Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Mekanik dayanışma, bireylerin birbirine benzemesine ve güçlü bir kolektif bilinci paylaşmasına dayanır.
- Organik dayanışma, bireylerin farklı işler yapmasına ve bu farklılık yüzünden birbirine bağımlı olmasına dayanır.
- Durkheim'a göre bir bağ biçiminden ötekine geçiş, nüfusun ve etkileşimin yoğunlaşmasıyla başlayan uzmanlaşmadan doğar.
- Baskıcı hukuk ortak değerleri yeniden onaylamak için cezalandırır, onarıcı hukuk ise bozulan ilişkiyi düzeltmeyi hedefler.
- Modern toplumlarda iki bağ biçimi birlikte işler ve benzerliğe dayanan bağ, kriz anlarında yeniden canlanır.
- Tönnies ile Durkheim aynı değişimi farklı değerlendirdi: biri bir kayıp, öbürü yeni bir bütünleşme biçimi gördü.
- Karşılıklı bağımlılık eşitlik anlamına gelmez; organik dayanışma kavramı iş bölümündeki eşitsizlikleri görünmez kılabilir.
Açılış sahnesi
Bir kadın, çocukluğunu Toroslarda bir yayla köyünde geçirmiş. Köyde herkes aynı işi yapıyordu: hayvan besleme, arpa ekme, kışlık hazırlama. Aynı camide namaz kılınıyor, aynı düğünlere gidiliyor, aynı şarkılar söyleniyordu. Birinin ahırı yandığında bütün köy toplanıp yenisini yapıyor, biri köyün ortak kurallarını çiğnediğinde ise herkes aynı öfkeyle karşılık veriyordu. İnsanlar birbirine benziyordu ve bu benzerlik, onları birbirine sıkıca bağlıyordu.
Kırk yıl sonra aynı kadın, Mersin'de bir apartmanın beşinci katında yaşıyor. Alt kattaki komşusu bir hastanede hemşire, üst kattaki bir limanda gümrük memuru, karşı dairedeki bir yazılım şirketinde çalışıyor. Birbirlerinin işlerini tam olarak bilmiyorlar, farklı inançlar taşıyorlar ve farklı şeylerden hoşlanıyorlar. Ama kadının torunu hastalandığında o hemşire yardım ediyor, limanda bekleyen bir kargo sorun olduğunda gümrük memuru yol gösteriyor, bilgisayarı bozulduğunda karşı daire devreye giriyor.
Kadın, iki hayatı karşılaştırıyor. Köyde insanlar birbirine benzedikleri için birlikteydi. Apartmanda ise birbirinden çok farklı oldukları hâlde, belki de tam bu farklılık yüzünden, birbirine muhtaçlar.
Bu derste ne olacak
Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.
Dayanışma kavramını temel derslerde, bir topluluğun üyelerinin karşılık beklemeden birbirinin yükünü üstlenmesi olarak tanımlamıştık. Önceki ders ise Durkheim'ın toplumsal olguları incelemek için önerdiği yöntemi ele aldı. Bu ders, Durkheim'ın ilk büyük çalışmasının merkezindeki ayrımı açıyor: insanları bir arada tutan bağın iki farklı biçimi.
Durkheim'a göre toplumlar, bu iki bağ biçiminden birinin ağır bastığı düzenler olarak birbirinden ayrılır ve toplumsal değişim, bir biçimden ötekine doğru bir kaymadır. Ders bu iki biçimi, onları dışarıdan gözlemek için önerilen göstergeyi ve bu ayrımın nerede aydınlatıcı, nerede yanıltıcı olduğunu gösteriyor.
Sıfır noktası — benzerlikten doğan bağ
Sahnedeki yayla köyü, Durkheim'ın ilk bağ biçimine bir örnektir. Yaylada herkesin elindeki iş, dilindeki dua ve uyduğu töre neredeyse birbirinin kopyasıdır. Bu benzerlik, bireylerin kendilerini ayrı kişiler olarak değil, topluluğun bir parçası olarak görmelerini sağlar.
Mekanizma — farklılıktan doğan bağ
Sahnedeki apartman, ikinci bağ biçimine bir örnektir. Apartman sakinlerini birbirinden ayıran meslekler, aynı zamanda onları birbirine düğümleyen şeydir.
