Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Bir kavramı yeni bir olguya uygularken iki hatadan kaçınmak gerekir: olguyu kavrama zorla sığdırmak ve kavramı hemen terk etmek.
- Küresel değer zincirinde en büyük pay çoğu zaman tasarım ve markaya, en küçük pay ise emeğin yoğun olduğu üretim aşamalarına gider.
- Maddi olmayan emek kavramı, dijital etkinlikteki değer aktarımını görünür kılar, ama bu etkinliği ücretli emekle özdeşleştirmek tartışmalıdır.
- Rant, kıt bir varlığın sahipliğinden emek harcamadan elde edilen gelirdir ve platform şirketlerinin gelirini anlamak için kullanılabilir.
- Mülksüzleştirme yoluyla birikim, ortak ve kamusal kaynakların özel mülkiyete aktarılmasının bugün de süren bir birikim kaynağı olduğunu gösterir.
- Süreklilik, yeni çağ ve bilgi toplumu tutumları, çağdaş eşitsizliklerin kaynağına ilişkin farklı beklentiler taşır ve veriyle karşılaştırılabilir.
- Gündelik dildeki rant bir suçlama, bu gelenekteki rant ise bir ilişki tarifidir.
Açılış sahnesi
Bir akşam, bir apartman dairesinde üç kişi aynı masada yemek yiyor. Yemek, bir kuryenin getirdiği paketten çıkıyor. Kurye siparişi telefonundaki uygulamadan almış, kendi motosikletiyle getirmiş ve teslimat başına bir ücret kazanmış. Uygulama ise hem restorandan hem kuryeden bir pay kesmiş. Uygulamanın sahibi olan şirket ne yemek pişiriyor ne de paket taşıyor; yalnızca ikisini birbirine bağlıyor.
Masadakilerden biri, yemeği yerken telefonunda bir sosyal medya uygulamasında gezinip fotoğraflar paylaşıyor. Bu uygulama da ona hiçbir ücret ödemiyor, ama onun paylaşımları ve gezinme alışkanlıkları reklam verenlere satılıyor. Masadaki ikinci kişi, yeni aldığı telefonun hangi ülkelerde tasarlandığını, parçalarının nerede üretildiğini ve nerede birleştirildiğini merak ediyor ve bir türlü bulamıyor. Üçüncüsü ise yıllardır kirada oturduğu dairenin, oturduğu süre içinde iki kat değer kazandığını ve ev sahibinin bu artıştan hiçbir emek harcamadan kazandığını söylüyor.
Masadaki üç kişi, farkında olmadan bu kursun kavramlarını sınıyor: emek gücü, artı değer, sömürü, meta. Bu kavramlar bir fabrikanın içinde doğdu. Bu masada hâlâ bir şey anlatıyorlar mı?
Bu derste ne olacak
Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.
Bu kurs, geçimden başlayan bir başlama yeri önerisiyle açıldı ve o önerinin içinden emek, değer, sınıf, ideoloji ve kriz kavramlarını çıkardı. Son ders, bu kavramları çağdaş toplumun dört olgusuyla karşılaştırıyor: uygulamalar üzerinden yürüyen çalışma, kıtalar arasına bölünmüş üretim, ödenmeyen dijital etkinlik ve sahip olunan varlıklardan emek harcamadan elde edilen gelir.
Dersin amacı bir savunma ya da bir çürütme değil. Kursun ilk dersinde bir ölçüt kurmuştuk: bir yaklaşım, uyduğu vakalarla değil, rakip bir bakışın kaçırdığını yakalayıp yakalamadığıyla tartılır. Bu ders o ölçütü bu geleneğin kendi kavramlarına uyguluyor ve her olguda kavramların neyi aydınlattığını, nerede zorlandığını ayrı ayrı gösteriyor.
Sıfır noktası — eski kavram, yeni vaka
Bir kavramı yeni bir olguya uygularken iki hata yapılabilir. Birincisi kavramı olguya zorla giydirmek, yani yeni olan her şeyi eski bir kalıba sokmaktır. İkincisi kavramı hemen terk etmek, yani yeni görünen her şeyin eski kavramlarla anlaşılamayacağını varsaymaktır. Bu derste her olgu için aynı iki soru soruluyor: kavram burada neyi görünür kılıyor ve neyi zorluyor?
Önceki bir kursta platform emeğini, bir dijital uygulamanın iş isteyenlerle işi yapacak kişileri eşleştirdiği ve işin koşullarını büyük ölçüde belirlediği çalışma biçimi olarak tanımlamıştık. Bu kursun kavramlarıyla bakıldığında, platform emeği hem tanıdık hem yabancı bir tablo çizer.
