İçeriğe geç

KUR-202-05·Marx ve Marksist Gelenekler

Kapitalizmin krizleri ve dönüşümü

temel2.202 kelime≈ 15 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Kapitalizmin krizleri çoğu zaman bir kıtlık değil, ödeme gücüne sahip talebi aşan bir bolluk krizidir.
  2. Kredi, talebi ücretlerin karşılayamayacağı bir düzeye taşıyarak krizi erteleyebilir, ama derinleştirebilir de.
  3. Kâr oranının düşme eğilimi, makineye yapılan yatırımın emeğe oranla artmasından doğan bir eğilimdir, kaçınılmaz bir yasa değildir.
  4. Bu gelenekte kriz yalnız bir yıkım değil, aynı zamanda sermayenin yoğunlaştığı ve düzenin yeniden kurulduğu bir andır.
  5. Birikim rejimi, üretim, tüketim, ücret ve devlet politikalarının bir süre uyumlu biçimde işlediği bir düzendir ve fordizm bunun bir örneğidir.
  6. Yaratıcı yıkım okuması krizi düzenin kendini yenilemesi olarak görür ve geleneğin dışından gelen güçlü bir itirazdır.
  7. Krizin maliyeti toplumun bütününe eşit dağılmaz; kurtarma kararları, krizin kimin sırtına yükleneceğini belirler.

Açılış sahnesi

Bir beyaz eşya fabrikasının deposu, kış ortası. Raflar tavana kadar dolu: buzdolapları, çamaşır makineleri, bulaşık makineleri. Depo sorumlusu her sabah sevkiyat listesine bakıyor ve liste her hafta biraz daha kısalıyor. Bayiler sipariş vermiyor, çünkü kendi depoları da dolu. Müşteriler mağazaya geliyor, bakıyor, fiyatı soruyor ve çıkıp gidiyor. Kredi kartlarının limitleri dolmuş, taksitler birikmiş.

Fabrikanın montaj hattında ise bir ay öncesine kadar üç vardiya çalışılıyordu. Önce gece vardiyası kaldırılıyor. Sonra çalışanların bir kısmı ücretsiz izne çıkarılıyor. Aynı dönemde, birkaç yıl önce alınan ve hattı yarı yarıya otomatikleştiren robotların kredi taksitleri ödenmeye devam ediyor.

Depo sorumlusu bir akşam eve dönerken bir çelişkiyi düşünüyor. Depoda insanların ihtiyaç duyduğu binlerce makine duruyor, ama onları yapan işçiler evlerine gönderiliyor. Makineleri alacak insanlar var, ama paraları yok. Parası olacak insanlar işlerini kaybediyor. Bolluk ile yoksunluk aynı anda, aynı yerde duruyor.

Bu derste ne olacak

Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.

Önceki ders, fiyatların ve piyasaların düzen sorunsuz işlediği sürece insanların iradesinden bağımsız güçler gibi göründüğünü anlattı. Bu ders, düzenin sarsıldığı anlara bakıyor. Sahnedeki depo bir krizin gündelik yüzünü gösteriyor: mallar üretilmiş, ama satılamıyor.

Dersin iki sorusu var. Birincisi, sarsıntının kaynağı düzenin dışında mı aranmalı, içinde mi? İkincisi, krizlerden sonra düzen neden eskisi gibi kalmaz, hangi yönde dönüşür? Bu gelenek, her iki soruya da tek bir cevap vermez; içinde birbiriyle yarışan açıklamalar vardır ve geleneğin dışından gelen güçlü itirazlar da vardır. Ders bu açıklamaları yan yana koyuyor ve her birinin hangi gözlemi beklediğini gösteriyor.

Sıfır noktası — satılamayan bolluk

Sahnedeki depoda bir şey dikkat çekiyor: kriz bir kıtlık değil, bir bolluk krizi. Tarih boyunca pek çok toplumsal felaket kıtlıktan doğmuştur: kuraklık, kötü hasat, savaş. Sahnedeki kriz ise tersine, üretilenin fazlalığından doğuyor. Bu gelenek, bu türden krizi kendine özgü bir kavramla adlandırır.

Mekanizma — krizin iki kaynağı

Bu gelenek içinde krizlerin kaynağına ilişkin iki ana açıklama vardır. Birincisi, sahnedeki depoya, yani talebin yetersizliğine bakar. İkincisi, sahnedeki robotlara, yani üretimin iç yapısına bakar.