Durkheim'a göre bir toplumdan ötekine geçiş, nüfusun artması ve insanların birbiriyle daha sık ve yoğun etkileşime girmesiyle başlar. Yoğunluk arttıkça rekabet artar, rekabet uzmanlaşmayı teşvik eder ve uzmanlaşma, insanları birbirine bağımlı kılar.
Durkheim, bu iki bağ biçimini doğrudan gözlemenin zor olduğunu biliyordu. Dayanışma bir duygu ya da bir ilişki biçimidir ve kendi başına ölçülemez. Bu yüzden onu dışarıdan gösteren bir gösterge aradı ve bunu hukukta buldu.
Ölçüt nerede yanlış çalışıyor
Mekanik ve organik dayanışma ayrımı güçlü bir çerçeve sunar, ama üç yerde kolayca yanıltıcı olur.
Birincisi, ayrımı toplumları geriden ileriye dizen bir tarih şemasına dönüştürmektir. Durkheim'ın kendisi, bir biçimden ötekine doğru bir kayma olduğunu düşünüyordu. Ama bu kaymayı her toplumun aynı sırayla geçtiği aşamalar olarak okumak, bu akademide daha önce tartışılan şema riskini yeniden üretir. Sonraki antropolojik araştırmalar, küçük ve basit sayılan pek çok toplumda da tazmin ve uzlaşmaya dayanan hukuk biçimlerinin yaygın olduğunu göstermiştir.
İkincisi, iki bağ biçimini birbirini dışlayan kategoriler olarak görmektir. Sahnedeki apartmanda bile insanlar, aynı bayramları kutlayarak, aynı milli maçı izleyerek ya da aynı felakete karşı birlikte yas tutarak, benzerliğe dayanan bir bağı da sürdürür. Modern toplumlar, iki bağın birlikte işlediği düzenlerdir.
Üçüncüsü, hukuk göstergesini tek başına yeterli saymaktır. Bir toplumda ceza davalarının payının azalması, dayanışma biçiminin değiştiğini gösterebileceği gibi, suçların kayda geçme ya da yargılanma biçiminin değiştiğini de gösterebilir. Gösterge, ancak başka gözlemlerle birlikte okunduğunda güçlü bir kanıt sunar.
Kuramsal mercekler
Durkheim'ın bu ayrımı, çağdaşı olan başka düşünürlerin benzer ayrımlarıyla birlikte okunduğunda daha iyi anlaşılır.
Temel derslerde tanımladığımız cemaat ve cemiyet ayrımı, Durkheim'dan önce Ferdinand Tönnies tarafından geliştirilmişti. Tönnies, samimi ve yüz yüze ilişkilere dayanan cemaati sıcak ve canlı, çıkar ve sözleşmeye dayanan cemiyeti ise soğuk ve mekanik olarak gördü. Durkheim ise adlandırmayı neredeyse tersine çevirdi: ona göre asıl canlı ve organik olan, farklılıkların birbirine muhtaç olduğu modern toplumdu. İki düşünürün aynı değişimi farklı değerlendirmesi, modern toplumun bir kayıp mı yoksa yeni bir bütünleşme biçimi mi olduğu sorusuna verilen iki ayrı cevaptır.
Önceki kursun geleneği ise aynı iş bölümüne bambaşka bir yerden bakar. O geleneğe göre iş bölümü, farklı işler yapanlar arasında bir karşılıklı bağımlılıktan önce, üretim araçlarına sahip olanlarla olmayanlar arasında bir eşitsizlik ilişkisidir. Organik dayanışma kavramı, bu eşitsizliği görünmez kılabilir: apartmandaki hemşire ile yazılımcı birbirine muhtaç, ama ücretleri, iş güvenceleri ve yaşam şansları çok farklı.
Hangi bakışın daha verimli olduğu, aynı iş bölümünün hem karşılıklı bağımlılık hem de eşitsizlik bakımından incelenmesiyle sınanabilir.
Ölçek
Karşılaşma ölçeğinde dayanışma, bir yardım talebinde ya da bir ceza tepkisinde yaşanır: bir kapının çalınması, bir komşunun dışlanması, bir borcun tahsili.
