Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- İş bölümü kendiliğinden dayanışma üretmez; Durkheim onun bozulmuş biçimlerini de tanımladı.
- Anomik iş bölümü, farklı işler arasındaki ilişkileri düzenleyecek kurallar oluşmadığında ya da zayıfladığında ortaya çıkar.
- Zorlanmış iş bölümü, insanların işlere yeteneklerine göre değil, dışarıdan dayatılan koşullara göre yerleştirilmesidir.
- Durkheim yeteneklerden doğan farklılıkları kabul etti, ama doğuştan gelen dış eşitsizliklerin yetenek yarışını bozduğunu savundu.
- Ahlaki düzenleme, insanların isteklerine sınır koyarak onlara yön veren ortak kurallardır ve paylaşıldığı ölçüde baskıdan ayrılır.
- Durkheim bozuklukları aşılabilir bir geçiş sorunu, önceki kursun geleneği düzenin olağan işleyişi, piyasa savunucuları ise rekabetle çözülecek bir durum olarak gördü.
- Gündelik dildeki torpil sözcüğü, zorlanmış iş bölümünün ve onun ürettiği güvensizliğin yaygın bir ifadesidir.
Açılış sahnesi
Kocaeli'de yeni açılmış dev bir lojistik deposu. Birkaç yıl önce burada tarla vardı. Şimdi binlerce paket her gün raflardan toplanıp kamyonlara yükleniyor. Depoda çalışanların çoğu işe yeni başlamış. Kimin hangi işten sorumlu olduğu, fazla mesainin nasıl ödeneceği, bir paket kaybolduğunda kimin suçlanacağı ve molaların ne zaman verileceği her vardiyada başka türlü uygulanıyor. Bir vardiya amiri bir şey söylüyor, öbürü tam tersini. Şikâyet edecek bir yer yok, çünkü insan kaynakları bölümü henüz kurulmamış.
Aylar geçtikçe depoda gerginlik artıyor. Çalışanlar birbirini suçluyor, işten ayrılanların yerine gelenler de birkaç hafta içinde ayrılıyor. Kimse ötekinin işinin ne olduğunu tam olarak bilmiyor ve toplayıcılar ile yükleyiciler arasında sürekli tartışma çıkıyor.
Aynı depoda çalışan bir genç ise başka bir şeyden yakınıyor. Lisede matematikte çok başarılıydı, ama ailesi onu üniversite sınavına hazırlayacak parayı bulamadı ve o da depoda koli taşımaya başladı. Yanında çalışan bir başka genç ise, depo müdürünün akrabası olduğu için işe başladığı ilk hafta vardiya amiri olmuş. İkisi de aynı depoda, ama biri yeteneğine göre değil koşullarına göre, öbürü yeteneğine göre değil bağlantısına göre yerleştirilmiş.
Bu derste ne olacak
Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.
Önceki ders, farklı işler yapan insanların birbirine bağımlı olmasından doğan organik dayanışmayı anlattı. Ama sahnedeki depoda iş bölümü var, dayanışma yok. İnsanlar farklı işler yapıyor, ama bu farklılık onları birbirine bağlamak yerine birbirine düşürüyor.
Durkheim bu durumu fark etmişti. İş bölümünün her zaman dayanışma üretmediğini, bazı koşullarda bozulmuş, hatta hastalıklı biçimler alabildiğini savundu. Anomi kavramını temel derslerde tanımlamıştık. Bu ders, Durkheim'ın iş bölümünün bozulmuş biçimleri için önerdiği ayrımları, bunların anomiyle ilişkisini ve modern toplumun bir arada durabilmesi için gerekli gördüğü ortak kuralları tartışıyor.
Sıfır noktası — kuralsız hızlanma
Sahnedeki depo, çok hızlı büyüyen bir işin, onu düzenleyecek kurallar oluşmadan ortaya çıkmasının bir örneğidir. Durkheim, benzer durumları kendi döneminin hızlı sanayileşmesinde gözlemlemişti: yeni sanayiler, yeni meslekler ve yeni piyasalar ortaya çıkıyor, ama işverenlerle işçiler arasındaki, farklı meslekler arasındaki ve üreticilerle tüketiciler arasındaki ilişkileri düzenleyecek kurallar geride kalıyordu.
Mekanizma — zorla yerleştirilmek
Durkheim'ın ikinci bozulmuş biçimi, anomiden farklı bir sorundur. Burada kurallar vardır, ama iş bölümü insanların yeteneklerine ve isteklerine göre değil, onların dışındaki eşitsizliklere göre kurulmuştur.
