Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Durkheim'a göre toplumsal olgular, bireylerden önce var olan ve onlardan sonra da süren dışsal düzenlemelerdir.
- Zorlama çoğu zaman hissedilmez ve en açık biçimde kurala uymayana gösterilen tepkide görünür hâle gelir.
- Şey gibi ele alma ilkesi, olguların maddi olduğunu değil, iç gözlemle yetinilmeyip dışarıdan ve sistemli biçimde incelenmesi gerektiğini söyler.
- Ön kavramlar gündelik hayatta işe yarar, ama araştırmada olguyu görmeyi engelleyebilir.
- Normal olgu, iyi olan değil, belirli bir toplum türünde yaygın olandır; bu yüzden suç bile normal sayılabilir.
- Bir toplumsal olgunun nedeni önceki toplumsal olgularda aranmalıdır ve bir kurumun bugünkü işlevi, onun ortaya çıkış nedenini göstermez.
- Gündelik dildeki adet yerini bulsun sözü, bir kurala inanmadan uymanın, yani zorlamanın açık bir ifadesidir.
Açılış sahnesi
Bir ilçe nüfus müdürlüğünde çalışan bir memur, yıllardır evlilik kayıtlarını tutuyor. Her evliliğin kendine özgü bir hikâyesi var: biri üniversitede tanışmış, biri ailelerin aracılığıyla, biri de iş yerinde. Her çift, evlenme kararını kendi başına verdiğini düşünüyor. Memur da her dosyayı açarken yeni bir hikâye dinliyor.
Bir gün memur, emekliliğinden önce eski defterleri düzenlerken bir şey fark ediyor. Her yıl ilçede evlenenlerin sayısı birbirine çok yakın. Evlenme yaşlarının ortalaması on yıllar boyunca yavaş yavaş yükselmiş, ama hiçbir yıl birden sıçramamış. Evliliklerin büyük bölümü hep aynı aylarda, hasattan sonra ve okullar kapandığında toplanıyor. Yüzlerce çift, birbirinden habersiz, kendi kararlarını vermiş; ama bu kararların toplamı, sanki bir takvime bağlıymış gibi, yıldan yıla aynı düzeni izliyor.
Memur, bu düzeni kimin kurduğunu merak ediyor. Hiçbir çift ona uymak için karar vermemiş. Hiçbir yasa evliliklerin hangi ayda yapılacağını söylemiyor. Ama düzen orada, her yıl yeniden beliriyor.
Bu derste ne olacak
Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.
Önceki kurs, toplumu geçimin nasıl sağlandığından ve çıkarların nasıl çatıştığından başlayarak okudu. Bu kurs başka bir sorudan yola çıkıyor: bu kadar farklı insanı bir arada tutan ne? Sosyolojinin kurucularından Émile Durkheim, toplumu anlamaya, bireylerin tek tek kararlarının toplamından değil, onları aşan ve onlara hazır biçimde sunulan düzenlemelerden başlamayı önerdi.
Toplumsal olgu kavramını temel derslerde tanımlamıştık. Bu ders o kavramın arkasındaki yöntem önerisini açıyor: bir toplumsal olguyu nasıl tanırız, onu nasıl tanımlarız, nasıl inceleriz ve nasıl açıklarız? Durkheim bu sorulara bir dizi kural önerdi. Kuralların bir kısmı bugün sosyolojinin sıradan varsayımları hâline geldi, bir kısmı ise uzun süredir tartışılıyor.
Sıfır noktası — kimsenin kurmadığı düzen
Sahnedeki memurun fark ettiği şey, Durkheim'ın başlangıç noktasıdır. Tek tek evlilikler birbirinden farklı nedenlerle gerçekleşir. Ama evliliklerin toplamındaki düzen, bu nedenlerin hiçbirinden türetilemez. Evlenme oranı, bireylerin kararlarının bir toplamı gibi görünse de, kendine özgü bir kararlılık ve süreklilik gösterir.
Durkheim'a göre bu tür düzenlerin iki belirgin özelliği vardır.
Mekanizma — şey gibi ele almak
Durkheim'ın en çok tartışılan önerisi, toplumsal olgulara birer nesne muamelesi yapılmasını istemesidir. Bu öneri, toplumsal olguların taş ya da ağaç gibi maddi nesneler olduğunu söylemez.
Bu ilkenin arkasında bir uyarı vardır. İnsanlar toplum hakkında, onu incelemeye başlamadan önce de pek çok şey bildiklerini düşünür. Aile, din, suç ya da devlet hakkında herkesin bir fikri vardır ve bu fikirler, incelemenin yönünü sessizce belirleyebilir.
