İçeriğe geç

KUR-202-04·Marx ve Marksist Gelenekler

Yabancılaşma, ideoloji ve meta fetişizmi

temel2.227 kelime≈ 15 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Yabancılaşma bir duygu değil, kişinin işi, ürünü ve çalışma arkadaşları üzerindeki denetimini yitirdiği bir ilişki durumudur.
  2. Meta fetişizmi, insanlar arasındaki bağların nesneler arasındaki bağlar biçiminde belirmesidir ve bu görünüm bir aldanma değil, gerçek bir görünümdür.
  3. İdeolojinin en güçlü biçimi açık propaganda değil, doğru bir yanı olduğu için ikna eden sağduyudur.
  4. İdeolojiyi insanların aptal olduğu iddiasına indirgemek, kavramı araştırmacıyı koruyan bir kalkana dönüştürür.
  5. Pragmatik kabul, insanların koşullarının farkında olup onları değiştirmenin maliyetini hesaplayarak razı olmasıdır.
  6. Üç okuma, aynı sorunun özel ve kamusal ortamlarda farklı cevaplanıp cevaplanmadığıyla sınanabilir.
  7. Haber dilinde fiyatların ve piyasaların öznesiz güçler gibi anlatılması, meta fetişizminin gündelik bir izidir.

Açılış sahnesi

Bir çağrı merkezinde öğle arası. Sabahtan beri ekranında beliren metni okuyarak müşterilere kredi kartı öneren bir genç, yemekhanede telefonuna bakıyor. Sabah kaç arama yaptığını, kaç satış kapattığını ve performans puanının ekip ortalamasının neresinde olduğunu gösteren bir bildirim gelmiş. Metni kimin yazdığını bilmiyor; bir cümleyi değiştirdiğinde puanı düşüyor. Sattığı kartların kime, hangi koşullarla verildiğini de bilmiyor; sistem müşteriyi seçiyor, o yalnızca konuşuyor.

Yanındaki masada bir iş arkadaşı gazete okuyor ve bir başlığı yüksek sesle söylüyor: piyasalar tedirgin, faizler yükseldi, fiyatlar yeniden tırmanıyor. Masadakiler başlarını sallıyor. Biri, kira artışının piyasanın isteği olduğunu, ev sahibinin de ne yapsın diye söylediğini anlatıyor. Kimse piyasanın kim olduğunu, neden tedirgin olduğunu ya da fiyatların nasıl tırmandığını sormuyor. Fiyatlar bir hava durumu gibi konuşuluyor: gelir, gider, insanlar da şemsiyelerini açıp kapatır.

Öğle arası bitiyor. Genç yeniden ekranın başına oturuyor ve metni okumaya devam ediyor. Kendi sesiyle, ama kendi cümleleri olmadan.

Bu derste ne olacak

Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.

Önceki ders bir soruyla kapandı: aynı konumu paylaşan insanlar neden kendilerini çoğu zaman bir sınıf olarak görmez? Bu ders o soruya bu geleneğin verdiği üç cevabı ele alıyor. Birincisi, çalışan insanın kendi işiyle, işinin ürünüyle ve başkalarıyla ilişkisinin koptuğu bir durumu anlatır. İkincisi, insanlar arasındaki ilişkilerin eşyalar arasındaki ilişkiler gibi görünmesini anlatır. Üçüncüsü, bir toplumdaki düşüncelerin o toplumun ilişkilerini doğal ve değişmez gösterebilmesini anlatır.

Üç kavram da bu gelenek içinde ve dışında çok tartışılmıştır ve üçü de kolayca bir suçlamaya dönüşebilir: insanlar kendi durumlarını göremiyor, aldatılıyor, yanılıyor. Ders bu kavramların ne zaman bir şey gösterdiğini ve ne zaman insanları küçümseyen bir kestirmeye dönüştüğünü ayırmaya çalışıyor.

Sıfır noktası — kendi yaptığını tanımamak

Sahnedeki genç her gün konuşuyor, ama söylediklerinin sahibi değil. Satış yapıyor, ama satışın koşullarını bilmiyor. Bir ekibin parçası, ama ekip arkadaşlarıyla ilişkisi bir puan tablosundaki sıralamadan ibaret. Bu gelenek bu durumu bir kavramla adlandırır.

Mekanizma — ilişkinin eşyaya dönüşmesi

Sahnedeki yemekhanede konuşulan fiyatlar, bu geleneğin ikinci kavramına bir örnek. İnsanlar fiyatları, onları belirleyen insanlardan ve kararlardan bağımsız, kendi başına hareket eden şeyler gibi konuşuyor.