Birinci açıklamaya göre sorun, önceki derslerde gördüğümüz farktan doğar. Ücretler, çalışanların ürettiği değerin yalnız bir kısmını karşılar. Çalışanlar aynı zamanda tüketicidir; ücretleri düşük tutulduğunda, ürettikleri malların hepsini satın alamazlar. Düzen, kârı artırmak için ücretleri baskı altında tutma eğilimindedir, ama bu eğilim, malların satılacağı talebi de daraltır.

İkinci açıklama başka bir yere bakar.

İki açıklama birbirini dışlamaz ve pek çok çözümlemede birlikte kullanılır. Ama farklı politikalara işaret ederler. Birincisi talebin canlandırılmasını, yani ücretlerin ya da kamu harcamalarının artırılmasını önerir. İkincisi ise bu önlemlerin ancak geçici bir rahatlama sağlayacağını, çünkü sorunun üretimin iç yapısında olduğunu savunur.

Kriz nasıl bir dönüşüm doğurur

Bu gelenekte kriz yalnız bir yıkım değil, aynı zamanda bir yeniden düzenlemedir. Kriz sırasında zayıf işletmeler batar, güçlüler onları satın alır, ücretler düşer, yeni teknolojiler yaygınlaşır ve devletin ekonomideki rolü değişir. Kriz sona erdiğinde düzen eskisinden farklı bir biçim almıştır.

Bu gelenekten beslenen bazı araştırmacılar, uzun dönemli dönüşümleri anlamak için bir kavram geliştirmiştir.

Ölçüt nerede yanlış çalışıyor

Kriz kavramı iki karşıt hatayla kolayca bozulur.

Birincisi, her krizi düzenin sonunun habercisi saymaktır. Bu geleneğin tarihinde pek çok kez kapitalizmin son krizine girdiği öngörülmüş, ama düzen her seferinde dönüşerek sürmüştür. Böyle bir kehanet her kriz geldiğinde doğrulanmış, her kriz sona erdiğinde ise ertelenmiş görünür; bu da onu sınanamaz kılar.

İkincisi, krizleri düzenle ilgisiz dışsal şoklar saymaktır: bir savaş, bir salgın, bir doğal afet ya da bir yöneticinin hatası. Bu okuma bazı krizler için doğru olabilir, ama her krizi dışsal bir nedene bağlamak, krizlerin neden belirli aralıklarla ve belirli biçimlerde tekrarlandığını açıklamaz.

Kuramsal mercekler

Sahnedeki depoyu açıklamaya girişen üç yaklaşım, işe başka başka sorularla başlar.

Birinci okuma talebin yetersizliğine bakar ve depodaki makinelerin neden satılmadığını sorar. Bu okuma doğruysa, ücretlerin ve hane gelirlerinin ekonomik büyümenin gerisinde kaldığı dönemlerin ardından krizlerin daha sık görülmesi beklenir.

İkinci okuma kâr oranına bakar ve fabrikanın neden robotlara bu kadar çok yatırım yaptığını sorar. Bu okuma doğruysa, krizlerden önce işletmelerin yatırılan sermaye başına kârlarının uzun bir süre boyunca gerilemiş olması beklenir.

Üçüncüsü bu geleneğe dışarıdan itiraz eder ve krizi yenilenmenin bir parçası olarak görür.

Aralarındaki seçimi veri yapabilir: krizden önceki dönemde ücretlerin, kâr oranlarının ve yeni teknolojilerin yayılma hızının nasıl seyrettiğine ve krizden sonra hangi işletmelerin, hangi sektörlerin ve hangi çalışanların kaybettiğine bakılabilir.

Ölçek

Karşılaşma ölçeğinde kriz bir gündelik hayat deneyimidir: ücretsiz izne çıkarılan bir işçi, ödenemeyen bir taksit, ertelenen bir düğün, kiralık bir ev yerine akrabanın yanına taşınma.

Kurum ölçeğinde kriz bir işletmenin, bir bankanın ya da bir sektörün kararlarında görünür: vardiyaların kaldırılması, kredi musluklarının kısılması, küçük işletmelerin kapanması ve büyüklerin birleşmesi.

Toplum ölçeğinde kriz, ülkenin üretiminin, istihdamının ve bölüşümünün yeniden düzenlenmesidir. Bu ölçekte son sözü çoğu zaman devlet söyler: bankaları kurtarıp kurtarmamak, işsizlere destek verip vermemek ve yeni düzenin kurallarını belirlemek devletin kararlarıdır.

