Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Bu gelenekte sınıf, ne kadar kazanıldığıyla değil, üretim araçlarıyla ilişkiyle tanımlanır.
- Kendinde sınıf aynı nesnel konumu paylaşanları, kendi için sınıf ise bu ortaklığı tanıyıp birlikte davrananları anlatır.
- Konumdan gruba geçiş kendiliğinden olmaz; örgütlenme, ortak bir dil ve tetikleyici koşullar gerektirir.
- Sınıf mücadelesi açık çatışmaların yanında gündelik ve kurumsal biçimlerde de sürer.
- Araçsal yorum devleti egemen sınıfın aracı, yapısal yorum ise düzenin sürekliliğine bağımlı bir yapı olarak görür.
- Devletin her kararını tek bir sınıfın çıkarıyla açıklamak, iddiayı sınanamaz kılar.
- Aynı konumdaki insanları farklı adlarla ayıran dil, kendi için sınıfa geçişi zorlaştırabilir.
Açılış sahnesi
Bir organize sanayi bölgesinde otuz ayrı atölye var ve her sabah aynı servis güzergâhından yüzlerce kişi taşınıyor. Servisteki insanların çoğu birbirini tanımıyor. Biri boyahanede, biri örme atölyesinde, biri depoda çalışıyor. Aynı saatte biniyorlar, aynı saatte iniyorlar, benzer ücretler alıyorlar ve benzer sözleşmeler imzalamışlar. Ama servis içinde konuşulanlar maç, fiyatlar ve çocukların okulu.
Bir kış, bölgedeki atölyelerin çoğu aynı hafta içinde cumartesi mesaisini zorunlu hâle getiriyor. Serviste ilk kez aynı konu konuşuluyor. Birkaç gün sonra boyahaneden biri bir mesajlaşma grubu kuruyor ve grup kısa sürede yüzlerce kişiye ulaşıyor. Aynı dönemde atölye sahipleri de kendi derneklerinde toplanıyor ve siparişlerin yetişmesi için mesai düzenlemesinin sürmesi gerektiğini konuşuyor. Bir ay sonra çalışma saatlerine ilişkin bir yönetmelik değişikliği tartışılmaya başlıyor ve her iki taraf da kendi görüşünü bakanlığa iletmek için temsilci arıyor.
Servisteki insanlar bir ay öncesine kadar yalnızca aynı yolda giden kişilerdi. Şimdi bir grup olarak konuşuyorlar, bir karşı tarafları var ve ikisinin arasında devlet duruyor.
Bu derste ne olacak
Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.
Önceki derste tek bir atölyede tek bir makinecinin günü üzerinden bir oran kuruldu. Bu ders aynı oranı milyonlarca insana taşıyor ve üç ayrı soru soruyor. Aynı konumda bulunmak insanları bir sınıf yapar mı? Konumun ortaklığından ortak bir çıkar ve ortak bir eyleme nasıl geçilir? Bu çekişmede devlet nerede durur?
Soruların hiçbiri kendiliğinden cevaplanmaz ve bu gelenek içinde de her biri uzun süre tartışılmıştır. Ders bir cevap dayatmıyor; konumdan gruba, gruptan çekişmeye ve çekişmeden devlete giden hattın hangi noktalarda kırılabildiğini gösteriyor.
Sıfır noktası — aynı konum, ayrı hayatlar
Toplumsal sınıf kavramını temel derslerde, bir kişinin geçimini nasıl sağladığına göre tanımlamıştık. Bu gelenekte sınıfın ölçütü daha dardır: üretim araçlarıyla ilişki. Bir yanda üretim araçlarına sahip olanlar, öbür yanda emek gücünü kiraya vermekten başka geçim yolu bulunmayanlar. Servisteki yüzlerce kişi bu ölçüte göre aynı yerde duruyor. Ama aynı yerde durmak, kendini aynı yerde görmek anlamına gelmez.
Mekanizma — konumdan gruba, gruptan çekişmeye
Konumu paylaşanların bir grup hâline gelmesi, bu geleneğin en çok tartışılmış geçişidir. Geçişin kendiliğinden olmadığı konusunda gelenek içinde geniş bir uzlaşma vardır; nasıl ve ne zaman olduğu konusunda ise yoktur.
Sahnedeki cumartesi mesaisi, bu geçişin tetikleyicilerinden birini gösteriyor. Aynı karar aynı anda herkesi etkilediğinde, parçalı kimlikler ortak bir şikâyet çevresinde toplanabiliyor.
Mücadelenin öbür tarafı da örgütlenir. Atölye sahiplerinin dernekleri, odaları ve sendikaları vardır ve bunlar da ortak bir çıkarı tanımlayıp temsil eder. Çekişme iki örgütlü grup arasında sürdüğünde, sonuç sıklıkla bir yasa, bir yönetmelik ya da bir toplu sözleşme olarak kayda geçer ve burada devlet sahneye girer.