Kavramın ince noktası buradadır. Fetişizm, insanların yanlış gördüğünü değil, gördüklerinin gerçekten öyle göründüğünü söyler. Sahnedeki kira artışı gerçekten ev sahibinin kişisel iradesinin ötesindeki bir düzen tarafından belirlenir; yanıltıcı olan, bu düzenin insanlar arasındaki ilişkilerden oluştuğunun görünmez kalmasıdır.

Üçüncü kavram, bu görünümün düşünce düzeyindeki karşılığıdır.

Ölçüt nerede yanlış çalışıyor

Bu üç kavram, en kolay kötüye kullanılan kavramlar arasındadır ve üç ayrı biçimde bozulur.

Birincisi, ideolojiyi insanların aptal ya da kandırılmış olduğu iddiasına indirgemektir. Bu okuma, insanların kendi koşullarını araştırmacıdan daha iyi bildiği durumları görmez ve insanların söylediklerini baştan geçersiz sayar. Böyle kullanıldığında kavram bir çözümleme aracı olmaktan çıkar ve araştırmacının kendi görüşünü koruyan bir kalkana dönüşür.

İkincisi, her memnuniyetsizliği yabancılaşma saymaktır. Bir iş sıkıcı, yorucu ya da kötü ödenmiş olabilir, ama kavram bir duygu değil bir ilişki durumu anlatır. Belirleyici olan, kişinin işi ve ürünü üzerindeki denetimidir.

Üçüncüsü, her inancı ideoloji saymaktır. Bir düşünce ideoloji sayılabilmek için belirli bir toplumsal düzeni doğal gösterme ve bazı çıkarları görünmez kılma işlevi görmelidir. Bu işlev gösterilmeden yapılan bir ideoloji suçlaması, önceki derslerde tanımladığımız görünür kılma sınamasından geçemez: her şeye uyan bir açıklama, hiçbir şeyi ayırt etmez.

Kuramsal mercekler

İnsanların kendi konumlarını neden sınıf konumu olarak görmediği sorusuna üç okuma var ve her biri başka bir şeyin gözlenmesini bekliyor.

Birinci okuma bir örtme mekanizması görür. Buna göre egemen düşünceler insanların çıkarlarını gizler ve insanlar bu yüzden kendi durumlarını yanlış yorumlar. Bu okuma doğruysa, insanlara durumlarının gerçek koşulları gösterildiğinde yorumlarının değişmesi beklenir.

İkinci okuma bu düşüncelerin pratiklerin içine gömülü olduğunu savunur. İdeoloji burada insanların kafasındaki inançlardan çok, gündelik hayatta yaptıkları şeylerdedir: ücret bordrosunu imzalamak, performans puanını kontrol etmek, kirayı piyasa fiyatına göre ödemek. Bu okuma doğruysa, bilgi vermek davranışı pek değiştirmez; değişim için pratiklerin kendisinin değişmesi gerekir.

Üçüncü okuma geleneğin dışından bir itiraz olarak gelir ve bir tür aklı başında razı olmayı önerir.

Üç okuma aynı sahada sınanabilir: insanlara kendi koşulları özel bir ortamda ve kamusal bir ortamda ayrı ayrı sorulduğunda, cevaplar arasında büyük bir fark varsa ve insanlar koşullarını açıkça eleştirip yine de razı olduklarını söylüyorsa üçüncü okuma güçlenir. Cevaplar iki ortamda da düzeni doğal gösteriyorsa birinci ya da ikinci okuma güçlenir.

Ölçek

Karşılaşma ölçeğinde yabancılaşma bir iş gününün dokusudur: bir metni okumak, bir vidayı takmak, bir puanı kontrol etmek. Bu ölçekte kavram ancak dikkatli bir gözlemle, kişinin hangi kararları verip hangilerini veremediğine bakılarak görülür.

Kurum ölçeğinde bu ilişkiler bir örgütlenme biçimidir: iş süreçlerinin parçalara bölünmesi, kararların merkezde toplanması, performansın otomatik sistemlerle ölçülmesi. Bu ölçekte yabancılaşma bir yöneticinin kötü niyeti değil, işin tasarlanma biçimidir.

Toplum ölçeğinde meta fetişizmi ve ideoloji bir bütün olarak görünür: fiyatların ve piyasaların haberlerde bir doğa olayı gibi anlatılması, belirli sözlerin sağduyu olarak dolaşması ve belirli düzenlemelerin başka türlü olamazmış gibi sunulması.

Türkiye'de piyasanın iki anlamı

Türkiye'de gündelik konuşmada piyasa sözcüğü iki ayrı şeyi anlatır. Birincisi somut bir yerdir: semt pazarı, esnafın dükkânları, alıcıyla satıcının yüz yüze pazarlık ettiği sokak. İkincisi soyut bir güçtür: haberlerdeki piyasalar, fiyatları belirleyen ve kimsenin yüzünü görmediği bir düzen.