Durkheim ayrıca bir açıklama kuralı önerdi: bir toplumsal olgunun nedeni, bireylerin psikolojisinde değil, ondan önce gelen başka toplumsal olgularda aranmalıdır. Bu kural, sosyolojiyi psikolojiden ayıran bir sınır olarak düşünülmüştü. Ayrıca bir olgunun neden var olduğu ile ne işe yaradığı birbirinden ayrı sorulardır: bir kurumun bugün bir işlev görmesi, onun bu işlev için ortaya çıktığını göstermez.
Durkheim'ın en şaşırtıcı önerilerinden biri ise normal ile patolojik arasındaki ayrımdır.
Ölçüt nerede yanlış çalışıyor
Durkheim'ın yöntem önerileri, üç yerde kolayca yanlış anlaşılır.
Birincisi, şey gibi ele alma ilkesini, toplumsal olguların insanların anlamlarından ve niyetlerinden bağımsız olduğu iddiası sanmaktır. Durkheim, toplumsal olguların bireylerin bilincinde yer aldığını reddetmedi. İlke, bu bilincin tek başına yeterli bir bilgi kaynağı olmadığını söyler.
İkincisi, normal kavramını ahlaki bir onay sanmaktır. Suçun normal olduğunu söylemek, suçu iyi bulmak değildir; suçun her toplumda bulunduğunu ve toplumsal düzenin bir parçası olduğunu söylemektir. Bu ayrım kaçırıldığında, Durkheim'ın önerisi ya bir skandal ya da bir kayıtsızlık olarak okunur.
Üçüncüsü, her düzenliliği bir toplumsal olgu saymaktır. Bir oranın sabit kalması, tek başına bir toplumsal olgunun varlığını göstermez; bu oranın bireylerin dışında bir düzenlemeye bağlanabildiği ve o düzenleme değiştiğinde oranın da değiştiği gösterilmelidir.
Kuramsal mercekler
Durkheim'ın yöntem önerisi, sosyolojinin sonraki gelişiminde farklı biçimlerde karşılandı.
Bir kesim bu öneriyi sosyolojinin bilimsel kimliğinin temeli saydı. Bu bakışa göre toplumsal olguların dışarıdan ve nicel yöntemlerle incelenmesi, sosyolojiyi bir fikir tartışması olmaktan çıkarıp sınanabilir bir bilime dönüştürür. Bu bakış doğruysa, en güvenilir sosyolojik bilginin oranlar, istatistikler ve karşılaştırmalı veriler üzerinden elde edilmesi beklenir.
Başka bir kesim, toplumsal olguların insanların yüklediği anlamlardan ayrılamayacağını ve bu anlamların ancak içeriden, yorum yoluyla anlaşılabileceğini savundu. Bu kesime göre sahnedeki evlilik oranı ancak çiftlerin evliliğe yüklediği anlamlar bilindiğinde açıklanabilir. Bu yaklaşım, sonraki derslerde ele alınacak olan yorumcu gelenekle ilişkilidir.
Üçüncü bir kesim ise Durkheim'ın, toplumu bireylerin üstünde duran bir bütün gibi görmesinin, bireylerin toplumu nasıl değiştirdiğini ve kuralların nasıl yeniden yorumlandığını gözden kaçırdığını ileri sürdü. Bu bakışa göre toplumsal olgular yalnızca bireyleri biçimlendirmez, bireyler tarafından sürekli olarak yeniden üretilir ve değiştirilir.
Bu üç tutum arasındaki fark, aynı olgunun nasıl araştırılacağında somutlaşır: yalnızca oranlarla mı, yalnızca anlamlarla mı, yoksa ikisinin birlikte ve zaman içindeki değişimiyle mi?
Ölçek
Karşılaşma ölçeğinde toplumsal olgu, bir bireyin karşılaştığı kuraldır: bir bayram ziyareti, bir cenaze evindeki davranış, bir evlilik töreninin sırası. Bu ölçekte zorlama, bir akrabanın kırgınlığı ya da bir komşunun ayıplaması olarak yaşanır.
Kurum ölçeğinde toplumsal olgu, düzenlenmiş kurallar ve uygulamalardır: bir okulun disiplin yönetmeliği, bir meslek odasının etik kuralları, bir işyerinin yazılı olmayan alışkanlıkları.