Durkheim, bir üçüncü bozulmuş biçimden de söz etti: işlerin gereğinden fazla bölündüğü ve her bireyin yalnız küçük bir parçayla uğraştığı, ama bu parçaların birbirine iyi bağlanmadığı durum. Bu durumda insanlar yeterince iş yapmaz, emekleri boşa gider ve kendi işlerinin bütüne katkısını göremez.
Durkheim'a göre bu bozulmuş biçimlerin hepsi, iş bölümünün tek başına dayanışma üretemeyeceğini gösterir. İş bölümünün dayanışmaya dönüşebilmesi için, onu düzenleyen ortak kurallara ihtiyaç vardır.
Ölçüt nerede yanlış çalışıyor
Bu dersin kavramları üç yerde kolayca yanlış kullanılabilir.
Birincisi, her çatışmayı anomik iş bölümünün bir belirtisi saymaktır. İşçi ile işveren arasındaki bir anlaşmazlık, kuralların yokluğundan değil, açıkça tanımlanmış kurallar içindeki bir çıkar çatışmasından da doğabilir. Anomik iş bölümü, kuralların belirsiz ya da yetersiz olduğu durumları anlatır; çıkarların karşıt olduğu her durumu değil.
İkincisi, Durkheim'ın dış eşitsizlik eleştirisini, bütün eşitsizliklerin eleştirisi sanmaktır. Durkheim, yeteneklerden doğan farklılıkları doğal ve adil saydı. Onun eleştirdiği, doğuştan gelen avantajların yetenek yarışını bozmasıdır. Bu ayrım, onu hem eşitlikçi hem de liyakatçi bir düşünür olarak okumayı mümkün kılar ve bu iki okuma arasındaki gerilim hâlâ tartışılır.
Üçüncüsü, ahlaki düzenlemeyi insanlar üzerinde baskı kuran her kuralla özdeşleştirmektir. Durkheim'ın ahlaki düzenleme kavramı, insanların isteklerine sınır koyarak onlara bir huzur ve yön duygusu veren ortak normları anlatır. Bir baskı rejimi ile ahlaki düzenleme arasındaki fark, kuralların ne ölçüde paylaşıldığında ve meşru görüldüğünde yatar.
Kuramsal mercekler
Durkheim'ın iş bölümünün bozulmuş biçimleri üzerine düşünceleri, farklı geleneklerden farklı yorumlar aldı.
Durkheim'ın kendisi, bu bozuklukların bir geçiş döneminin sorunları olduğunu ve uygun kurumlar kurulduğunda aşılabileceğini düşünüyordu. Ona göre modern toplumun ihtiyacı olan, eski dinî ve geleneksel kuralların yerine geçecek yeni bir ahlaki düzendi. Bu iyimser okuma doğruysa, yeni sektörlerde zamanla kuralların oluşması ve uyuşmazlıkların azalması beklenir.
Önceki kursun geleneği ise zorlanmış iş bölümünü bir bozukluk değil, düzenin olağan işleyişi sayar. Bu okumaya göre, mülk sahipleri ile emeğinden başka varlığı olmayanlar arasındaki eşitsizlik ortadan kalkmadıkça, iş bölümü her zaman zorlanmış kalacaktır. Durkheim'ın bir düzeltme olarak gördüğü şey, bu gelenek için düzenin kendisidir.
Piyasa düzenini savunan bir üçüncü okuma ise kuralların merkezî bir ahlaki düzenlemeyle değil, bireylerin kendi çıkarlarını gözeterek yaptıkları alışverişlerle kendiliğinden oluşacağını savunur. Bu okumaya göre sahnedeki depodaki belirsizlik, rekabetin zamanla daha iyi kuralları ortaya çıkarmasıyla aşılacaktır.
Üç okumanın sınanabilir bir farkı vardır: yeni kurulan sektörlerde kuralların nasıl oluştuğu izlendiğinde, kuralların meslek örgütleri ve yasalarla mı, sınıflar arasındaki çekişmelerle mi, yoksa piyasa alışverişleriyle mi biçimlendiği görülebilir.
Ölçek
Karşılaşma ölçeğinde bozulmuş iş bölümü, bir vardiyadaki belirsizlik, bir amirin haksız kararı ya da bir yeteneğin fark edilmemesi olarak yaşanır.
Kurum ölçeğinde bu biçimler, bir şirketin, bir hastanenin ya da bir sektörün iç düzenlemelerinde görünür: iş tanımlarının belirsizliği, atamaların nasıl yapıldığı ve farklı birimlerin birbiriyle nasıl bağlandığı.