Devlet nerede duruyor
Bu gelenekte devletin rolü üzerine iki temel yorum vardır ve ikisi birbirinden belirgin biçimde ayrılır.
Önceki bir kursta tanımladığımız devletin göreli özerkliği kavramı, bu iki yorum arasındaki tartışmanın bir ürünüdür. Devlet sınıflardan tamamen bağımsız değildir, ama egemen sınıfın doğrudan aracı da değildir.
Ölçüt nerede yanlış çalışıyor
Bu dersin kavramları kolayca aşırı genişletilebilir ve üç ayrı yerde bozulur.
Birincisi, her toplumsal çatışmayı sınıf mücadelesi saymaktır. Mahalle ile belediye arasındaki bir imar anlaşmazlığı, iki köy arasındaki bir su kavgası ya da bir taraftar çatışması, sınıf konumlarıyla ilişkili olabilir, ama doğrudan sınıf mücadelesi değildir. Kavram, çekişmenin üretilen değerin bölüşümü ya da çalışma koşulları üzerine olmasını ve tarafların farklı sınıf konumlarında durmasını gerektirir.
İkincisi, sınıfı gelir dilimleriyle karıştırmaktır. Yüksek maaşlı bir yazılımcı ile düşük gelirli bir esnaf, gelir tablosunda ters sıralarda durur, ama bu gelenekteki ölçüte göre biri ücretli, öbürü kendi işinin sahibidir. Sınıf, ne kadar kazanıldığıyla değil, geçimin hangi ilişki içinde sağlandığıyla belirlenir.
Üçüncüsü, devletin her kararını tek bir sınıfın çıkarıyla açıklamaktır. Böyle bir açıklama her yasaya uyar ve bu yüzden hiçbir şey açıklamaz; işçilerin lehine çıkan bir yasa da, aleyhine çıkan bir yasa da aynı egemen sınıfın çıkarıyla açıklanabiliyorsa, iddia sınanamaz hâle gelir. Önceki derste tanımladığımız görünür kılma sınaması burada da geçerli: bir yorum, uyduğu kararlarla değil, başka bir yorumun göremediği bir şeyi gösterip göstermediğiyle değerlendirilmelidir.
Kuramsal mercekler
Devletin bu çekişmedeki yerini üç ayrı okuma birbirinden farklı tarif eder ve sahnedeki yönetmelik tartışması üçünü aynı anda sınamaya elverişli.
Birinci okuma devleti bir araç sayar. Bu okumaya göre yönetmeliğin sonucu, bakanlık kadrolarının hangi grupla daha yakın bağlara sahip olduğunu izleyerek önceden kestirilebilir.
İkinci okuma devleti bir yapı sayar. Bu okumaya göre kadroların kim olduğu belirleyici değildir; yönetmelik, atölyelerin rekabet gücünü ve bölgenin istihdamını korumayı öncelikli tutacak ve işçilere verilen tavizler bu sınır içinde kalacaktır.
Üçüncü okuma devleti bir çekişme alanı sayar. Bu okumaya göre devletin içinde farklı kurumlar ve farklı kadrolar farklı gruplara yakındır ve yönetmeliğin sonucu, tarafların ne kadar örgütlü olduğuna, kamuoyunun nasıl etkilendiğine ve hangi kurumun süreçte ağırlık kazandığına göre değişir. Devlet burada ne bir araç ne sabit bir yapı; mücadelenin sürdüğü yerlerden biridir.
Üç okuma aynı süreçte sınanabilir: yönetmeliğin hazırlanışında kimin görüşünün alındığı, hangi taslağın hangi gerekçeyle değiştirildiği ve sonuçta hangi tarafın taleplerinin ne ölçüde karşılandığı izlendiğinde, hangi okumanın süreci daha iyi açıkladığı görülebilir.
Ölçek
Karşılaşma ölçeğinde sınıf bir ilişki olarak yaşanır: ustabaşı ile makineci, işveren ile işçi, bir mola kararı, bir mesai talebi. Bu ölçekte mücadele çoğu zaman sessiz ve bireyseldir.
Kurum ölçeğinde sınıf örgütlenir: sendikalar, işveren örgütleri, meslek odaları ve toplu sözleşme masaları. Bu ölçekte tek tek kişilerin yerini temsilciler, şikâyetlerin yerini talepler alır.
Toplum ölçeğinde sınıf mücadelesi yasalara, asgari ücrete, vergi düzenlemelerine ve sosyal güvenlik sistemine yansır. Bu ölçekte devlet belirleyici bir aktördür ve karşılaşma ölçeğinde yaşanan çekişmeler, kurumlar aracılığıyla bu düzeye taşınır ya da taşınamaz.