Toplum ölçeğinde toplumsal olgu, oranlarda ve uzun dönemli düzenliliklerde görünür: evlenme ve boşanma oranları, doğurganlık, göç akımları, suç oranları. Durkheim'ın yöntem önerisi en çok bu ölçekte iş görür, çünkü bireylerin tek tek farklılıkları bu ölçekte birbirini dengeler ve geriye toplumsal düzen kalır.
Türkiye'de adet yerini bulsun
Türkiye'de gündelik konuşmada hemen herkesin ağzında olan bir söz var: adet yerini bulsun. Söz, bir geleneği yerine getirirken, onun anlamına ya da gerekliliğine inanılmasa bile, yapılması gerektiği için yapıldığını anlatır. Bir düğünde verilen bir hediye, bir cenazede okunan bir dua, bir bayramda yapılan bir ziyaret, kimi zaman bu söze eşlik eder.
Bu söz, Durkheim'ın zorlama kavramının gündelik dildeki bir karşılığı gibidir. Kişi, kuralın içeriğine inanmasa bile ona uyar, çünkü kural onun iradesinin dışında vardır ve ona uymamanın bir bedeli olacaktır. Adet yerini bulsun demek, kuralın dışsallığını ve zorlayıcılığını açıkça kabul etmektir.
Başka dillerle bir karşılaştırma burada şu soruyu açar: bir kurala inanmadan uymanın gündelik dilde bu kadar açık bir karşılığının bulunması, o toplumda kuralın dışsallığının daha kolay dile getirildiğini mi gösterir, yoksa kurallara bağlılığın biçimsel bir uyuma dönüştüğünü mü?
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Durkheim'ın yöntem önerisi, kendi içinde sınanabilir kurulumlar önerir. Aşağıdaki kurulumlar, bir düzenliliğin toplumsal bir olgu olup olmadığını sınamanın yollarını gösteriyor.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışŞey gibi ele alma ilkesini, toplumsal olguların maddi nesneler olduğu iddiası sanmak, ilkenin asıl vurgusunu kaçırır.
İlke, olguların iç gözlemle değil, dışarıdan ve sistemli biçimde incelenmesi gerektiğini söyler.
Yaygın yanlışToplumsal olguların bireylerin bilincinde hiç yer almadığını sanmak, dışsallık kavramını yanlış okur.
Olgular bireylerin bilincinde de vardır, ama bu bilinçlerin toplamından fazlasıdır.
Yaygın yanlışNormal kavramını iyi ya da istenen şeklinde anlamak, Durkheim'ın ayrımını ahlaki bir yargıya dönüştürür.
Normal, belirli bir toplum türünde yaygın olan demektir.
Aklında kalsın
- Durkheim'a göre toplumsal olgular, bireylerden önce var olan ve onlardan sonra da süren dışsal düzenlemelerdir.
- Zorlama çoğu zaman hissedilmez ve en açık biçimde kurala uymayana gösterilen tepkide görünür hâle gelir.
- Şey gibi ele alma ilkesi, olguların maddi olduğunu değil, iç gözlemle yetinilmeyip dışarıdan ve sistemli biçimde incelenmesi gerektiğini söyler.
- Ön kavramlar gündelik hayatta işe yarar, ama araştırmada olguyu görmeyi engelleyebilir.
- Normal olgu, iyi olan değil, belirli bir toplum türünde yaygın olandır; bu yüzden suç bile normal sayılabilir.
- Bir toplumsal olgunun nedeni önceki toplumsal olgularda aranmalıdır ve bir kurumun bugünkü işlevi, onun ortaya çıkış nedenini göstermez.
- Gündelik dildeki adet yerini bulsun sözü, bir kurala inanmadan uymanın, yani zorlamanın açık bir ifadesidir.
Sonraki derse köprü
Bu derste toplumsal olguların bireylerin dışında ve üstünde durduğunu gördük. Ama bu dışsal düzenlemeler, farklı toplumlarda insanları birbirine farklı biçimlerde bağlar. Küçük bir köyde insanlar aynı işleri yapar, aynı inançları paylaşır, aynı törenlere katılır ve birbirine benzedikleri için bir arada dururlar. Büyük bir kentte ise insanlar birbirinden çok farklı işler yapar, farklı inançlar taşır ve birbirini hiç tanımaz; ama birbirinin ürettiği şeylere bağımlı oldukları için yine bir arada dururlar. Sonraki ders, Durkheim'ın bu iki bağ biçimini ayırt ettiği mekanik ve organik dayanışma kavramlarını ele alıyor: toplumu bir arada tutan benzerlik mi, yoksa farklılıkların birbirine muhtaç olması mı?