösterir.

Bu sözcük, Durkheim'ın bütünleşme eksenini sokakta konuşulan dile tercüme eder. Kimsesiz olmak, bir kişiyi başkalarına bağlayan ve ona destek sağlayan bağlardan yoksun olmaktır. Türkiye'de uzun süre aile ve akraba ağları bu bağların temel kaynağı oldu. Kentleşme, göç ve aile yapısındaki değişimlerle birlikte, özellikle yaşlılar ve kente yeni gelen gençler için bu ağların zayıflaması, yeni bir kimsesizlik biçimi yaratabilir.

Başka toplumlarla bir karşılaştırma, aile ağlarının zayıfladığı yerlerde bu boşluğu doldurmak için farklı kurumların geliştirildiğini gösterir: bazı toplumlarda gönüllü dernekler, bazılarında kamusal sosyal hizmetler, bazılarında dinî topluluklar bu işlevi üstlenir.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Durkheim'ın karşılaştırmalı mantığı, bugün de dikkatli biçimde kurulan araştırmalarla sınanıyor.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışDurkheim'ın tek tek intiharları açıkladığını sanmak, onun oranları ve toplulukları karşılaştırdığını gözden kaçırır.
Doğrusu

Bireysel nedenler psikolojinin ve psikiyatrinin alanıdır.

Yaygın yanlışToplumsal açıklamayı kaderci bir açıklama gibi okumak, Durkheim'ın bulduğu ilişkilerin önleme için bir fırsat sunduğunu gözden kaçırır.
Doğrusu

Toplumsal bağlar güçlendirilebilir ve bu, koruyucu bir etki yaratabilir.

Aklında kalsın

  1. Durkheim tek tek intiharları değil, toplulukların oranlarını ve bu oranların sistemli farklılıklarını açıklamaya çalıştı.
  2. Durkheim'a göre oranlar iki eksende hareket eder: kişinin bir gruba ne kadar sıkı tutunduğu ve toplumun beklentilere ne kadar sınır çizdiği.
  3. Bu iki eksen, bencil, özgeci, anomik ve kaderci olmak üzere dört tip ayırt etmeyi sağlar.
  4. Yalnız ekonomik krizler değil, beklenmedik zenginleşmeler de anomik bir belirsizlik yaratabilir.
  5. Resmî istatistikler kayıt biçimlerinden ve damgalamadan etkilenir ve bu yüzden dikkatle okunmalıdır.
  6. Grup düzeyindeki bulgulardan bireyler hakkında sonuç çıkarmak ekolojik yanılgıdır.
  7. Toplumsal bağları güçlendiren müdahaleler, Durkheim'ın bulgularını önlemeye dönüştürebilir ve intihar önlenebilir bir ölüm nedenidir.

Sonraki derse köprü

Bu derste Durkheim'ın, bazı dinî toplulukların üyelerini daha sıkı biçimde birbirine bağladığını ve bunun onları koruyucu bir etki yarattığını ileri sürdüğünü gördük. Bu bulgu Durkheim'ı daha derin bir soruya götürdü: din, toplumsal olarak ne işe yarar ve insanları neden bu kadar güçlü biçimde birbirine bağlar? Durkheim'ın cevabı, dinin özünde bir inanç sistemi olmaktan çok, bir topluluğun kendisini kutsal saydığı şeyler etrafında bir araya getirdiği ve ortak ritüellerle yeniden ürettiği bir toplumsal olgu olduğuydu. Sonraki ders, din, ritüel ve bir toplumun kendi dünyasını anlamlandırmak için ürettiği ortak temsiller üzerine Durkheim'ın önerilerini ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.