İki anlam arasındaki mesafe, bu dersin ikinci kavramını gündelik dilde görünür kılar. Semt pazarında fiyat, satıcının ve alıcının karşılıklı konuşmasıyla belirlenir ve arkasındaki insanlar görünür. Haberlerdeki piyasada ise fiyat bir öznesiz fiil gibi hareket eder ve insanlar görünmez olur.

Karşılaştırmalı bir bakış burada şunu sorar: başka dillerde somut pazar yeri ile soyut piyasa aynı sözcükle mi anılır, yoksa ayrı sözcüklerle mi? Aynı sözcüğün iki anlamı taşıması, soyut piyasanın arkasında da somut insanların durduğunu hatırlatabilir; ama gündelik kullanım, çoğu zaman bu hatırlatmayı değil, ikisinin arasındaki mesafeyi pekiştirir.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Yabancılaşma, meta fetişizmi ve ideoloji doğrudan gözlenmez; ama bıraktıkları izler kayıt altına alınabilir. Aşağıdaki kurulumlar bu izleri sürmenin yollarını gösteriyor.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışYabancılaşmayı bir iş memnuniyetsizliği duygusu saymak, kavramın ölçütünü değiştirir.
Doğrusu

Belirleyici olan kişinin ne hissettiği değil, işi ve ürünü üzerindeki denetimidir.

Yaygın yanlışMeta fetişizmini insanların aldatıldığı bir yanılsama saymak, kavramın ince noktasını kaçırır.
Doğrusu

Fiyatlar gerçekten tek tek insanların iradesinden bağımsız hareket eder; görünmez kalan, bu hareketin insan ilişkilerinden oluşmasıdır.

Yaygın yanlışİdeolojiyi yalnız açık propagandadan ibaret saymak, onun en güçlü biçimini gözden kaçırır.
Doğrusu

İdeoloji çoğu zaman sorgulanmadan kabul edilen sağduyu olarak dolaşır ve doğru bir yanı olduğu için ikna edicidir.

Yaygın yanlışİnsanların kendi koşullarını göremediğini varsaymak, pragmatik kabul olasılığını görmezden gelir.
Doğrusu

İnsanlar çoğu zaman koşullarının farkındadır ve onları değiştirmenin maliyetini hesaplayarak razı olur.

Yaygın yanlışHer düşünceyi ideoloji saymak, kavramı sınanamaz hâle getirir.
Doğrusu

Bir düşünce ancak belirli bir düzeni doğal gösterme ve bazı çıkarları görünmez kılma işlevi gösterildiğinde ideoloji sayılabilir.

Aklında kalsın

  1. Yabancılaşma bir duygu değil, kişinin işi, ürünü ve çalışma arkadaşları üzerindeki denetimini yitirdiği bir ilişki durumudur.
  2. Meta fetişizmi, insanlar arasındaki bağların nesneler arasındaki bağlar biçiminde belirmesidir ve bu görünüm bir aldanma değil, gerçek bir görünümdür.
  3. İdeolojinin en güçlü biçimi açık propaganda değil, doğru bir yanı olduğu için ikna eden sağduyudur.
  4. İdeolojiyi insanların aptal olduğu iddiasına indirgemek, kavramı araştırmacıyı koruyan bir kalkana dönüştürür.
  5. Pragmatik kabul, insanların koşullarının farkında olup onları değiştirmenin maliyetini hesaplayarak razı olmasıdır.
  6. Üç okuma, aynı sorunun özel ve kamusal ortamlarda farklı cevaplanıp cevaplanmadığıyla sınanabilir.
  7. Haber dilinde fiyatların ve piyasaların öznesiz güçler gibi anlatılması, meta fetişizminin gündelik bir izidir.

Sonraki derse köprü

Bu derste fiyatların, piyasaların ve paraların, insanların iradesinden bağımsız hareket eden güçler gibi göründüğünü gördük. Bu görünüm, düzen sorunsuz işlediği sürece sağlamdır. Ama düzen zaman zaman sarsılır: fabrikalar mallarını satamaz, bankalar batar, işsizlik birden yükselir ve fiyatlar herkesin beklediğinin dışında hareket eder. Böyle anlarda öznesiz güçlerin arkasındaki ilişkiler görünür hâle gelir ve insanlar kimin karar verdiğini sormaya başlar. Sonraki ders, kapitalizmin krizlerini ve dönüşümünü ele alıyor: krizler dışarıdan gelen kazalar mı, yoksa düzenin kendi işleyişinden mi doğar ve her krizden sonra düzen neden aynı kalmaz?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.