Türkiye'de işçi ile çalışan arasındaki mesafe
Türkiye'de ücretle çalışanları anlatmak için kullanılan sözcükler, sınıf konusunda farklı şeyler söyler. İşçi sözcüğü, özellikle sanayide ve bedensel işte çalışanları anlatır ve çoğu zaman bir kimlik taşır. Çalışan, personel ve beyaz yakalı gibi sözcükler ise büroda ve hizmet sektöründe çalışanlar için kullanılır ve genellikle bir işçi kimliğinden uzak durur. Hukuk da bir ayrım yapar: kamu görevlileri ile işçiler farklı yasalara tabidir ve sendikal hakları farklı biçimlerde düzenlenmiştir.
Bu sözcük ayrımı dersin kavramlarıyla doğrudan ilişkilidir. Kendinde sınıftan kendi için sınıfa geçiş bir dil gerektirir ve dilin aynı konumdaki insanları farklı adlarla ayırması, bu geçişi zorlaştırabilir. Karşılaştırmalı bir merak buradan doğar: başka dillerde büro ve fabrika çalışanlarının aynı sözcükle anılıp anılmadığı ve bu ortak adın örgütlenmeyi kolaylaştırıp kolaylaştırmadığıdır.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Sınıf, sınıf mücadelesi ve devlet üzerine iddialar, genel ilkelerle değil, somut kayıtlarla sınanır. Aşağıdaki kurulumlar bu kayıtların nasıl üretileceğini gösteriyor.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışAynı nesnel konumu paylaşan insanların kendiliğinden bir sınıf gibi davranacağını sanmak, bu geleneğin en çok tartışılmış geçişini atlar.
Kendinde sınıftan kendi için sınıfa geçiş örgütlenme, dil ve koşullar gerektirir.
Yaygın yanlışHer toplumsal çatışmayı sınıf mücadelesi saymak, kavramı anlamsız bir genişliğe taşır.
Kavram, çekişmenin bölüşüm ya da çalışma koşulları üzerine olmasını ve tarafların farklı sınıf konumlarında durmasını gerektirir.
Yaygın yanlışSınıfı gelir düzeyiyle aynı şey saymak, bu geleneğin ölçütünü değiştirir.
Sınıf, ne kadar kazanıldığıyla değil, üretim araçlarıyla ilişkiyle belirlenir.
Yaygın yanlışDevletin her kararını egemen sınıfın çıkarıyla açıklamak, iddiayı sınanamaz kılar.
İşçilerin lehine ve aleyhine çıkan kararlar aynı açıklamaya sığıyorsa, açıklama hiçbir şeyi ayırt etmiyor demektir.
Yaygın yanlışMücadelenin yalnız grev ve gösteri gibi açık biçimlerde sürdüğünü sanmak, gündelik direniş biçimlerini gözden kaçırır.
Açık çekişmenin azaldığı dönemlerde mücadele sıklıkla biçim değiştirerek sürer.
Aklında kalsın
- Bu gelenekte sınıf, ne kadar kazanıldığıyla değil, üretim araçlarıyla ilişkiyle tanımlanır.
- Kendinde sınıf aynı nesnel konumu paylaşanları, kendi için sınıf ise bu ortaklığı tanıyıp birlikte davrananları anlatır.
- Konumdan gruba geçiş kendiliğinden olmaz; örgütlenme, ortak bir dil ve tetikleyici koşullar gerektirir.
- Sınıf mücadelesi açık çatışmaların yanında gündelik ve kurumsal biçimlerde de sürer.
- Araçsal yorum devleti egemen sınıfın aracı, yapısal yorum ise düzenin sürekliliğine bağımlı bir yapı olarak görür.
- Devletin her kararını tek bir sınıfın çıkarıyla açıklamak, iddiayı sınanamaz kılar.
- Aynı konumdaki insanları farklı adlarla ayıran dil, kendi için sınıfa geçişi zorlaştırabilir.
Sonraki derse köprü
Bu dersin sahnesinde, aynı konumu paylaşan yüzlerce insan uzun süre kendilerini ortak bir adla anmadı ve çağrı merkezindeki genç, koşulları fabrikadakilerden farksız olduğu hâlde kendini işçi saymadı. Bu durum bir soru bırakıyor: insanlar neden kendi konumlarını görmekte zorlanır, ya da onu başka bir biçimde görür? Bu gelenek, bu soruya üç kavramla yaklaşır. Birincisi, çalışan insanın kendi emeğinin ürününe, çalışma sürecine ve başkalarına yabancılaşmasıdır. İkincisi, bir toplumda egemen olan düşüncelerin, o toplumdaki ilişkileri doğal ve kaçınılmaz gösterebilmesidir. Üçüncüsü ise insanlar arasındaki ilişkilerin, alınıp satılan eşyalar arasındaki ilişkiler gibi görünmesidir. Sonraki ders yabancılaşmayı, ideolojiyi ve meta fetişizmini ele alıyor.