Kurum ölçeğinde dayanışma, meslek örgütlerinde, sözleşmelerde, sigorta sistemlerinde ve hukuk düzeninde görünür. Bu ölçekte organik dayanışma, farklı mesleklerin birbirine bağlandığı kurallar ve anlaşmalar hâlini alır.
Toplum ölçeğinde dayanışma, bir toplumun genel bütünleşme biçimidir: hangi bağın ağır bastığı, hukukun hangi türünün yaygın olduğu ve kolektif bilincin ne kadar güçlü ya da soyut olduğu bu ölçekte izlenir.
Türkiye'de imecenin yeri
Türkiye'de köy hayatında uzun süre yaygın olan bir uygulama vardır: imece. İmece, bir ailenin tek başına yapamayacağı bir işin, örneğin bir ev yapımının, bir tarla temizliğinin ya da bir yolun onarımının, köylülerin ortak ve karşılıksız emeğiyle yapılmasıdır. İmece, mekanik dayanışmanın gündelik hayattaki açık bir örneği gibi görünür: benzer işler yapan, benzer ihtiyaçları olan insanlar, bir gün aynı yardıma kendilerinin de ihtiyaç duyacaklarını bilerek birbirine yardım eder.
Kentleşme ve tarımın makineleşmesiyle imece pek çok yerde seyrekleşti. Ama tümüyle kaybolmadı: kentlerde bir cenaze evine yemek taşıma, bir düğün için komşuların sandalye getirmesi ya da bir afet sonrasında mahallelinin birlikte çalışması, imecenin izlerini taşır.
Karşılaştırmalı bir bakış, imecenin benzerlerinin pek çok tarım toplumunda bulunduğunu, ama kentleşmeyle birlikte bu uygulamaların farklı hızlarda ve farklı biçimlerde dönüştüğünü gösterir. Kimi toplumlarda bu tür ortak emek geleneği kooperatiflere ve gönüllü derneklere dönüşürken, kimilerinde yerini tümüyle piyasa ilişkilerine bırakmıştır.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Dayanışma biçimleri doğrudan ölçülemez, ama bıraktıkları izler sistemli biçimde kaydedilebilir.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışOrganik dayanışmada kolektif bilincin tümüyle ortadan kalktığını sanmak, Durkheim'ın görüşünü yanlış okur.
Kolektif bilinç kaybolmaz, daha soyut ve genel hâle gelir.
Aklında kalsın
- Mekanik dayanışma, bireylerin birbirine benzemesine ve güçlü bir kolektif bilinci paylaşmasına dayanır.
- Organik dayanışma, bireylerin farklı işler yapmasına ve bu farklılık yüzünden birbirine bağımlı olmasına dayanır.
- Durkheim'a göre bir bağ biçiminden ötekine geçiş, nüfusun ve etkileşimin yoğunlaşmasıyla başlayan uzmanlaşmadan doğar.
- Baskıcı hukuk ortak değerleri yeniden onaylamak için cezalandırır, onarıcı hukuk ise bozulan ilişkiyi düzeltmeyi hedefler.
- Modern toplumlarda iki bağ biçimi birlikte işler ve benzerliğe dayanan bağ, kriz anlarında yeniden canlanır.
- Tönnies ile Durkheim aynı değişimi farklı değerlendirdi: biri bir kayıp, öbürü yeni bir bütünleşme biçimi gördü.
- Karşılıklı bağımlılık eşitlik anlamına gelmez; organik dayanışma kavramı iş bölümündeki eşitsizlikleri görünmez kılabilir.
Sonraki derse köprü
Bu derste organik dayanışmanın, iş bölümünün kendiliğinden doğurduğu bir bağ olduğunu gördük. Ama Durkheim, iş bölümünün her zaman bu bağı üretmediğini de fark etti. Hızlı bir sanayileşme döneminde, yeni meslekler ortaya çıkarken onları düzenleyecek kurallar henüz oluşmamışsa, ya da insanlar yeteneklerine göre değil doğdukları konuma göre işlere zorla yerleştirilmişse, iş bölümü bir bağ yerine bir çatışma ve belirsizlik kaynağı olabilir. Sonraki ders, iş bölümünün bu bozulmuş biçimlerini, anominin bu biçimlerle ilişkisini ve Durkheim'ın modern toplum için önerdiği ahlaki düzen fikrini ele alıyor.