Mekanizma — dört olgu, dört sınama
İlk olgu, üretimin kıtalar arasına bölünmesidir. Sahnedeki telefon bir ülkede tasarlanır, başka ülkelerde üretilen parçalardan oluşur, bir başka ülkede birleştirilir ve dünyanın her yerinde satılır.
İkinci olgu, ödenmeyen dijital etkinliktir. Sahnedeki sosyal medya kullanıcısı her gün saatlerce içerik üretiyor, ama bunun karşılığında ücret almıyor.
Üçüncü olgu, üretmeden kazanılan gelirdir. Sahnedeki uygulama şirketi ne yemek pişiriyor ne paket taşıyor, sahnedeki ev sahibi de dairesinin değer kazanması için hiçbir emek harcamadı.
Dördüncü olgu, daha önce ortak ya da kamusal olan varlıkların özel mülkiyete aktarılmasıdır.
Ölçüt nerede yanlış çalışıyor
Bu geleneğin kavramlarını çağdaş olgulara uygularken yapılan hatalar, genellikle iki uçta toplanır.
Bir uçta, her yeni olguyu eski bir kavrama sığdırma eğilimi vardır. Sosyal medya kullanıcısını bir fabrika işçisiyle, platform şirketini bir fabrika sahibiyle, bir veriyi bir metayla birebir özdeşleştirmek, olguların kendine özgü yanlarını silebilir. Böyle bir çözümleme her vakayı önceden bildiği bir kutuya koyar ve sonuçta elinde yeni bir gözlem kalmaz.
Öbür uçta, her yeni olgunun bu kavramları geçersiz kıldığını ilan etme eğilimi vardır. Uygulamalar, yapay zekâ ya da küresel zincirler ortaya çıktığı için emeğin, sömürünün ya da sınıfın artık bir anlamı kalmadığını söylemek, bu olguların arkasında hâlâ süren ilişkileri, örneğin telefonu bantta birleştiren işçiyi ya da kuryenin uzun çalışma saatlerini görünmez kılar.
Kuramsal mercekler
Bu geleneğin çağdaş toplumla ilişkisi üzerine tartışmada birbirinden belirgin biçimde ayrılan üç tutum var.
Süreklilik tutumu, düzenin temel mantığının değişmediğini, yalnızca biçimlerinin değiştiğini savunur. Bu tutuma göre kurye bir ücretli işçi, platform bir işveren, veri de bir metadır ve kavramlar küçük uyarlamalarla iş görür. Bu tutum doğruysa, yeni olgularda da ödenen karşılık ile yaratılan değer arasındaki açığın, eski olgulardakine benzer biçimde ölçülebilmesi gerekir.
Yeni çağ tutumu, bu olguların düzenin yeni bir evresine işaret ettiğini ve bu evrenin kendi kavramlarını gerektirdiğini savunur. Bu tutuma göre rant, maddi olmayan emek ve mülksüzleştirme gibi kavramlar, eski kavramların yetmediği yerleri doldurur. Bu tutum doğruysa, yeni kavramlarla yapılan çözümlemelerin, eski kavramlarla yapılanların göremediği gözlemler üretmesi gerekir.
Üçüncü tutum bu geleneğin dışından gelir ve sanayi sonrası ya da bilgi toplumu okumasını önerir. Bu tutuma göre bilgi ve uzmanlık, emeğin ve sermayenin yerini üretimin temel kaynağı olarak almış, sınıf çatışması da siyasal ve toplumsal hayatın ana ekseni olmaktan çıkmıştır. Bu tutum doğruysa, gelir ve servet eşitsizliklerinin eğitim ve beceri farklarıyla, mülkiyet farklarından çok daha iyi açıklanması gerekir.
Üç tutum aynı veriyle karşılaştırılabilir: çağdaş eşitsizliklerin ne kadarının ücret ve beceri farklarıyla, ne kadarının varlık sahipliği ve kira geliriyle açıklandığı incelendiğinde, hangi tutumun daha güçlü olduğu görülebilir.
Ölçek
Karşılaşma ölçeğinde bu olgular gündelik hayatın parçasıdır: bir kuryenin kapıya gelmesi, bir fotoğrafın paylaşılması, bir kiranın ödenmesi. Bu ölçekte kavramlar görünmez; görünen yalnız bir teslimat, bir beğeni ve bir banka havalesidir.