Toplum ölçeğinde bozulmuş iş bölümü, eğitim sisteminin fırsat eşitliği sağlayıp sağlamadığında, işgücü piyasasının ne kadar düzenlendiğinde ve hızlı ekonomik değişimlerin toplumun ortak kurallarını nasıl sarstığında izlenebilir.
Türkiye'de torpilin sosyolojisi
Türkiye'de gündelik dilde sık kullanılan bir sözcük vardır: torpil. Torpil, bir kişinin bir işe, bir okula ya da bir göreve, yeteneği ya da sınav başarısıyla değil, bir tanıdığın, bir akrabanın ya da bir siyasal bağlantının aracılığıyla yerleştirilmesini anlatır. Sözcük neredeyse her zaman bir yakınmanın içinde geçer ve bir haksızlık duygusunu dile getirir.
Torpil, Durkheim'ın zorlanmış iş bölümü kavramının gündelik dildeki karşılığı gibidir. Torpille yapılan bir atama, yerleştirilen kişinin yeteneğini değil, onun dış bir avantajını ödüllendirir ve bu atamadan dışlanan başka biri, kendi yeteneğine rağmen geride kalır. Durkheim'ın öngördüğü gibi, bu tür atamalar yalnız bireyler arasında değil, bir kurumun bütünü içinde de bir güvensizlik ve hoşnutsuzluk kaynağı olur.
Başka ülkelerle bir karşılaştırma, benzer kavramların farklı dillerde de bulunduğunu, ama bu tür atamaların ne kadar yaygın olduğunun ve ne kadar hoş görüldüğünün toplumdan topluma değiştiğini gösterir. Bir toplumda torpile duyulan öfke ne kadar yüksekse, liyakate dayalı bir yerleşim düzeninin o toplumda o kadar güçlü bir beklenti olduğu söylenebilir.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
İş bölümünün bozulmuş biçimleri, dışarıdan gözlenebilen izler bırakır.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışİş bölümünün her zaman dayanışma ürettiğini sanmak, Durkheim'ın kendi uyarısını gözden kaçırır.
İş bölümü, kurallar oluşmadığında ya da dış eşitsizlikler sürdüğünde çatışma ve hoşnutsuzluk üretebilir.
Aklında kalsın
- İş bölümü kendiliğinden dayanışma üretmez; Durkheim onun bozulmuş biçimlerini de tanımladı.
- Anomik iş bölümü, farklı işler arasındaki ilişkileri düzenleyecek kurallar oluşmadığında ya da zayıfladığında ortaya çıkar.
- Zorlanmış iş bölümü, insanların işlere yeteneklerine göre değil, dışarıdan dayatılan koşullara göre yerleştirilmesidir.
- Durkheim yeteneklerden doğan farklılıkları kabul etti, ama doğuştan gelen dış eşitsizliklerin yetenek yarışını bozduğunu savundu.
- Ahlaki düzenleme, insanların isteklerine sınır koyarak onlara yön veren ortak kurallardır ve paylaşıldığı ölçüde baskıdan ayrılır.
- Durkheim bozuklukları aşılabilir bir geçiş sorunu, önceki kursun geleneği düzenin olağan işleyişi, piyasa savunucuları ise rekabetle çözülecek bir durum olarak gördü.
- Gündelik dildeki torpil sözcüğü, zorlanmış iş bölümünün ve onun ürettiği güvensizliğin yaygın bir ifadesidir.
Sonraki derse köprü
Bu derste ahlaki düzenlemenin zayıfladığı ya da iş bölümünün zorlandığı durumlarda, insanların huzursuzluk ve belirsizlik yaşadığını gördük. Durkheim bu huzursuzluğun en uç biçimini, insanın kendi hayatına son vermesini inceleyen bir çalışma yaptı. İntihar, en kişisel ve en yalnız eylem gibi görünür. Ama Durkheim, farklı toplumlarda, farklı dinî topluluklarda ve farklı aile durumlarında intihar oranlarının sistemli biçimde farklılaştığını ve bu farklılıkların kişisel nedenlerle değil, insanların topluma ne ölçüde bağlı olduğu ve toplumun onların isteklerini ne ölçüde düzenlediğiyle açıklanabileceğini gösterdi. Sonraki ders, bu çalışmayı ve onun sosyolojide karşılaştırmalı açıklamanın bir örneği olarak nasıl kullanıldığını ele alıyor.