Türkiye'de krizi fırsata çevirmek

Türkiye'de ekonomi dilinde sık duyulan bir söz vardır: krizi fırsata çevirmek. Söz, işletmelere ve kişilere kriz dönemlerini bir yıkım olarak değil, yeni pazarlar bulmak, maliyetleri düşürmek ve rakiplerin boşalttığı yerleri doldurmak için bir fırsat olarak görmeyi öğütler. Sözün kendisi, bu dersin üçüncü merceğini gündelik dile taşır: kriz bir yenilenme anıdır.

Ama aynı söz, bu geleneğin sorusunu da gizlice içerir: kim için fırsat? Bir işletmenin rakibinin batmasını fırsata çevirmesi, o rakibin çalışanları için işsizlik anlamına gelir. Türkiye'nin yaşadığı büyük ekonomik krizlerde, bazı işletmeler ve bazı kesimler güçlenerek çıkarken, pek çok küçük işletme kapanmış ve pek çok hane borç ve işsizlikle karşılaşmıştır.

Karşılaştırmalı bir soru buradan doğar: başka dillerde ve ekonomi kültürlerinde kriz daha çok bir felaket olarak mı, yoksa bir fırsat olarak mı anlatılır ve bu anlatım, krizin maliyetinin kime yükleneceği tartışmasını nasıl etkiler?

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Krizlerin kaynağı üzerine iddialar, geriye dönük ve karşılaştırmalı verilerle sınanır. Aşağıdaki kurulumlar bu sınamanın yollarını gösteriyor.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışKapitalizmin krizlerini bir kıtlık krizi saymak, bu krizlerin kendine özgü niteliğini gözden kaçırır.
Doğrusu

Bu krizler çoğu zaman üretilenin ödeme gücüne sahip talebi aştığı bir bolluk krizidir.

Yaygın yanlışKâr oranının düşme eğilimini kaçınılmaz bir yasa saymak, kavramın kendi içindeki çekinceyi atlar.
Doğrusu

Bu bir eğilimdir ve işletmelerin karşı koyabileceği yollar vardır.

Yaygın yanlışHer krizi düzenin son krizi saymak, açıklamayı sınanamaz hâle getirir.
Doğrusu

Düzen pek çok krizden dönüşerek çıkmıştır ve açıklamanın bu dönüşümleri de hesaba katması gerekir.

Aklında kalsın

  1. Kapitalizmin krizleri çoğu zaman bir kıtlık değil, ödeme gücüne sahip talebi aşan bir bolluk krizidir.
  2. Kredi, talebi ücretlerin karşılayamayacağı bir düzeye taşıyarak krizi erteleyebilir, ama derinleştirebilir de.
  3. Kâr oranının düşme eğilimi, makineye yapılan yatırımın emeğe oranla artmasından doğan bir eğilimdir, kaçınılmaz bir yasa değildir.
  4. Bu gelenekte kriz yalnız bir yıkım değil, aynı zamanda sermayenin yoğunlaştığı ve düzenin yeniden kurulduğu bir andır.
  5. Birikim rejimi, üretim, tüketim, ücret ve devlet politikalarının bir süre uyumlu biçimde işlediği bir düzendir ve fordizm bunun bir örneğidir.
  6. Yaratıcı yıkım okuması krizi düzenin kendini yenilemesi olarak görür ve geleneğin dışından gelen güçlü bir itirazdır.
  7. Krizin maliyeti toplumun bütününe eşit dağılmaz; kurtarma kararları, krizin kimin sırtına yükleneceğini belirler.

Sonraki derse köprü

Bu geleneğin kurucu metinleri, krizlerin derinleştikçe çalışanları örgütleyeceğini ve düzenin dönüşümünü hızlandıracağını öngörüyordu. Ama pek çok kriz, beklenen dönüşümü getirmedi. Bu durum, geleneği takip eden kuşakları farklı yönlere götürdü. Bir kısmı kurucu düşünceleri sistemleştirip bir öğretiye dönüştürmeye çalıştı. Bir kısmı, düzenin sömürgeler ve kapitalizm dışı alanlara yayılarak krizlerini nasıl ertelediğini sordu. Bir kısmı, dönüşümü örgütleyecek bir öncü partinin rolünü vurguladı. Bir kısmı ise egemen düzenin yalnız zorla değil, insanların rızasıyla da ayakta kaldığını ileri sürdü. Sonraki ders, bu geleneğin kurucularından sonra gelen düşünürlerin açtığı farklı çizgileri ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.