Kurum ölçeğinde bu olgular şirketlerin iş modelleridir: bir uygulamanın komisyon oranı, bir sosyal medya şirketinin reklam satış düzeni, bir inşaat şirketinin arsa edinme biçimi. Bu ölçekte kavramların sınanması, şirketlerin gelirinin nereden geldiğini izlemekle mümkündür.
Toplum ölçeğinde bu olgular bölüşüm ve mülkiyet düzeninin bir parçasıdır. Üretimden çok varlık sahipliğinden gelen gelirin payı, küresel zincirlerde ülkelerin konumu ve ortak kaynakların özelleştirilme hızı, bu ölçekte izlenebilir.
Türkiye'de rant sözcüğünün iki kullanımı
Türkiye'de rant sözcüğü, gündelik ve siyasal dilde sık kullanılır ve genellikle olumsuz bir anlam taşır. İmar rantı, bir arazinin imara açılmasıyla değerinin birden artması ve bu artıştan, çoğu zaman siyasal bağlantıları olan kişilerin yararlanmasını anlatır. Rant kavgası, rant paylaşımı ve rantiye gibi ifadeler, haksız ya da emeksiz bir kazancı ve bu kazanç etrafındaki çekişmeyi çağrıştırır.
Bu dersin kavramı ise ahlaki bir yargı taşımaz. Rant, kıt bir varlığın sahipliğinden elde edilen gelirdir ve bu gelir yasal, sıradan ve yaygın olabilir. Bir kira geliri, bir arazinin kiraya verilmesi ya da bir buluşma yerinin sahipliğinden alınan komisyon, bu anlamda rant sayılır.
İki kullanım arasındaki fark, önceki derslerde sömürü sözcüğü için gördüğümüz farka benzer: gündelik dil bir suçlama, bu gelenek ise bir ilişki tarif eder. Başka dillerde de benzer bir ayrım olup olmadığını karşılaştırmak, kavramın toplumsal hayatta nasıl dolaştığını anlamaya yardım eder.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Bir kavramın çağdaş bir olgu karşısında işe yarayıp yaramadığı, kavramın kendisinden değil, onunla yapılan çözümlemenin ne ürettiğinden anlaşılır.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışRantı yalnız haksız ya da yasadışı bir kazanç saymak, kavramın bu gelenekteki anlamını daraltır.
Rant, kıt bir varlığın sahipliğinden elde edilen ve çoğu zaman yasal ve sıradan olan gelirdir.
Aklında kalsın
- Bir kavramı yeni bir olguya uygularken iki hatadan kaçınmak gerekir: olguyu kavrama zorla sığdırmak ve kavramı hemen terk etmek.
- Küresel değer zincirinde en büyük pay çoğu zaman tasarım ve markaya, en küçük pay ise emeğin yoğun olduğu üretim aşamalarına gider.
- Maddi olmayan emek kavramı, dijital etkinlikteki değer aktarımını görünür kılar, ama bu etkinliği ücretli emekle özdeşleştirmek tartışmalıdır.
- Rant, kıt bir varlığın sahipliğinden emek harcamadan elde edilen gelirdir ve platform şirketlerinin gelirini anlamak için kullanılabilir.
- Mülksüzleştirme yoluyla birikim, ortak ve kamusal kaynakların özel mülkiyete aktarılmasının bugün de süren bir birikim kaynağı olduğunu gösterir.
- Süreklilik, yeni çağ ve bilgi toplumu tutumları, çağdaş eşitsizliklerin kaynağına ilişkin farklı beklentiler taşır ve veriyle karşılaştırılabilir.
- Gündelik dildeki rant bir suçlama, bu gelenekteki rant ise bir ilişki tarifidir.
Sonraki derse köprü
Bu kurs boyunca toplumu, insanların geçimlerini nasıl sağladığından, aralarındaki çıkar karşıtlıklarından ve bu karşıtlıkların yol açtığı çekişmelerden başlayarak okuduk. Ama aynı toplumlara başka bir kapıdan girmek de mümkündür. Sosyolojinin öbür kurucu geleneklerinden biri, toplumu bir arada tutan şeyin ne olduğunu sorarak başlar: insanlar birbirleriyle çatışırken bile neden ortak kurallara uyar, ortak inançları paylaşır ve kendilerini bir bütünün parçası olarak hisseder? Bu gelenek, bireylerin iradesinden bağımsız olarak var olan ve onları dışarıdan biçimlendiren toplumsal olguların, birer şey gibi incelenmesi gerektiğini savunur. Sonraki ders, bu geleneğin kurucu önerisini, yani toplumsal olgu kavramını ve onu incelemek için önerilen sosyolojik yöntemi ele alıyor.